Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Telekulağın dört temel yöntemi...

DÖRT gündür Hürriyet’te haberlerini okuyorsunuz, Ankara’da yürütülen bir soruşturma sayesinde yüzlerce kişilik yeni bir yasadışı dinleme listesi daha ortaya çıktı.

Aslında geçmiş döneme ilişkin yasadışı dinlemelerin tamamına belki de hiçbir zaman erişemeyeceğiz; çünkü şu an yapılan deliye posteki saydırmak gibi bir iş. Dinlemelerin yapıldığı merkezlerdeki elektronik kayıtlar silindiği için soruşturmacılar mahkeme arşivlerine girerek kimin hangi sebeple dinlendiğine dair evrakı tek tek inceliyor. Son dört günün haberleri Ankara’daki bir ağır ceza mahkemesinin arşivinden çıktı; daha böyle onlarca özel yetkili mahkeme arşivi var incelenmeyi bekleyen.
2014 başından itibaren ‘paralel yapıyla mücadele’ kapsamında başlatılan bu incelemelerde şu ana kadar yüz binlerce kişinin yasadışı yöntemlerle dinlendiği saptandı. Bu saptamalara bakıldığında polisin ve savcıların mahkemelerle işbirliği yaparak bireylerin telefonlarını dinlemede kullandığı bazı temel yöntemler de anlaşılmaya başlandı.
Ama bu yöntemleri anlatmazdan önce bir-iki teknik açıklama yapmam lazım.
Bütün bu araştırmalara, soruşturmalara ve hatta açılan davalara baktığımızda şu ana kadar ortaya çıkan telefon dinlemelerin hepsinin mahkeme kararıyla, yani sözde ‘yasal’ olduğunu görüyoruz.
Bizim yasalarımız polis ve jandarmaya iki olası durum için telefon dinleme yetkisi veriyor. Birinci durum, yasada ‘suçun önlenmesi’ kapsamında istihbarat amaçlı dinleme. (MİT de telefonları bu kapsamda dinliyor.) İkinci durum ise bir suç oluştuktan sonra yürütülen adli soruşturma sırasında yapılan ‘adli dinleme’.
Birinci çeşit dinlemenin kuralları ‘adli dinleme’ye göre biraz daha esnek, biraz daha gevşek. Ama buna karşılık o dinleme kayıtlarının delil niteliği taşıması da pek kolay değil.
Adı üstünde, amaç ‘suçun önlenmesi’ olduğu için, istihbari dinlemeye konu olmak için ortada bir ‘suç’ olması da gerekmiyor.
Şimdi gelelim yöntemlere... Benim görebildiğim dört temel yöntem var:
1. Gerçek kişiyi uydurma suçlamayla dinleme: Çok sayıda insan, ‘hayatın normal akışı’nda yan yana gelmesi söz konusu olamayacak suçlamalarla dinlenmiş.
2. Uydurma isim ve uydurma suçlamayla dinleme: Kamuoyunda da tanınan pek çok kişinin telefon numarası sanki başka birine aitmiş gibi gösterilmiş ve uydurma suçlamalarla dinlenmiş.
3. IMEI numarasıyla dinleme: Zaman zaman hâkimlerin önlerine gelen telefon numarasını sorgulattığı ve sistemde karşısına çıkan isimle o telefonda dinlenmek istenen ismin tutmaması halinde dinleme izni vermediği biliniyor. Ayrıca kimi suç örgütü yöneticilerinin de birden fazla SIM kartı aynı telefona değiştirerek taktıkları ve iletişimlerini böyle sürdürdükleri de biliniyor. O yüzden zaman zaman telefonun kimlik numarası olan IMEI numarası üzerinden de telefon dinleme izni isteniyor ve bu izinlerin kötüye kullanıldığı da ortaya çıktı.
4. Kod isimle dinleme: Yasa, kişinin gerçek adına ulaşılamaması durumunda onun kod ismiyle dinlenmesine de izin veriyor. Bu sayede polisler kimi gerçek kişilere sahte kod isimler ve sahte suçlamalar yönelterek onları da dinlemişler.

Polis-savcı-hâkim üçgeni

HENÜZ bu kanunsuz dinlemelerin ülke çapındaki tam boyutunu görmekten uzağız ama şu ana kadar görebildiğimiz kısmı bile çok büyük bir konudan söz ettiğimizi anlamamıza yetiyor.
Peki nasıl oldu da bu kadar çok sayıda insan yasanın etrafı dolaşılarak dinlenebildi?
Zincir polisten başlıyor. Ama savcılar olmadan bu zincirin uzamasına imkân yok. Ve aynı şekilde hâkim olmadan da zincir tamamlanamaz.
Yani polis kimi dinlemek istiyorsa onun telefonunu, hatta IMEI numarasını elde ediyor. Sonra ya suç uyduruyor ya da mevcut büyük bir suça sanki o kişi de ortakmış gibi bir yazı yazıyor. Savcı o yazıya imzayı atıyor. Hâkim de meseleyi fazla kurcalamadan izni veriyor.
Bu üçgenin pek çok yerde kolayca kurulduğunu görüyoruz. Özellikle Ankara ve İstanbul’da.
Ama belli ki bu üçgen de yetmemiş...

TİB’de rezaletin boyutu çok büyük

BİR süre sonra polis-savcı-hâkim üçgeninin yetersiz olduğu durumlar oluşmuş. Veya bu dinlemeleri yapmak isteyen yapı daha da hırslanmış, daha yükseklere tırmanmak istemiş.
İşte o zaman, Türkiye’de bütün telefon dinlemelerin ve internet izlemelerin yapıldığı merkez olan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı TİB’deki kadrolaşma devreye girmiş.
Elinizde TİB oldu mu, artık mahkeme kararlarıyla uğraşmak zorunda değilsiniz, canınızın çektiği kişinin telefonunu dinleyebilirsiniz. Buna Başbakan ve Cumhurbaşkanı da dahil.
TİB’de mesele sadece bazı kabloların ucunun nereye gittiğinin çözülememesi değil; esas TİB aracılığıyla hangi telefonların dinlendiğinin tam listesine ulaşılamıyor bir türlü.
Tabii bir de o kayıtların şu an nerede olduğu konusu var ki, oraya hiç girmeyelim.

X