Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir tek göğüslerim estetik

Onu tarif eden ünlü bir yapımcının “Beyninle dilin arasındaki mesafe o kadar kısa ki, düşündüklerini hemen söyleyebiliyorsun” sözünün hakkını verircesine yanıtlıyor her soruyu Lerzan... “Sarı saçlarımdan ben suçluyum. Bu ülkede kimse bir kadının hem güzel hem de akıllı olmasını kaldıramıyor. İster istemez o ‘aptal sarışın’ yakıştırmasına maruz kalıyorsun...” Huzurlarınızda gerçekte kumral, akıllı bir sarışın; Lerzan Mutlu...

* Türkiye’de her 29 bin 448 kişiden birinin adının Lerzan olduğunu biliyor muydun?
- Benden başka Lerzan tanıyor musun?

* Hayır...

- O zaman sen kotanı çoktan doldurmuşsun İzzet!

* Vay vay vay iddiaya gel... Lerzan ne demek peki?
- Farsça “titreyen” anlamına geliyor.

* Hiç de öyle “titrek” bir halin yok halbuki...
- Dimdik ayaktayım evelallah.

Bir tek göğüslerim estetik
Fotoğraflar: Mustafa ÖZKÖK

* Haydi o zaman sana bu ilginç ismi veren ailenden bahset biraz...

- Babam Siirtli bir Arap, annemler ise Yugoslav. Babaannem ölene kadar sadece Arapça konuştu, anneannem de hiç Türkçe bilmiyor.

* Aile değil Birleşmiş Milletler ofisi maşallah...
- (Gülüyor) Sorma! Babam aslında çocuk seven bir adam değilmiş. Hatta annem bana hamile kaldığında aldırmayı bile düşünüp, sonra vazgeçmişler. Ben doğunca da babam resmen aşık olmuş biricik kızına.

* Ne işle meşguldü peder bey?

- Döneminin en meşhur avukatlarından biriydi. Maalesef ben daha 10 yaşındayken vefat etti. Bana o kadar düşkündü ki neredeyse hiç yanından ayırmazdı. Ciddi anlamda bir Türk müziği tutkunu olduğu için her gece gitse de gitmese de Maksim Gazinosu’nda en ön masa ona ayrılırdı. Ben de onlarla birlikte gazino gazino dolaşırdım.

* Maksim’de kreş olduğunu bilmiyordum doğrusu...
- (Gülüyor) Normalde gazinoya çocuk alınmazdı ama babamı da kıramazlardı. Zaten solist ikinci şarkısına başladığı an ben uyku krizine girerdim. Bizimkiler de iki sandalyeyi birleştirip bana “yatak” yaparlardı. Çoğu zaman da Sacit Abi gelip beni kucağına alır, Fahrettin (Aslan) Bey’in ofisindeki deri koltuğa yatırırdı.

* Daha küçücükten sahne tozu yutmaya alışmışsın...
- Hem de ne alışmak! Belki de şarkıcı olmak istememin en büyük sebeplerinden biri o yaşlarda çok geziyor olmamızdı. Konservatuvara ilk girdiğimde Maksim’den kalan kulak dolgunluğundan repertuvarım o kadar genişti ki
hocalarım şaşırıyordu.

* Okul ne alemdeydi peki?
- İlkokulu Erenköy’de okudum, oradan Yıldız Koleji’ne geldim. Derslerim gayet iyiydi ama haftanın üç günü tatil yapardım.

* Her gece gazinoya giden çocuklara özel bir durum muydu bu?
- (Gülüyor) Babam sağ olsun her cumayı bana tatil yapmıştı. Tek kız olduğum için kıyamaz, “Baba bugün okula gitmeyeyim” diye şımarınca dayanamayıp “Tamam gitme o zaman” derdi.

* Seni bu kadar el üstünde tutup şımartan bir babayı kaybedince kim bilir ne kadar sarsılmışsındır?
- Biliyor musun babamı kaybettiğimiz gün öleceğini önceden hissetmiştim...

Bir tek göğüslerim estetik

DIŞIM MARILYN MONROE AMA İÇİM TAM BİR AHMET ABİ

* Nasıl yani? Hasta falan mıydı?

