Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Goralı, öz Goralı ve çakma Goralılar’ın hikayesi…

‘Goralı’yı nasıl bilirsiniz? Hemen aklınıza Cem Yılmaz’ın ‘Gora’sı gelmesin.

Muhtemelen Cem’in de hem lezzetine, hem de adına aşina olduğu bu Gora, başka Gora...
Kosova’nın Gora bölgesinden çıkıp, Ankara’ya taşınan Goralı ailesinin, bizlere hediye ettiği meşhur sandviçlerden bahsediyorum...
Yani has be has, ‘Törkiş sosisli’den...
Amerika’nın hardalı bol meşhur sosislisine, özel püresi ve köftesiyle kafa tutan o muhteşem lezzet...
Kosova’dan Ankara’ya göç eden Goralı ailesi, 1945’te ufak bir yer açar ve porsiyon sosis satarak Ankaralılar’ın kalbini kazanır.
Sosisi porsiyonla verme fikri, elitist bir girişim değil, ekmeğin karneyle verildiği günlere denk gelmesinden ötürü bir mecburiyettir aslında...
Bir süre sonra her şeyde olduğu gibi, porsiyonla sosis satma fikri bayatlar ve bu lezzete ‘yeni bir dokunuş’ aranır.
Takvimler 1950’yi gösterdiğinde, Şefik Goralı’nın keşfiyle sosisler artık sandviç ekmeklerinin içine girmiştir.
Yiyenin de satanın da memnun olduğu bu durum, Goralı Ailesi’nin İstanbul’a göçüyle şekil değiştirecektir.
Goralılar, 1961’de taşındığı Fındıkzade’de ‘buralar dutluktu’ misali bostanlar arasında yeni açtıkları büfede, İstanbul’u bir kez daha fethetmeye hazırlanırlar...
Ferit Bey’in özel reçetesi olan Goralı köftesiyle püresi icat edilir ve bu buluşun ünü bir anda tüm İstanbul’a yayılır.
Goralı köftesiyle püresi, salam, turşu ve Amerikan salatasıyla bir araya geldiğinde yakaladığı uyum; örnek çiftleri bile kıskandıracak kadar mükemmeldir.
Başta Fındıkzade eşrafı olmak üzere, genci yaşlısı herkes bu ‘damak çatlatan’ tadın büyüsüne kendini kaptırır.
Tabii ki bu bir peri masalı olmadığı için işler pürüzsüz gitmez. İnatçı ve sinirli olduğu söylenen dede Ferit Goralı, bir gün oğluyla tartışır.
Ve yaşanan gerginliğin ardından, hemen arka sokakta ‘Özgoralı’ dünyaya gelir.
Ama birinci bellidir ve insanlar alışkanlıklarından vazgeçmez.
Şehmuz, Kemal, Ertan ve Ercan kardeşler, 1989 yılında marka tesciline karar verir. Türk usulu sosisli sandviç artık bir marka ve logoya sahiptir.
Ancak algıyı, logo ve marka tesciliyle sağlamak kolay bir durum değildir.
Artık Goralı, Türkiye’nin dört bir yanındaki büfelerde aynı adla satılmaya başlamıştır.
Goralı Ailesi, kazandıklarını açtıkları davalarda harcamamak için bu işin peşinden koşmaktan vazgeçerler.
İsimlerini kullanıp hazırlanan ‘çakma Goralı’ları bugüne kadar ne tatmışlar, ne de yemek akıllarından geçmiş. “Onları zaten herkes yapar, iş gerçek Goralı’yı müşteriye verebilmek” diyorlar...
Pek çok ünlünün hala müdavimi olduğu yer, kendileri gibi titiz ve işin üzerine titreyecek adam bulamadıkları için dört kardeş tarafından işletiliyor.
Fındıkzade Kızılelma Caddesi’nde sabah 9’dan akşam 9’a, hala ilk günkü heyecanları ve sır gibi sakladıkları reçetesiyle sosisli yapan Goralı kardeşlerin sandviçlerini yemediyseniz bu yazı bahaneniz olsun.

Goralı, öz Goralı ve çakma Goralılar’ın hikayesi…

Kod Adı: Harika T.

