Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Güneşin Kızları light bir gençlik dizisi değil

Hatırlar mısınız bilmem, bir ay kadar önce “Törkiş dizilere dair istikşafi gözlemlerim” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O gün “Güneşin Kızları” için de birkaç laf etmiştim. Berk Atan’a “vasatın altındaki oyunculuğu gözüme takılmıyor değil” diye yazmam onu kızdırmış. Buraya kadar her şey normal, zaten bu cümleden sonra sağlıklı bir insanın ellerini çırparak sevinmesi de beklenmezdi.

Oysa o yazıyı gençlerin hevesini kırmak için değil, aksine yolun çok başındaki insanların motive olup, işlerine daha iyi sarılmaları amacıyla yazmıştım. Boy pos tamam da, bu işi uzun yıllar yapmak, oyunculuk mesleğinde bir marka olmak istiyorsanız kendinizi geliştirmek için sürekli çalışmalısınız. Birileri sizi eleştirdiğinde de küsüp demoralize olmak yerine rolünüzü daha iyi yapabilmek için işe dört elle asılmalı, iyice kamçılanmalısınız.
Mesele bir yere gelmek değil, orada uzun yıllar kalabilmektir...
Velhasıl “dizinin dört atlısı” Nazlı, Selin, Ali ve Savaş’la röportaj istediğimi yapım şirketiyle paylaşınca, önce kabul edilmesine rağmen ertesi gün Savaş karakterini canlandıran Berk Atan’ın bahsettiğim cümle yüzünden benimle röportaj yapmak istemediği söylendi. Belli ki tek cümlelik eleştirim, genç oyuncuya ağır gelmişti.
Anlaşılan burnundan kıl aldırmayan menajeri de, oğlunu şımartan anne misali Atan’ın eleştiriye tahammülsüzlüğüne destek vermişti. Bugüne kadar pek çok kişi röportaj teklifimi geri çevirmiştir; hiçbirine de takılmadım. Ama “küstüm oynamıyorum” kıvamındaki böyle bir gerekçe de açıkçası bana komik geldi.
Acemiliklerine verip uzatmayalım ve öteki yıldızların hakkından çalmayalım; gelelim sadede...
İşte bu mesele yüzünden Nazlı-Savaş hattını, Savaş’ın kendisi ve egosuyla olan savaşı nedeniyle tamamlayamadık efendim.
Buyrun, “kas kontenjanından” yararlanmadan, tırnaklarıyla diziye dahil olan, Selin’in Aliş’i yani Tolga Sarıtaş’la muhabbetimize!

Güneşin Kızları light bir gençlik dizisi değil

* Haydi gel Tolga’nın Harikalar Diyarı’nı anlatarak başlayalım sohbete...

- Valla diyar yaratacak kadar harikalar var mı hayatımda pek emin değilim (gülüyor). Aslına bakarsan hikayem gayet sıradan... Orta halli bir ailenin, üç çocuğundan en büyüğüyüm. Babam tekstilci, annem ise ev hanımı... Aslen Sivaslı olmamıza rağmen, İstanbul’da dünyaya geldim. Hâlâ ailemle yaşıyorum ve buna da bayılıyorum. 24 yaşındayım, yarışmaya İstanbul’dan katılıyorum ve yarışmacı arkadaşlara başarılar diliyorum (kahkahalar).

* Küçükken de böyle anasının kuzusu muydun peki?

- Öyle mi görünüyorum (gülüyor)? Tam tersine daha liseye giderken, hayatı öğreneyim diye annem beni mobilyacının yanına çırak olarak vermişti. Bir arkadaşımın babasına yardım etmek için pazarcılık yapmışlığım da var. Ben dışarı çıkıp oyun oynamaktan ziyade, içinde fazlasıyla hayata atılma isteği olan bir çocuktum. Bu yüzden de çok sosyaldim. Derslerim de gayet iyi olduğundan, her zaman üstesinden gelecek yeni uğraşlar arıyordum kendime...

* Tam bir “Ay bizim çocuk da kurtlu, yerinde duramıyor” profili...


- Aynen öyle abi (kahkahalar)! Daha 8 yaşında bağlama çalmaya başlayıp, tiyatro kursuna yazıldım. Ardından da önce basgitara, sonra da bateriye geçtim. Rock’n roll’la tanışınca da müziğe profesyonel anlamda yönelip bir grup kurduk. Hatta Taksim’deki barlarda sahne almışlığımız bile var.

