"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

İstibdatsız ‘Hall’

Padişahın ‘hall’i üzerine (tahtan indirilmesi konusunda) bir karar alındıysa da gizli tutuldu.

‘Hall’ fetvasını kaleme alan Şeyhülislam Mehmed Ziyaeddin Efendi, Talat Paşa tarafından zorlanarak bu fetvayı yazmıştır. Yine de bizim siyaset bilimi literatürümüzde, ilk defa profesör Ümit Hassan’ın dikkati çektiği üzere ‘hall’ nedenleri arasında ‘istibdat’ sayılmaz.

İstibdatsız ‘Hall’

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra bir yıl bile geçmeden başkentteki avcı taburları isyan etti. Başlarında zabit yoktu. İstanbul’daki 1. Ordu padişahtan ne bu isyanı bastırmak için ne de ilginç bir gelişme olarak isyancıların başlattığı mektebli subay katliamını önleme amaçlı başkente yürüyen Hareket Ordusu’na direnmek için bir emir almadı. Yakın tarihimizin en karmaşık olayıdır. Bu olayı yargılayabilmek için verilerin azlığı nispetinde de büyük spekülasyon yapılır.

İstibdatsız ‘Hall’DERVİŞ VAHDETİ
Avcı taburlarının isyanını “Volkan” gazetesi ve Derviş Vahdeti’nin kışkırttığı, kendisinin İngiliz ajanı olduğu veyahut padişahın bu olaya göz yumduğu ve medet umduğu tekrarlanır. Bütün olayın padişahın bilgisi dışında doğup gelişen bir isyan olduğu veya bir komplo tertiplendiği de söylenir. Selanik’ten gelen Hareket Ordusu’nu İstanbul’da padişaha sadık olan 1. Ordu’nun bastırması çok güç olmadığı halde padişahın neden emir vermediği de muamma.

MECLİS-İ MİLLİ-Yİ UMUMİ
Neticede Hareket Ordusu’nun yaklaştığı ve Yeşilköy’e girdiği sırada Mebuslar Meclisi ve Ayan üyelerinin bir kısmı oraya giderek orduyu karşıladı ve Yeşilköy’de ilk defa olarak Meclis-i Milli-yi Umumi halinde toplandılar. Bu deyim yerindedir, tarihimizde ilk defa geçmektedir. Meclis tarafından Hareket Ordusu desteklenmektedir. Padişahın ‘hall’i üzerine (tahtan indirilmesi konusunda) bir karar alındıysa da gizli tutuldu. ‘Hall’ fetvasını kaleme alan Şeyhülislam Mehmed Ziyaeddin Efendi, Talat Paşa tarafından zorlanarak bu fetvayı yazmıştır. Yine de bizim siyaset bilimi literatürümüzde, ilk defa profesör Ümit Hassan’ın dikkati çektiği üzere ‘hall’ nedenleri arasında ‘istibdat’ sayılmaz. Çünkü İslam hukukçusu ‘istibdat’ı Latincedeki ‘dictatura’ gibi zorunlu halde üstlerinden bir sıfat ve becerildiği takdirde bir meziyettir.

İstibdatsız ‘Hall’SELANİK’E SÜRGÜN
Hareket Ordusu avcı taburları dışında ciddi mukavemetle karşılaşmadı. Başkente hâkim oldu ve komutanlığı üstlenen Mahmud Şevket Paşa gayet sert tedbirler, Divan-ı Harbi Örfi’nin toplanması ve idam kararları vermesiyle asayişi sağladı. 1909’un 27 Nisan günü padişaha Meclis-i Milli’nin teşkiline dikkat ettiği üzere Osmanlı milletlerinin hepsini temsil eden bir heyet Meclis’in ‘hall’ kararını bildirdi. Arnavut Esad Paşa Toptani, Yahudi mebuslarından Emanuel Karasu (Carasso), Ermeni mebuslarından Aram, Bahriye feriki Laz Arif Hikmet’ten oluşan heyet Abdülhamid’e ‘hall’ edildiğini bildirdiğinin akşamına padişahın Çırağan Sarayı’na çekilme teklifi de kaale alınmadı. Selanik dışında Alatini Köşkü’nde mecburi ikametine karar verildi. Ailesinden yakınları ve maiyeti ile ta Balkan Harbi’ndeki çekilmeye kadar burada oturdu.

ARZU ETMEDİĞİ SAVAŞ
II. Abdülhamid’in Selanik’te Alatini Köşkü’ndeki ikameti onun açısından son derece sıkıntılı bir zamanı kapsar. Bu sıkıntılı üç yıl boyunca da zamanın meselelerini mütalaa imkânı buldu. Dışarıyla teması ve ziyaretler son derece de sınırlıydı. 1 Kasım 1912’de Alman sefaretinin SMS Loreley gemisiyle Beylerbeyi’ne nakledildi. Beylerbeyi’ndeki ikameti onun 1918 Şubatı’ndaki ölümüne kadar sürdü. Arzu etmediği bir savaş, ilanını tasvip etmediği cihat fetvası gibi olayların onun halet-i ruhiyesine uymadığı görülüyor.