Geceninin ilerlemiş bir saatiydi...
Boğaz yolunda hızla ilerleyen tek tük otomobillerden birininin diresiyonundaki güzeller güzel sarışın genç kadın gaza sonuna kadar bastıktan sonra yanında oturan uzun boylu Alman’a bir kez daha sordu: “Söyle Wilheim, gerçekten kimsin sen?”
Genç adam sadece gülümsedi ve derin sessizliğini bozmadı...
1944 yılının yağmurlu bir sonbahar gecesiydi... Her ne kadar İkinci Dünya Savaşı tüm hızıyla sürse de, tünelin sonu görünmüştü artık.
Hitler’in asla kabul etmemesine rağmen Almanya çatırdıyor, göz göre göre sona doğru yaklaşıyordu...
O yıllarda İstanbul’da bir kadının araba kullanması alışılmış bir durum değildi.
Ama direksiyondaki enfes sarışın da zaten alışılmışın dışında bir kadındı.
Harika T., Ankara’nın zengin ailelerinden birinin kızıydı ve hayat seçimini çok değişik bir alanda yapmıştı.
İstanbul’daki casuslar aleminin en önemli elemanlarından biriydi ve o gece kendisine verilen görevin son adımını yerine getirmek zorundaydı.
Sorusunu bir daha tekrarladı Harika...
Wilheim Hendricks ise suskunluğunda ısrar etti. O zaman gazı sonuna kadar kökledi genç kadın; “Ya gerçeği söylersin ya da ikimiz birden denizin dibini boylarız.”
Wilheim onun şakası olmadığını anlamıştı. Araba son hızla Boğaz’ın karanık sularına doğru ilerliyordu.
İşte o zaman kadının direksiyondaki elini tuttu, “Dur” dedi, “Kimsenin ölmesine gerek yok.”
Sonra yumuşak bir sesle devam etti, “Sen Suat Şakir’in ajanı mısın?”
Suat Şakir Kabaağaçlı, Halikarnas Balıkçısı olarak bildiğimiz ünlü yazar Cevat Şakir’in kardeşiydi ve o dönem Türk İstihbarat Servisini yönetiyordu.
2. Dünya Savaşı’nın son yıllarında İstanbul casuslar cennetiydi.
Deneyimli bir istihbaratçı olan Suat Şakir, Almanya’dan İstanbul’a gelen ve sınırsız para harcayan Wilheim Hendricks’in bir Alman ajanı olmasından şüphelenmişti.
Durumu açığa çıkarmak için de en iyi elemanlarından biri olan Harika T’yi onun peşine taktı.
Ama bu iki genç arasında büyük bir aşkın filizlenebileceğini asla tahmin edemezdi.
Harika ve Wilheim bir yandan birbirlerini seviyorken diğer yandan da birbirlerinden şüpheleniyorlardı.
İşte o gece genç kadın olayı noktalamak için arabasını denize sürerek son çareye başvurdu...
Evet, Suat Şakir haklıydı. Hendricks İngilizlere karşı çalışan bir Alman casusuydu.
Ama o da zeki bir adamdı. Almanya’nın dibe doğru gittiğini fark edip kendini kurtarmak istiyordu.
Harika onu Suat Şakir ile karşı karşıya getirince Suat Bey ona şu teklifi yaptı: “Oğlum Almanya nasılsa savaşı kaybedecek, gel seni İngiliz istihbaratına sokayım. Hem onlar hem bizim için çalış, boşu boşuna kurşuna dizilme.”
Willam Hendricks bu teklifi kabul etti, artık çift taraflı ajan olarak çalışacaktı.
İşler yoluna girmiş gibi görünüyordu ki, Turan Aziz Biler adlı genç bir gazeteci Harika T.’yi görür görmez pek çok erkek gibi ona aşık oluverdi.
O da gazeteci kisvesi altında Suat Şakir’in yanında çalışıyor, çevreden istihbarat topluyordu.
Kısa bir süre içinde Harika ile Wilheim’ın ilişkisini fark etti. Genç kadını deliler gibi kıskanan Turan Bey o günden sonra ikisini de gizli gizli takip etmeye başladı.
Bir gece yarısı Dolmabahçe Parkı’nda buluştular Harika ile genç Alman. Tam Harika’nın arabasına bineceklerdi ki karanlıklar arasından elinde tabancayla fırlayan bir gölgeyi fark ettiler.
Kıskançlıktan gözü dönmüş olan Turan Aziz Biler, bir yandan ateş ediyor, bir yandan da “Seni kimselere yar etmem” diye bağırıyordu.
Aynı anda çevreden kurşunlar yağmaya başladı. Karanlıkta, mermilerin havada uçuştuğu tam bir kör dövüşü yaşanıyordu.
Aslında ateş edenler Wilheim’ı gizlice takip eden Alman ajanlarıydı...
Sarhoş olan Turan Aziz, silah sesleriyle birden ayıldı ve karanlıklara karışarak canını son anda kurtardı.
Kargaşadan istifade eden Harika ve Wilheim ise arabalarına atladıkları gibi uzaklaştılar.
Kısaca İstanbul o günlerde işte böylesine bir aşk ve casuslar kentiydi.
Savaştan sonra Alman casusu Wilheim Hendricks, İngiliz ajanı olarak kahraman ilan edildi, hatta Time Dergisi’ne kapak bile oldu.
Genç gazeteci Turan Aziz ilerki yıllarda ‘Tüylendi Ailesi‘ diye bir roman kaleme alarak başından geçen olayların bazılarını yazdı.
Harika T.’ye gelince son yıllarını herkesten uzak olarak Amerika’da yaşadı ve orada hayata gözlerini yumdu.
Kulaklara bir masal gibi gelen bu müthiş hikaye, İstanbul’da aynen yaşanmıştır.
Aytunç Altındal, Wilhelm Hendrichs ile tanıştığını, bu hikayeyi bizzat onun ağzından dinlediğini yazmıştır. Bu vesileyle bir kez daha mekanı cennet olsun Aytunç Abi’nin...


Ice Bucket Challenge’dan bıkmamın 7 nedeni

Goralı, öz Goralı ve çakma Goralılar’ın hikayesi…

Bir İşin artık eşeğin kulağına su kaçırma noktasına gelmiş olması.
İki Eylemin sosyal sorumluluk projesinden çıkıp, magazinel bir sosyal medya olayına dönüşmesi.
Üç Dökülen su miktarının değerinin, neredeyse toplanan paradan daha fazla olması.
Dört Kampanyaya katılanların çoğunun işin eğlencesinde olması ve maddi yardım konusunda aynı hassasiyeti göstermemeleri.
Beş Üçüncü sınıf ünlülerin, Obama, Madonna gibi dünyaca tanınmış isimlere kafa tutmaya yeltenerek komik duruma düşmesi.
Altı Olayın bir kampanyadan ziyade, Titan misali saadet zincirine dönmeye başlaması...
Yedi Hülya Avşar’ın topuklu ayakkabısı ve derin dekoltesiyle bir duvarın dibine tüneyip, adeta hacet giderir gibi gülerek başından aşağı bir kova buzlu suyu boca etmesi...
Not: İşin şov kısmı bir yana, gerçekten yardım etmek istiyenler, banka hesap numaraları orada... Artık gönlünüzden ne koparsa...

X