Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Milli Eğitim Bakanlığı neden hesap vermez?

DEMOKRASİLERİN özünü hesap verebilirlik oluşturur.

Evet, dört yılda bir yapılan seçimler hesap vermenin ve yeni yetki almanın bir yoludur ama modern demokrasilerde bununla yetinilmez.

 

Bizden toplanan vergilerle bize daha iyi hizmet sunması beklenen kurumların görevlerini yeterince iyi yapıp yapmadığının hesabının da verilmesi gerekir.

 

Siyaset ve siyasetçi tam da bunun için vardır.

 

Bu ülke bu manada bir modern demokrasi olsaydı, kimsenin söylemesi gerekmeden, YGS’nin sonucu açıklanır açıklanmaz, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyet, ÖYSM’nin uzmanlarıyla görüşmeye giderdi.

 

Öyle ya, dün yazdım, YGS’de lise mezunlarının ne kadar eğitimsiz oldukları açıkça gözüküyor.

 

Bunun iki nedeni olabilir:

 

1. Sınav, o çocukların aldıkları eğitimle bağlantısız, onlara öğretilmeyen şeylerin sorulduğu bir sınav olabilir. O zaman ÖSYM’nin sınavı değiştirmesi gerekir.

 

2. Liseden mezun olmaya hazırlanan 912 bin genç ve daha önce mezun olmuş 1.2 milyon genç, yetersiz ve eksik bir eğitimden geçmiştir, aynı başarısızlığın tekrarlanmaması için önümüzdeki yıllarda bu eksiklerin giderilmesi gerekir.

 

SORMAYA GEREK YOK

 

Hepimiz biliyoruz ki, Türkiye’de gerçekte olan benim ikinci ihtimal diye yazdığımdır.

 

Ve ilk kez bu yıl olmamaktadır; uzun ama çok uzun yıllardan beri durum böyledir.

 

Ve Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ilkokuldan liseye kadar süren 12 yıllık eğitimin tasarımını yapan insanların ÖSYM’ye gidip ‘Yahu nerede eksiklerimiz var, bilelim de, yaz döneminde öğretmenlerimizi eğitimden geçirip bu eksikleri kapatmaya çalışalım’ diye sormalarına bile gerek yoktur.

 

Çünkü herkes bilinmesi gereken her şeyi bilmektedir aslında.

 

Bu sebeple, kamu kurumları içinde en ölçülebilir hizmet üretenlerden biri olan Milli Eğitim Bakanlığı 90 yılı aşan tarihi boyunca bir kez bile kendisine bir performans kriteri koymamıştır.

 

Aslında bakanlık, halen lise birinci ve ikinci sınıfta okuyan öğrencilerin tamamı hakkında, TEOG sınavından gelen geniş ve ayrıntılı bilgilere zaten sahip.

 

Bu öğrencilerin ve geldikleri ortaokulların eksiklerini, neyi ne kadar becerdiklerini vs çok iyi biliyor.

 

Peki bakanlığın, kamuoyuna açıkladığı veya açıklamadığı herhangi bir iyileştirme, mikrocerrahi müdahalede bulunma dahil herhangi bir uygulamasından haberdar mısınız?

 

Ben değilim.

 

EĞİTİMSİZLER ORDUSU

 

Dün yazdım, vahim bir rakam olduğu için bir daha yazacağım:

 

Üniversiteye giriş sınavının ilk basamağında, dört alanda yapılan ve toplam 160 sorunun sorulduğu bir sınavda 10 üzerinden 3.6 alamayan 500 binden fazla gencimiz var.

 

(10 üzerinden 5 alamayanları hesaplayamıyorum çünkü ÖSYM yeterli bilgi vermiyor ama sınav performansına bakarak bunların sayısının 1 milyondan az olmadığını tahmin ediyorum.)

 

Bu kadar eğitimsiz, düşük eğitimli değil eğitimsiz gencimizin olması bu yıla özgü bir durum da değil maalesef. Uzun yıllardır bu böyle.

 

Ve düşünün: Bu 500 bin genç bugün itibarıyla kendilerine iş arıyorlar ve ‘genç işsiz’ olarak sokaktalar.

 

Eğitimsiz, dolayısıyla vasıfsız oldukları için en az 30 yıl düşük ücretli, sosyal güvencesi ya hiç olmayan ya da eksik olan işlerde çalışacaklar.

O da eğer şanslılarsa.

 

Üzücü olan, onların çocuklarını da benzer bir kaderin beklemesi.

 

Ama bu zinciri kırabilir Türkiye.

 

Milli Eğitim Bakanlığı denen devasa organizmanın gerçek işini yapmaya başlamasıyla olabilir bu ancak.

 

Türkiye bir gün, her yıl sokağa saldığımız ve okulda 10 üzerinden 5 alamayan 1 milyon çocuğun en gerçek beka sorunu olduğunu anlayacak ama o gün çok geç olacak.

 

HAYAL BU YA: BAKANLIK HEDEF KOYSA...

 

OLMAZ ama ben yine de bir hayalimi yazayım:

 

Bir gün Milli Eğitim Bakanı çıksa bir basın toplantısı yapsa ve dese ki, ‘Her yıl TEOG’da en kötü sonuçları alan 5 bin okulumuzun listesini yayınlayacağız ve bu okulların iki yıl sonradan itibaren bu listede olmaması için toplumsal bir seferberlik başlatacağız; beceremezsek de hesap vereceğiz’.

 

Burada da durmasa, dese ki, ‘Bu yıl YGS’de 500 bin çocuğumuz baraj puanı olan 10 üzerinden 3.6’yı alamadı.

 

Önümüzdeki seneden itibaren her yıl baraj altında kalan gençlerimizin sayısını 100 binden fazla azaltacağız; üç yıl sonradan itibaren de barajı kademe kademe yükseltip 10 üzerinden 5’e kadar getireceğiz’.

 

Performans kriteri böyle olur işte.

X