Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bugün konuşmam yasak ama konuşacağım anasını satayım!

Sezen’i hakikatten acayip özlemişim. Kimin aşkına, gönlüne, hayatına dokunmamıştır ki şarkılarıyla...

Hangimiz bir Sezen namesinde hüzünlenip, onun dizeleriyle efkarlı bir akşamda demlenerek, biten bir sevdanın arkasından gözyaşlarına boğulmadık! İster sevin, ister nefret edin ama kabul etmemiz gereken bir gerçek var ki o da, Sezen Aksu’nun bu toplumun duygusal DNA’sına şekil veren ve pamuklara sarıp sarmalamamız gereken büyük bir ozan olduğudur...
Her ne kadar kimi zaman aykırı söylemlerde bulunsa da, bana sorarsanız ondan ne siyasi bir bedel istemeli, ne de hesap sormalıyız! Tamam tamam lafı daha fazla uzatmadan, buyrun efendim benim gözümden Minik Serçe’nin sahnelere veda konserinin istikşafi fotoğrafına...

Bugün konuşmam yasak ama konuşacağım anasını satayım

 

BENİMLE ÇEKİLECEK FOTOĞRAFIN SANA HİÇ FAYDASI YOK

Sezen geceye en damar şarkılarıyla başladı. Hepimiz adeta büyülenmiş gibi onu izliyorduk. Derken üçüncü şarkının sonunda, çağımızın vebası ‘selfie sendromuna’ yakalanmış hayranlarından biri, oturduğu yerden “Yalvarırım beraber bir fotoğraf çektirelim” diye bağırmaya başladı.
Adamcağız ne yapıp edip, “Kalp krizi geçirmek üzereyim” bahanesiyle attı kendini sahnenin önüne.
Sezen’in “Ne o yakışıklı; yoksa çok mu beğendin beni?” sorusuna, kekeleyerek “En büyük hayalim sizinle bir fotoğraf çektirmek” diye cevap verdi engel tanımayan çılgın hayran.
Sezen bu, durur mu başladı selfie’lerle ilgili ‘tiradına’:
“Sıtkım sıyrıldı benimle fotoğraf çektirmek isteyenlerden, bak haberiniz olsun. Yok mu daha büyük bir hayaliniz! Ülkede benimle fotoğrafı olmayan kim kalmadı ki oğlum. Hayatın yenilenmesi hoşuma gidiyor ama cep telefonlarıyla yaşantımıza giren rezalet, bu ünlülerle fotoğraf çektirme saplantısı da nedir yahu?
Benimle çekilecek fotoğrafın sana hiçbir faydası olmaz. Spot ışıklarının altındaki insanı bir bok sanıyorsunuz. Daha da fenası, onunla fotoğraf çektirince kendinizi de bir bok zannediyorsunuz. Değil be güzelim!
Ama kelsin ve biraz da zayıflasan tam tipimsin. Ben zaten kel severim. Bırak bu fotoğraf işlerini gel seninle karşılıklı birer kahve içip, iki lafın belini kıralım. Bak bana bunlarla gel, canımı ye...”

KENDİ SÖYLEDİKLERİNE KİTLENMİŞ İNSANLAR TOPLULUĞU

Kendinden geçmiş hayranı onu görüyor, ama sanki söylediklerini duymuyordu. Adamın manasız selfie ısrarına, inceden atarlandı bizimki...
“Bakın görüyor musunuz, herif beni dinlemiyor. Ben Sezen Aksu’ymuşum, bana hayranmış falan filan...
Üfürükten tayyare, selam söyle o yare! Zaten bu ülke, kendi söylediklerine kitlenmiş insanlar topluluğu haline geldi. Maalesef kimse kimseyi dinlemiyor. Her şeye saçma manalar yükleniyor. Allah’ım Allah’ım ben bu manada boğulacağım.”

