"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

Müze açmak o kadar kolay mı? Beyefendi (Çebi) Topkapı Sarayı’nı müze sanıyor

Kendi donanımına bakmadan, müzelerimizi derleyip toplamaya, yeniden kurmaya, başka müzelerle değiş tokuşa girmeye niyetlenen isimler türedi. Ama unutmamalı, bazı şeyler maalesef İngiliz çimeni gibidir, üretmek için paranız ve cevvaliyetiniz yetmez, arkanızda bilginizi ve görüşlerinizi olgunlaştıracak zaman ve hayatın bulunması gerekir. 

SON zamanlarda bazı köşe yazılarında desteklenen yeni bir müzeci kahraman var. İsmi Mehmet Çebi. Yedi yıllık müze müdürlüğüm sırasında kendisini müzemizde bir tetkikat yaparken görmedim. Yan müzelerdekiler de tanımıyor. Teşvikiye’de hüsn-ü hat pazarlayan ve satan bir galerisi vardı. 

Müze açmak o kadar kolay mı Beyefendi (Çebi) Topkapı Sarayı’nı müze sanıyor

İYİ NİYETLİ DE OLSA HAYALPEREST

Teşviki seviyorum ama antikacılık merakım yok. Erzurumlu bir genç hattatın büyük boy bir Fatiha suresini aldım. Koleksiyonlarda eski üstatlarımızın da eserleri olduğunu söylendi. Doğrusu bu gibi eserleri alabileceklerden değilim. Galerinin sahibi hat bilgisinde kendini yetiştirmiş. Öyle söylüyor. Lakin görünüşe göre kendini aşan bir işe girişmiş; müzelerimizi derleyip toplama, yeniden kurma, içinden uygun olanları yurtdışındaki büyük müzelerle değiş tokuş programına sokma (sergi değil, satın alma) biçiminde ve hatta fon kurarak parayla eser almayı planlıyor. 

Bu gibilere sormak lazım: Ne vakittir müze geziyorsun? Dünya müzelerinden, tablo piyasasından haberin var mı? Eser toplayan Körfez emirliklerinin mensupları ne toplayabildiler? Japonlar 1960’lardan beri boyuna astronomik rakamlarla empresyonist eser topluyor. Toplamış da ne olmuş? Morozov’un ve Şçukin’in topladığı Puşkin Müzesi’nin bodrumlarına konan empresyonistlerin, Picasso ve Matisse gibi modernlerin sayısına, hele kalite seviyesine ulaşabilmişler mi? Bu işler büyük ölçüde zamanın ve şartların müsaadesine bağlı olarak gelişir.

İSTANBUL ŞEHİR MÜZESİ NE OLDU?

Bu efendinin demeçlerini dinledim. Sinirlerinize hâkim olabilecekseniz eğlenceli. Mesela diyor ki: “Millet Paris’e neden gidiyor, yüzde 85’i Louvre Müzesi için. Onların da yüzde 85’i Mona Lisa’yı görmek istiyor. Müzelerimizi böyle zenginleştirmeliyiz. İcabında eser değiş tokuşu yapalım.”

Tabii bu gibi değiş tokuşların sonucunda ne çıkacağını söylemeye lüzum yok. İyi niyetli olsa da çok hayalperest olduğu açık. 

Dahası beyefendi Topkapı’yı müze sanıyor; orası saray, padişahın evi... Bizde insanlar görse de görmese de saray hakkında ezbere konuşurlar ama Topkapı dünya sarayları içinde en çok muhafaza edilenlerdendir. Padişahın ve hanedanın iç çamaşırlarından mobilyaya kadar her şey oradadır. Ağır tahribat geçiren, yağmalanan Avrupa’daki bazı saray müzelere üstünlüğü ortadadır. Bir evin, tarihi bir mekânın herhangi bir müze olmadığı açıktır. Deposundaki neyi bilip neye göre seçeceksin? Allah böyle seçicilerden korusun. Daha tuhaf bir şey var; o da Murat Bardakçı, Fatih Altaylı gibi dünyayı görmüş adamların da çarşaf çarşaf destek yazıları yazmaları... 

Birtakım değerlerin altüst olduğu günlerde yaşıyoruz. Bundan 20 yıl evvel de birileri Topkapı Sarayı’nın eskiden beri atölyeleri yani hünerveran işlikleri olan, sonra Darphane diye kullanılan bölümünü ele geçirip sözde “İstanbul Şehir Müzesi kuracağız” dedilerdi. Ne şehir müzesinden ne de İstanbul’un tarihinden haberleri vardı. Birkaç zaman oyalandılar, sonra tavan da çöktü, gittiler. Daha doğrusu Kültür Bakanlığı orayı onlardan alıp alakasız bir başkasına verdi. Müzenin de elinden kendi sahası çıktı. 

