"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

Definecilik tarihi afet

Definecilik kültür coğrafyamızı tahripten kurtarmak için süratle ve şiddetle itlaf edilmesi gereken bir hastalıktır. Bu konuda kanunların tatbiki yeter. Yeter ki vatandaş uyanık olsun, yanı başındaki mezarlığa, cami haziresine, harabeye sahip olsun, kanun ve idare adamları da bir zahmet biraz terlesin ve koşuşsunlar.

TÜRKİYE’de kumarbazlık zaman zaman felaket halinde alarma geçilen kumarhaneler veya gizli barbut atılan köşelerden çok görünmeyen bir heyuladır; karanlık bir bilgisizliğin ve boşluğun hâkim olduğu Anadolu kasabaları ve gençliğe eğitim veremeyen büyük şehirlerin aile hayatını da silip süpüren bu facianın adı defineciliktir. Girişimci nitelikleri olmayan küçük zanaatlar ve üreticilik dalında beceri edinememiş veya başarı gösterememiş adamlar bütün gün otururlar define ve gömü altınlardan bahsederler. Maalesef dünya tarihinin en zengin eserlerini yeraltında ve yerüstünde barındıran küçük Asya kıtası yani Türkiyemiz bu hayalperestlerin cirit attıkları bir ambar gibidir.

Definecilik tarihi afet

ALBAYIN HARİTASI!

İşin garibi imparatorluklar dahil küçük Asya’yı bütünüyle bir arada tutan ülke de tarihte sadece Osmanlı ve Türkiye olmuştur. Hayalperest insanların görünmez avcıları vardır. Mesela bir gün birisi adamakıllı cahil ve ahmak kılığında bu işe meraklı falanca abinin karşısına çıkar; “Abi, Genelkurmay’dan bir albay bir harita gösterdi. Adam fırsat arıyor, biz üstüne düşünce ürktü, haritayı bize satıp kaçmayı düşündü. Bende bugün kendisiyle buluşacağım” der. Falanca abi, ihbarcı delikanlı bir müddet sonra bitpazarından satın alınmış battal bir üniforma giyen subay kılığında biriyle görünür, civara ait sözde sarartılmış bir haritayı acele elden çıkarıp defineciye ilk kazık atılır. Bir daha o albayı gören olmaz.

Definecilik tarihi afet

GERİ DÖNEMEYENLER

Kazı heyeti yola düzülür. Uzun uğraşlardan sonra meyus meyus dönülür. Her vakitte dönülmez, bazı ahvalde kazı heyetini daha çok aşka getirmek için bazı dolandırıcıların kazı alanının bir köşesine öylesine gömdükleri bir avuç altın buldurulur ki kazı devam etsin. Fakat genelde bu arada kanlı cinayetle sonuçlanan kavgalar da olur. Bazı definecilerin bir daha dönmediği biliniyor. Başarısız seferlerden sonra hayalperestler yeni bir sefere daha hazırlanırlar. Elde avuçtaki arsalar, babadan dededen kalma evler satılır. Aile perişan olur. Yıkıma uğramış insanlar, çilekeş Türkiye’nin panoramasını zedeleyecek tarihi harabelerin altını üstüne getirecek muzır kazılar yaparlar. En çok da dinamite başvurulur. Eski eser kaçakçılarının da destekleriyle bu kazıların hedefi ne sadece eski Yunan’dır ne Hititler’dir ne Yunan-Roma veya Bizans’tır, hatta Selçuklu eserleridir.

Definecilik tarihi afet

İTLAFLIK HASTALIK

Gençliğimden beri uçurulan bir Selçuklu türbesinde parça parça olmuş bir prenses mumyası veya müteahhitlerin lakayt tahribatına paralel olarak soyguncuların tahribatına uğramış, ortada sadece kemikleri kalan Selçuklu sultanları gibi facialar da bu bütündendir. Definecilik kültür coğrafyamızı tahripten kurtarmak için süratle ve şiddetle itlaf edilmesi gereken bir hastalıktır. Bu konuda kanunların tatbiki yeter. Yeter ki vatandaş uyanık olsun, yanı başındaki mezarlığa, cami haziresine, harabeye sahip olsun, kanun ve idare adamları da bir zahmet biraz terlesin ve koşuşsunlar.

Definecilik tarihi afet

SELAMLIYORUM

GEÇEN hafta maalesef katılamadığım mütevazı ama çok önemli bir tören vardı. Kendisi bu unvandan pek hoşlanmasa da herkesin “şeyhül müverrihin” (tarihçilerin şeyhi) dediği Cahit Kayra üstadın 102. yaş günü kutlandı. Moda Tarihçi Kitabevi’ndeki toplantıda herkes vardı. 90’ında eser veren sanatçılar vardır, Tiziano gibi; mimarlar vardır, Koca Sinan Ağa gibi. Başka tarihçiler de vardır. En başta hocamız Halil İnalcık gibi. Ama Cahit Kayra rekor kırdı. Bu yıl dahi basılan kitabı var.

