Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bizi perişan etti

Emre Aydın ve Model’le “sabah kahvaltısı” nasıl olur dersiniz? İnanın bana çok eğlenceli, neşeli ve bir o kadar da karışık oluyor! Doğrusunu isterseniz, rock müziğin Türkiye’deki yeni kuşak “neferleriyle” muhabbete oturduğumuzda gözüm korkmadı değil. Beş tane birbirinden “renkli” genç vardı karşımda. Bir ara içimden “Teker teker gelin ulan!” demek geldi ama laf lafı açtıkça hepimiz rahatladık. Aynı sektörde olup, zirveye ulaştıktan sonra egolarını duruşlarının bir parçası haline getirmeyen, birbirlerine sonuna kadar destek olan bu “çeteyle” hayatı, mücadelelerini, dostluklarını ve gelecek planlarını konuştuk. “Kalabalık” muhabbetimize siz de katılın derim! Bu gidişle haftaya futbol takımıyla röportaj yaparsam da şaşırmayın!

EMRE AYDIN MÜZİK HAYATIMA GİRENE KADAR HER ANNE BABANIN İDEALİNDEKİ ÇOCUKTUM!

“Ooo piti piti karamela sepeti” diye mi başlasam röportaja acaba? İlk ‘kurbanım’ kim olmak ister? (Herkes birbirine bakıyor.)
- Emre:
Ben alayım bayrağı elime bari...
- Model hep bir ağızdan: Al, al, al! Büyüksün Emre!

Emre bunlar seni aslanların önüne atmaya pek bir meraklı...
- (Gülüyor) Canları sağ olsun...

Haydi başlayalım o zaman, daha dört kişi var sırada bekleyen!
- Annem de babam da eczacı. Üniversitedeyken aşık olup evlenmişler. Ben de 1981’de Isparta’da dünyaya gelmişim.

Gül ve Demirel şehri...
- (Gülüyor) Gerçekten de o dönem Isparta’da büyük bir Demirel etkisi vardı. Ama ben doğduktan kısa bir süre sonra, bizimkiler işlerinden dolayı Antalya’ya göç ettiler. Gençliğim orada geçti, sonra da üniversite için İzmir’e gittim.

Sende rock’çı değil de tam iyi aile çocuğu tipi var...
- (Gülüyor) Teşekkür ederim. Aslına bakarsan hayatıma müzik girene kadar her anne babanın idealindeki çocuktum.

Ne yani müzik mi seni yoldan çıkardı?
- Yolumu müzikle buldum dersek daha doğru olur. Şarkıcı olmak için okulu bile tamamen boşverip, hayatımdaki her şeyi ikinci plana atmıştım.

BEN MASUMUM, HEPSİ FREDDY MERCURY’NİN SUÇU

Birden bire nasıl kapıldın bu şarkıcılık sevdasına?
- Ben masumum, hepsi Freddy Mercury’nin suçu (gülüyor)! Her şey Queen’in Greatest Hits 2 albümünün tesadüfen elime geçmesiyle başladı. Şarkıları dinler dinlemez, acayip etkilendim. Tabii o zaman internet falan da yok,
ancak etraftaki canlı kaynaklardan bu tarz müzik hakkında bilgi alabiliyorduk.

Sen yine iyisin benim zamanımda Beyazıt Kütüphanesi’ne giderdik...
- (Gülüyor) Bir de o zamanlar okulda herkesin metalci olmakla yükümlü olduğu bir dönemdi. Bir taraftan metalci furyası diğer taraftan Freddy Mercury derken gitar çalmayı kafaya koydum. Ama bir türlü cesaret edip evdekilere “Bana gitar alın” diyemedim.

Neden, maddi durumunuz mu kötüydü?
- Yok be abi! Bana gitar alırlarsa dersleri iyice boşvereceğimi biliyorlardı da ondan. Sonra bir gün gazetede içinde enstrümanlarla “kiralık stüdyo” ilanı görüp soluğu hemen orada aldım.