* Bir rock star doğuyor!

- Bizden yaşça büyük grupları sahnede izlerken resmen büyülenirdim. Zevk aldığım işlerin peşinden gittiğim için müzik hep bir yerinde oldu hayatımın. O zamanlar haftada 2-3 gün barlarda, ara ara da festivallerde çalıp cep harçlığımızı çıkarıyorduk. Sonra da müziği tiyatroyla harmanladım.

Güneşin Kızları light bir gençlik dizisi değil

COLDPLAY DE DİNLERİM RUHİ SU DA

* Hayatı öğren diye seni mobilyacıya götüren annen, Taksim barlarında sahneye çıktığını görünce “Eyvah bizim çocuk yoldan çıkıyor” diye korkmadı mı hiç?


- Aksine onlar her zaman en büyük destekçim oldu. Evde babam da bağlama çaldığı için inanılmaz bir Türk halk müziği repertuvarım var. Mor ve Ötesi, Coldplay ve Muse dinlemeye bayıldığım gibi Ruhi Su da dinlerim...

* Sanatla bu kadar içli dışlıyken, üniversite sınavında cevap kağıdında kaydırma yapıp, yanlışlıkla coğrafya bölümünü kazanmış olabilir misin?

- (Gülüyor) İki seçeneğim vardı; ya sosyoloji ya da coğrafya okuyacaktım. Coğrafyam zayıftı ama bir yandan da merak ediyordum. Sonra bir arkadaşım yaz deyince, İstanbul Üniversitesi Açık Öğretim’e kayıt yaptırdım. Biraz aksatıyorum ama okulu bitirmeye kararlıyım!

* Müzikte gelecek olmadığını düşündüğün için mi oyunculuğa kaydın?

- Oyunculuğu çok severek yapıyorum. “20 Dakika” ve “Benim Adım Gültepe”de oynadım. “Muhteşem Yüzyıl”da canlandırdığım Şehzade Cihangir en ses getiren işim oldu. Bir karakteri tam anlamıyla izleyiciye verdiğimi hissettiğim ilk dizi oydu. Sırtında kamburu olan ve dünyaya hükmeden birinin oğlunu oynamak heyecan vericiydi. Hisleri öne çıkan, o fiziksel kusurunu ilmiyle örtmeyi bilen ve iniş-çıkışları olan keskin bir karakterdi Cihangir.

* Bu yaz dizisiyle de popülerliğine popülerlik kattın...

- Aslında ben bu işe “yaz dizisi” niyetiyle başlamadım. Çünkü altyapısı ve draması sağlam, karakterleri derin bir hikaye olduğu için kışın da devam edeceğine emindim. Öyle light bir gençlik dizisi değil yani... O yüzden özellikle hazırlık aşamasında bu rol iştahımı acayip kabartmıştı (gülüyor).

* Artık kızgın kumlardan serin bir rekabete giriyorsunuz. Kış sezonundaki yarışta dizinizin reyting şansını nasıl görüyorsun?


- Her sektörde olduğu gibi diziler arasında da bir rekabet yaşanması son derece doğal. Biz üzerimize düşen görevi en iyi şekilde yapıp, gerisini seyircinin takdirine bırakırız. Ama ben senaryomuza çok güveniyorum. Gün geçtikçe karakterler daha da derinleşiyor. Mesela her bölümde Ali’nin başka bir yönünü görüyorum. Böyle devam ederse ipi göğüsleyeceğimizi düşünüyorum.

ALİ’Yİ EZDİRMEM

* “Bir Ali var benden içeri” diyebilecek kadar ortak yanların var mı oynadığın karakterle aranda? Mesela onun kadar kötü müsün?

- Ya valla hiç düşünmemiştim, vardır herhalde. Fakat Ali asla kötü bir çocuk değil, ezdirmem onu! Mücadelesini hiç bırakmayan güçlü bir karakter. Bu yönünü ve bulunmak istemediği ortamlarda olmanın getirdiği yalnızlığını kendi hayatıma benzetiyorum.

* Buradan yalnızım mesajını çıkarıyor ve soruyorum; aşkla aran nasıl?

- O nasıl bir soru abi, aşkla kimin arası iyi ki benim olsun! Sana gelip de “Of süper bir aşk hayatım var” diyen oldu mu hiç?

