"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

Kervansaray medeniyeti

Benim 20 yıl evvel gördüğüm Yezd, çarşısıyla, dar ve örtülü sokaklarıyla, kubbeli ve birbirine geçmiş evleriyle henüz tatlı bir ortaçağdı. Bugün modern hayatın imkânlarına kavuşmuş ama şehre giden yollardaki eski medeniyet, kervansaraylar üzerinden hâlâ devam ediyor.

ESKİ Fars bölgesinin en önemli iki şehri İsfahan ile Yezd’dir. İsfahan, Selçukluların ve Safevilerin ıslah ettiği, bilhassa 17’nci asırda İran’ın ortasında yükselen Şark karakterli, mimarisi ve Garp nitelikli şehirciliği itibariyle Avrupai bir beldedir. Güzelim kubbeleri, mavi çinileri ve minareleri olmasa, o meydanlar ve radyal plan sokaklarıyla kendinizi barok bir güney İtalya şehrinde zannedebilirsiniz. 

Kervansaray medeniyeti

Yezd ise daha çok ortaçağdır. Kerpicin üç bin yıldır ince ince kesilip başarıyla kurutulduğu bir kenttir burası. Bu malzeme ve binaların üzerindeki kuleler kente hayat verir. Badgir (rüzgâr çeken, rüzgâr alan) kuleler, orta zamanların havalandırma tesisleri gibidir. Gündüz sıcak olan, gece tatlı bir serinliğe kavuşan şehirde bina mimarisi tabiata karşı direnir.  

YEZD, ORTAÇAĞ ESİNTİLİ ŞEHİR 

Benim 20 yıl evvel gördüğüm Yezd, çarşısıyla, dar ve örtülü sokaklarıyla, kubbeli ve birbirine geçmiş evleriyle ve her mahallede bir küçük meydancıkta duran nahılla, henüz tatlı bir ortaçağdı. Mahalli demokrasinin nerede, nasıl geliştiğini kesin yargılarla tespit etmek çok zor ama nahılın etrafında toplanan halkın, mahalle ve kent işlerini tartıştığını biliyoruz. Halen de tartışıyorlar. Bugünkü Yezd’e gelirsek, burası artık marka ürünler satan dükkânları, elektriğin ulaştığı civar köyleri, gece elektrik ışığıyla daha enteresan bir görünüme giren sokakları, Emir Çakmak Meydanı’ndaki havuzlarıyla ilginç görünümlü bir şehir.

Kervansaray medeniyeti

BOLCA YAĞMUR 30 SENE ÖNCE

Emir Çakmak Camisi, sadece çifte minareli törensel bir kapıdan ibaret. Adeta II. Katerina’nın 18’inci asırda Kırım ve Novarossiya’daki teatral kentler denen panoları gibi ama bu yapı hoş, sağlam bir giriş ve muhteşem bir çini işçiliği içeriyor. Şehrin meydanı onun etrafında gelişmiş. Unutmamalı, 17’nci asırda şehir meydanı yaratarak daha doğrusu ona büyük bir meydanın vasıflarını vererek kenti idare etmek ve kentlileri kontrol etmek akıllıca bir işti. 

Yezd ile İsfahan arasında epey kervansaray var. Bunlar, Anadolu’daki gibi muhteşem abideler olmaktan daha çok işe yaramasıyla öne çıkan yapılar. Akşamın karanlığında, Deşt-i Kebir’in güney kıyısından geçen bu Yezd-İsfahan yolu, Günbed-i Kavus (Yeni Kümbet) denen noktada üç adet orta boy kervansarayla düğümleniyor. Kervansarayların hiçbiri Konya-Aksaray arasındaki ‘Sultan Hanı’ gibi değil. Daha çok Aksaray-Nevşehir arasındaki ‘Ağzıkarahan’ veya Konya civarındaki ‘Horozlu Han’ ebadında. Bugün harap olsalar da içeride hayvan besleniyor. Karanlık çökerken hayvanlara bakan, iki deveci ihtiyarla konuştuk. “En son bolca yağmur 30 yıl evvel yağdı” diyorlar. 

Bozkırın nadiren gördüğü bu yağış etraftaki sarnıcı dolduruyor ve ‘ganat’ denilen kanallarla buraya kadar verilebiliyor. Bu yörede hayat çok zor, yetiştirilen develeri satarak geçiniyorlar. Her şeye rağmen İran medeniyetinin üç bin yıllık oluşumuna şahitlik ediyoruz. İran medeniyeti işte bu çilekeş köylüler, çobanlar ve şehirde oturan şairlerle âlimlerin dünyasıdır. Ara sıra o şehirdekilerden Dakûkî gibi yahut Firdevsî gibi birileri çıkar. Bu çobanlardan topladığı destanları ve menkıbeleri aruz veznine ve kâğıda döker. Firdevsî’nin “Otuz yıllık zahmetle derledim ve bu Parsî dilinden Acemi dirilttim” dediği süreç. 

Kervansaray medeniyeti

BUGÜN DE AYNI MANZARALAR VAR

Kervanların geçtiği köylerde bugün de aynı pitoresk manzaralar var. Malabad isimli kubbeli köydeki kervansaray kalıntısı, çölün ve İran’ın nasıl direndiğini anlatıyor. Bu coğrafyadaki uygarlık Türkler vasıtasıyla Küçük Asya’ya uzandığında, daha da büyük eserler ortaya çıkıyor. Ünlü İtalyan restorasyon uzmanı, eserleri ve raporlarına hâlâ başvurulan profesör Piero di Sanpaolesi Türkiye’ye davetli olarak geldiğinde Aksaray ve Konya arasındaki Sultan Hanı’nı hocamız profesör Halil İnalcık’ın rehberliğinde gezmişti. Halil Hoca’ya sorduğu soru şuydu: “Bu kervansarayın inşa tarihi nedir?” Cevap: “1223.” Sanpaolesi’nin yorumu “O tarihte İtalya’da böyle bir eser yoktu” şeklindeydi.

ÇÖLDE BİR HALAT, BİR KAZMA

YEZD’de etraftaki dağlardan inen sular çölde buharlaşıp gitmesin diye ‘ganat’ denen kanallarla yerin altından sevk ediliyor. Bu kanalları kazanlar elinde halatıyla kazmasından başka bir malzemesi görünmeyen büyük üstatlar. Yeryüzünden kanala açtıkları her elli-yüz metredeki çıkışlar çölün ortasında insanların meydana getirdiği bir köstebek yuvası görünümünde. Bu çölde bu şekilde kurulan eski şehir medeniyeti halen yaşıyor.

Kervansaray medeniyeti

ZORHANEDE GÜLBANK

YEZD’in ortasında ‘Zorhane’ denen geleneksel bir spor kulübündeyiz. Ağırlıklarla (mil) gür sesli gazeller okunarak gülbank çekilen bu spor faaliyetine, dededen toruna bir sürü insan katılıyor. Mistik bir spor. İran şehirleri de 10-20 yıl evveline göre daha canlı, çünkü insanlar evlerinde oturmak istemiyorlar.

X