Evreka!
- Aynen öyle! Üç arkadaş üzerimizde dizlerimize kadar gelen metalci tişörtleriyle tuttuk stüdyonun yolunu...

Her şey tamam da tişörtler niye dize kadar?
- Düşün o kadar küçüktük ki en ufak bedeni bile bize çok büyük geliyordu. Zaten stüdyoyu kiraya veren adamlar bizi görünce gülme krizine girdiler.

Bizi perişan etti


HER TÜRK GİBİ ORTALAMA BİR ARABESK KÜLTÜRÜM VAR

Milyonlar seni dinliyor, peki sen kimi dinliyorsun?
- Yanımdalar diye söylemiyorum, vallahi de billahi de Model dinliyorum. Ayrıca yerli olarak Sertab’ın son albümü favorim. İngiliz gruplarının müziklerini seviyorum. MFÖ’yü, Sezen Aksu’yu özel olarak belirtmeme gerek yok herhalde...

Peki ya arabesk?
- Gidip de bugüne kadar arabesk bir albüm aldım dersem yalan olur ama her Türk gibi ortalama bir arabesk kültürüm var.

Ebru Gündeş son albümünde “Soğuk Odalar”ı söyledi. Ne oldu da şarkını başka birine verebildin, Ebru kesenin ağzını mı açtı?
- O şarkı benimle meşhur oldu ama Gülden Mutlu’ya ait. Ben sadece aracı olup Gülden’den Ebru’ya vermesi için rica ettim. Bence gayet de güzel söylemiş.

Beğenmedim diyecek halin yok herhalde, neyse Model’le yollarınız nasıl kesişti?
- Yaklaşık iki senedir tanışıyoruz ama yollarımız asıl birbirimizi tanımadan yıllar önce kesişti (gülüyor). Model daha İstanbul’a gelmeden eski grubumun üyelerinden biri vasıtasıyla bana demolarını göndermişti. Hatta ben de çok beğenip demoyu Sony yetkililerine dinletmiştim. ?

Öyle kuru kuru dinletmekle olmuyor tutsaydın çocukların ellerinden...
- (Gülüyor) Benim tutmama gerek kalmadan onlar aldı yürüdü zaten...


Ben popçuyum aslında

Küçükken metalciydin, sonra Freddy Mercury’yi idol belledin, peki şimdi yaptığın müziğin tarzı ne tam olarak?
- Ben popçuyum aslında.

Aslında derken?
- Birçok insanın dinlediği ve beğendiği popüler müzik yapıyorum. Alternatif müziğe daha yatkın kişiler rock’çı olamadığımı düşündükleri için bana kızıyorlar. Yurtdışında benim yaptığım müzik pop rock kategorisinde değerlendiriliyor. “Pop mu rock mı?” diye sorarsan popa herhalde bir tık daha yakınım.

Pop kılığına girmiş rock...
- (Gülüyor) Aynen öyle.

Son albümün “Eylül Geldi Sonra” yine buhranlı ve hüzünlü şarkılardan oluşuyor. Kış gelince insanların girdiği melankoliden mi “faydalanıyorsun”, yoksa sen mi bu dönemde melankolik oluyorsun?
- Aslında her ikisi de... Şarkıları yazarken insanların psikolojisi şöyle olur, bundan faydalanırım demiyorum ama bir yandan da albümüm bitmiş bile olsa yaz ortasında çıkarmam.

Biraz da tüccarlık var sende yani...
- Her müzisyende az da olsa tüccarlık mutlaka vardır. Yoksa herkes evinde gitar çalıp şarkı söylerdi. Bu yüzden de “Ben hiç ticari iş yapmıyorum” diyen bir sanatçıya inanmam.