Müze açmak o kadar kolay mı Beyefendi (Çebi) Topkapı Sarayı’nı müze sanıyor

Mehmet Çebi (Fotoğrafta)

YETİŞMİŞ GÖRMÜŞ OLMAK LAZIM

Günümüzde kerameti kendinden menkul uzmanların sayısı artıyor. Kitap okumayanlar kitap basıyor. Pazarladığı objelerin isimlerini telaffuz edemeyen antikacılar var. Şimdi de müzeler kurmaya kalkanlar var. Maalesef bu gibi işler için kurnazlık hatta zekâ da yetmez; biraz talih işidir. Yetişmiş ve görmüş olmak lazım. Bu bir muhit meselesidir. 

Türkiye müzeleri benim çocukluğumdaki müzecileri tarihe gömdükten sonra yenilerini yetiştirmek konusunda çok yaya kaldı. Hayatında müze görmeyenler de bu müzeleri de akıllarınca ıslah ve geliştirme işine soyundular. Kurucu müze uzmanı(!) “Bu işlere para verecek zenginimiz var” diyor. Kaç tane olduğunu söyleyeyim: Hiç yok değil ama bir elin parmaklarını bile geçemezsin. Yanına aldıklarından bazıları ise müzeler için Milli Emlak’tan tespit ettiğimiz bazı binaları talep ettiklerinde hemen otel yapmak için müracaat edip kapanlar grubundan. Herkes haddini ve yerini bilirse çok iyi olur. Adam, “Cumhurbaşkanı ile görüştüm ve onu ikna ettim” diyor. Cumhurbaşkanı’yla görüştüğünü ve aldığı cevabı ileride basılmak üzere hatıratına kaydedebilirsin, eşine dostuna da söyleyebilirsin ama milletin önüne çıkıp söylemek düpedüz densizliktir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ilgili ofislerinin bu gibi densizliklere gereken ikazı yapacağını ümit ederiz. Bir memlekette herkes kendi işini ve haddini bilirse, işler yolunda gider. Bazı şeyler maalesef İngiliz çimeni gibidir, üretmek için paranız ve cevvaliyetiniz yetmez, arkanızda bilginizi ve görüşlerinizi olgunlaştıracak zaman ve hayatın bulunması gerekir. 

ARŞİV ÜZERİNE BİR CEVAP

MURAT Bardakçı, Topkapı Sarayı Arşivi’ndeki belgelerin 2008 yılında Başbakanlık Osmanlı Arşivi uzmanlarının yönetimine verilmesini, hatta başındaki müdürün de oradan tayin edilebileceğini belirten ortak kararımız üzerine bir yazı yazdı. Ekte bir belge veriyor, dikkatle okuyalım; o tarihte emekliliği yaklaşan sayın Ülkü Altındağ’ın yerine tayin edilecek uzman yetiştirilmemişti. Kültür Bakanlığı, kendine bağlı müzelere genç eleman ve yetiştirilecek asistan alma konusunda her zaman ihmalkâr ve sorumsuz davranmıştır. Bugün o tarihten bu yana gayretlerimizle birkaç eleman yetişti. 

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, o zaman bizim evrakı tasnif için getirildi. Fakat günün birinde haber dahi vermeden ve memuriyet kurallarıyla bağdaşmaz şekilde tasnif için gerekli cihazları alıp “Çadır yık” emri gibi ortadan yok oldular. Büyük sorumsuzluktu, başka tasnif işleri olduğu bahanesini kullandılar, o tarihte Başbakanlık Müsteşarı olan sayın Efkan Âlâ’yı arayıp şikâyet ettiğimi de herkes biliyor. 

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’den yardım ve eleman istememizin kararı alındığı toplantıda Topkapı Saray Arşivi’nin katiyen Başbakanlığın yeni arşiv binasına yani Kağıthane’ye gönderilmeyeceği kararı iki maddeyle belirtildi. Esasen Vilayet’in yanındaki Fossati binası bize fazlasıyla yeterlidir. Kağıthane Arşivi ise benim ve bütün ömrünü oradan geçiren tarihçilerin birleştiği gibi Osmanlı evrakının saklanabileceği bir yer değildir. Yazarın kendi kanaati beni fazla ilgilendiremiyor, başka arkadaşları da ilgilendirmediği gibi. 

IRCICA’YA DEVİR DOĞRU DEĞİL

Ayrıca vilayetin arkasındaki Fossati arşiv binasının İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi’ne (IRCICA) devredilmesini de doğru bulmuyorum. IRCICA saygı duyduğum bir organ ama beynelmilel bir organ, eğer eski başkanı Ekmeleddin İhsanoğlu olsa bu işlem söz konusu olmazdı; yani Türkiye kültür tarihinin önemli bir abidesi olan Fossati kardeşlerin hususi arşiv binasına gene ancak bir kurum değil bir tarih arşivi yerleştirilirdi. Kağıthane’ye Topkapı Saray Arşivi’nin nakline gülünür, gülmeyenlerle konuşacak, münakaşaya girişecek değilim. Demek ki “Buraya da nakledilse de olurmuş” gibisinden mugalataya da lüzum yok.

BİR DÜZELTME

GEÇEN Pazar, 4 Haziran tarihli yazımızda düşen bir cümleden kalan niteleme Silvestre de Sacy’e mal edilmiştir. Halbuki o nitelik yani İrlanda asıllılık, William McGuckin de Slane’e aittir. 

X