Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Hande Erçel: İstanbul bana aşkı hem veren hem de alan şehir oldu

“Güneşin Kızları” bu sezon açık ara en çok sevdiğim yerli dizi! Ne yalan söyleyeyim, dolu dolu hayat hikâyeleri olduğuna inanmadığım için genç oyuncularla röportaj yapmayı pek sevmiyorum.

Ama diziyi izlerken Güneş’in kızı Selin’in intikam aldıktan sonraki bakışını görünce, içimden “Bu kızda ışık var” dedim. İki gün sonra da soluğu sette aldım ve seyircinin onu neden bu kadar sevdiğini anladım. Çünkü Hande Erçel gerçekten de dünyalar tatlısı! Buyrun muhabbetimize siz de katılın...

Hande Erçel: İstanbul bana aşkı hem veren hem de alan şehir oldu

* Güneş’in kızı Selin olarak hayatımıza bir girdin, pir girdin. Peki Hande, Selin’le tanışıncaya kadar neler yaşadı?
- Benim hikâyem Bandırma’da başlar. Orada doğup büyüdüm. Beyaz eşya yetkili servisi babayla, ev hanımı annenin kızıyım. Bir de ablam var. Çocukluğum o kadar mutlu geçti ki, geriye dönüp baktığımda aklıma tek bir kötü anı bile gelmiyor. Bu yüzden aile konusunda çok şanslı olduğuma inanıyorum.
* Bu yeni nesil genç starlardan da, Küçük Emrah filmleri misali ‘acıların çocuğu’ hikâyesi hiç çıkmıyor...
- İnan ki arabesk kategorisine girecek hiçbir yanı yok hayatımın. Dediğim gibi sevgi dolu ve keyifli bir çocukluk geçirdim.
* Madem Bandırma’da bu kadar mutluydun, İstanbul’a niye geldin?
- Zaten baba tarafım İstanbullu olduğu için, şehri az çok biliyordum. 17 yaşında Mimar Sinan Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nü kazanınca rotayı buraya çevirip, kız yurduna yerleştim. Ama bir sene sonra da “Bu böyle olmayacak” deyip Moda’da ev tuttum.
* Haydi diyelim sizinkiler İstanbul gibi bir şehirde 17 yaşında eve çıkmana izin verdi, peki sen hiç korkmadın mı?
- Hiç ama hiç korkmadım. İnandığım her şeyin üzerine de korkmadan atlarım. Yarın bir gün Hollywood’a yerleştiğimi de duyarsan sakın şaşırma. Ama şimdilik kendimi Anadolu Yakası’nda çok daha rahat hissediyorum. Zaten artık tek değilim. Bir sene önce, Çanakkale’de okuyan ablam mezun olup yanıma taşındı. Herkesin bildiğinin aksine ben onun değil, o benim kapımı çaldı yani (gülüyor).
* Umarım ablanla da, dizideki ikizinle olduğu gibi didişmiyorsundur...
- Nazlı ve Selin nasıl ki birbirlerine tam anlamıyla zıt karakterlerse, Gamze’yle biz de aynen öyleyiz! Belki de bu yüzden rolümde hiç yabancılık çekmiyorumdur (gülüyor). Ama sakın ha buradan, saç saça, baş başa kavga ettiğimiz anlamını falan çıkarma.


AZERBAYCAN’DAKİ GÜZELLİK YARIŞMASINDA İKİNCİ SEÇİLDİM

* Geçmişte güzellik yarışması deneyimin de varmış...
- O zamanlar çok küçüktüm. Her genç kızın hayalidir güzellik kraliçesi olup o tacı takmak... Ama inan ki yarışmayı kazanıp sonra da oyuncu olurum gibi bir fikre hiç kapılmadım. Azerbaycan’da 24 ülke arasında ikinci seçildim.
Buraya dönünce MTV kanalında magazin programı sunmaya başladım. Ama kısa bir süre sonra bu şekilde ilerlemek istemediğimi fark edince, işi bıraktım.

Hande Erçel: İstanbul bana aşkı hem veren hem de alan şehir oldu

KENDİMİ BİLDİM BİLELİ OYUNCULUĞA KARŞI BÜYÜK BİR AŞK BESLİYORDUM

* Doğru söyle “Ben magazin programı sunmam, magazin sayfalarına manşet olurum” diye düşünüp mü mankenlikten oyunculuğa yatay geçiş yaptın?

- Yok öyle bir şey, nereden çıkarıyorsun? Kendimi bildim bileli oyunculuğa karşı büyük bir aşk besliyordum. Üç ay boyunca Ümit Çırak’tan ders alıp “Hayat Ağacı”nda Selen’i, ardından da “Çılgın Dersane”de Meryem karakterini canlandırdım.


