Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Demokratik Özerklik’ tartışması nasıl güme gitti?

BİRAZ geçmişini kurcaladığınızda, ‘demokratik özerklik’ kavramının taa 1999’da Abdullah Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye getirilmesinden beri gündemde olduğunu görüyorsunuz.

PKK ve büyük ölçüde Kürt siyasi hareketi bu kavramı o tarihten beri gündeminde tutuyor. Mesela 2011’de Diyarbakır’da toplanan Demokratik Toplum Kongresi, bu kavramı kendi bildirgesine dahil ediyor.


Benzer şekilde, ‘demokratik özerklik’ kavramı Halkların Demokratik Partisi HDP’nin parti programında hayli detaylı biçimde ele alınmış. Tabii KCK programında da bu var.


Peki altı-yedi aydır kimi ilçe merkezlerinde gördüğümüz ‘demokratik özerklik’ mi?


İlan edenlere bakarsanız, evet öyle.


Yani, silahlı gruplar hendekler kazarak ilçelerin mahallelerine ‘demokratik özerklik’ getirmeye uğraşıyor; bunu silahlarıyla da savunuyor.


Maalesef, son altı-yedi aydır yaşadıklarımız, demokratik bir ortamda ve akılcı kelimelerle yapabileceğimiz bir ‘demokratik özerklik’ tartışmasını daha başlamadan boğdu, bitirdi.


Bu saatten sonra Türkiye’nin yeniden ‘yerel demokrasi’, ‘yerinden yönetim’, ‘merkezi yönetimin yerel üzerindeki vesayetinin kaldırılması’, ‘vali ve kaymakamların makamlarının yok edilmesi veya bu makamlara seçimle gelinmesi’ gibi

aslında bizler için son derece gerekli tartışmaları ve reformları yapabilmesi belirsiz bir geleceğe ertelenmiş durumda.


Siyaseten elde edilebilecek pek çok kazanım, hem Kürtler hem Türkler için, silahlar yüzünden bugün konuşulamıyor bile.


Oysa düne kadar, ‘Acaba bazı güvenlik fonksiyonları yerel yönetime devredilebilir mi?’ diye soranlar bile çıkıyordu; bugün ‘Valiler ve o yetkileri olmasa yanmıştık’ deniyor.


Türkiye demokrasisini geliştirecek, ‘muasır medeniyetler seviyesi’ne uygun hale getirecekse, bunu sadece anayasasındaki kuvvetler ayrılığı sistemini pekiştirerek ve insan haklarına saygıyı gerçekleştirerek yapmayacak; bir de yerel demokrasinin geliştirilmesi, merkezden yerele daha fazla yetki ve sorumluluk devredilmesi, yerelin kendi bölgesinde daha fazla söz sahibi olmasıyla da yapacak. Bunlar bir bütünün ayrılmaz parçaları.


Ve aslına bakacak olursanız, HDP programında yer aldığı kadarıyla ‘demokratik özerklik’ adı verilen sistemin Türkiye’nin geri kalanı açısından ‘kabul edilemez’ gözüken yegâne unsuru, güvenliğin tümüyle yerele devredilmesi. Diğer bütün unsurlar tartışılması son derece gerekli ve hatta hayata geçmesi gerekli şeyler zaten. (DTK ile KCK’nın programlarıyla HDP arasında ciddi farklar var; ben HDP’yi konuşuyorum.)


Kürt meselesinin ve şehirlerde acımaksızın sivil insanları hedef alan şiddetin gölgesinde kalan bu konunun en önemli tarafı, meselenin sadece Kürtlerin meselesi olmaması.


HDP programında tarif edilen ‘demokratik özerklik’e Edirne veya İzmir veya İstanbul veya Konya belediyelerinin fazla bir itirazı olacağını sanmıyorum.


HDP programında göremediğim bir unsuru izninizle ben tamamlayayım: Bence belediye meclisleri belli alanlarda vergi salma ve o alanlarda vergi oranlarını belirleme yetkisine de sahip olabilmeli.


Ama diyorum ya, bugün bu tartışma maalesef bizler için bir lüks. Bütün bunları konuşamamayı Türkiye PKK’ya ve onun gençlik örgütüne borçlu.

 


HDP programında ‘demokratik özerklik’

 


ÇOK uzun ve ayrıntılı yazılmış bir bölüm, ben bazı ana başlıkları sıralayacağım, merak eden HDP’nin web sitesine girip metnin tamamını okuyabilir:


-Partimiz için yerel yönetimler, gündelik yaşamı ilgilendiren kararların doğrudan demokrasi ile alınacağı ve uygulanacağı özyönetimlerdir. Siyasetin demokratikleştirilmesi ve topluma ait kılınması, halkların kendi kendini yönetmesiyle, güçlü, demokratik ve özerk yerel ve bölgesel yönetimlerle mümkündür.


-‘Kent hakkı’, her tür kamusal hizmeti edinme; insanca yaşama; kültürel, ekonomik, sosyal, siyasal haklardan eşit olarak yararlanma; kendini ve kentini yönetme, söz ve karar sahibi olma hakkıdır.


-Partimiz için sağlık, eğitim, çevre, kültür, ulaştırma, bayındırlık, tarım, trafik ve güvenlik hizmetleri hakkındaki kararların alınmasında ve yürütülmesinde asli yetkili yerel yönetimlerdir.


-Türkiye’nin tamamını kapsayacak şekilde, sosyal, siyasal, kültürel, ekolojik, ekonomik ve coğrafi nitelikler göz önüne alınarak, bölgelerin ve bölge meclislerinin oluşturulması bugünün ihtiyacıdır. Bölge meclisleri Türkiye’nin geneli için bir demokratik ve yerinden yönetim mekanizmasıdır.


-Partimiz, yerinde ve yerelde yönetimi kapsayan, demokratik ve özerk yerel yönetimlerin hem Kürt halkının taleplerinin yerine getirilmesinde hem de Türkiye’nin demokratikleşmesinde, toplumsal barışın gerçekleşmesinde, halkların özgür ve gönüllü birliğinde önemli bir rol oynayacağını savunur.

X