Peki niye bütün albümlerde yeni nesil “acıların çocuğu Emrah” modundasın...
- (Gülüyor) Benim müziğimin Küçük Emrah ve diğer arabeskçilerden farkı, hüznün yanında öfke ve sinirin de sözlerimde hakim olması. “Eyvah çok üzgünüm, her şey çok kötü gidiyor lanet olsun” yerine “Niye her şey çok kötü?” diye düşünerek yazıp söylüyorum.

İsyanın kendine mi?
- Bir tık... Şarkılarımda en çok kendime kızıp her şeyi sorguluyorum.

Hayatta da böyle dertli ve isyankar mısın?
- Olur mu öyle şey abi? Neşeli şarkılar yapan biri nasıl ki her zaman neşeli olamazsa, ben de devamlı karalar bağlamıyorum tabii ki.

Şarkılarındaki bu efkarının arkasında büyük bir aşk acısı yatıyor olabilir mi?
- Ben okuduğum ve dinlediğim şeylerden etkileniyorum. Edip Cansever ve Turgut Uyar’ın bu konuda bana katkısı çok büyüktür.

Diyelim büyük bir aşk yaşıyorsun, çok mutlusun, şarkılarında yine hüznü ve kederi bu kadar iyi yansıtabilir misin?
- İnan bana yazdığım şarkıların özel hayatımla hiçbir alakası yok. Kendime önce bir tema buluyorum, sonra da o temanın içini özelimi karıştırmadan dolduruyorum.

KORKU FİLMİ ÇEKECEĞİM

Müzik dışında bir uğraşın var mı?
- Var tabii, sinema! Kameraları çok seviyorum. Görüntü yönetmenliğine büyük bir ilgim var, onu beslemek için de fotoğraf çekiyorum. Bir de 565 diye bir yapım şirketi kurdum ama yoğunluktan tek film bile yapamadık.

Ne yani boş boş duruyor mu öyle?
- Yok canım, film yerine daha çok müzik yapımcılığına ağırlık verdi. Ama ilk fırsatta hayata geçirmek istediğim bir korku filmi projem var.

Oğlum senin de ortan yok ya milleti ağlatıyorsun, ya da korkutuyorsun...
- Örf ve adetlerimizden yola çıkarak bir araya getirdiğimiz ortak korku unsurları ön planda olan, alternatif kurguya sahip bir film çekmeyi planlıyorum.

Demirel etkisi şimdi çıktı ortaya, konuşuyorsun ama söylediklerinden hiçbir şey anlamıyorum...
- (Gülüyor) Abi ne yapayım, şimdi baştan sona filmi mi anlatayım sana?

Tamam tamam anlatma, onun yerine sürekli akıl danıştığın güçlü hayran kitlenden bahset...
- Sağ olsunlar fanlarım her zaman benim büyük desteğim. Özellikle klip çekeceğim şarkıları sosyal medyadan onlara soruyorum.

“Böyle bir tarz tutturduk bu acılı ortam bana para da kazandırıyor” diye mi bu yolda devam ediyorsun? Bir gün canın sıkılıp “eller havaya” şarkılar yapabilir misin?
- Neden olmasın? Ama muhtemelen benim “eller havaya” anlayışım insanların aklındakinden çok farklıdır. Sanırım yine gitar ağırlıklı bir şey olur.


MODEL O KADAR PARASIZDIK Kİ BİR SİMİTİ BEŞE BÖLÜP KARNIMIZI DOYURDUK

Bir de Model’den dinleyelim öyle kolay mı olmuş “alıp yürümeleri”...
- Emre Aydın: Abi çok tehlikelisin. Bizi birbirimize düşüreceksin yemin ediyorum...

Hep iyi niyetimden.. Hazır mıyız arkadaşlar?
- (Hep bir ağızdan) Hazırız!

Model’den sanki tek bir insanmış gibi bahsedilmesi size garip gelmiyor mu?
- Fatma:
Yoo alıştık artık biz bu duruma...

