Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ergen siyaset yetişkin siyasetin yerini alınca

Kendilerine ‘Irak-Şam İslam Devleti’ (IŞİD veya kısaca İD) adını veren silahlı grubun bu kez Suriye’de, sınırımızın hemen yanıbaşındaki Kürt kasabası Kobani’de yaptıklarını konuşuyor dünya.

Meselenin insani yönü çok vahim, sadece birkaç gün içinde bölgedeki köylerden Türkiye’ye 150 bine yakın Suriyeli Kürt geldi. Bunlar bizim akrabalarımız; vatandaşlarımızın akrabaları.
O yüzden Kobani’de IŞİD ile PKK’nın Rojova’daki uzantısı PYD güçleri arasında sürmekte olan savaş, sadece Suriye Kürtlerini değil, Türkiye Kürtlerini de yakından ilgilendiriyor. Kobani’deki Kürtler şu an bir varlık-yokluk savaşı veriyor.
IŞİD’in stratejik amacı, bölgedeki çeşitli Kürt ‘kanton’larının birbiriyle ilişkisini kesmek, Kürtleri kaçmaya zorlayarak bölgeyi insansızlaştırıp etnik temizlik yapmak. Aynı şeyi daha birkaç hafta önce Irak’ta Şengal’de yaptılar, binlerce yıldır bölgede yaşayan küçük bir grup olan Ezidi’ler Türkiye’ye kadar kaçmak zorunda kaldılar.
Kobani’nin düşmesi (etnik olarak temizlenmesi) halinde sıranın teker teker Rojova’nın diğer merkezlerine geleceğinden kimsenin kuşkusu da yok.
Gözümüzün önünde ve burnumuzun dibinde bu vahim şeyler yaşanırken, bunlara bir de Urfa Suruç yakınlarında sınır çizgisinin Türkiye tarafında çeşitli grupların polis ve jandarmayla çatışması eklendi.
Sınırdaki çatışmanın başlıca sebebi, Türkiye’deki Kürt siyasi hareketinin Türkiye’deki Kürtlere ‘Kalkın Kobani’ye gidelim, oraları kurtaralım’ diye çağrıda bulunması. Türkiye tarafından Suriye’ye doğru geçmek isteyenleri durdurmaya çalışan jandarma, biber gazından su sıkmaya kadar her türlü yöntemi uyguluyor; sınırı geçmek isteyenler de jandarmaya taş atıyor.
‘Gidelim Kobani’yi savunalım’ diye çağrılar yapan Kürt siyasi hareketi, son Cumhurbaşkanlığı seçiminde 4 milyon oy almış, genel ve yerel seçimlerde düzenli olarak 2.5-3.5 milyon aralığında oy alan bir büyük ve önemli siyasi hareket. Halen ülkenin hatırı sayılır sayıda şehrini yöneten, Cumhurbaşkanı adayı çıkartarak Türkiye’yi yönetmeye de talip olduğunu saklamayan bu önemli ve güçlü siyasi hareket, keşke etkileme gücünü Kürt gençleri Suriye’de savaşa çağırmak için değil de, Ankara’daki hükümeti Suriye’deki akrabalarımızı koruması için harekete geçirmekte kullansaydı.
Sınırdan geçmeye çalışan birkaç bin gencin IŞİD ile savaşta ne kadar işlevsel olacağı tartışmalı ama sınırın bu tarafındaki Türk topçusunun oradaki IŞİD topçusunu ve havanlarını susturması başlı başına Kobani savaşında dengeleri Kürtler lehine değiştirecek bir şey olabilir.
HDP/BDP milletvekilleri sınırda jandarmaya taş atmak yerine Ankara’da ‘angajman kuralları’ adı verilen şeyin bir seferliğine olsun biraz genişletilmesi ve Kobani’nin Türk topçusu tarafından korunmasını sağlamak üzere gizli görüşmeler yapsalar Kürtlere daha faydalı olabilirlerdi.


Kendisi de ergen eleştirinin kurbanı

Siyasette giderek daha fazla yer kaplamaya başlayan ergen yöntemlerinden ve ergence eleştirilerden, önce Kürt siyasi hareketi son olarak da bu hareketin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş nasibine düşeni almadı mı?
Kürt siyasi hareketi önce ‘Gezi’ye katılmamak, katılır gibi yapsa da yeterince destek vermemek’le suçlandı. Oysa aynı eleştirmenler, Gezi sırasında Türk bayraklı bir yaşlı kadınla BDP’nin kavuniçi flamalarını taşıyan Kürt gençlerin TOMA’nın suyuna karşı birlikte nasıl direndiklerini gösteren fotoğrafı paylaşmaya doyamıyordu.
Son olarak Demirtaş, Cumhurbaşkanı yemini ettikten sonra Meclis’te Recep Tayyip Erdoğan’ı alkışladığı için eleştirildi. Yanlış okumadınız, alkışladığı için...
Ve bu alkışlama meselesi üzerine yapılan tartışmalar (çoğu eleştiriyor, bazıları da Demirtaş’ı savunuyor) şimdiden kalınca bir kitabı dolduracak boyuta geldi bile.
Bir kez daha hatırlatayım, bu eleştirilere muhatap olan siyasi hareket son olarak 4 milyon oy almış, genellikle 2.5 ile 3.5 milyon arasında oy alan, ülkede kitlesiyle arasında temsil sorunu olmayan iki siyasi hareketten biri olan kocaman bir siyasi hareket.


Yetişkin siyaseti okul yakmaz

Ana dilde eğitimin temel bir insan hakkı olduğu, Türkiye’nin kendi Kürtlerinin sahip olduğu bu hakkı inkar ettiği, üzerinde tartışılacak bir konu değil.
Ancak Türkiye’nin Kürtler söz konusu olduğunda inkar ettiği yegane temel insan hakkının ana dilde eğitim hakkı olmadığını, temel insan haklarını tanıma konusunda almamız gereken daha çok mesafe olduğunu da hatırlamalıyız.
İşte bu mesafelerin görece kısa bir zaman diliminde alınabileceğine dair ümidin adı ‘Çözüm süreci.’
Diyarbakır’da bir okul açmaya çalışarak ana dilde eğitim hakkını hatırlatmak, bu okul resmi yetkililerce mühürlenince de şiddete başvurmadan bir sivil direnişe geçmek varken, ülkenin sağında solunda okulları yakmak ‘yetişkin’ bir siyasetin eylemi olabilir mi? Hadi diyelim okulları yakanlar başkaları, bu durumu kınamamak, şiddet yerine sivil direnişi teşvik etmemek, bu temel insan hakkı elde edilene kadar şiddete başvurmayan yöntemlerle ses duyurmaya çalışmak, ‘yetişkin’ siyasetçilerin yapması gereken bir şey değil mi?

X