Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sonuç odaklı mıyız, çekişme mi?

MODERNİST felsefe, toplumların ilerleme odaklı olması gerektiğini savunur.

Bugün dünden daha ‘ileri’ olmalıdır, yarın da bugünden.


Bu, zamanın okunun hep ileriyi göstermesi gibi bir doğa kuralı değil elbette. Öyle olsaydı, tarih boyunca büyük izler bırakmış onlarca medeniyet ‘gerileme’ye girip yıkılıp gitmezdi.

Ama biz bu tartışmaya girmeyelim ve modernist düşüncenin söylediğinin doğru olduğunu varsayalım. Ayrıca ‘ilerleme’ kelimesinin beraberinde getirdiği tarif sorunlarını ve diğer tartışmaları da bir kenara bırakalım, bir fikir egzersizi
yapalım.

İlerleme nasıl olacaktır? İki ana cadde var: 1. Mevcut sorunları çözmek için yaratıcı yenilikleri sağlayacak daimi bir düzen kurmak; 2. Zaman zaman da büyük sıçramalara yol açacak yenilikler ortaya çıkarmak.

Baktığınızda Batı’nın modern toplumlarının pek çoğu her iki caddeyi de iyi kullanıyorlar, yani hem sorunlarını çözmek için çaba içindeler ve bunu başarıyorlar hem de zaman zaman büyük sıçramalar yapacak yenilikler getiriyorlar.

Biz ise her iki caddede de yol alma konusunda ciddi sorunlar yaşıyoruz.

Bir yandan mevcut sorunlarımızı çözme konusunda birbirimize bile güven vermiyoruz; çoğu zaman sorunu çözmek için bir araya gelmek yerine ‘Senin getireceğin çözüm bizi batırır’ diyerek bir çekişme içine giriyoruz.

Belki de o sebeple, sorunlarımızı ortaklaşa çözemediğimiz için, hep güçlü bir lider gelsin ve onun dediği dedik olsun, sorunlar çözülsün diye bir beklenti içindeydik.

Sorunlarımızı bir araya gelip ortak yöntemlerle çözemediğimiz için bizi zaman zaman ciddi biçimde sıçratacak büyük yenilikler üretme konusunda da başarılı değiliz; giderek bu yenilikleri bizim yapabileceğimize dair inancımızı da yitirdiğimiz için böyle sıçramaların dünyanın başka bir yerinde olmasını ve bizim de dönüp onu aynen kullanmamamızı ‘ilerici’ bir tutum kabul ediyoruz.

Sadece bilimle, teknolojiyle, sanayiyle, şirketlerle ilgili konularda değil, siyasi konularda da durumumuz bu.

Ortak sorunlarımızı bir araya gelip çözememe konusunda son büyük çarpıcı örneğimiz başkanlık sistemi tartışmaları etrafında yaşanıyor.

Mevcut siyasi yönetim sisteminin sorunları var mı yok mu? Herhalde var ki, olayın siyasi taraflarından biri ‘Bu sistemi tamamen bırakıp başka bir sisteme geçelim’ diyor; diğeri ise mevcut sistem içindeki yöneticiyi otoriter, hatta diktatör olmakla suçluyor.

Ortada bir sorun olduğu konusunda herkes anlaşıyor ama bunu çözmek için konuyu tartışmaya açmaya, çözüm odaklı bir anlayışla meseleye yaklaşmaya kimse gelmiyor.

Oysa iki taraf ‘sorun’ denen şeye biraz yakından baksa, meselenin başkanlık sistemi-parlamenter sistem tercihinden ibaret olmadığını, aslında meselenin kuvvetler ayrılığı ilkesi olduğunu görecek ve taraftarlarına da bunu anlatabilecek.

Çözüm odaklı olabilsek, aklın yolunu kullanabileceğiz ve bu anlamda gerçekten ‘modernist’ olabileceğiz.

Ama biz aklın yoluna girmeyi reddediyor, meseleye duygularımız ve kısa vadeli çıkarlarımızla yaklaşmayı sürdürüyoruz, o yüzden de aslında sorun çözmekle ilgili olacak bir konuyu bilek güreşinin, güç mücadelesinin konusu haline getiriyoruz.

Yani dönüyoruz, bir güçlü adam (veya kadın) gelsin, bizim dertlerimizi bitirsin istiyoruz.

Ve tam da bu sebeple sorunlarımızı çözmüyor, halının altına süpürüyoruz.

Umarım 2016, çekişmek yerine sorun çözmeye odaklanacağımız bir yıl olur.

 

Düzeltme ve özür

Yılın ilk günü bu köşede çıkan ‘Bir 20 milyar kilometreyi daha devirdik’ başlıklı yazıda anlatılan hesaplar ve temel fikir aslında Scientific American dergisinin web bloglarında yer alan Caleb Scharf’ın bir yazısından alıntıydı ve yazımda da bunu özellikle belirtmiştim. Ama tamamen benden kaynaklanan bir hatayla yazıyı düzeltirken ‘Scientific American’dan Caleb Scharf’ın hesabına göre…’ diye başlayan bir cümleyi yok etmeyi başarmışım. Bu eksikten ötürü okuyucularımdan ve Scharf’den özür dilerim.

X