Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Biz onu çok sevdik, peki o en çok kimi sevdi?

Küçük kız dadısıyla bir bahar sabahı İzmir Kordon Boyu’nda dolaşırken, şehrin meşhur çingene falcılarından biri yanlarına yanaşır... Esmer kadın, küçük kızın falına bakmak istemektedir. Dadısı, kötü bir şey söyleyip kızın psikolojisini bozabilir diye önce karşı çıkar ama kadının ısrarı üzerine kabul eder.

Falcı “Senin kısmetinde; sarı saçlı, mavi gözlü biri var. Başkası da olmayacak. Bu mavi gözlü adam senin hem sebeb-i saadetin, hem de sebeb-i felaketin olacak. En büyük mutluluğu da, en büyük yıkımı da bu kişiyle yaşayacaksın” der ve yanlarından usulca uzaklaşır. Dadının korktuğu olur ve fal küçük kızın aklından bir daha hiç çıkmaz...

Biz onu çok sevdik, peki o en çok kimi sevdi

1922 yılının bir eylül günü, 23 yaşındaki genç kız, atlı arabayla halk arasında Beyaz Köşk olarak bilinen evinin kapısına yanaşır. Arabayı durduran askerler, “Geçemezsiniz! Artık burası başkumandanlık karargahı oldu” diyerek evine girmesine izin vermez. Genç kız “Nasıl giremem? Burası benim evim. Büyükannem içeride. Ben Latife Uşşaki’yim” diye cevap verir.

Küçük kız yıllar önce o çingene falcının bahsettiği anın gelip çattığının henüz farkında değildir.

Latife, arabadan inip merdivenlere doğru hareket ettiğinde Mustafa Kemal’le karşılaşır. Latife, Gazi’yi ilk kez görmektedir. “Paşam evimize hoş geldiniz, şeref verdiniz, elinizi öpeyim” der. Paşa, “Rica ederim küçük hanım, ben el öptürmem ama hanımların eli öpülür. Ben sizin elinizi öpeyim” diye karşılık verir ve kalpağını çıkararak Latife Hanım’ın elini öper.

Genç kız daha sonra Halid Ziya’ya gönderdiği mektubunda o anı “Altın bir hare ve bir çift masmavi göz görebildim” diye anlatır...

İlerleyen günlerde bu dostluk büyük bir aşka dönüşmeye başlayacaktır. Hatta birbirlerine ilgilerini ifade ettikleri gece önce Latife Hanım hislerini dile getirir. Paşa, ertesi sabah yaveri Salih Bozok’a “Devir değişti Salih, artık kadınlar aşklarını önce söylüyor” der.

Mustafa Kemal birliktelik fikrini bir adım daha ileriye götürmeye karar vererek, gece vakti bir müftü bulup imam nikâhı kıymayı teklif eder. Ancak Latife Hanım babasının olmadığı ortamda Gazi’nin izdivaç teklifini reddeder.
Bunun üzerine Atatürk, aşkının ne kadar derin ve gerçek olduğunu göstermek için Latife Hanım’ı öpmek üzere eğilir.
Latife Hanım, bulundukları verandadaki masanın üzerinde duran Yunanlı esir general Trikopis’in silahını alıp havaya üç el ateş eder. Bu durum devam ederse dördüncü kurşunla da kendini vuracağını söyler.
Paşa, şaşkınlık ve hayranlıkla “Bunu gerçekten yapabilir misiniz?” diye sorar. Latife Hanım hiç düşünmeden cevap verir:
“Durmazsanız ben de duramayabilirim. O zaman siz de, ben de içinden çıkılmaz bir duruma düşeriz. Ben Latife Uşşaki’yim. Canıma kıymak pahasına da olsa sizi durdururum. Ama size kıyamam, çünkü siz bu memlekete elzemsiniz, ben değilim.”
Bu sırada koşup gelen koruma ve yaverlere Mustafa Kemal, “İzmir’de bu kadar iyi silah kullanan genç kızlar varken Yunanlıların savaşı kaybedeceğinden eminim” der ve geri gönderir. O silahı da Latife Hanım’a hediye eder.

