Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

23 Nisan bizim en kıymetli bayramımız aslında...

AMERİKALILAR 4 Temmuz’u kutlarlar, Fransızlar 14 Temmuz’u.

4 Temmuz, 1776’da Amerika’daki kolonilerin Birleşik Krallık’tan bağımsızlıklarını ilan ettiği gündür. 14 Temmuz ise 1789’daki Fransız Devrimi’nin günü.

 

Bizim dört temel ulusal bayramımız var; bir değil.

 

Atatürk’ün Samsun’a çıktığı gün olan 19 Mayıs’ı Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı kabul edip kutluyoruz; 23 Nisan’ı Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış günü olması ve Kurtuluş Savaşı’na ulusal bir kimlik vermesi sebebiyle; 30 Ağustos’u Kurtuluş Savaşı’nın nihai büyük zaferinin yıldönümü olarak ve nihayet 29 Ekim’i Cumhuriyetimizin ilan edildiği gün olarak. (Erzurum ve Sivas kongrelerinin yıldönümleri de kutlanıyor ama daha sönük olarak.)

 

BAYRAMLAR HİYERARŞİSİ

 

Bizim kutladığımız dört tarih de son derece önemli, tayin edici günlerin yıldönümleri. Ama sanki bu ulusal bayramlarımız arasında bir hiyerarşi var; 29 Ekim en büyük bayramımız da ötekiler daha ikincil bayramlar gibi bir his.

 

Cumhuriyetimizin kuruluşunu veya büyük zaferi veya Atatürk’ün Samsun’a çıkışını küçümsemek anlamında söylemiyorum; bunların hepsi bizim bugünkü varlığımız için son derece önemli günler ama bence eğer bu dört bayramdan biri en önemlisi kabul edilecekse o 23 Nisan olmalıydı.

 

Çünkü 23 Nisan, aslında Kurtuluş Savaşı’nı da kazanan, sonra Cumhuriyet’i de kuran iradenin kurumsallaşıp bir parlamento kimliğini aldığı gündür. Bir meclisimiz olmasaydı ne Kurtuluş Savaşı başarılırdı ne de bir cumhuriyetimiz olurdu.

 

MEŞRUİYETİN KAYNAĞI MİLLET

 

Atatürk, Samsun’a çıktığı ilk günden itibaren, vermeye kararlı olduğu ve aslında Anadolu’nun dört bir yanında verilmeye başlanmış veya başlanma hazırlıkları yapılan ulusal kurtuluş mücadelesinin meşruiyet kaynağı olarak milletin kendisini, milletin iradesini gördü.

 

Tam da bu sebeple Erzurum ve Sivas kongreleri toplandı; Anadolu’daki kurtuluşçular bir araya getirilmeye çalışıldı, Ankara’da ulusu temsil edecek bir meclis açılması için altyapı çalışmaları yapıldı.

 

Bir ‘Anadolu ihtilali’miz varsa, o 23 Nisan 1920’de gerçekleşti. Padişahın iki dudağı arasındaki egemenlikten ‘halk egemenliği’ne, ‘milli irade’ye geçişin tarihidir Meclis’in açıldığı gün. Ve bence bugünün modern Türkiye’sinin kurulduğu gündür 23 Nisan 1920.

 

Ondan üç buçuk yıl sonra, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilan edilmesi kimseyi şaşırtmamıştır; çünkü Türkiye 23 Nisan 1920’den beri fiilen bir cumhuriyetti, halk egemenliğine dayanan, bu egemenliği başta İstanbul hükümeti olmak üzere bütün dünyaya kabul ettirmek için bağımsızlık savaşı veren bir cumhuriyet.

 

29 EKİM’İN İÇİNİ BOŞALTTIK

 

Başta da dediğim gibi, bayramlarımız arasında bir hiyerarşi, bir önem sıralaması olması gerekmiyor ama illa böyle bir sıralama yapılacaksa benim için en önemli bayram günü 23 Nisan’dır.

 

Zaman içinde 23 Nisan’ın daha küçük, meşruiyet kaynağını nereden aldığını hiç düşünmediğimiz, o yüzden de içeriğini boşaltıp neredeyse soyut bir kabuk haline getirdiğimiz 29 Ekim’in ise daha büyük bir bayram haline gelmesi, bence bugün bile en güncel tartışmamız olmalıdır (ki aslında farkında olmasak da öyle).

 

Ama şu işe bakın ki, duvarında Atatürk’ün en güzel sözlerinden biri olan ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir’ yazan Meclis bile kendi tarihine, kendi önemine, kendi öncü görevine yeterince sahip çıkamamış, zaman içinde ikinci planda kalmayı zımnen de olsa kabullenmiş durumda.

 

Bugün hâlâ aşamadığımız demokrasi problemlerimizin kökenini arayanların, şehit cenazelerimiz var diye 23 Nisan kutlamalarının iptal edilmesindeki kolaycılığa, 23 Nisan kutlamalarının eğlence gibi algılandığı ve ‘Cenazemiz var, eğlence olmaz’ denilerek iptal edilmesinin de pek az kişi tarafından yadırgandığı gerçeğine bir bakmasında fayda var.

 

Aslında aradığımız bütün cevaplar orada.

X