"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

Diplomatik başarı

Kırım Savaşı’nı bir diplomatik başarı olarak değerlendirmek durumundayız. Osmanlı İmparatorluğu’nun diplomatları ve ordusu Rusya’yı 21 yıl için durdurmuşlardır. Bu süre, 19. asırda çok önemli bir süredir. Bu süre içerisinde Osmanlı askeri teşkilatı da daha büyük atılımlarla savunmasını geliştirebildi, bilhassa kurmay sınıfını iyi yetiştirebildi.

30 Mart 1856 tarihinde Paris Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma Osmanlı tarihinin önemli bir dönüm noktasıdır. Maalesef 1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Ayastefanos Antlaşması’nı reddetmek konusunda sözde arkasında durulmuş ve Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğü Paris’te garanti edildiği için Berlin’de bir kongre daha toplanmıştı. Hepimiz hatırlayacağız; Ayastefanos Osmanlılardan Bulgaristan lehine önemli toprak ilhakı öngördüğü halde Berlin’de bu tip kopmalar otonom Bulgar Prensliği veya Bosna-Hersek’te Avusturya işgali, Kıbrıs’ta Britanya işgali gibi ek statülerle Osmanlı’nın Balkanlar’daki toprak bütünlüğü bir hayli korunmuştu. 1912’den itibaren Avrupa devletlerinin Paris Antlaşması’nda öngörülen Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğünü koruma ve bunun gereği olan bir Avrupa Uyumu (Concert of Europe) statüsünü ise artık korumadığı görülmektedir.

İKİNCİ DERECEDEYDİK

1848-49 mülteci olayları yani Polonyalı ve Macar asker ve sivil mültecilerin ilticacıların topraklarımıza sığınması ve ardından Kudüs’te Beytüllahim Kilisesi’nde başlayan Hıristiyan kiliseler arasındaki kavganın, Fransa ve Rusya tarafından büyültülmesi üzerine, Devlet-i Aliyye, Rusya ile harbe girdi. Şurası bir gerçek, Kırım Savaşı’nda İngiltere ve Fransa büyük bir güç gösterisinde bulundular ama aynı zamanda da savaşa çok aktif olarak katıldılar ve büyük can kaybı verdiler. Yeni kurulan İtalya krallığı (Piemonte) beynelmilel bir olayın dışında kalmamak ve yakın gelecekteki İtalyan birliğinde güçlü konuma girmek için savaşa bir ölçekte katıldı. Osmanlı İmparatorluğu ise modern ordusunu henüz kurmaktaydı fakat askeri ıslahatın ordunun nizamını sağladığı bize iltica eden Polonyalı Macar subayların fevkalade yararlı işler gördüğü bu savaşta anlaşıldı. Savaşın yükünü çekmekte biz ikinci derecedeydik.

Diplomatik başarı

ACIMASIZ ÇATIŞMALAR

Bununla birlikte ordunun cesareti ve yeni düzene intibakı herkesin takdirini kazandı. Kırım Savaşı harp düzeninin değiştiğini gösteren acımasız bir çatışmalar bütünüydü. Buhar kuvvetini demiryollarına uyduramayan Rusya savunmada epey güçlük çekti. Asker sevkıyatında üstün konumda olan Fransa ve İngiltere ise maalesef savaşta sağlık konusunda zorluklarla karşı karşıyaydılar. İlk düzenli sağlık hizmetini veren hastane Selimiye Kışlası’dır. Fakat muharebe alanından çok uzaktaydı. Can kaybı yüksektir. Tıpkı Solferino (Avusturya-İtalya ve Fransa arası) Savaşı’nda olduğu gibi Kırım Savaşı da modern Kızılhaç’ın ve sahadaki sağlık hizmetlerinin gelişmesine neden olan savaşlar bütünündendi. Kırım Savaşı’yla İstanbul ahalisi asırların getirdiği sert bölünmede bir yumuşama yaşadı. Ne de olsa Rusya’ya karşı savaşa giden gençler Hıristiyan dünyasındandı ve çetin bir savaşa gidiyorlardı.

GÖÇE ZORLANANLAR

Paris Antlaşması’nda Osmanlı Devleti, Müslüman devletin gayrimüslimlere verdiği hakları kendisinin üstlendiğini bunun Avrupa Uyumu’nun (Concert of Europe) himayesine verilemeyeceğini belirtti. Bu nedenle Tanzimat Fermanı’nın getirdiği hükümler ve uygulamaları daha da pekiştiren bir Islahat Fermanı 1856 yılında çıkarıldı. Muharebeye katılmayan fakat Rusya’yı tehdit eden Avusturya İmparatorluğu bu savaşta Rusya’nın Balkan ilhakını önleyen önemli tedbirlerde müttefikleri destekledi. Kars, Silistre ve Tuna limanları bizde kaldı. Hepsi de kahramanca savunulmuştu. Bu bölgeye, Kırım Savaşı sırasındaki müttefik yardımları dolayısıyla baskı altına giren Kırım’ın Müslüman ve Yahudileri ve Kafkasya halkları müteakip 2-3 yılın içinde Rusya’dan göçe zorlanınca iskân edildiler.