Nasıl bir araya geldiniz, yani Model kaç model?
- Can:
Grubu 2005’te Okan kurdu. Bazı yarışmalar ve eleman değişikliklerinin ardından Fatma aramıza katıldı. O dönem yaptığımız demolardan biri Emre’nin de eline geçmiş. Şimdiki menajerimiz Emrah’la tanıştıktan sonra da 2009’da İstanbul’a geldik. O zamandan beri şarkı söyleyip duruyoruz (gülüyorlar).

Bunlar zaten Vikipedi sayfanızda yazıyor, daha heyecanlı şeyler anlatın!
- Can:
Kerem hariç hepimiz İzmir’den çıktık.

Bu mu heyecanlı şimdi?
- Can:
Yahu abi ne anlatalım? Emre’yi bu kadar sıkıştırmadın ama!

Size garezim var... Tarz değilsiniz... (Kahkahalar)
- Fatma:
Böyle giderse kan çıkacak!

Bak işte o zaman hareketlenir ortam... Perişan ettiniz beni, ağzınızdan laf cımbızla çıkıyor. Anlatsanıza, nasıl geldiniz İzmir’den kalkıp taşı toprağı altın şehre?
- Can:
Otobüsle...

Birisi bana bunun kamera şakası olduğunu söylesin!
- Can: Ya işte anlattım demin. 2008 sonunda kapı kapı dolaşıp demoları bıraktığımızda bir tek Emrah’ın ilgisini çektik. Gerçi Emre’nin de ilgisini çekmişiz ama ondan bir şey çıkmadı (gülüyorlar). Emrah da bizim için birkaç yer kovaladı ve plak şirketiyle anlaşınca da İstanbul’a çağırdı.
- Okan: Hatta Emrah’ın dediğinden bir gün önce geldik İstanbul’a.

Kalacak yeriniz var mıydı?
- Can:
Fatma’nın kuzeninde kaldık bir gece. Ertesi gün de menajerlik şirketinden birisinin yanına yerleştik.

Peki aileleriniz söylenmedi mi “Ne yer ne içersiniz oralarda?” diye?
- Fatma:
Bir sürünme dönemimiz oldu tabii. Özellikle ben kız çocuğu olduğum için ailemle biraz problem yaşadım. Bizimkiler “Ne yapıyorsun? Ne işin var İstanbul’da?” derken pılımı pırtımı toplayıp geldim. Buradayken bir süre de kardeşim sponsor oldu bana. İzmir’de özel bir dershanede müzik öğretmenliği yapıyordum, oradan da biraz birikmiş param vardı.

Ama gün geldi, o para da bitti...
- Fatma:
Bitmez mi?
- Can: Makarna yemek bile lükstü bizim için o dönem.
- Fatma: En son o kadar zor durumdaydık ki... Ay yok anlatamayacağım çok üzülüyorum...

Yahu niye üzülüyorsun? Mutlu olman lazım, baksana Model’in geldiği noktaya...
- Fatma:
Ne bileyim, çok zor günlerdi, yazık bize yaa! O dönem beşimiz de aynı evde kalıyorduk. Hafta sonları evin arkasındaki sokağa pazar kurulurdu. Oradan haftalık erzakımızı alırdık, Okan da sağ olsun hamarattır, mutfak konusunda bana yardımcı olurdu.

Canım bunda üzülecek ne var?
- Fatma:
Bir keresinde o kadar parasızdık ki Okan’ın getirdiği bir tane simiti beşe bölüp karnımızı doyurmuştuk. Düşünsene yaşadıklarımızı! Birinin annesi ya da babası para gönderdiğinde onu da paylaşırdık. Özellikle çocuklardan biri hafta sonu kız arkadaşıyla çıkacaksa. O günler aklıma gelince üzülüyorum halimize. Yazık ya müzik yapacağız diye neler çektik neler!