- 52 kilo, 1.78 boyunda, ağzına içki sürmeyen filinta gibi bir adamdı. Bir tek sigara ve çaya hayır diyemezdi. Neyse hiç unutmam, bayramın birinci günüydü, Bodrum’a tatile gidecektik. Evde herkes bir hazırlık telaşı içindeyken ben odama gidip yatağıma uzandım. Tavana bakarken gözümün önüne amcamların babamın cenazesini kaldırdığı geldi. Koşa koşa mutfağa gidip, “Anne, babam birazdan ölecek haberin olsun” dedim.

* Tokatı yedin tabii annenden...
- Tokat değil de çimdik yedim. Annem bana “Saçmalama, ne biçim konuşuyorsun?” dedikten birkaç dakika sonra babamın göğüs ağrısı başladı. Şoförü bekleyemediğimiz için komşunun arabasıyla en yakın hastaneye gittik, acil
servisi yok diye almadılar. Şişli Etfal’e giderken kollarımızda öldü babacığım.

* Resmen öleceğini hissetmişsin....
- Zaten o olaydan beri annem benim hislerimden çok korkar. Ya çocuk bilincinin açıklığından ya da kalbime doğmuş olmasından dolayı bir anda hissettim babamın ölümünü.

* Sormama gerek bile yok aslında ama babana çok düşkündün değil mi?
- Babam ölürse kendimi nasıl öldürürüm diye düşünürdüm hep. Okuldayken “Anneni mi yoksa babanı mı daha çok seviyorsun?” diye sorduklarına hiç düşünmeden “Babamı” derdim. Asla “İkisini de” diye politik cevaplar vermezdim. O zamandan belliymiş böyle şeffaf bir kadın olacağım...

* Kendini gerçekten öldürmeye çalıştın mı peki?

- Aklımdan geçmedi değil ama sonuçta hayat devam ediyor. Bedenimin yarısı onunla birlikte öldü.

* Öylesine güçlü bir adamın hayatından aniden çıkması sende neyi değiştirdi?
- İster istemez erkenden olgunlaştım. Yaşım ilerledikçe de özel hayatımda babam gibi bir adam aramaya başladım. Ayrıca çok küçük yaşta güçlü olmayı, dik durmayı öğrendim. Dışarıdan beni Marilyn Monroe olarak görebilirsiniz ama içim tam anlamıyla bir Ahmet Abi...

Bir tek göğüslerim estetik

ZAMANINDA ZENGİN SEVGİLİSİ OLANLAR KAYBOLDU GİTTİ

* Benim gibi birçok kişi seni şarkı söyleyen, TV programı yapan, şöhret ve para peşinde olan bir kadın sanıyor. Madalyonun diğer yüzünden niye hiç haberimiz olmadı bugüne kadar?
- Ama işte tüm bunları rahat rahat anlatabileceğin kaç mecra var ki? Kimse senin geçmişini merak etmiyor. Herkes şu andaki magazin olaylarının ve gündemin peşinden koşuyor. A söylüyorsun, B yazıyor. Canlı sesimin ne kadar iyi olduğunun bile farkında değiller. Hep beni sunucu kimliğimle tanıdılar.

* Ben senin hangi şarkıyı nasıl söylediğini bile bilmiyorum açıkçası...
- Bu benim kendi mesleğime yaptığım haksızlıktan kaynaklanıyor. Televizyonun büyüsüne kapılıp asıl işim şarkıcılığı unuttum. Fakat ne yapayım? Yeni çıkmış bir kızdım, bütün büyük kanalların müdürleri çok iyi şartlarda pek çok fırsat sundu önüme. Sadece ben değil, kim olsa hayır diyemezdi!

* “Televizyon yüzünden şarkıcı kimliğimi kaybettim” mi diyorsun yani?

- Bravo, aynen öyle. Gülşen’i çok severim, bayılırım ama toplasanız benim kadar televizyon programına çıkmamıştır. Aslında her gün televizyona çıkmak başarı değil, handikap. İnsanların gözleri seni devamlı görmeye alıştıktan sonra
üç gün ekrana çıkmayınca “Neredesin?” diye sormaya başlıyorlar.

