"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

Erbil ve Kerkük Türklerini görmezden gelemeyiz

Kuzey Irak’ın 4 ülkeye dağılmış bir kavmin problemlerini üstlenmeye niyeti olmadığı açıktır. Ülkenin zenginliklerini o bölge için kullanmayı tercih ediyorlar. İrredantizm geniş Kürt coğrafyası için 19’uncu yüzyılın genç İtalya’sı veya Balkan uluslarının bazı hayalleri gibi değildir. Ama bize düşen de öncelikle Kerkük ve Erbil’deki bir milyonu aşkın Türk nüfusu yalnız bırakmamaktır.

KUZEY Irak’taki referandum bitti. Hükümetimiz beklenen tepkiyi gösterdi. Esad Suriye’sinin referanduma tepkisi hiç de o kadar sert değil. Tabii İsrail için Arap olmayan her yeni ünitenin baş üstünde yeri var. Amerika Birleşik Devletleri referandum öncesi ihtiyatlı hareket edilmesini ve iki kere düşünülmesini söylediği halde referandum sonrası sıcak tepki göstermiyordu; akabinde bu referandumun meşruiyeti olmadığını Dışişleri Bakanı’nın ağzından bildirdi. Rusya Devlet Reisi Putin ise Ankara’ya geldi ve başkanlar düzeyinde yapılan görüşmeyle yeni düzeni tasvip etmediğini açıkladı. Kürdistan Özerk Yönetimi referandumun uygulanmasını erteleyebilir, İran gibi bir faktör de karşılarında ve tabii Arap dünyası da.

Erbil ve Kerkük Türklerini görmezden gelemeyiz

IRAK KÜRTLERİ TÜRKİYE’YE SEMPATİ DUYAR

Türkiye’nin en önemli sorunu Kerkük ve Erbil Türkleridir. Milyonun üzerindeki kitleyi kimse görmezlikten gelemez. Ayrıca bu halkın gözden çıkarılması da sorunu halletmez. Herkesin başını ağrıtacak bir kitledir, bir halk topluluğudur. Eğitimlidirler, üretkendirler ve Türk kimliğine sahip çıkma konusunda taviz vermezler. Bu taviz vermeme hali mutlaka sıcak bir çatışmaya dönüşecek değil; bazı ahvalde bu gibi unsurların devamlı bir huzursuzluk ve dengesizlik sorunu kaynağı olduğu açıktır. Kürt unsur ve diğerleri çok rahat edemeyeceklerini bilmelidir.

Aç kalma gibi bir söylem ortadaysa da Irak Kürtleri değişiyor, eğitimleri gelişiyor ve birkaç yıldır Irak’ta hayat da düzeldi. Onlar açısından dış dünya için baş aracı Türkiye’dir; zaten Irak’taki hayat ve o hayatı götüren bu ülkenin yöneticileri ve halkı da Türkiye’ye sempati duyarlar. İstanbul’u kültürel merkez gibi görürler. 

Kuzey Irak’ın dört ülkeye dağılmış bir kavmin problemlerini üstlenmeye niyeti olmadığı açıktır. Ülkenin zenginliklerini o bölge için kullanmayı tercih ediyorlar. İrredantizm geniş Kürt coğrafyası için 19’uncu yüzyılın genç İtalya’sı veya Balkan uluslarının bazı hayalleri gibi değildir. Referandumu kabul etmez ve bazı tedbirleri uygulamaya girişirken bunu göz önüne almakta fayda vardır. 

İran Kürtlerinin son zamanlarda merkezi devletle gerilime girdiği açık. Ama bu unsurun Kuzey Irak Kürtlüğüne meyil göstermesi ve işbirliğine girmesi beklenmemelidir. Unutmayalım karşımızda tarihi boyunca bir araya gelememiş, ayrı aşiretlerde, birbirinden farklılaşmış bölgelerde, ayrı devletlerin idaresinde yaşamış bir kavim var. Bu olayda Türkiye’nin katiyen vazgeçemeyeceği unsur açıktır; Erbil, Kerkük bölgesini MHP ile yalnız bırakmak kocaman bir toplum için akıllı ve onurlu davranış değildir. 

BARZANİLER DIŞ POLİTİKA CAMBAZIDIR

KUZEY Irak’ın lideri Barzaniler etkili bir hanedandır. Baba Molla Mustafa Barzani, ABD ve Sovyetler’in Soğuk Savaş’ın en koyusunu yaşadıkları dönemde bile iki dünya arasında ipte oynamayı bilmişti. Barzanilerde babadan oğula belirgin bir dış politika ustalığı ve cambazlık geçer. Bunu birçok Ortadoğu liderinde görmek mümkün değildir.

