Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

78 milyonun kaderi bir insanın dudakları arasında olmamalı

Onu Gazinocular Kralı Fahrettin Aslan’ın oğlu olarak tanıdık... Soyadına, yakışıklılığı da eklenince popülaritesi her geçen gün biraz daha arttı. Diziler, yarışmalar derken bir anda bambaşka bir kulvarda çıktı karşımıza. Onu Bahçeşehir Üniversitesi’nde gençlerle sohbet edip, çay içerken yakaladım.

Mehmet Aslan’la çocukluğundan milletvekilliği adaylığına kadar pek çok şey konuştuk. Bundan sonra “söz milletindir!” Ufak bir hatırlatma, pazar günü sandığa gidip oy kullanmayana bir daha “merhaba” bile demem, bu böyle biline!

78 milyonun kaderi bir insanın dudakları arasında olmamalı

*Tam da Yeşilçam filmlerindeki gibi Gazinocular Kralı babanın, yakışıklı ve şımarık oğlu profili çiziyorsun... Gerçekten öyle mi geçti çocukluğun?
- İşin aslı çok farklı. Herkesin düşündüğünün aksine, gazinodaki sanatçılardan da, oradaki dünyadan da çok uzakta büyüdüm. Annemin katı kuralları nedeniyle hayatım son derece disiplinli geçti. Evde televizyon açmak için bile izin alırdım.
*Ben seni Kazanova zannediyordum, ana kuzusu çıktın iyi mi!
- (Gülüyor) Ama o da kendince haklıydı, zor bir hayatı vardı. Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu olarak, vatanından uzakta büyümüş. Onların vatan hasretini dinleyerek geçti çocukluk yıllarım. Yatıp kalkma saatimizden kılık kıyafetimize kadar her şeye de dikkat etmek zorundaydık.
*İstanbullular babanın mekanlarında eğlenirken, sizin ev pek de neşeli değilmiş.
- Olur mu canım! Akrabalarla yenen yemeklerde ev şenlik alanına dönerdi. Pazar günleri kurulan uzun masaların, aile büyüklerinin evinde yapılan yemekli toplanmaların tadı hâlâ damağımdadır.

78 milyonun kaderi bir insanın dudakları arasında olmamalı


HAYATIMIZ VUR PATLASIN ÇAL OYNASIN GEÇMEDİ

*Ee Fahri Bey’in çevresi sayesinde sizin ev, her akşam Oscar törenlerindeki kırmızı halıya dönüyordur.
- Sanıldığı gibi vur patlasın, çal oynasın geçmiyordu günlerimiz. Sanat camiası ve artistler bizim eve girip çıkamazdı. Bir kere Kemal (Sunal) abi gelmişti, heyecandan küçük dilimi yutacaktım.
*Onu görünce UFO görmüş masum köylü gibi mi kaldın?
- (Gülüyor) Ailede psikolojimi etkileyen bir kavga yaşanmıştı. Babamın “Haydi be oğlum, gülsün artık şu yüzün” demesine rağmen moralim yerine gelmiyordu. Bu durumun kolay kolay değişmeyeceğini anlayınca, yakın arkadaşı Kemal Sunal’ı eve davet etmiş. Karşımda Kemal abiyi gördüğümde yaşadığım mutluluğu anlatamam. Zaten kızı Ezo’yla 50. Yıl Cumhuriyet İlkokulu’ndan arkadaştık.
*Bütün ünlü çocuklarının gittiği özel bir okuldu herhalde orası...
- Yok be abi, bildiğin devlet okuluydu. Ben zaten Paris’e gidene kadar hep devlet okulunda okudum. Bu kararı annem ve babam mütevazı yetişmem için almışlar. Şimdi düşünüyorum da, iyi ki öyle yapmışlar. 16 yaşına kadar arkadaşlarımın çoğu, apartman görevlilerinin çocuklarıydı. Belki de bu yüzden hiçbir zaman kibrim ya kompleksim olmadı.
*Devlet okulundan Paris’e nasıl transfer oldun peki?
- Babamın Fahrettin Aslan olması yüzünden burada üzerimde çok yoğun bir ilgi vardı. Ailem de bundan kurtulmam için 10 yaşımda, Fransa’ya gitmemi uygun gördü. Oradayken her şeyi tek başıma halletmek zorunda kaldığım için kimseye bağımlı yaşamamayı öğrendim. Üstelik gittiğimde tek kelime Fransızca bilmiyordum!

