"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

‘Sayın’ hitabını siyasete sokan saygın siyasetçi: Bülent Ecevit

Bugün Bülent Ecevit adına bir panel düzenleniyor. Bu vesileyle onu anmak istiyorum. Ecevit dürüst bir politikacıydı. Mütevazı bir yaşamı vardı. Şark toplumlarının ihtiyacı olan ‘bizden biri’ tipini getiren bir kişilikti. Bunu zaman daha iyi takdir edecek.

‘Sayın’ hitabını siyasete sokan saygın siyasetçi: Bülent EcevitBUGÜN Ecevit Vakfı, Çankaya Kültür Merkezi’nde Bülent Ecevit adına bir panel düzenliyor. Sayın Rahşan Ecevit lütfedip beni de bu panele davet etti.

Ecevit, ömrünün son yıllarında, yaşayan en eski Millet Meclisi üyesiydi. 1957’de parlamentoya girmişti. Ondan sonra da siyasi hayatı kesintisiz devam etti. Çalışma Bakanlığı performansı ve hazırladığı kanun metinleri, sahanın uzmanları tarafından da belirtildiği gibi mükemmeldi. Türkiye, 1961’den sonra sendikalı yaşama onun çalışma bakanlığı sayesinde daha rahat girdi. Bu herkesin hemfikir olduğu bir konu.

1965’ten sonraki dönemde İsmet Paşa’nın “Ortanın solundayım” sözünü Ecevit ve arkadaşları benimsedi ve politika haline getirdiler. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Deniz Baykal başta olmak üzere profesör Turan Güneş ve Ahmed Yücekök gibi partililer bu hareketi yürüttü. İçlerinde Kemal Satır, Emin Paksüt gibi isimlerin olduğu ‘eski’ grup da CHP’de ikinci plana düştü. Yine bu son grubun içinde Ali İhsan Göğüş gibi Türk siyasi hayatının en dürüst, en milliyetperver, en başarılı bakanlarından biri de vardı.

YÜZDE 41.4’E RAĞMEN UZLAŞMAk ZORUNDA KALDI

‘Ortanın solu’ hareketi de, karşıtları da parti içindeki kişiselliklerle ilerlemiştir. O yılların yazılarına bakarsanız bilhassa yeni muhalefeti temsil edenlerin bazı ifadelerinin Bülent Ecevit’in şahsi görüşleriyle ve realiteyle ilgisi azdır. Bülent Ecevit’in politikasını büyük ölçüde yalnız yürüttüğü, etrafındakilerin dahi çoğunlukla onu yanlış anladığı açıktır.

Ecevit, Türkiye için uyumsuz bir seçim sistemi altında politik hayatını sürdürdü. Onu değiştirmek için 1980 sonrası politikacıların el çabukluğu marifetini de gösteremedi. Türk seçmeni 1960’tan evvelki aşırı mutlak çoğunluk sisteminden garip nispi sistemlere geçmişti. 1977’de yüzde 41.4 gibi yüksek bir oy oranına ulaşmasına rağmen hükümeti kurmak için talihsiz bir uzlaşmaya gitmek zorunda kaldı.

Türkiye o yıllarda çatışma içindeydi. Politikayı ne köyler, ne de şehirler tayin ediyordu. Kasaba politikacılarının zihniyeti, kasabalı gençlerin hiddetiyle günden güne artan bir terör yarattı. Türkiye maalesef 1970-80 arasında demokrasiyi bitirdi.

Ecevit de 12 Mart’ın hemen ertesinde istifa etti ve ardından partinin değişmez şefi İsmet İnönü’yü demokratik yollarla siyasi hayatı terk etmeye zorladı. Gerçi İsmet Paşa bu inişi de centilmence yaptı. Ecevit’in bu ikinci dönemi büyük umutla başladı ve 1980 darbesiyle bitti. Üçüncü dönemin Ecevit’i hepsinden farklıdır.

1980 sonrası Hamzakoy’da gözaltını takiben Ecevit’in üçüncü dönemi başladı. Bu dönemde haklı olarak CHP’nin kendi içindeki siyasi uyumsuzluğunu reddetti. Birlikte çalıştığı bürokratlar ve milletvekillerinin hepsiyle alakasını kesti. Bu isimler, onunla görüşmeyi dahi başaramadılar. Bu çok sert bir tedbirdi ama galiba CHP’yle ilgiyi kesmek için radikal ve zorunlu bir tavırdı. Yeni seçmen odaklarına yöneldi. Kafkasya ve Balkan göçmenleri, kurduğu yeni partiyi destekleyen kesimler haline geldi.

BANA FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI KAZANDIRDI

İşte ben de Bülent Bey’i o zamanlarda tanıdım. Doğrusu sorduğu sorulara hazırlanarak cevap veriyordum. Aktif politikaya karışmaya niyetim yoktu ama Ecevitlerle görüşmekten dolayı çok farklı bir bakış kazandığımı itiraf etmeliyim.