* Pişman mısın peki?
- Yok, açıkçası pişman da değilim. Sonuçta benimle aynı dönemde çıkan, zengin sevgilileri olan herkes kayboldu gitti. Televizyon işini de gayet iyi yaptığıma inanıyorum. Ünlü bir yapımcı bana “Beyninle dilin arasındaki mesafe o kadar kısa ki, düşündüklerini hemen söyleyebiliyorsun. Bu televizyoncuların çok işine gelir” demişti.

* Şöhret virüsünü kapıp magazin figürü oldun ama bu arada şarkıcılık kariyerin sizlere ömür durumunda...
- Magazinle bu kadar iç içe olmam gerçek potansiyelimi göstermeme engel oldu. Anlayacağın sarı saçlarımdan ben suçluyum. Bu ülkede kimse bir kadının hem güzel hem akıllı olmasını kaldıramıyor. İster istemez o “aptal sarışın” yakıştırmasına maruz kalıyorsun. Ama ben bu lafları hiç üzerime alınmadım, zaten gerçekte sarışın değil kumralım. (Kahkahalar)

* Aslında sisteme uyum sağlamış göründüğünden fazla zeki biri olabilir misin?
- Hayatım boyunca hiç oynamadım. İnsanlar sadece kapasiteleri kadar beni algılayabiliyorlar. Olay bu! Kalkıp da televizyonla ilgili bana sunulan avantajları değerlendirmemem kadar aptal bir şey olamazdı. Düşünsene en büyük kanallar sıraya girmiş, hangisini kabul edeceğimi şaşırıyordum. Formatlar mağdur ağırlamaydı, ertesi gün gelecek reytingden sorumluyum. Tek övündüğüm şey geçmişimde hiçbir lekenin olmaması. Google’a adımı yazdığınız zaman
bikinili görüntülerim haricinde bir şey bulamazsın.

* Bikini demişken tekrar lise yıllarına dönelim. Bacaklarının güzelliği okulda dillere destanmış...
- Sınıfın en güzel kızlarına şiirler yazarlardı, birinin kaşı, diğerinin gözü, Lerzan’ın da bacakları olaydı! (Kahkahalar) Aynaya bakar hangi eteğimin hangi boyda duracağını hesaplardım. Üniformam o kadar dardı ki, adımlarımı geyşalar gibi atardım.


Bir tek göğüslerim estetik

İSVİÇRE’DEKİ OKULA ANCAK 6 AY DAYANABİLDİM

* Şarkıcı olmak nereden esti kafana?
- Aslında annem iç mimar olmamı istiyordu. Liseden sonra beni üniversite için İsviçre’ye gönderdi. Fakat görsen çöp adam bile çizemiyordum. Zaten umurumda da değildi, çünkü ben kendimi bildim bileli şarkıcı olmak istiyordum.

* Anlattıklarına göre maddi durumunuz hiç de fena değilmiş.
- Allah’a çok şükür, çocukluğumdan beri hep aynı standartlarda yaşadım. Şarkıcılık, hayatıma maddi anlamda yeni hiçbir şey katmadı anlayacağın. Babamdan dolayı her zaman iyi şartlarda yaşamış bir kızdım.

* İsviçre’de kalmıştık...
- (Gülüyor) İsviçre’de fazla kalamayacağız, çünkü yurtdışında yaşamaya ancak altı ay dayanabildim. Bana göre değil buralardan uzaklarda yaşamak. Neyse geri dönüp, annemden gizli konservatuvar sınavlarına girdim.

* Neden annenden gizli?

- Hiç istememesine rağmen şarkıcı olma hevesimi biliyordu. Şansımı deneyeyim deyip tuttum sınavların yolunu. Bir baktım milletin beşinci, altıncı girişi, 2 bin kişiden sadece 80’ini kabul ediyorlar. Ben de orada kek gibi
konservatuvara gireceğim diye bekliyorum.

* Sen kaçıncı denemeden sonra girdin peki?

- Ayol daha ilk denemede hem şan hem de temel bilimler bölümünü kazandım ne diyorsun? Pardon! (Kahkahalar)

* Evde kızılca kıyamet koptu tabii...