* Olamaz mı, olabilir! Hem belli mi olur belki aradığın aşk, bu sette karşına çıkar ya da çıkmıştır bile...

- Ağzındaki bakla şimdi çıktı işte! Şaka bir yana, sette ister istemez bir yakınlaşma oluyor. Yavaş yavaş içinde bir şeyler kıpırdanabilir, hatta zamanla bu aşka da dönüşebilir. Dünyanın her yerinde benzer örnekler yaşanmıştır ama bizde böyle bir şey olmadı.

* Sette olmuyorsa o zaman gecelere akıyorsundur herhalde...

- Ya aslında gece gezmeyi seviyordum ama yaptığım iş yüzünden daha dikkatli yaşamaya başlamak zorunda kaldım.

* “Hayranlarımın yoğun ilgisi nedeniyle eğlenemiyorum” mu diyorsun?


- Yok tam olarak öyle demiyorum abi. Tabii ki yoğun bir ilgi var ama bunun işimizin bir parçası olduğunun da bilincindeyim. Öte yandan da İkizler burcu olduğum için, ilgi ve sevgi görmek de hoşuma gitmiyor değil, yalan söyleyemem. Verdiğimiz emeğin karşılığını almak insana ayrı bir özgüven katıyor.

* O özgüvenle oyunculuğun için “Tamam artık ben oldum” diyebiliyor musun peki?


- Sabahlara kadar çalıştığımız için oyunculuk mesleğini icra ettiğimi söyleyebilirim. Ama olmak çok göreceli bir kavram! Tabii ki başarılı olmak isteyecek kadar hırslıyım ama öyle çok büyük ihtiraslarım yok. Herkesin konservatuvardan çıktığı bir sektörde çalışmıyoruz. Mesela ben öyle bir eğitim almadım. Ama çalıştığım amatör tiyatrolarda usta-çırak ilişkisiyle edindiğim bilgi ve tecrübelerle alaylı diye tabir edilebilecek bir konumdayım. O yüzden hepimizin geldiği yerler, yokuşları ve tırmanması gereken dağlar çok farklı...

* Tam coğrafyacı gibi konuştun!

- Ee ne yaparsın mesleki deformasyon (gülüyor). Bana göre hepimizin tek bir ortak noktası var, o da bu mesleği en iyi şekilde icra etmeye çalışmak.

* Ama bunun yanında, oyuncu olduğu için vücudunu güzelleştirmeye çalışanlar olduğu gibi, vücudu güzel olduğu için oyuncu olanlar da var...


- Oyunculuk çok değişik, kapsamlı, disiplin gerektiren bir iş. Bugün ülkedeki en büyük erkek oyuncuları sıraladığımızda çoğunun modellik yarışmasından çıktığını görüyoruz. Ama benim için asıl başarı, bir oyuncunun vücudunu değil içindekini gösterebilmesidir!

Güneşin Kızları light bir gençlik dizisi değil

YÖNETMEN SADULLAH CELEN ANLATIYOR...
“Güneşin Kızları”nı oya gibi ince ince işliyorum

Sete kadar gelmişken, dizini yönetmeni Sadullah Celen’le de iki lafın belini kırmadan dönmek olmazdı. Sağ olsun, dünya tatlısı bu adam onca yoğunluğunun arasında bizi kırmayıp sorularımı yanıtladı.

* Yazın başlayan onca dizi arasından neyi farklı yaptınız da “Güneşin Kızları”nın güneşi bir anda bu kadar parladı?


- Valla bana göre en büyük farkı yaratan senaryo! İkincisi cast, üçüncüsü yapım şirketi ve sonuncusu da eğer varsa benim yönetmenliğimdir herhalde (kahkahalar).

* Varsa ne demek hocam, olmaz olur mu!


- Her şeyden önce bu işe çok emek veriyoruz. Öncesinde sonrasında ne vardı, arkasında ne olacak diye her sahneyi asistanlar ve oyuncularla kafa yorarak, emek harcayarak çekiyoruz. Bugüne kadar “Fatih Harbiye”den “Canım Ailem”e, “Kurşun Yarası”ndan “7 Numara”ya kadar yaklaşık 30’a yakın iş çektim. Ama hiçbirinde bu kadar uğraşmadım. Tabii ki hepsi benim için aynı derece kıymetli ama “Güneşin
Kızları”na verdiğimiz özen çok farklı. Resmen oya gibi ince ince işliyorum...

X