ERMENİ ÇOCUKLAR, BENİ FRANSA’DA KOMALIK ETTİ

*Fransızca’ya Fransız kaldın...
- Dili öğrenmem de çok barbarca oldu. Lise sondaki Ermeni çocuklar, Türk olduğumu öğrenince okul çıkışı beni komalık edene kadar dövdüler. O kadar ki, kaburga kemiğim kalp kasıma saplanmıştı. 10 gün hastanede yattım. Ama bütün bu zorlu süreçlerin ardından Fransız Dili ve Edebiyatı okudum (gülüyor). 
*Ağzının bu kadar iyi laf yapmasının sebebini anladık şimdi...
- Estağfurullah ama edebiyatı bitirmedim. Sorbonne’da psikoloji, Boston Üniversitesi’nde uluslararası ticaret eğitimi aldım. Babamın 20 yıldır devam eden karaciğer rahatsızlığı ağırlaşınca İstanbul’a döndüm ve Yeditepe Üniversitesi’nde ticareti bitirip mezun oldum.
*Eğlence dünyasının babasıydı, peki evde nasıl bir babaydı?
- Sıfırdan geldiği için tembelliğe, sahtekarlığa tahammülü olmayan mükemmeliyetçi bir adamdı. Kuralları da çoktu. Bütün bunların yanında inanılmaz vicdanlıydı. Hayatım boyunca karşıma “Babanın çok ekmeğini yedim” diyen bir sürü insan çıktı.

BABAMLA İLİŞKİM BAŞKA BOYUTTA DEVAM EDİYOR

*Aranızdaki 50 yaş fark, baba-oğul ilişkinizi zorlaştırmadı mı?
- Yaş farkı belki çok fazlaydı ama onun nasihatleri benim için her zaman kitap gibiydi. Olacakları, insanların nasıl değişeceğini, kime güvenileceğini, kimin ne yapabileceğini anlatırdı. Aşkımız o kadar büyüktü ki, hiçbir zaman karşısına sakallı, ütüsüz ya da kravatsız bir kıyafetle çıkamazdım. Ayrıca ondan bir fiske bile yemedim.
*O meşhur spor arabanı satmanda babanın etkisi var mıydı peki?
- Babam vefat ettiği zaman çok üzerime geldiler; satıp daha mütevazı bir araba aldım. Babam hep “Şahin’le bir kulübe gittiğinde arabanı mekanın önüne çekiyorlarsa sen adamsın demektir. Ferrari’yi maymun da kullansa ayağına getirirler” derdi.
*Peki şimdi kimi dinliyorsun, iç sesini mi?
- Yaşadıklarımı önce bir akıl filtresinden geçiriyorum. Sık sık da babam rüyalarıma gelir, onunla konuşurum. Mevzu neyse o işin duayenini bulup, akıl alırım. Finalde de bildiğimi yaparım.
*Özlüyor musun babanı?
- Babamla sadece fiziksel olarak ayrı olduğumuzu düşünüyorum. Aramızdaki ilişki bana göre başka bir boyutta devam ediyor. Yalnızken, “Ah babacığım” diye onunla dertleşirken, dua ederken, rüyalarıma girerken elbette özlemini çekiyorum ama kendimi yalnız hissetmiyorum.

BENİM MANTI HAMURU AÇMIŞLIĞIM BİLE VAR

*Sonradan görme olmadığını biliyordum da, sonradan gurme olduğunu yeni öğrendim...
- Gel buna yemek yemeyi çok seviyorum diyelim. Bir Amerika dönemim var, resmen kontrolden çıktım, hayatımda hiç o kadar sağlıksız beslenmedim. Boğa burcu olduğumdan mıdır bilmem, yemekle ilgili her şeyi çok seviyorum. Mantı hamuru açmışlığım bile vardır.
*Elinin hamuruna karışmak gibi olmasın ama büyük ihtimalle benim gibi şekerin de var.
- Çok mümkün. Birinin beni masadan kaldırması şart (kahkahalar). O kadar iştahlı yerim ki, karşımdaki tıka basa tok olsa bile karnı acıkır. Hele sen bizi Çağatay (Ulusoy) ve Murat (Dalkılıç) ile bir araya gelince görmelisin. Yemin ediyorum korkar kaçarsın (gülüyor). Mecbur kalırsam elimden de her türlü yemek gelir. Bir tek enginar yapmam!
*Enginarla arandaki bu şiddetli geçimsizliğin nedeni ne?
- Ne bileyim, çocukluğumdan beri en sevmediğim sebzelerden biridir. Hatta bir gün doktor “Enginar içkiye birebir” dedi diye, sadece enginara muhtaç olmak istemediğim için ağzıma içki sürmedim.

78 milyonun kaderi bir insanın dudakları arasında olmamalı

GEZİ’NİN BİREBİR İÇİNDEYDİM

*Gençlerin derdini tam olarak anlayabiliyor musun?
- Onların sesi olmak için elimden geleni yapıyorum. Gezi’nin birebir içindeydim. Ofisim parkın tam karşısındaydı, bir anda içeri sis bombası girdi. İster istemez yaşadım o süreci. Başlarda masum bir eylemdi ama dış mihraklar kötü amaçları uğruna milleti kışkırttı.
*Bunlar sana göre de faiz lobisinin işleri miydi?
- Ne lobi, ne de öyle bir saçma bakış açısı olabilir. İnsanları aşağılayıp, inatlaşıp oradaki gençlere “Derdiniz nedir?” diye sormazsan, illegal örgütlerin onları kullanmasına fırsat verirsin. Nitekim Gezi’de yaşanan da buydu! Öcalan resimlerinin parka asılmasına müsaade edilmesinde, şiddetin tırmanmasında en büyük suçlu, hükümetti.