- Kopmaz mı? Hem de ne kıyamet... Fakat öyle ya da böyle konservatuvara başladım.

* Ve babasının küçük kızının hayalleri gerçek olur...
- Aslına bakarsan pek de gerçek olmadı. Lütfen konservatuvardaki arkadaşlar alınmasın ama ben oradaki ortamın daha havalı, hani böyle “Fame” dizisindeki falan gibi olacağını sanıyordum. Baktım ki alakası yok, başladı benim
devamsızlıklarım (gülüyor).

Bir tek göğüslerim estetik

ARTIK SESİM SADECE GEREKEN YERLERDE ÇIKACAK

* İsviçre ve konservatuvar arasında bir de İngiltere maceran varmış...
- Aaa evet evet, üç ay da İngiltere’de kalıp astroloji eğitimi aldım.

* Millet yurtdışında master’a, yüksek lisansa gider bizimki okulunu yarım bırakıp astroloji öğreniyor...
- Ne yapayım, Nostradamus’un hayatını okuyup çok etkilendim. Kitabın bir yerinde “Siz beni şu an kahin olarak düşünüyorsunuz ama ben gökyüzünün matematiğini çözdüm, bir gün beni anlayacaksınız” yazıyordu...

* Sen de bu matematiği çözmeye mi karar verdin?
- Aynen öyle, astrolojiye inancımın sebebi budur. Fakat eğitimimi tamamlayamadım.

* Konuşmaya başladığımızdan beri neyi tamamlayabildin ki zaten...
- Yarım enerjisinin bütünü tamamladığına inanıyorum. Bazı şeyler bütüne gitmek için yarım kalmak zorundadırlar.

* Uzun zamandır kayıplardasın... Yine neleri yarım bıraktın?
- 1,5 senedir sesimi soluğumu kestim, çünkü sesimin doğru yerlerde çıkmadığına inanıyordum. Bir anda yan yana bile gelmemem gereken magazin olaylarının içinde buldum kendimi. Ne yaşam tarzımın, ne duruşumun, ne
yaptıklarımın, ne de yapacaklarımın yanından geçebilecek insanlarla polemiklerin içine düşürüldüm.

* Az biraz da narsistlik var...
- Biraz mı? Resmen kendime aşığım ayol!

* Devamlı içine düşürüldüğün polemikleri anlatıyorsun da o zamanlar bundan hiç de hoşlanmıyormuş gibi durmuyordun! Ne oldu da bir anda değiştin?
- İnan ki hiç sevmiyordum. O dönem magazinin bana yaradığını düşündüm ama tekrar söylüyorum artık sesimin soluğumun sadece gereken yerlerde çıkmasını istiyorum.

Bir tek göğüslerim estetik

DEMET AKALIN KADAR PARASI KIYMETLİ İNSAN GÖRMEDİM

* Şimdi yatak odana girmek istiyorum...
- Bir destur de İzzet! Nereye öyle?

* Yahu hemen fesatlık düşünme, uyanır uyanmaz gördüğün ilk şeyi soracaktım...
- (Gülüyor) Hah tamam şimdi oldu. Yatağımın karşısında bir pano vardır, onun üzerine hayattan beklediklerimi iliştiririm hep. Panonun tam tepesinde de “Vazgeçenler sadece kaybedenlerdir” yazar.

* Ne yani, her gözünü açtığında bu yazı sana yaşam gücü mü veriyor?
- Hem de nasıl! Bir de babamın ölümünden sonra başucumda hayatımı değiştiren kitap durur. Görsen sayfaları nasıl eski püskü ama yenisi alıp eskisini atmaya kıyamıyorum.

* Hangi kitapmış o, “Ayşegül Tatilde” mi?
- Geç dalganı bakalım (gülüyor)! Kitabın adı “Yüzde Yüz Düşünce Gücü”.

* Şimdilerde moda olan, evrene mesaj gönderme kılavuzlarından biri mi?