ETRAFIMDAKİ HERKES KONUŞMAMAM İÇİN TEMBİHLEDİ

Sezen’in, seyirciyle evinin salonunda sohbet edermişçesine verdiği konserlere alışığız. Fakat bu sefer durum farklıydı.
O bildiğimiz ağzına her geleni söyleyen Sezen’in, sanki sözcükler boğazında düğümlenip kalıyordu.
‘Ne oldu da bizim deli, kelimelerini seçerek kullanmaya başladı’ diye düşünürken, bir anda dananın kuyruğu kopuverdi.
Başladı sessizliğinin sebebini anlatmaya ve çok şükür susmadı konserin geri kalanında: “Etrafımdaki herkes ‘ölümü gör, kemiklerimi ye, gereğinden fazla konuşma’ diye çenemi tutmam için beni sıkı sıkı tembihledi.
Malumunuz birkaç kere büyük krizlere sebep oldum.
Herkesin beni dişlediği zamanlarda bile doğru bildiğime doğru, eğriye eğri dedim hep. Ama bazen insanın dilini bir tarafına sokması gerektiğinin de farkındayım. Gel gör ki şeytan da bir taraftan dürtüyor da dürtüyor!
Konuşmam yasak ama konuşacağım anasını satayım. Şu anda Mustafa Oğuz’la, Cüneyt Özdemir içeride düşüp bayılmışlardır herhalde.”

ALLAH’IM SEN KONUYU BİLİYORSUN AMİN!

Bu lafların üzerine seyircilerden biri “Merak etme aramızda kalır Sezeeeen, asıl rahat konuşmazsan kalbimiz kırılır” diye bağırınca, “Çok manalı konuştun da güzel kardeşim ama kalbimiz kırılana kadar memleket orta yerinden kırıldı. Dünyanın en fena şeyi oldu; çaresizlik...
Hepimiz çaresiziz... Allah’ım sen konuyu biliyorsun, amin” diyerek ellerini havaya kaldırdı.

ER YA DA GEÇ BİRİLERİ BENDEN İLERİ GİDECEK

Sezen’in müzik dünyasına kazandırıp, önünü açtığı isimler hepimizin malumu. Aşkın Nur Yengi ‘patlamasının’ perde arkasından girdi ‘ana kraliçe’, son keşfi O Ses Türkiye ‘menşeli’ Rümeysa’ya kadar uzanan hikayeyi başladı anlatmaya; “Aşkın’ın ilk prodüksiyonunu yaptığım zaman 30’lu yaşlarımın başındaydım. Çok yakın bir arkadaşım eve gelip ‘Kızım sen deli misin?’ diye beni caydırmaya çalıştı.
‘Allah’ım ben ne yapıyorum? İyi mi ediyorum, kötü mü ediyorum?’ diye sabaha kadar düşündüm. Sonra dedim ki, er ya da geç birileri senden daha ileri gidecek. Bunu şimdi hallettin hallettin. Ne yani, ömrünün sonuna kadar yegane yüce yaratık olarak kalacağını mı zannediyorsun?
Hamdolsun o yaşlarda, sıramı savdım. Yıllardır sürdürdüğüm bu geleneği, şimdi de devam ettiriyorum.

HÜLYA KIZIM SİZ GERİ ZEKÂLI MISINIZ?

Aslına bakarsanız, O Ses Türkiye’yi normalde pek vakit bulup seyredemiyorum. Ama denk geldiğim bir gün, müthiş bir yarışmacıyla karşılaştım. Anam, jüridekiler şabalak şabalak birbirlerine bakıp arkalarını dönmeyip, elediler bu acayip kızı. Hemen telefona sarılıp, o dönem jürideki Hülya Avşar’ı aradım ve “Kızım siz geri zekâlı mısınız?” dedim.
O da “Evet biz geri zekâlıyız. Ben mi döneyim, o mu dönsün diye birbirimizi kollarken hiçbirimiz dönemedik maalesef” demesin mi!
Kızın telefonunu isteyip, ertesi sabah aradım. İşte bu ses, Şubat’ın 15’inde ilk single’ıyla karşınızda olacak. Bu arada o da Sertab gibi beş yıldır bekleyenlerden” dedikten sonra Rümeysa’yı sahneye çağırdı.
Allah’ım nasıl bir şarkıydı o! Tüylerim diken diken oldu...