Birkaç gün sonra Atatürk, Latife Hanım’dan Beyaz Köşk’teki odasını toparlamasını rica eder. Latife Hanım odaya girdiğinde içerisinin zaten gayet derli toplu olduğunu fark eder. Yatağın üzerinde sadece bir beyaz gül ve Atatürk portresi olduğunu görüp şaşırır.
Fotoğrafın arkasında “Benim zarif ve güzel Latifeciğim” cümlesiyle başlayan bir not vardır. Bu bir evlenme teklifidir...
Latife Hanım fotoğrafı duvara asar, beyaz gülü de yakasına iliştirir. Akşam Mustafa Kemal’in, Latife Hanım’a “Sizden odamı toplamanızı rica etmiştim. Bir gariplik hissetmediniz mi?” sorusuna aldığı cevap “hayır” olur.
Bunun üzerine Paşa, “Peki resmin arkasına da mı bakmadınız?” diye tekrar sorar.
Genç kız muzipçe “Bakmam mı gerekiyordu Paşam?” cevabını verir. Bu sırada Latife Hanım’ın yakasındaki beyaz gülü fark eden Mustafa Kemal, “Lütfen beni daha fazla zorlama. Bu yaştaki bir adamı aşk için diz çöktürtme. Ne zaman evleniriz bilemem. Ama artık teklifimi kabul et” der...
Latife Hanım “Sizi yüzyıl bile beklerim” dedikten sonra Mustafa Kemal “Aman yüzyıl beklemeyin o zaman çok yaşlı olurum” diye nükteli bir cevap verir.

Biz onu çok sevdik, peki o en çok kimi sevdi

Zübeyde Hanım’ın yakalandığı hastalıktan kurtulamayacağı anlaşıldığı için nişan, o ölmeden üç gün önce alelacele Mustafa Kemal Ankara’da, Latife Hanım ise İzmir’deyken telgraf başında yapılır.
Annesinin yası devam ederken, savaşın her an tekrar başlayabileceği endişesiyle Paşa hemen evlenmeleri gerektiğini düşünür ve “Gidin Muammer Bey’e haber verin, ben kızıyla hemen şimdi evleneceğim” der.
Ayın 14’ünde vefat eden annesinin acısı henüz dinmeden 29 Ocak 1923 tarihinde köşkte verilen sessiz, sade bir törenle Latife Hanım’la evlenir.
Tek amacı, annesinin son arzusunu mümkün olan en kısa zamanda gerçekleştirmektir.
Latife Hanım artık hayallerinin, aklının, kalbinin dolu olduğu Mustafa Kemal’in eşidir ve yakında Türkiye’nin ilk ‘first lady’si olacaktır.

Ancak bu evlilik iki çok güçlü kişiliğin çarpışması şeklinde geçer. Latife, hayatının aşkını bulmuştur ama aşık bir kadının o derin hassas tavrıyla yeri gelir, kimselerle paylaşamaz sevdiğini...

Boşanmalarının en büyük sebebiyse, çok benzer karakterlerde olmalarıdır. Birbirlerini çok sevmelerine rağmen aynı çatı altında olmaları gün geçtikçe zorlaşır.

Yaklaşık 2 yıl 5 ay süren evliliklerinin sona erdiği, 5 Ağustos 1925 günü radyoda yayımlanan bir hükümet bildirisiyle duyurulur. Ayrılırken Paşa’nın Latife Hanım’dan son bir isteği olur. “Latife sen benim yaverimdin, bana bir söz ver! Müşterek hayatımıza dair hiç kimseyle konuşmayacaksın” der.
Latife Hanım’ın sözüyle, yaşananlar her iki tarafın ağzından tek kelime çıkmayacak şekilde tarihe gömülecektir...

Latife Hanım, ayrılık acısıyla geçen yılların ardından Mustafa Kemal’in sağlığının her geçen gün daha da kötüye gitmesi nedeniyle 1938’in haziran ayında Şükrü Kaya tarafından Dolmabahçe Sarayı’na davet edilir.
Paşa orada ona çok hasta olduğunu söyler, zor da olsa bir helalleşme konuşması yapılır.
Latife Hanım o gece sabaha kadar ağlar ve bavulunu toplayıp Avrupa’ya gider. Sadece özel eşyalarını alır yanına, kıyafetleri arkasından yollanır.
İsviçre-Cern yakınlarında bir sanatoryuma yerleşir. Anıları konusunda derin bir sessizliğe çekilir.
12 Temmuz 1975 günü de, İstanbul’da, 76 yaşındayken göğüs kanserinden hayata veda eder...

Bugün 10 Kasım... Atatürk’süz geçirdiğimiz 76’ncı yıl...
Hâlâ milyarlık İslam coğrafyasındaki laik, modern, Doğu’dan gelen ama yüzünü Batı’ya çevirebilen yegane devletiz. Bunu bizi armağan eden Mustafa Kemal’e hepimizin kocaman bir borcu var bu yüzden.
Belki de tek kişidir bu dünyada Latife Hanım, ondan alacaklı öte dünyaya göçen...
İkisinin de ruhu şad olsun...

Dipnot: Yukarıdaki bilgiler Latife Hanım’ın yeğeni Mehmet Sadık Öke’yle görüşmelerim ve Fatih Bayhan’la birlikte yazdığı “Teyzem Latife” adlı kitabından derlenmiştir.

X