- Onların hepsinin ağa babası! İlk okuduğumda hiçbir şey anlamadım. Saçma sapan geldi. Ama daha sonra öylesine önemli şeyler öğrendim ki o kitaptan... Radyo frekansını düşün, arabada giderken hiç kablo falan olmadan bambaşka bir yerle bağlantı kuruyorsun. Hayatın da buna benzediğini gördüm. Neyi çekersen, onun enerjisine giriyorsun. Yaşadığım bazı olaylar sonucu öylesine entrikalar içinde kalıp, kadın meslektaşlarımdan o kadar yumruklar yedim ki, düşe kalka onların kötü enerjileri üzerime çekmemeyi
öğrendim.

* Seni yıkmak zor görünüyor...
- Yumrukları yedim yedim, düştüğüm yerden hacıyatmaz gibi tekrar kalktım. Onlar nakavt olduğumu sandı, oysa daha güçlü olarak ayaklandım. Vazgeçme aşamasına geldiğim çok zamanlar oldu ama bu dünyaya bu yolda savaşmak için geldiğimi düşünüp asla vazgeçmedim.

* Peki bundan sonra “hacıyatmaz” Lerzan neler yapacak?
- Önümde yeni bir televizyon projesi var. Şartlarıma uyarlarsa kabul edeceğim. İlla da televizyonda olmalıyım gibi bir derdim yok. Ama mütevazı da olamayacağım! Benim yaşlarımda hem şarkı söyleyebilen, hem televizyon programı yapabilen üstelik güzellik sınırlarına da girmiş kaç kişi var ki? Bu durumdan korktukları için rakiplerime de hak veriyorum. Onların yerinde ben de olsaydım, ben de benden korkardım.

* Akıllandın mı? Artık seni polemikler içinde bulmayacak mıyız?
- Bulabilirsin ama daha aklı benimle bir insanlarla polemiğe girerim artık.

* Demet Akalın’ın sana bir çanta borcu olduğu konuşuluyor...
- Evet vardı, üç sene rötarla da olsa sonunda çantamı aldı. Ben böyle parası kıymetli bir insan görmedim (kahkahalar)! Her gün 10 lira kenara koysa, üç senede benim çanta parası çıkardı zaten. Ama o çantayı albümüne benim
şarkımı aldıktan sonra verdi. “Şarkıyı bedava veriyorsun değil mi?” diye sordu. “Evet” deyince benim çantayı da şarkıyla birlikte aradan çıkarmış oldu (kahkahalar). Ne zeki kadın ya!

* Kız haklı bu devirde kim kime durduk yere çanta alır ki!
- O benim hislerime çok güvenir. Okan’la evlenmeden önce tartıştıkları bir gün bana oturmaya geldi. “Hiç üzülme mutlaka 23 Nisan’da evleneceksin” dedim. Sonra iddiaya girdik. Kendi söylediğime de o kadar inanmışım ki bir magazin programında “Okan’la Demet 23 Nisan’da evleniyorlar” dedim. Hatta Okan “O nereden biliyormuş” diye kızdı ama sonunda ben kazandım. Demet o kadar akıllı ki ne zaman çanta muhabbeti açılsa, “Bak bu kulağımdaki
küpeleri İtalya’dan 100 euro’ya aldım, bunları hediye edeyim. Vazgeç şu çantadan” diyordu (gülüyor).

AŞKTA SEÇİCİ OLMAZSAN GEÇİCİ OLURSUN

* Peki sana evlilik var mı ufukta? Yoksa çok mu gizli götürüyorsun bu işleri de yazılıp çizilmiyor?
- Olsa görürsünüz, bırak gizliyi kimsecikler yok hayatımda. Aşk konularında felsefem; seçici olmazsan geçici olursun. Babamdan öyle şeyler gördüm, annemi ihya edişine öyle çok şahit oldum ki hâlâ onun gibi birini arıyorum herhalde.

* Kim bilir belki de adamların kalbine giden yolun midesinden geçtiğini unutmuşsundur...
- Bak o konuda haklı olabilirsin. İnan evimde mutfak olmasa da olur. Ayrıca evliliğin mutfakla, şununla bununla alakası yok bence, sadece kısmet işi. Ayrıca zeki kadınlar, aptal adamlara tahammül edemiyorlar. Dolayısıyla da gerçekten benim seksten önce bir insanın beynine aşık olmam lazım. Beyinler sevişmezse bu iş olmaz abi, o kadar!

* Yalnız kalırım diye korkmuyor musun?
- Korkunun ecele faydası yok. Korkarak yaşayamazsın. Hiç evlenmedim, hiç nişanlan-madım ama uzun süren ilişkilerim oldu. Ayrıca benim yaslarım da biten ilişkilerim kadar uzun sürüyor. Yedi senelik bir ilişkimi dört senede unuttuğumu bilirim.

* Acaba annen kızına kimseyi layık görmüyor olabilir mi?
- Aslında onun kimseyi beğenmemesi de iyi oluyor, hisleri hep doğru çıkıyor biliyor musun? Anneler yanılmaz derler ya, çok doğru! Zaten o bana fazla karışan bir kadın da değildir. Ben hâlâ babamın etkisindeyim. Annem daha mülayimdir, sakindir, benim tam tersim anlayacağın. Hatta çoğu zaman o değil, ben onun annesi gibiyim.

* Küçükken hiç anne terliği yedin mi peki?
- Terlik değil ama anne çimdiği çok yedim ben. Beni bir çimdirirdi, yemin ediyorum üç gün sonra döndürdüğü et yerine gelirdi. Bazen de hızını alamayıp ısırırdı (kahkahalar). Bir keresinde de füze atar gibi kafama kaset atmışlığı var.

* Kaset çıkaracağım dediğinde “al sana kaset” mi dedi?

- Hiç alakası yok! O zamanlar Gökhan diye bir çocuğa nasıl aşıktım anlatamam. Çocuk da İngiltere’ye gidecek, ben de bununla beraber kaçmaya karar verdim. Anneme bir kız arkadaşımda kalacağımı söyleyip Gökhan’ın yanına gittim. O arkadaşım da telefon açıp anneme her şeyi anlatmış. Eve gelip, kapıyı açmamla birlikte uçan bir kaset gördüm. Kafamı yana çevirmesem bugün “Ama şarkıcı Lerzan Mutlu”ydum. (Gülüyor)

Bir tek göğüslerim estetik

BİR TEK GÖĞÜSLERİM ESTETİK

* Bin yıl söyleseler senin şarkı sözü yazabileceğine inanmazdım!
- Ne kadar aşık olursam olayım yerlerde de sürünsem iki kelimeyi bir araya getiremiyorum ama aşık olmadığım zaman habire ilham geliyor, şarkı yazıyorum. Son yazdığım şarkının sözlerini dinle bak; “Ben ne gemiler yaktım seninkisi
bir taka. Ben ne savaşlardan çıktım bu sıradan bir vaka. Ağlasak da güleriz gururdan yeleğimiz var. Çok sevsek de gideriz demirden yüreğimiz var. Bizde böyle.”

* Maşallah İstanbul’un dört bir yanı senin billboard’larınla kaplı. Bu kadar zengin misin yoksa...
- Ne olursa olsun benim tek bir güçlü sevgilim var, o da Allah! Çünkü o istediğim her şeyi veriyor bana. Yalnızlığımı umursamadan, mutlu olmaya çalışıyorum.

* Ebru Gündeş’in çok yakın arkadaşın olduğu konuşuluyor, son yaşananlar sırasında yanında mıydın Ebru’nun?

- Onun her zaman yanındaydım. Yıllar önce bana yaptığı çok doğru bir hareketi vardı. O yüzden hiçbir zaman hayatımdaki önemini yitirmeyecektir.

* Aman Allah dostluğunuzu daim etsin. Sen onu bunu boşver de her yerinin estetik olduğu doğru mu?
- Yahu adamın pat diye sorduğu soruya bak! Bir tek göğüslerim estetik. Böyle şeyleri asla saklamam. Canlı yayında “İki gün yokum, göğüslerimi yaptırıp geliyorum” dedim zaten, daha ne istiyorsun? Hah bir de dişlerimi yaptırdım, o kadar. Gel dokun bak bakalım elmacık kemiklerim Allah vergisi mi, değil mi?

X