İstibdatsız ‘Hall’BİSMARCK DEVLETLUSU
II. Abdülhamid 19. yüzyıl Avrupası’nın Bismarck tipi diplomasisini sürükleyen devletlulardan biriydi. Korkunç savaşın çıktığı dünyada diplomasi meslek ve tekliflerine pek iltifat etmeyen İttihat Terakki erkânı aniden ona müracaat etmeye başladı. Zaman zaman çok acı tenkitleri yanında bazı mütalaalarını da bildirdiği gerçektir. Galiba Talat Paşa’nın ziyaretini hoşgörüyle karşılamamıştı. Birinci Dünya Savaşı, 19. yüzyıl monarklarının ve devlet adamlarının tasvip edeceği bir yol değildi. Bu savaşı Kayzer Wilhelm gibi hükümdarlar, Rusya’nın Sergey Sazonov’u gibi hariciye nazırları ve bunlara benzer Fransız, Alman devlet adamları ve Winston Churchill gibileri sürüklemiştir. Eski dünyanın yıkılışını gözleyenlerin içinde herhalde bu gidişata başından karşı duran ama çaresiz kalan II. Abdülhamid’di. Çaresizlikte zamanın çılgınlığı, yeni Türkiye’nin bilgisizliği ve kendi uzun saltanatından kalan bazı etkiler de rol oynamıştır.

 

EĞİTİM DÜNYASI
ASIL MESELE NİTELİKLİ ÖĞRETMEN
BU hafta içinde bir demeç veren Türkiye Özel Okullar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Nurullah Dal, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2018 bütçe rakamlarını değerlendirmiş. Diyor ki: “Yeni okul açmak için ayrılan bütçe rakamları ikili eğitime son verilmesi kapsamında değerlendirilebilir. Böyle düşündüğümüzde yetersiz bile gelebilir. Sadece İstanbul’a ayrılan kaynaklar bile yetersiz. Ancak fiziki mekân sağlamanın yanında Türkiye’nin asıl halletmesi gereken mesele nitelikli öğretmen yetiştirmektir. Türkiye’deki okullar arasındaki nitelik farkı ancak kendini mesleğine gönülden adayan öğretmenler ile kapanabilir. Bunun için öğretmenliğin maddi-manevi statüsünü yükseltmemiz gerekiyor.”

AYŞE ABLA OKULU
Burada bir noktayı okuyuculara açıklamak gerek: Türkiye Maarifi çok uzun zamandır yelkenleri suya indirdiği için kürekçilere güvenen bir kaptan durumundadır. Özel okullar, öğrenci başına bakanlıktan bir tahsisat alıyor. Ne var ki bu tahsisat teknik eğitimde veya dar gelirli çevrelerde iş görmeye pek yeterli olmadığından eğitim harcamalarında miktarı pek düşünmeyen veya çaresizlikle kabul eden hali vakti yerinde olanların devam ettiği özel okullar pıtrak gibi artmış vaziyette. Hatta zincirleme şube açanların varlığı ortada. Bunun nereye gideceği önemli bir soru. Özel okul eğitimine karşı değiliz. Ama özel okul yeni bir yöntem geliştiren, realist eğitimci kadroların elinde çok yararlı olabilir. Batı’da örnekleri görülmüştür. Rusya İmparatorluğu’nda örnekleri görülmüştür. Bizde ise Meşrutiyet’ten sonra ortaya çıkmıştır. Sâtı el-Husrî’nin, bu Halepli mütefekkirin başlattığı ‘Yuva’ anaokulu kendisinden kırk yaş küçük kız kardeşi Neriman Hızır tarafından ‘Ayşe Abla Okulu’ adıyla Ankara’da açılmıştı. Yararı malumdur. Merhum büyükelçi Coşkun Kırca’nın babası Mehmed Ali Haşmet Kırca disiplini ve lisan öğretimiyle tanınan ‘Yeni Koleji’yle şöhretli özel okul kurmuştu. Osmanlı döneminden Hacı İbrahim Efendi’nin okulu olan Darüt-Talim’i sayabiliriz (ki bu okul ortaokul öğrencilerine hızla Arapça, Farsça öğretmesiyle tanınır, hızla tercüme yapanlardan biri de eski maliye bakanlarından Ali Fuad Efendi (Ağralı) idi.

Ne var ki bugünkü eğitim düzenimizdeki özel okulların Avrupa, Çarlık Rusyası, İran ve Osmanlı imparatorluklarındaki örneklere benzemesi zor görünüyor. Demeçteki ‘asıl meselenin öğretmenin niteliği olduğu’ ise malumu ilandır. Nitelikli öğretmen yetiştirme işini Mustafa Necati sistemini yıkarak yer ile yeksan ettik. Eğitim Enstitüleri 1970’lerdeki politikacı kurnazlığıyla ortadan kalktı. Herkes haklı olarak Köy Enstitüleri’nin kapanması üzerinde duruyor ama Eğitim Enstitüleri’nden bahseden yok. Cumhuriyet’in başlarındaki nitelikli teknik öğretmen yetiştirme süreci ise çoktan kesildi.

AZ AMA NİTELİKLİ
Sayısız imam hatip okulları bu dal için lazım olan Arapça, Farsça ve Batı dilini verecek durumda değil. Onların yerine az sayıda nitelikli imam hatip okulu kurulsa zaten toplumdaki çatışma da azalırdı. Kimse nitelikli yetişen öğrenci ve öğretmenle uğraşmaz. Türkiye seçkin çocuklarının okutulacağı, seçkin öğretmenlerin öğreteceği okul düzenini gerçekleştirmek zorundadır. Osmanlı’nın sınai mekteplerini ise (ki kurucularının başında Midhat Paşa gelir) bir an evvel geliştirmek, yaymak durumundayız.

X