BİR HAFTADA BEŞ KİLO VERİP ROLÜ KAPTIM

* Gelelim “Güneşin Kızları”na dahil olma hikâyene...
- Sorma, hiç de göründüğü kadar kolay olmadı (kahkahalar). İlk deneme çekiminden ret haberi gelince inanılmaz üzüldüm. Çünkü Selin karakterinin benim için biçilmiş kaftan olduğunu düşünüyordum. Olacak dediğim şeyleri başaran hırslı bir tipimdir. Bu yüzden de ikinci bir şans vermeleri için haber yollayıp bir daha seçmelere girdim.
Beklediğim cevap akşam gelmişti. Tek şartları bir hafta içinde beş kilo vermemdi. İnan o süre zarfında boğazımdan katı tek bir madde geçmedi, sadece sıvıyla beslendim. Kapıdan içeriye girdiğimde yardımcı yönetmen bile beni tanımadı. Anlayacağın bir haftada beş kilo verip rolü kapmış oldum.
* Selin’le Hande’nin benzeşen tarafları var mı?
- Ooo o kadar çok ki! Tıpkı Selin gibi benim de aklım bir karış havada. Hatta ondan daha fazla havada (kahkahalar)! Kuşkusuz Selin’den çok şey öğrendim ama ona çok şey de öğrettim. Deli cesareti ve cesur yürekliliği de aynı ben.

BAZEN KENDİMİ ÇOK SEKSİ HİSSEDİYORUM BAZEN SEVİMLİ

* Bu kadar güzel bir kızın kim bilir peşinde kaç tane playboy vardır?
- Playboylar mı! Onlar da kim? Magazine o kadar uzağım ki, kimin kim olduğundan bihaber yaşıyorum. Ama bu kalbimi aşka kapattığım anlamına gelmiyor. Hatta hem oyuncu olayım, hem de evimde yemek yapayım bile istiyorum.

* “İyi bir talip çıkarsa hiç düşünmeden evlenirim” mi diyorsun?
- Büyük konuşmayayım, bu yaşta öyle bir delilik yapmam. Ama şu sıralar günün büyük bir bölümünü sette geçirdiğimden acaba da demiyor değilim hani! Şu an için kariyerim ön planda ama önüne geçebileceğine inanan bir adam varsa buyursun gelsin (gülüyor).

* ‘Büyüyünce’ olmak istediğin biri var mı?
- Hayır, yok. Türkan Şoray’a benzetilmekten gurur duyarım ama ben kendim olmak istiyorum. Serenay Sarıkaya, Hümeyra ve Farah Zeynep Abdullah’ı çok başarılı buluyorum. Bu arada sıkı bir Çağan Irmak hayranıyım. Günün birinde onunla çalışmak en büyük hayalim!

* Var mı senin de Türkan Şoray kuralların?
- İşe ve senaryoya göre değişir. Sevişmem ve soyunmam için hikâyenin beni çok cezbetmesi ve illa ki gerekiyor olması lazım.

* Yoksa sen seksileştiremediklerimizden misin?
- Bazen kendimi çok seksi hissediyorum, bazen de çok sevimli... Ee biraz da şeytanım tabii (kahkahalar).

Hande Erçel: İstanbul bana aşkı hem veren hem de alan şehir oldu

YARIN: “Güneşin Kızları”nın yakışıklısı, Selin’in Aliş’i, Tolga Sarıtaş anlatıyor...

KİMSEYE BENİ KARŞISINA ALMASINI TAVSİYE ETMEM!

* Var mı sende de Selin gibi entrikalar?
- Sence bu gözler entrikasız gibi mi duruyor! Bazen gerçekten içimden ‘kara melek’ çıkıyor. Damarıma basılırsa, o kadar kötü olabilirim ki işte o zaman kimseye beni karşısına almasını tavsiye etmem (gülüyor).

* O gözlere bakınca ben şeytandan çok mini mini bir Türkan Şoray görüyorum...
- Bunu ilk kez söyleyen siz değilsiniz kuzum (kahkahalar). Şaka bir yana bu benzetme daha önce de yapıldı. Tabii ki böyle bir şeyden ancak gurur duyarım.

* Dizinin yayınlandığı ilk gece sosyal medyada neredeyse ‘Birinci Selin İhtilali’ yaşandı. Hakkında yazılan o kadar çok tweet’i görünce ne hissettin?

- İnan ki bu duruma hâlâ alışamadım. Ama sokakta insanların bana bakıp aralarında “acaba o mu” diye fısıldaşmaları çok hoşuma gidiyor!

* Bir anda gelen şöhret, hayatında neleri değiştirdi? En basitinden artık süslenmeden dışarı çıkamıyorsundur herhalde...
- Vallahi de çıkıyorum (gülüyor)! Ünlü olduktan sonra ne bende, ne de hayatımda önemli bir değişiklik oldu. Hâlâ en yakınlarım, Bandırma’daki çocukluk arkadaşlarım.

* Ne yani hiç şımarmadın mı?

- Zaten şımarık biri değilim. “Güneşin Kızları”ndan sonra, ne gittiğim yerlerde ne de harcamalarında bir değişiklik oldu. Hâlâ Moda Barlar Sokağı ikinci adresim. Kısacası aynı arkadaşlarımla, aynı yerdeyim.

* Gelelim zurnanın zırt dediği yere... Senin de Selin gibi herkesi kendine âşık etme takıntın var mı?
- Bu sana bağlı bir şey değil ki! Ama ne yalan söyleyeyim âşık olmayı da, bana âşık olunmasını da çok seviyorum.

* Aşk kapını en son ne zaman çaldı?

- İstanbul bana aşkı hem veren hem de alan şehir oldu. 1,5 yıl süren bir aşk yaşadım. Ama yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu fark edince...

* Hayrola, yoksa aldatıldın mı?
- Hayır! Ama asla “ben aldatılmam” gibi büyük laflar etmem... Biri çıkar öyle bir aldatır ki, ne olduğunu anlamadan öylece kalakalırsın (gülüyor).

X