Erbil ve Kerkük Türklerini görmezden gelemeyiz

Barzanilerin diğer ülkelerdeki Kürt topluluklarıyla hem ilişkisi vardı hem de yoktu. Bu aile sorun çıkaran bir kaynak değildi. Irak merkezli çatışma, dolayısıyla İsrail’le yakın bağlar içinde olduğu sır değil. Hatta eğitim aldığı, yardım gördüğü dahi söyleniyordu ama Irak’ın dışında birçok Arap ülkesiyle çatışmalı değil aksine nötr ilişkiler içinde olduğu biliniyor. 

İran da Türkiye kadar Ortadoğu Kürt dünyasının karşısındaydı ama Kürtlerle en çok gerilim ve savaşmanın yükünü Türkiye çekti. Özal, Kuzey Irak’la yakın ilişkiler kurdu. Neye yaradığı tartışılır. Irak’ı işgal eden ABD ise bağımsızlık referandumuna gidemedi çünkü Talabani ile Barzani arasındaki denge yüzde 50’ler civarındaydı. 

Erbil ve Kerkük Türklerini görmezden gelemeyiz

EKMELEDDİN İHSANOĞLU HOCA’DAN BAŞUCU KİTABI

‘OSMANLI Bilim Mirası’ gibi bir kitabın doğrusu epeydir basılmasını bekliyordum. Çünkü Osmanlı bilim dünyasına girmek ve bu ülkenin 15’inci asırdan beri yolunu aydınlatan matematikçileri, astronomları, kimyagerleri, eczacıları, coğrafyacıları hem de Hüseyin Saadetin Arel gibi musiki nazariyecilerini ve üstatların toplandığı kaynakların yer aldığı kütüphaneleri bildiren, yazmaların durumunu tasvir eden bir toplu değerlendirme ve her zaman müracaat edebileceğimiz bir el kitabı yoktu. Yapı Kredi Yayınları arasında çıkan bu iki cildi, Osmanlı tarihi araştırmalarının vazgeçilmez kaynağı olacak.

Bu kitap ancak Mısır’da büyüyen, Ayn Şems Üniversitesi’nde çalışan, hem ülkesinde hem de İngiltere’de kimya eğitimi gören Ekmeleddin İhsanoğlu gibi çalışkan, Şark ve Garb’ı meczeden biri tarafından hazırlanabilirdi. İhsanoğlu, yurtdışında büyüyen gençlerin içinde Türkçeyi hakkıyla, bütün zenginliğiyle kullanan hocadır. Uzun yıllar yürüttüğü idarecilik döneminde, IRCICA (İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi), İslam dünyasının başarılı ve ehliyetle çalışan tek kuruluşuydu. Kurduğu Bilim Tarihi kürsüsünde kurumların gelişmesine, bunların tasvirine önem verdi. Aynı kürsüde Feza Günergun ve Mustafa Kaçar gibi bilim tarihçilerimiz, Ankara’daki Aydın Sayılı Hoca’nın ve Sevim Tekeli’nin yanında yetişen grubun yanında ayrı bir renk ve boyut teşkil eder. 

OSMANLI BİLİMİ, BAYRAĞI CUMHURİYET’E DEVRETTİ

Elimizdeki iki ciltlik ve hemen hemen 1200 sayfalık kitap, mükemmel bir fihrist, geniş bir bibliyografyayla konuyu araştıranların şükranını hak ediyor. Konular ise çok enteresan. Mesela Osmanlı bilim literatüründe ‘ispiritizma aleyhinde’ bir eserin bile yer aldığı görülmekte. 1326/1907 tarihli bu baskı kitap aynı zamanda Osmanlı tıbbında ruhiyat ve sinir hastalıklarıyla ilgili neşriyatın arasında yerini alıyor. 

15’inci asırda Semerkant geleneğini taşıyan Osmanlı bilimi, 20’nci yüzyılın şartlarına, tıp, kimya, biyoloji, veterinerlik, astronomi gibi dallara ve bunların örgütlenmesine adım atarak ömrünü tamamlamıştır demiyoruz, Cumhuriyet dönemine bayrağı devretmiştir. Bu çalışmayla hem araştırmalarımız kolaylaşacak hem de hiç değilse zaman zaman, bölüm bölüm okunduğu takdirde bugüne dek ortada dolaşan birtakım bilgilerin yanlış, bazı yorumların da önyargı olduğu anlaşılacaktır.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI