Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ya 1957'de Suriye'ye, 58'de Musul'a girmiş olsaydık?

BAŞBAKAN Adnan Menderes ve bakanları, Bakanlar Kurulu toplantısına devam ediyordu ki salonun kapısı açıldı.

İçeri Amerikan Büyükelçisi Fletcher Warren girdi.

Beklenmedik, hatta şok yaratan bir şeydi. Başbakan Menderes ayağa kalktı, büyükelçiyi yandaki odaya aldı ve görüşmeye başladılar.

Büyükelçi, Başbakan Menderes’e, “Askerlerinizi sınırın ötesinde görmek istemiyoruz, bu bir rica değil” dedi. Büyükelçiyi dinleyen Menderes, “Amerikan hükümetine bölgemizde barışı koruma konusunda gösterdiği çabalardan minnettarız ve teşekkür ediyoruz” cevabını verdi. “Bu konuyu yarım saat içinde Cumhurbaşkanımızla konuşacağım ve Amerikan hükümetinin tavsiyelerini adım adım takip edeceğiz, konuyu kamuoyumuza nasıl aktaracağımızı da size bildireceğim.”

Tarih 27 Nisan 1957’ydi. Konu, Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahale hazırlıklarıydı ve Amerika, Türk ordusunun Suriye’ye girmesini istemiyordu.


CIA ŞAM’DA DARBE PLANLIYOR
Suriye hükümeti, bir süre önce, biraz da Süveyş Kanalı krizinin bir sonucu olarak Sovyetler Birliği ile yakınlaşmaya başlamış, Sovyetler, Suriye’ye askeri teknoloji aktarır olmuşlardı. Bu yolla güçlenecek Suriye ordusunun İskenderun’u işgale kalkması ihtimali Türkiye’yi korkutuyordu, o yüzden sorun başlamadan Suriye’ye girmeyi ve bu ülkede hükümeti değiştirmeyi düşünüyordu Ankara.

Oysa o sırada Amerika da aynı işi yapmaya uğraşıyordu, CIA bir süreden beri Suriye Cumhurbaşkanı Şükrü Kuvvetli’yi devirecek bir darbenin peşindeydi.
Derken 12 Ağustos 1957 sabahı Suriye ordusu Şam’daki Amerikan Büyükelçiliği’ni kuşattı, Suriye istihbaratı bazı Amerikalı diplomatları sınır dışı etti, onlarla işbirliği yaptığını söylediği çok sayıda Suriyeli hapse atıldı ve Suriye, Sovyetler’e daha da yaklaştı, sonu Hafız Esad’ın Baas Partisi’ne kadar gidecek yol tamamen açıldı.

Bugün Halep’i Rus uçakları insafsızca bombalıyorsa, ‘Suriye’deki Rus çıkarları’ndan cümle içinde kolayca söz ediyorsak, hepsinin başlangıcı için 50’lerin sonlarına gitmeliyiz.

Sadece o da değil.


BİRLEŞİK ARAP CUMHURİYETİ KRİZİ
1 Şubat 1958’de Suriye ile Cemal Abdülnasır’ın yönetimindeki Mısır, “Birleşik Arap Cumhuriyeti” adı altında birleştiklerini ilan etti. Bundan birkaç ay sonra Lübnan’daki Müslümanlar bir silahlı direniş başlatıp “Biz de Birleşik Arap Cumhuriyeti’ne katılalım” demeye başlayınca Lübnan’ın Hıristiyan Cumhurbaşkanı Camille Chamoun, ABD’den yardım istedi, Amerika Beyrut’a 5 bin deniz piyadesi yolladı.


MUSUL’A GİRSEK AŞİRETLER NASIL KARŞILAR?
Bölgedeki askeri gerginlik artınca Türkiye aynı anda iki şey yapar: Bir yandan Suriye sınırına 14. Zırhlı Tümen sevk edilir, Gaziantep ve Mardin arasına konuşlanırken bir yandan da milli istihbarat Musul ve Kerkük’teki Kürt ve Türkmen aşiretlerine temsilciler gönderir.

Amerikan gizli servisi CIA’nın ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın gizli belgelerine göre Musul ve Kerkük’teki aşiretlerin ağzının aranmasının nedeni Türkiye’nin Musul ve Kerkük’ü alacak bir askeri harekâta girişmesi durumunda bölgeden gelecek tepkileri ölçmektir. ABD Dışişleri belgesinde aynen şöyle yazıyor: “Ancak Türkiye, Amerika böyle bir talepte bulunmadıkça (Musul ve Kerkük’e) bir harekette bulunmayacaktır.”

Kriz Lübnan’da, Türk ordusu Suriye sınırında, gerekirse Irak’ta!

Bugün de durum aynı: Krizin bir ucu Şam’da, diğer ucu Musul’da ve aslında Bağdat’ta.

Not: Bu yazıdaki bilgilerin tamamını ilk olarak www.warontheroks.com adlı sitede Egemen Bezci ve Nicholas Borroz tarafından yazılan ve 15 Temmuz darbe girişiminde CIA’nın rolü olup olmadığını tartışan bir makalede (http://warontherocks.com/2016/09/the-cia-and-a-turkish-coup/) gördüm. Yazıda kullandığım bütün Amerikan gizli belgelerinin web linkleri az önce adresini verdiğim yazının içinde mevcut, meraklısına şiddetle tavsiye ederim.

X