800’E YAKIN ŞARKIM VAR DÖNE DÖNE DİNLEYİN

Ve geldik üç saat süren veda gecesinin finaline... Sahnede gözleri dolu doluydu Minik Serçe’nin: “Bu akşam burada benimle birlikte 40 yılın anısına ortak bir paylaşımda bulunduğunuz için şükran duyuyorum. Aman ha kimse sakın sahneleri bırakma, yok onu yapma, bunu yapma demesin! 800’e yakın şarkım var, döne döne dinleyin, adamın daha fazla da asabını bozmayın!”
Veda ederken dudaklarında o efsane ‘Hayat Sana Teşekkür Ederim’ şarkısının sözleri vardı.
“Alkışı sevdim
Bıçak sırtlarında dolaşmayı
Tehlikeli sularda seyredip pupa yelken
Geçici emniyetlere ulaşmayı
Kadınları, erkekleri, romanları
Hele başkaldıranları
Acılarım oldu herkes gibi elbet
Herkese kısmet olmayan sevinçlerim
Unutulmayı da göze aldım, evet
Hayat sana teşekkür ederim”
Asıl biz sana teşekkür ederiz Sezen’im! Belki de şanına yakışır bir veda konseri değildi bu ama her zamanki gibi yine tam yüreğimizin orta yerinden vurdun hepimizi. İşte bu yüzden sakın ‘sen ağlama’ çünkü ‘masum değiliz hiçbirimiz’...

Bugün konuşmam yasak ama konuşacağım anasını satayım

‘Sezen’li Yıllar’da gözüme takılan 5 şey

1- Her zamankinin aksine yorgun, üzgün hatta gergin başladı Sezen konsere. Belli ki ona sürekli susmasını tembihleyen yakın çevresine yenik düşmüştü Minik Serçe.
Ve ilk defa bu kadar kelimelerini seçen bir Sezen vardı sahnede!
Keşke kulağına, “Serçelerin sustuğu dünya, kargalara kalır” diye fısıldayabilseydim... O zaman ‘şarkı söylemek lazım avaz avaz’!
2- Konserin yönetmen koltuğunda Cüneyt Özdemir’in oturduğunu duyunca çok heyecanlanmıştım.
Elbette Roger Waters’ın The Wall’ı gibi bir görsel şölen beklemiyordum. Ancak Sezen’li 40 yılımızın da görsel olarak bu kadar yerlerde sürüneceğini açıkçası hiç tahmin etmezdim.
İçimden “Hayatımızın en duygu dolu anlarının soundtrack’ini inşaa eden efsaneyi, böyle mi yolcu etmeyi uygun gördün be arkadaş?” diye sormadan edemedim! Üzgünüm ama maalesef ses vardı, görüntü yoktu! Şimdi bana ‘kaybolan yıllarımı verseler’...
3- Sahnedeki dansçıların ‘üstü kaval, altı şişhane’ halleri, Sezen’in şarkılarının ruhuna teğet bile geçmedi. Belki bir Serdar Ortaç konseri olsa tahammül edilebilirdi ama bu özel veda gecesinde kimse kusura bakmasın, çok ama çok sakil durdu...
‘Oh oh suyundan da, oh oh şuyundan da, oh oh buyundan da’ ee olmamış işte!
4- Haydi diyelim böylesine arşivlik, tarihi değeri olan bir işe soyunup; Erdal Eren’i, Hrant’ı ekrana yansıtıp hepimizi hüzünlendirdiniz.
Peki ‘Sezen’li Yıllar’ın son döneminde her şey güllük gülistanlık mıydı ki, bu kadar mutlu bir finalle bitirdiniz geceyi?
Neden son yıllarda yaşananlardan hiçbir şey yoktu perdede? Ben mi, yoksa siz mi başka diyarlarda yaşıyorsunuz? ‘Hani kaldırımlar zabıt tutmuştu, hani şahittik hepimiz?’
5- Mustafa Oğuz gibi bu işin ustası bir isim, hazır böyle de büyük bir hayal kurmuşken, keşke Sezen Aksu şarkılarını daha iyi bilen ve kırk yılın hikayesini onun ruhuyla yansıtabilecek bir ekiple çalışsaydı. Ama yapmamış!
Kimse kusura bakmasın, sahnede Sezen vardı ama ne yazık ki perdede kırk yılın hikayesi yoktu. Değer miydi be? Değerdi, değerdi canım, değerdi elbet böyle bir geceye...

X