Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zaman basınca kanayan yarana unutabilir misin?

SEZEN Aksu’nun meşhur şarkısı, ‘Zaman basıp kanayan yarana/Unutursun, unutursun’ diyor ve belki de hayata devam etmek için unutmak gerek ama bazı yaralar unutulmuyor işte.

Bir harita bulun, açın bakın. Saraybosna’ya, hemen yakınındaki Srebrenica’ya bakın. 20 yıl önce bugün, Sırp milliyetçileri, Srebrenica’da 8 binden fazla insanı öldürmeye başladı; sadece üç gün içinde de öldürdü.
Bu, Avrupa kıtasında 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en büyük toplu sivil katliamıydı. Ve katliam, Avrupalıların, barış içinde birlikte yaşamayı bütün dünyaya öğretmeye kalkacak kadar kibirli olan Avrupalıların gözlerinin önünde oldu.
Ratko Mladic’in komutasındaki Sırp askerleri kasabaya 11 Temmuz 1995 sabahı ansızın gelmedi; o kasabanın Sırpların eline geçmesinin, kasabadaki sivil halkın önce kendi öz savunmalarından yoksun bırakılıp Birleşmiş Milletler’in sözde ‘koruma’sına girmesinin, sonra Hollandalı askeri birliğin kötü niyetli ve beceriksiz komutanının kasabayı Mladic’in askerlerine teslim etmesinin, Mladic’in Müslüman Boşnaklara koruma sözü vermesinin ve bu sözün hemen ardından da Boşnakları katletmesinin bir tarihi var.


Hâlâ cenazeler toprağa veriliyor


Bunların hiçbiri bir sabah ansızın, herkes hazırlıksızken olmadı. Katliam geliyorum diye diye geldi ve maalesef bütün insanlık bunu seyretti; Hollanda daha yakından seyretti.
İşte bu katliamın 20. yılında, Boşnaklar hâlâ cenazelerini toprağa vermeye devam ediyorlar. Bugün de, son olarak kimlikleri tespit edilebilen 136 kişinin toprağa verileceği cenaze yapılacak.
Başbakan Ahmet Davutoğlu ve beraberindeki hayli kalabalık parlamento heyeti (evet dört partiden de milletvekilleri var) Türkiye’yi temsilen bu törende olacak.
Dün sabah Davutoğlu ve beraberindeki heyetle Saraybosna’ya geldik; uçaktan iner inmez eski şehrin göbeğindeki şehitliği ve Bosnalı Müslümanların büyük lideri Aliya İzzetbe-
goviç’in mezarını ziyaret ettik. Ardından, 1454’te, evet İstanbul’un fethinden bir yıl sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Hünkâr Camisi’nde cuma namazını kıldı Davutoğlu ve hemen ikili temaslarına başladı.


Bosna’da Türkiye ağırlığı


Bosna-Hersek’in tamamında ama özellikle de Saraybosna’da Türkiye’nin devasa ağırlığını hissetmemek imkânsız. Sadece devlet ve onun yardımları yok burada; şirketler, marketler ve üretim gücüyle de Türkiye burada. Bursalı işadamının halılarını hediye ettiği camiden İstanbullu bir grubun onartıp yeniden eğitimin hizmetine sunduğu okula, hastanelere, lokantalara kadar her yerde Türkiye’nin dört bir yanından katkı var burada.


Sevgi nefreti yenecek


Ama yine de yaraların üstüne zaman basmak yetmiyor; 20 yıl hiç yetmiyor.
Bir sokağa giriyorsunuz, sol tarafta tabelalar asılmış küçük küçük, her birinde isimler yazıyor. Doğum tarihleri muhtelif ama hepsi 1993-95 arasında ölmüş. Keskin nişancı ateşiyle öldürülmüşler. Nasıl unutursunuz? 20 değil 200 yıl geçse, nasıl unutursunuz?
Saraybosna bir üniversite kenti. Binaları 100 yıldan fazla zaman önce Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yapmış. Nehrin kenarında cıvıl cıvıl üniversite öğrencileri, ellerinde kitapları defterleri.
Onlar ya savaş/kuşatma sırasında doğmuşlar ya da hemen ardından. Belki bazıları Sırpların tecavüz ettiği kadınların çocukları. Savaşın yaşayan hatıraları.
20 yıldan fazla zaman önce bu savaşı gazeteci olarak yaşarken de anlam verememiştim; bugünün gençleri büyük ihtimalle Yugoslavya içsavaşına ve Bosna’da yaşanan soykırım girişimine hiç anlam veremiyor.
Zaman da bassanız kanayan yaranıza, bazı acılar unutulmuyor, unutturulmuyor. Bazen nefret, sevgiden daha kuvvetli olabiliyor. Ama bazen. Bugünün Bosna’sı, hatta bir bakıma Sırbistan’ı, sevginin nefreti geriletebileceğinin, hatta yenebileceğinin kanıtları.
Bir zamanlar ‘Daha çok Boşnak öldürmeliyiz’ demiş olan Sırbistan’ın başbakanı da bugün Srebrenica’da olacak; bir yerde işledikleri suçlar için halkı adına özür dileyecek.
‘Ne yüzle geliyor’ diyenler de var ama sevgiye nefret karşısında hep bir şans vermek gerekmez mi?

X