Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AYM’nin bebeklere aşı kararı doğru okunmalı

ANNE Halime Sare Aysal ile baba Mustafa Aysal, yeni doğan çocuklarına Sağlık Bakanlığı’nın ‘mecburi’ dediği aşıları yaptırmak istemedi.

Durumun ortaya çıkması üzerine 2012 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Uşak İl Müdürlüğü tarafından mahkemeye verildiler. Aile Bakanlığı, Aysal çiftinin çocuğuna aşı uygulanabilmesi için mahkemeden tedbir kararı talep ediyordu.

Asliye Hukuk Mahkemesi, bakanlık lehine, yani çocuğa sağlık tedbiri uygulanması yönünde karar verdi ama Aysal’lar bu karara Uşak’taki Aile Mahkemesi nezdinde itiraz ettiler ve Aile Mahkemesi 2013 başında onları haklı görerek ilk mahkeme kararını kaldırdı.
Tam bu aşamada Aysal çifti Anayasa Mahkemesi’ne de bireysel başvuruda bulundular.
Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu hem kabul edilebilir, hem de niteliği bakımından genel kurulda görüşülmesi gereken bir başvuru olarak gördü ve 11 Kasım 2015’te de Aysal çifti lehine kararını verdi. Bu kararın gerekçesi önceki gün mahkemenin web sayfasında yayınlandı. Dolayısıyla artık üstünde konuşabiliyoruz.
Bu karar maalesef gazetelere ve internetteki haber sitelerine ‘Bebeklik aşıları Anayasa’ya aykırı’ gibi başlıklarla yansıdı. Kararı okuyunca durumun tam böyle olmadığını gördüm.
Maalesef ülkemizde, Amerika’dan geç kalınarak ithal olmuş bir tartışma yaşanıyor bu bebeklik dönemi zorunlu aşılarıyla ilgili olarak. Çiçek ve kızamık hastalığını bebekken oldukları bu aşılar sayesinde hiç görmemiş olan nesiller, korkarım şimdi kendi çocuklarına aşı yaptırmamayı ciddi ciddi düşünebiliyorlar. Ve bu mesele öyle bir ‘Beyaz Türk’ lafazanlığı da değil; basına yansıyan vakalar Uşak’tan, Sivas’tan, Konya’dan, Elazığ’dan. Yani aşı karşıtlığı hayli yaygın bu coğrafyada.
Anayasa Mahkemesi’nin kararına gelince...
Hayır, bu karar hiçbir şekilde ‘Mahkeme zorunlu aşıyı Anayasa’ya aykırı buldu’ diye okunamaz. Karar, Sağlık Bakanlığı’na ve parlamentoya şunu söylüyor:
‘Bu aşıları, 20’li, 30’lu yıllardan kalma bir kanuna ve kendi kendinize çıkardığınız bir genelgeye dayalı olarak zorunlu hale getiremezsiniz, bunun için açık ve net bir kanun çıkarmalısınız.’
Evet, eğer Sağlık Bakanlığı zorunlu aşı uygulamasını sürdürecekse, acil olarak bu konuda Meclis’ten bir kanun geçmesi gerekiyor. Yoksa şu anda aileleri bu aşılara mecbur edecek hiçbir yasal dayanak yok!

 


Aşı karşıtlığının kaynağı 1998’deki sahte makale

 


ANNE-BABA olan herkes bilir ki, minik bebeğinizi elinize aldığınız andan itibaren endişe dolu bir hayata başlarsınız. Bir Amerikan dizisinde ‘ani çocuk ölüm sendromu’ denen hastalıktan söz edildiği için kendi bebek oğlumun başında sabaha kadar oturup onun nefes alıp almadığını kontrol ettiğimi bilirim; çocuklarımız söz konusu olduğunda endişelenmenin sonu yok.
Bu aşı karşıtlığı da zeminini böyle bir endişede buluyor. Andrew Wakefield isimli bir araştırmacının 1998 yılında saygın tıp dergisi Lancet’te yayınlanan makalesinde, bizde KKK (Kızamık, kızamıkçık, kabakulak) adıyla bilinen karma aşılarda kullanılan koruyucu maddelerin (civa) otizme sebep olabileceği öne sürülüyordu. (Bu araştırmanın tamamen sahtekârlık eseri olduğu yıllar sonra ortaya çıktı, Lancet makaleyi tamamen geri çekti, Wakefield de suçlu bulundu ve doktorluk lisansını kaybetti.) İşte dünyanın dört bir yanında ve Türkiye’deki aşı karşıtlığının kökeni bu sahte makale.

 


Televizyona çıkıp ‘Aşı yaptırmayın’ demek

 


BUGÜN sahte verilere dayandığını bildiğimiz 1998’deki bu makaleden sonra aşı karşıtı kampanyalar başladı. İlaç şirketleri aşıların içindeki koruyucu maddeleri değiştirdiyse de aşı karşıtlığı aldı yürüdü. Ve nihayet 2006 yılında çocuğuna otistik teşhisi konduğunu söyleyen Jenny McCharthy isimli model, oyuncu ve TV programı sunucusu, o sıralar erkek arkadaşı olan ünlü sinema oyuncusu Jim Carrey’in de katkısıyla bu aşı karşıtı kampanyayı doruk noktasına taşıdı.
Ve sonunda en istenmeyen şey oldu; ABD’de çocuklarına aşı yaptırmayan ailelerden bazıları çocuklarını kızamıktan kaybettiler. O arada 1998’deki makalenin sahtekârlık olduğu da, aşıların herhangi bir zarar vermediği de milyonlarca dolar harcanarak kanıtlanmıştı zaten. Oklar Jenny McCharthy’ye çevrildi, o da çıkıp ‘Ben aşı karşıtı değilim’ deyip işin içinden çıktı.
Şimdi endişeyle görüyorum ki ülkemizde de aşılarla ilgili bu temelsiz iddialar fütursuzca gazete köşelerinde ve TV programlarında kendilerine yer bulabiliyor.
Bunları yazıp çizenler, söyleyenler insan hayatından, en değerli varlıklarımız olan çocuklarımızın hayatından söz edildiğin farkında değiller galiba. Aşı karşıtları çocuklarımıza iyilik yapmıyor.

X