Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kemal Bey’e saygısızlık yapmadım

Takip edenler hatırlayacaktır; Fatih Altaylı beni en son Sirkeci’deki Filibe Köftecisi’ne götürmüş, ben de oradaki köfteli, piyazlı ve bol soğan kokulu sohbeti burada sizlerle paylaşmıştım. Bu kez yemek ısmarlama sırası bendeydi. Fatih Bey gibi cimrilik yapmadığımdan mıdır, yoksa haftanın üç günü hâlâ yazacak bir köşem olduğundan mıdır bilmiyorum ama kendisini Mısır Çarşısı girişindeki ünlü Pandeli’ye davet ettim. İki lafın belini kıralım diye oturduğumuz masada, Fatih Bey kusuruma bakmasın ama muhabbetimizin pek de keyifli geçtiğini söyleyemeyeceğim. Çünkü pek bir tatsızdı kendisi! Birkaç gün önce Kemal Kılıçdaroğlu’yla yaptığı programa gelen sert eleştiriler nedeniyle yüzünden düşen bin parçaydı. Konuyu açar açmaz anlatmaya başladı...

Yok saygısızlık yapmışım, yok şu, yok bu! Yahu İzzet, Kemal Bey gibi zarafet, nezaket dolu bir insana saygısızlık nasıl yaparım? Fakat bakıyorum da, bunu söyleyenlerin pek büyük bölümü programı izlememiş bile.
Sosyal medyadan, sağdan soldan duyup sallıyorlar. İki şeye takılmışlar. Bir oturuşum, bir de yaptığım bir şaka...
Oturma konusunda vallahi de, billahi de kabahatim yok. Programı İzmir’de yaptık. Belediye’ye ait şahane bir opera salonu inşa etmişler, orada. Yani anlayacağın, biz misafiriz. Sahneye de iki koca koltuk koymuşlar.
Oturunca içine gömülüyorsun. Kenarına ilişmeye kalksan da eğreti duruyor. Zaten belim sakat, arkama yaslanınca garip bir görüntü çıkmış ortaya. Ama inan ki hiç farkında değilim. Kızdıkları şakam ise şu; Kemal Bey’e ‘Urfa’da sizi tanıdılar mı?’ dedim.

Kemal Bey’e saygısızlık yapmadım
Fatih Altaylı, 21 Ekim’de yayınlanan “Teke Tek” programında Kemal Kılıçdaroğlu’nu konuk etti.

KILIÇDAROĞLU TARZINA VE TAVRINA HAYRAN OLDUĞUM BİR ADAMDIR

Dedim de, hangi bağlamda dedim onu dinleyen yok.
Kemal Bey, yeni CHP’yi anlatmaya çalıştıklarını ama medyanın tavrı, iktidarın medyadaki egemenliği ve halkın da genel olarak gazete okumayıp haber dinlememesinden ötürü verdikleri mesajların seçmene çok geç ulaştığını, hatta bazen bunun için yıllar geçmesi gerektiğini söyledi.
Ben de buna karşılık ‘Hâlâ Abdülhamit’i padişah zannedenler var bu ülkede’ dedim. Bunun üzerine Kemal Bey de ‘Urfa’ya gittim’; deyince ben de ‘Sizi tanıdılar mı?’ diye bir şaka yaptım. Kastım sadece, halk o kadar ilgisiz, medya CHP’ye o kadar az yer veriyor ki, CHP Genel Başkanı’nı bile tanımayabilirler demekti.
Zaten Kemal Bey de espriyi anlayıp, güldü. Millet buna takılmış. Ertesi gün eleştirileri görünce hemen aradım.
Ne CHP danışmanlarında ne de Kemal Bey’de böyle bir terbiyesizlik, kabalık yaptığım algısı var. Enis Berberoğlu da ‘Saçmalama, hiç öyle bir şey yok’ dedi ama izleyenler kızmışlar bir kere, n’apalım!
Kızanlara da bir şey diyemiyorum. Öfkeli bir toplum haline gelmişiz, hoşgörü, şaka, samimiyet kalmamış. Toplumu bu hale getirenler utansın! Ama şunu da bilsinler ki, Kemal Bey benim bu ülkede tarzına, tavrına kibarlığına hayran olduğum bir adamdır. Öyle bir algı oluştuysa bin kere özür dilerim!”

Kemal Bey’e saygısızlık yapmadım


BU TÜKENMİŞLİK SENDROMU
2 KASIM’DA BİTECEK İNŞALLAH

Fatih Bey buradan girince sormadan edemedim; “Türkiye’nin gayrisafi mutsuzluk hasılasında gözle görünür bir artış var. Gökten üzerimize umutsuzluk yağıyor sanki. Ne zaman bitecek bu bizim milli tükenmişlik sendromumuz?”
“2 Kasım’da inşallah” dedi.
Kaçamak yanıta eyvallahım yoktu. İkna olmamış bir “yani” çıktı ağzımdan...
“Bak İzzet, 8 Haziran günü Türkiye nasıl rahatlamıştı. Siyaset gereğini yapabilseydi bu rahatlık kalıcı olurdu. Ama birileri ille de seçim isteyince mutsuzluk sendromu nüksetti. Sonrasında olanlar sendromu kronik hale getirdi. Bombalar, terör, şehit cenazeleri, çatışma ve gerginlik...
Türkiye’de gerilimden beslenen bir siyaset anlayışı var. İyi boksör olduğunu kanıtlamak için sürekli birilerini hedefe koyup kum torbası misali döven bir siyaset anlayışı bu! Ve gördüğüm kadarıyla artık herkes rahatsız.
Seçim olur ve bu anlayış devre dışı kalırsa, özellikle de bir AKP-CHP koalisyonu kurulursa vaziyet, tahmin bile edilemeyecek hızla normale döner.”


OY VERENLER DE MEMNUN DEĞİL

- Yani 2 Kasım’da daha iyi bir sabaha mı uyanacağız? Onu mu söylüyordu Altaylı...
 “Muhtemelen! Seçmen 7 Haziran’da siyasete bir tür denge getirdi ve belli ki 1 Kasım’da da bozulmayacak.Bu da Türkiye’ye nefes aldırır. Ezilmişlik ve yenilmişlik sendromu yaşayanları da, diğer tarafı da rahatlatır. Çünkü aslında iktidara oy verenler de Türkiye’nin geldiği noktadan mutlu değiller. Gerilim onları da yordu.”

- Peki dünya, Türkiye’yi nasıl görüyor? Onu da sormak lazım çünkü özellikle köşesi kapatıldığından beri Altaylı sık sık yurtdışında.

“İzzet’ciğim yurtdışında olmaya gerek yok. İnternete girersen zaten her şeyin gün gibi ortada olduğunu görürsün. 2007’de parlayan bir yıldız olan Türkiye, bugün kaymış bir yıldız gibi... O zaman bizi AB üyesi zannedenler şimdi bizim Ortadoğu’daki karmaşanın içindeki ülkelerden biri sanıyor. Anlayacağın, dışarıdan görüntü berbat. Diktatörlük falan demeyeceğim ama dışarıdan bakıldığında iç savaş halinde, sokaklarında IŞİD militanlarının serbestçe gezdiği bir ülke algısı var.” 


ŞU ANDA 3. DÜNYA SAVAŞINI YAŞIYORUZ

- Ortadoğu satrancında Rusya’nın ağırlığını Esad’dan yana koyması konusunda ne düşünüyorsunuz?
“Şu anda 3. Dünya Savaşı’nı yaşıyoruz. Artık taraflar kendi ülkeleri yerine, başka oyun alanları bulup orada savaşıyorlar. Maç gibi, arena gibi... Şimdiki savaş alanı Suriye. Türkiye uluslararası siyasette reel politikten uzaklaşıp romantik politik bir tavır içine girdiği için de senin satranç dediğin bu oyunda kaybeden taraf oluyor. AK Parti dış politikayı, gerçekler üzerinden değil Seyyid Kutub, Hasan el-Benna’ya dayanan İslami romantizm üzerinden okuyor. Senin satranç örneğinden gidersek, orada Çin gibi, Rusya gibi, ABD gibi oyuncular var. Ellerinde piyonlar, kaleler, atlar, filler, vezirler, şahlar var. Biz ise sadece elimizdeki piyonlarla bu oyuna daldık. Aslına bakarsan onlar orada satranç oynuyor. Biz ise kendi aramızda dama!” 


KIZSALAR DA KOPMAZLAR

- Konu siyaset olur da, Arınç’ın son bombardımanından bahsetmemek olmaz... 
Bülent Arınç bu, duramaz, söyler... İyi de yapar. Ankara’da AKP’den bir kopma yaşanacağı dedikodusu çok yaygın. Ama ben bunun kolay olacağını düşünmüyorum. Çünkü bahsedilen isimlerin İslami camiada tabanı ya da güçlü tarikat bağlantıları yok. Eğer Numan Kurtulmuş AKP’ye katılmamış olsa belki bir şeyler olabilirdi. Zaten Erdoğan olacakları ön gördüğü için Has Parti’yi yok ettirip, Numan Bey’i AKP’ye kattı. Evet, Arınç kızgın. Başka kızgınlar da var. Ama bunlar kızar, bağırır, hoplar, zıplar sonunda yine AKP’ye dönerler, ayrılamazlar. Çünkü orada alıştığımız demokratik ya da siyasi değer yargıları yok. Onlar bu işi bir dava olarak görüyor. Hırslanıp, kızıyorlar ama hesaplaşmayı erteliyorlar. Çünkü önce davaları geliyor. Dava ne dersen; İslamcılık. Bu onlar için ibadet gibi bir durum... Partiden koparlarsa kendilerinin dine ihanet edeceklerini zannediyorlar. Birileri de onların bu durumunu kullanıyor. Yapılan her şeyi görmelerine rağmen kızsalar da kopamıyorlar. 

- Peki son bir soru. Sonra yemeğinizi size zehir etmekten vazgeçeceğim. Sizin gazetedeki Teke Tek’in kepenkleri 2 Kasım’da açılır mı?
“Bu iş Fatih Altaylı’nın keyfine kalmış. Dükkanında istediği ürünleri vitrine koyabileceğine inanırsa, kepenkleri açar. Ama bunun seçimle meçimle alakası yok. Türkiye’nin durumuyla ilgisi var. Bu yüzden de tarih vermek yerine, ahval ve şeraite göre demek daha doğru olur.” Kaçan ağzımızın tadını masaya söylediğimiz tatlılar yerine getirmeye çalışsak da nafileydi. 1 Kasım ola, hayrola!

İZZET ÇAPA'NIN FATİH ALTAYLI İLE YAPTIĞI İLK RÖPORTAJI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN



X