MUHTEŞEM ESERLER

İstanbul üzerine yazdığı ve yorumladığı birbirinden değerli eserler şöyle: “İstanbul Haritaları”, “İstanbul’un Yokuş ve Merdivenleri”, Bostancıbaşı defterlerine dayanan “İkinci Mahmud’un İstanbul’u”, “Kandilli-Vaniköy-Çengelköy / Mekânlar ve Zamanlar” (Erol Üyepazarcı ile birlikte), “Bebek”. Bunlardan başka tarihi çevirileri var: “Letaif-i Enderun”, “Büyük Efendi’nin Sarayı”, “Direktör Ali Bey’in Bağdat Seyahatnamesi”, “Hoşça Kal Trabzon”. Geçtiğimiz yıl bile iktisat üzerine kitapları çıktı. Zamanımızın renkli yazarlarındandır. Öyküleri, anıları, gezi notları, hatta “Dünya Erkekleri Birleşiniz” gibi bir mizah denemesi de var.

İLKELİ BAKANLARDAN

1938 yılında Mekteb-i Mülkiye’den mezun oldu. Okulun İstanbul’dan Ankara’ya taşınmasını yaşayan öğrencilerden. Mezuniyetten sonra Maliye Bakanlığı’na girdi. Müfettişti. Genç müfettiş Varlık Vergisi’nin çıkarılması ve tatbiki sırasında üst kurulun raportör üyesiydi. Varlık Vergisi üzerine yazdığı kitabın okunması gerekir. 1973’te milletvekili ve Bayındırlık Bakanı’ydı. Cumhuriyet’in en ilkeli bakanlarındandır, bunu gözlediğimden dolayı rahatlıkla söyleyebiliyorum. Sağlıklıdır, sağlığıyla övünmez.

İFTİHARLIK YAZAR

Şartları istismar etmez. Kimseye yük olmadan yaşamını sürdürebileceği mekân ve zamanları iyi kollar. Cahit Bey Cumhuriyet’in iftihar edeceği bir yazar, modern Türkiye’nin düşüncesini üstlenen ve götüren nadir aydınlardan biri. Prensiplerine ve dünya görüşüne sadık, dostluğa sadakati de derin. Cahit Kayra’nın verimli, uzun ömrünün herkese örnek olmasını diliyorum ve gelecek yaş gününde aynı yerde bulunmak dileğiyle onu selamlıyorum.

Definecilik tarihi afet

ÇANAKKALE’Yİ LEKELEMEYE ÇALIŞIYOR

STAR gazetesinde bir yazar (Selahaddin E. Çakırgil) Çanakkale Savaşı’ndan söz ediyor. Bendenize de dil uzatıyor ama o mühim değil, bu tip yazılara cevap vermiyorum. Mustafa Kemal Paşa’yı “M.K.” rumuzuyla zikrediyor. Başkası da ona benzer şekilde zikretse ne olur? Bay Selahaddin’in asıl cevheri şu: Çanakkale, Alman komutanlarla İngiliz komutanların arasındaki yarış ve mücadeleymiş. Kazım Karabekir, Mustafa Kemal, Cevat Paşa ve hele Balkan Savaşı’nın Yanya müdafii kahraman komutan Esad Paşa, ki Alman ordusundaki ölçüler içinde de tahsili ve bilgisi itibariyle birinci sınıf bir Prusya generali olarak kabul edilebilir, kendisinden şüphesiz çok daha değersiz (ama en azından Türklere karşı hakkını teslim eden dürüst bir komutan, hem de yeni türeyen sözde Türk yazarlardan daha fazla) Liman von Sanders’in maalesef komutası altındaydı. O zamanın İngiltere’sinin ve Almanya’sının bu tip sahte propagandasını bugün bizim art niyetliler tekrarlıyor.

İLKEL BİR TÜRK DÜŞMANLIĞI

Bay Selahaddin’in Çanakkale yorumu belirli zümrenin Türklerin tarihine, kahramanlarına nasıl baktıklarını gösteriyor. Şuuraltı sorunları da zaten bu; Türk tarihinin ve kimliğinin mihenk noktalarına edepsizce bir taarruzla tahripkâr ve ilkel bir Türk düşmanlığı yapıyorlar. Sadece okuyucuların ve gençlerin dikkatine arz ediyorum. Daha önceden fesli çılgının mütarekedeki İngiliz ve Yunan işgali için yazdıklarına da dikkatinizi çekerim.

X