DSP süratle büyüdü. Mutlak çoğunluğu alamasa da koalisyonla Bülent Bey tekrar başbakan oldu. Ne yazık ki Türkiye ekonomisinin ve mali sisteminin ihtiyacı olan acı reçeteyi tatbik etmek de ona kalmıştır. Maalesef bu zor dönemde koalisyon ortağı olan partiler iyi imtihan veremediler.

1980 sonrası Türkiye’nin gelişmeleri, DSP döneminin ve bu koalisyonun uygulamalarıyla hızlandı ama yaratılan uygun ortam ve zenginliğin etkisiyle Türkiye’nin dirilen bedenini sevk etmek ve nemasından faydalanmak bugünkülere kaldı.

Ecevit dürüst politikacıydı. Şark toplumlarının ihtiyacı olan ‘bizden biri’ tipini getiren bir kişilikti. Bunu zaman daha iyi takdir edecek. 17 Aralık, Sayın Rahşan Ecevit’in de doğum günüdür. Gayretleri ve birlikteliği Bülent Ecevit’in hayatında ayrılmaz bir yere sahiptir. Bülent Bey’i andığımız bugün ona da şükranlarımızı sunmak vazifemiz olmalı.

‘Sayın’ hitabını siyasete sokan saygın siyasetçi: Bülent Ecevit

ECEVİT ÇİFTİNİN YAŞAMI, TÜRK YÖNETİCİLERİN TARİHİNDE BİR KIRILMADIR

BÜLENT Ecevit Türkiye toplumunun özlediği bir siyasetçi olarak sahneye çıktı. Mütevazı bir yaşamı vardı. Bu tevazuda onun bir yardımcısı, asistanı gibi çalışan, okul arkadaşı ve eşi Rahşan Ecevit’in de rolü vardı. Protokol ve tevazu bakımından Ecevitler, Türk yöneticilerinin tarihi içinde bir kırılma, istisnai bir dönem meydana getirdiler. Bülent Bey, kibar üslupla konuşan bir siyasetçiydi. Türkiye’de protokole ve hitap edebiyatına ‘Sayın’ kelimesini o getirdi. Genel müdüre de, bakana da, falanca kasabanın ilkokul öğretmenine de ‘Sayın’ kelimesi ve soy isimle hitap edilir oldu. Giyimler sadeleşti. Mavi renk yaygınlaştı. Mavi rengi Türk çinilerinden Türk politikasına getirmek Ecevit’in işidir. 

Şairdi Ecevit. Yunanistan’a bağlı kuvvetlerle, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra ilk sıcak çatışmaya onun döneminde girildi ama Türk-Yunan kardeşliği üzerindeki en sıcak şiir de yine onun kaleminden çıktı. Türklerin az ilgilendiği konularla, Sanskritçe ve Hint edebiyatıyla uğraştı, tercümeler yaptı.

İLBER HOCA ÖNERİYOR

KÜLTÜR VARLIKLARINI ANLAMAK İÇİN

TUĞRUL Katoğlu, kültür hayatımızda tanıdığımız bir çiftin oğlu. Bunu nepotist bir değerlendirme olarak almayın. Küçük yaşından beri sanatın ve Türkiye kültürünün tartışılıp değerlendirildiği bir ortamda yetişti. Hukuk tahsil etti ve ceza hukukçusu oldu. Sevdiğimiz Bilkent Hukuk Fakültesi’nin değerli bir hocasıydı.

Katoğlu, şimdi sanat ve arkeoloji dünyamızın en büyük problemi olan eski eserlerin tahribi ve kaçakçılıkla ilgili bir tez meydana getirdi. Bu eserde, sadece Türk mevzuatı değil paralel milletlerarası metinler de ele alınıyor ve inceleniyor. Yani Katoğlu, bu alanda mukayeseli bir hukuk incelemesi yaptı.

KÜLTÜREL ENTERNASYONALİZM BAHSİ İLGİ ÇEKİCİ

Bunun kaçakçılıkla ilgili ulusal mahkemelerimizde ve milletlerarası davalarda yararlı bir kaynak olması bir yana, sahada kullanılan birtakım kavramların açıklanmasına yer vermesi sebebiyle pratik bir tarafı da var. Mesela arkeoloji ve sanat tarihiyle ilgili eserlerin dışında, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarıyla, taşınır kültür varlıkları izah ediliyor. En ilgi duyulacak bölüm, kültür varlıklarına bakışta kültürel milliyetçilik ve kültürel enternasyonalizmin işlendiği sayfalar.

Kitap, boğucu olmayan güzel bir Türkçeyle, hukukçu olmayanlara da sesleniyor. Özellikle ceza hukuku açısından devletler hukuku alanındaki koruma tedbirleri de eserde mevcut. Bu kitapta geniş bir literatür taraması var. Hukukçuların eserleri dışında tarihçilerin de, sanatçıların da önemli yaklaşımları ele alınmış. Her halükârda yararlı bir başvuru kaynağı olduğu açık.

Ceza Hukuku ve Kültür Varlıkları, Seçkin Yayınları, 2017.

X