MİLLETSİZ BİR DEVLET DEVLETSİZ BİR İNANÇ OLMAZ

*Toplumun her kesimini kucaklayabildiğine inanıyor musun?
- Tabii ki! Kimseyi kökenine, dinine göre ayırmamak lazım. Ermeni vatandaşımızın, milli takım gol attığında havaya zıpladığını, ülkeyi senden benden çok sahiplendiğini unutmamalıyız. Türk olarak Türkiye’de doğmasına rağmen ülkesini, insanlarını sevmeyenler yok mu? İnsanlar memleketsiz kalmadıkları için vatansızlığın ne demek olduğunu bilmiyor. Milletsiz bir devlet, devletsiz bir inanç olmaz.
*MHP’nin Kürt kökenli vatandaşlarımıza karşı olduğuna dair bir algı var...
- Öyle bir algımız olsa “1000 yıllık kardeşliğimizi yaşat, hepimiz biriz” demez, “Kürt kardeşlerimiz” diye hitap etmezdik. Rum, Çerkez, Laz, Arap, Kürt, Türk biz hepimiz Türk milletiyiz. Bu topraklarda yaşayıp, vatan bilen herkes birinci sınıf vatandaştır ve Türk milletinin parçasıdır.
*Uyuşturucu karşıtı kampanyada tek kişilik ordu gibiydin.
- Gençlik için yapılan her projeye ilgi gösteren bir başkanımız var, sağ olsun destek verdi. 43 ilde, 86 üniversite gezdim. 30 bin öğrenciyle görüştüm.
*Siyaseti sevdin.
-Siyasetten başka işi olmayanlar politika yapacak diye bir kural yok ki. “Mehmet Aslan yapabiliyorsa, ben de yapabilirim” demeliler.
*Devlet Bahçeli’yle baba-oğul gibi bir haliniz var...
- Genel Başkanımız sanattan spora her konu hakkında araştırma yapan, hayattan kendini soyutlamamış biri. Selfie çekmek istediğimi söylediğimde hiç itiraz etmedi. Önemli olan samimiyet.

ERDOĞAN PAK PARTİ DİYE BİR PARTİ KURSA AK PARTİ’NİN BÜTÜN OYLARI ORAYA AKAR

*Şunun şurasında beş gün kaldı, sence millet seçim havasına girdi mi?
- Maalesef hiç öyle görünmüyor. Bugün sokağa çıkıp “Başbakan kim?” diye sorsak, 10 kişiden 7’si Davut Güloğlu der. Ahmet Davutoğlu’nun adını bilmeyenler var. Aslında güçlü olan parti değil, Recep Tayyip Erdoğan. Bugün çıkıp PAK Parti’yi kursa, AK Parti’nin tüm oyu oraya akar.
*Tarif ettiğin resim bir sadrazam isyanı çıkarabilir mi?
- Meseleleri demokrasiyle çözmek lazım. Vurduyla, kırdıyla olacak şeyler değil. 78 milyon kişinin kaderi, bir insanın dudaklarının arasında olamaz, olmamalı da. Bu ihtirası demokrasinin yöntemleriyle çözmemiz gerekiyor.

NOBEL ÖDÜLLÜ AZİZ HOCA BEŞİKTAŞ ÜLKÜ OCAĞI ÜYESİYDİ

*Mecliste eller havaya kalkarken, sizin de çok suçlandığınızı unutmayalım...
- Neden hep yanlış hareketlerimiz hatırlanıyor da, iyi olanlar unutuluyor anlayabilmiş değilim. Faruk (Birtek) Hoca senin röportajında sokakları provoke etmememizi takdir etti. Öte yandan Nobel ödüllü Aziz Hoca’nın da zamanında Beşiktaş Ülkü Ocağı üyesi olduğu unutulmasın. Niye bunlar gösterilmiyor? Bizi vurdulu-kırdılı, demokrasiden uzak, mafyavari bir partiymişiz gibi görmekten vazgeçsin artık insanlar.
*Hem sevilen bir oyuncusun, hem de milletvekili adayı... Bu koltuğa kaç karpuz sığdırabilirsin ki?
- Milletvekilliğinin yasal olarak izin verdiği teklifleri kabul edebilirim. Tabii etik olup olmadığına da bakarım. Oyunculuk yapabiliyorsam, Başkanımız da onay verirse devam ederim. En büyük hayalim de Fatih Sultan Mehmet’i, Metin Oktay’ı ve babamı canlandırmak...
*Olay yaratan, Göktürk alfabeli tişörtün bir Türk virali miydi?
- Siyasetçilerin hepsi kravat ve takım elbise giyiyor. Genç bir siyasetçi olarak bu klişeyi değiştirmeye çalışıyorum. Esnaf ziyaretine giderken de dikkat çekecek bir tişört giymekten çekinmiyorum çünkü insanlar o görüntü ile konuşulanları bağdaştırıyor, unutmuyor.

X