RUSYA’YI DURDURDULAR

Kırım Savaşı’nı bir diplomatik başarı olarak değerlendirmek durumundayız. Osmanlı İmparatorluğu’nun diplomatları ve ordusu Rusya’yı 21 yıl için durdurmuşlarıdır. Bu süre, 19. asırda çok önemli bir süredir. Bu süre içerisinde Osmanlı askeri teşkilatı da daha büyük atılımlarla savunmasını geliştirebildi, bilhassa kurmay sınıfını iyi yetiştirebildi. 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı dünyası Avrupa büyük devletleri arasındaki yerini hukuken tescil etmiştir, daha doğrusu muhafaza etmiştir çünkü büyük devletlerin durumu buydu. “Büyük devletler” büyükelçi teati eden, bazı önemli görüşmeler, büyük konferanslar düzenleyen devletlerdi. İngiltere büyüklerin en büyüğüydü. Ama her istediği yapılacak demek değildi. Nitekim Paris Konferansı sırasında Çerkezistan’a yani Kuzey Kafkasya’ya bağımsızlık verdirme çabalarını sadece Osmanlı delegasyonu destekledi, öbürleri toptan önledi veya ilgi göstermedi. Rusya bu savaştan adamakıllı kayıplar vererek çıktı. I. Nikolay’ın ölümüyle II. Aleksandr Rusya’da iç reformlara girme ihtiyacı hissetti. Olaylar Rusya’yı ve Osmanlı İmparatorluğu’nu 21 yıl sonra (1877) ikinci bir savaşa doğru götürecektir.

OSMANLI’YI YOK ETMEDEN BİZANS’I YOK EDEMEZSİN

TÜRKİYE’de modern çevrelerde Bizans mirasının bilinçli olarak tahrip edildiğinden söz edilir. Ne var ki genelde Bizans katmanının tahribinden önce daha üstte bulunan Osmanlı katmanının yok edilmesi gerekir. Son olay bunun ibretamiz bir örneğidir. Eyüp Sultan’ın karşısındaki 15. asır Osmanlı hamamının kalıntılarına kepçe daldırıldı. Buna izin veren 1 Numaralı Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’nun başkanı Mergül Kotil’dir. Üyelerin içinde muhalefet şerhi koyan var mı bilmiyoruz. Karar gülünç: “Yerinde korunması mümkün değil”miş. Allah’tan son anda Emine Çaykara ve Ömer Erbil’in hazin olaydan haberdar olması ve sosyal medyada paylaşmalarıyla bakanlık duruma el koydu ve faaliyeti durdurdu. Bizans döneminden kalan bir esere zarar vermek için önce üstündeki Osmanlı’yı götürmek lazım. Sağa sola rant gözüyle bakanların her iki dönemle de fazla ilgisi ve sevgisi olamaz, aman milletimiz uyanık olsun.

Diplomatik başarı

TOPKAPI SARAYI'NIN 100. YILI

3 Nisan 1924’te Topkapı Sarayı, Maarif Vekâleti’ne bağlı bir müze haline getirildi. Müdürlüğüne Halil Ethem Bey’in asistanı olan Arkeoloji Müzesi’nden Tahsin Öz Bey getirilmiştir. İlk müdürümüzdür. Hizmetleriyle ve dürüstlüğüyle anıyoruz. Benim de çok küçükken hatırladığım bir Enderun cücesi (Bahri Efendi), harem halkından olduğu anlaşılan (Nadir Ağa) ve bir kalfa hanım da gösteriyor ki müzemizin ilk müdürü saraydan gelenlerle çalışmak şansına kavuştu. Çünkü o personelin iş bildikleri açıktı. Bu geçiş dönemi için yararlıdır.

HEPSİNE BAŞARILAR

Müzemiz içindeki her memurun ve müdürün ismini belirtmeye yer yetmez. Ama Darphane denen bölüm müzeden alındığı zaman derdinden hastalanan Ahmet Menteş, eski yazmalar dünyasında unutulmaz yeri olan Dr. Filiz Çağman, Türkiye’nin maşrıkı âzamı ve genel müdürken buraya kendini müdür olarak tayin ettiren Hayrullah Örs, Askeri Müze Müdürlüğü’nü de birlikte deruhte eden Halûk Şehsuvaroğlu gibi muhterem insanlar; Ülkü Altındağ, Nigar Anafarta, Zeren Tanındı, Banu Mahir, Hülya Tezcan ve elan görevde olan Sevgi Diker gibi arşiv müdürlerimiz, ismini sayamadığım nice dostlar vardır. Hazin bir olayın dışında müze dürüst insanların yatağı oldu. Bugünkü müdire de artık eski memurlarından sayılır. Hepsine başarılar diliyoruz. Müzenin Milli Saraylar’ın içine alınması isabetli bir karardır çünkü Topkapı tek başına bütün milli saraylardan daha zengin ve önemli bir makamdır. Kültür Bakanlığı’yla bağının bir an evvel düzenlenmesi, daha doğrusu koparılması müzenin işlemesi bakımından salimdir, alınan kararlara uyulması gerekir.

Bugün bunu niçin vurguluyoruz, 30 Nisan 2024 Topkapı’nın müze oluşunun 100. yıldönümü olacak. Şimdiden Topkapı üzerinde seminerler, yayınlar, geçmiş 100 yılın muhasebesi, envanterdeki eserlerin tümünün tanıtılmasına doğru gidilmesi gerekmektedir. Mesela Topkapı’nın Çin porselenleri için muazzam bir yabancı neşriyat var ama bizim de bir şey yapmamız gerekir.

ŞANINA LAYIK OLSUN

Japon, Avrupa porselenlerinin tanıtılması gerekir, bakır ve gümüş eserler de aynı şekilde dikkatle ele alınmalı. Mesela bazı koleksiyonlar için yeni binalar aranmalı. Sultanahmet’teki Tapu Kadastro binası olabilir mesela. 100. yıl şanına layık bir kutlamaya vesile olmalıdır.

 

X