Bizi perişan etti

CAN’LA ARAMIZDA BİR ŞEY YOK SADECE AŞIRI YAKINIZ

Dört erkekle aynı evde yaşıyorsun, herhangi biriyle aranda yakınlaşma oldu mu hiç?
- Fatma:
İnan ki olmadı. Aralarında tek kadın ben olmama rağmen sağ olsunlar hiç ayırt etmediler beni. Dört erkek bir kız değil de beş erkek yaşıyor gibiydik.
- Okan: Berbere gönderiyorduk Fatma’yı.
- Fatma: Ya evet berbere gidiyordum.

Neden?
- Fatma:
Saçımın yan tarafı kazınmış durumdaydı, sonra Allah’tan Okan makine aldı da kendisi kesmeye başladı.
- Okan: Bir ara Fatma “Tıraş olmam lazım” demeye başlamıştı (kahkahalar).

Duygusallık olmadı dedin ama biz seni Can ile beraber biliyorduk.
- Fatma:
Yok değiliz.

Böyle bir şehir efsanesi var ama...
- Can:
Evet onu herkes merak ediyor.
- Fatma: O hep var canım. “Şarkıları sana mı yazdı?” diye soruyorlar, ilk kez burada açıklayayım o zaman. Evet, o şarkıların hepsi bana yazıldı (kahkahalar).

Bir erkek olarak nasıl bu kadar kadın ruhuna hitap eden şarkılar yazabiliyorsun Can?
- Can:
Samimi olarak söylüyorum, bu sorunun cevabını bilmiyorum. Ben üç yaşındayken annemle babam ayrılmış. O yaştan beri annem ve ablamla yaşadığım için sürekli bir kadın muhabbetinin içindeydim. Belki de içeriden onların hislerini görme fırsatım oldu.
- Okan: Bu adam içeriden bilgi almış.
- Can: Evet içeride adamlarım vardı. Anlatınca bu o kadar önemli gelmeyebilir ama bir erkek figürü olmadığı zaman kadınlar ev içinde hislerini, duygularını, düşüncelerini daha rahat, daha özgür bir şekilde ifade edebiliyorlar. Ayrıca grubun vokalisti de bir kadın olduğu için sözleri onu düşünerek yazmak zorundayım.

O duyguyu ortaya çıkarmak da kolay olmasa gerek...
- Fatma:
Bence Can kadın ruhundan gerçekten çok iyi anlıyor...

Madem aranızda aşk yok, sen nereden biliyorsun bunu?
- Fatma:
Biliyorum, çünkü o benim en yakın arkadaşım. Tabii ki diğerleriyle de çok şey paylaşıyordum ama Can ile durumuz daha farklı.

Şehir efsanesi yalan diyorsunuz yani... Can’la aranızda bir şey yok?
- Fatma: Hayır aramızda aşk yok, sadece aşırı yakınız.


- Can: Hatta kardeşten de öteyiz.

Düşünsenize Teoman bile evlendi

Hepiniz hâlâ aynı evde mi yaşıyorsunuz?
- Fatma:
Yok canım! Okan’ı evlendirdik, ilk o evden ayrıldı, ardından Can da gitti. Artık ayrı evlerin Model’iyiz.

Rock’çılar evleniyor muydu yahu? (Kahkahalar)
- Okan: Valla ben evleniyor diye biliyordum (gülüyor).
- Fatma: Aksine aslında artık evlenip çocuk bile yapıyorlar. Düşünsene Teoman bile evlendi.

Model için çorap değiştirir gibi eleman değiştiriyor dedikoduları var. Biraz huysuz musunuz gerçekten?
- Fatma: Son iki yıldır hiçbir değişiklik yok, aynıyız.
- Can: Kerem cevaplasın bu soruyu. En son o geldi.
- Kerem: Ben onlardan daha eskiyim piyasada. Hep gördüğümüz şeydir. İyi başlayan gruplarda bir heves vardır. İş profesyonelliğe dönüp, turne hayatına geçince dağılmalar başlar.

Para kazanmaya başlayınca mı dağılıyor gruplar?
- Fatma:
Ben ona katılmıyorum. Aslında bu bir kimya meselesi. O dönem o insanların grupta olması gerekiyor, sonra zamanla insanların idealleri ve kişilikleri de değişebiliyor.

Bakalım seneye röportaj yaptığımızda Kerem burada olacak mı?
- Kerem:
Ben bu sene dünyalığımı yapayım da, ne olur ne olmaz (gülüyor)...

Dışarıdan bakınca grubun elebaşı Fatma gibi görünüyor...
- Okan:
Her konuda değişiyor elebaşı. Mesela ben geri planda durmayı tercih ederim. Grubun beyni dediğimiz, üretimin kaynağı olan kişi Can. Fatma hem annelik hem de frontman’lik yapıyor. Baktığın zaman herkesin kendi yetisi var aslında.

Bir gün Fatma “Sıkıldım ben, solo albüm yapıyorum” derse ne olacak?
- Fatma:
Onun şakasını hep yapıyorum zaten. Bir şeyi 40 defa söylersen olurmuş. Geçenlerde, son şarkımızı Ozan Çolakoğlu ile düzenlerken, “Benim solo albümü ne zaman yapıyoruz?” diye sordum. Ozan “Şimdi bilmiyorum ki Göksel de var, yoğunum” diye cevap vermesin mi?

Bana zarf atıyormuşsun gibi geldi...
- Fatma:
Yok vallahi. Yapacak olsam zaten şarkıları Can yazacak, Okan çalacak, ee Kerem’siz olmaz. Ne değişecek ki? Yine birlikteyiz anlayacağın.

Sertab ve Demir sizin manevi anne ve babanız gibiydi...
- Fatma:
Sorma gerçekten anne babası yeni ayrılmış çocuklara benzedik.

Ee peki vesayetiniz kimde kalacak?
- Fatma:
Ben annemleyim!
- Can: Sertab da Demir de çok yakın arkadaşlarımız. Onların özel hayatlarında aldıkları kararlar tabii ki bizi ilgilendirmez ama anne ve babamız gibi olmuşlardı gerçekten.

18 yıl sonra aniden ayrılmalarına şaşırdınız mı?
- Fatma: Şaşırmak ne kelime, şoke olduk. Çok ağlıyoruz evde (gülüyor).
- Can: Bu zor zamanlarında ikisinin de yanlarında olup destek olmaya çalışıyoruz.

Cici annenizle tanıştınız mı?
- Fatma:
Yok tanışmadık.

Doğru söyle, Demir mi tanıştırmadı yoksa siz mi tanışmak istemediniz?
- Fatma:
Denk gelmedi diyelim...

İkisiyle birden çalışamayacağınıza göre, bundan sonra hangisini tercih edeceksiniz?
- Fatma:
Sertab, şarkı okumalarım sırasında benim vokal koçluğumu yapıp fikir verirdi. Ama bizim asıl çalıştığımız kişi Demir’di. Bundan sonraki albümde ne yaparız, ne ederiz bilmiyoruz ama kiminle çalışmamız gerekiyorsa tabii ki onunla çalışırız.

Kaç gün annenizde kaç gün babanızda kalacaksınız?
- Fatma: Ben annemi asla bırakmam...
- Can: Sadece hafta sonları Demir Baba’ya gidiyoruz (kahkahalar).


Niye çocuk şarkısı olsun, adı pembe ponponlar değil ki

Can sen bir de makyaj yapıyorsun değil mi?
- Can:
Arada yapıyordum ama artık bıraktım.

Neden, Türkiye buna hazır değil mi?
- Can:
Aslında yurtdışında da bunun birçok örneği var. Ama makyaj bir şekilde yaptığımız işin önüne geçmeye başladı. Yapılan müziği değil de grup elemanlarından birinin makyajının tartışılması bana çok saçma geldiği için artık yapmıyorum.

Mahalle baskısı seni yendi o zaman.
- Can:
Ben öyle olduğunu düşünmüyorum ama çok garip bir şekilde benim makyajım, bir süre sonra Model’in ergen bir grupmuş gibi algılanmasına neden oldu. Bu durum da beni çok üzdü. Sanki ergenlik aşağılık bir şeymiş gibi...

Ergenlik demişken Pembe Mezarlık konusunu açmanın tam zamanı. Ona da ergen şarkısı diyorlar...
- Can:
Neden sence? Ben gerçekten bunu anlamıyorum. Mezarlığın herhangi bir yaş grubuyla ya da çocuklarla ne alakası olabilir?

Pembe kız çocuğu rengi olduğu içindir belki...
- Can:
İyi de şarkının adı pembe ponponlar değil ki!
- Fatma: İşin garibi sahnedeyken en çok eşlik edilen şarkımız da Pembe Mezarlık...
- Can: Bu bir metafor... Fantastik edebiyatı çok sevdiğim için bu öğeleri barındıran şarkılar yazmayı tercih ediyorum. Eleştirildi diye son albümde yok ama önceki albümde fazlasıyla kullanmıştım. Keza, Benim Tatlı Kanserim ve Çürüsün Gelinliğim gibi şarkılarımız da vardı. Şarkı isimlerinin öyle tınlamasına ve içeriklerinin o şekilde olmasına dikkat ediyordum.

Müziğin Harry Potter’ı gibisin...
- Can:
Tim Burton’ı desek olmaz mı? (gülüyor)

Şarkılarına, çocuk şarkısı denmesine kızıyor musun?
- Can:
Fatma kızıyor ama ben sadece çok cahilce buluyorum.

Bizi perişan etti


Emre’yi bu kadar sevmezsek bu işi yapmazdık

“Güçlerimizi birleştirirsek bu işten daha çok ekmek yeriz” diye mi düet yapma kararı aldınız?
- Can: Fikir bizden değil, Samsun Demir’den çıktı. Bunu neden düşündüğünü bilmiyorum ama estetik kaygılardan olduğunu hiç sanmıyorum. Sonuçta o aynı zamanda bir işadamı. Getirdiği proje hem bizi hem de Emre’yi heyecanlandırınca ortaya yaratıcı bir şeyler koyabileceğimize karar verdik.
- Fatma: Emre’yi bu kadar sevmeseydik bu işi yapmazdık zaten.

Şarkı biraz Emre’nin şarkılarına benziyor. Emre sizi kendi kalıbına mı soktu?

- Emre: Sözleri Can yazdı, bence şarkı tam ortada.
- Fatma: Duyulduğunda ne Emre Aydın, ne Model olarak tınlıyor.
- Kerem: Sahneye çıkıp söylediklerinde ne Emre’de ne Fatma’da eğreti duracak bir şarkı. Zaten birlikte verdiğimiz konserler de çok keyifli geçti. Bu arada yakında Bostancı Gösteri Merkezi’nde bir konserimiz olacak, ardından da ver elini Anadolu.

Anadolu’da sizleri nasıl karşılıyorlar?
- Fatma: Anadolu konserlerimiz efsane oluyor ya. Oralarda çalmaya bayılıyoruz. Özellikle Şanlıurfa’da inanılmaz ağırlanıyoruz.
- Okan: O taraflarda tam anlamıyla Türk misafirperverliğini yaşıyoruz. Bizim turnelerdeki tur programları genellikle mutfaklar, yemek kültürü üzerine kurulu oluyor. Yemek yemeyi çok seviyoruz.
- Can: Bizim bir şey istememize müsaade etmiyorlar bile, yemekleri ağzımıza tıkıyorlar (gülüyor).

Bir Pazar Kahvaltısı’ndan sonra sırada öğle yemeği, ikindi kazıntısı gibi yeni albümler var mı?
- Can:
Evet yakında brunch yapmayı planlıyoruz (kahkahalar).

X