"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

Bu imparatorluk olmasaydı Mimar Sinan olmazdı

Devşirme asker kayıtlarından etnik gerçekler pek çıkmaz. Rumeli ve Anadolu’dan devşirildiği belirtilir. Sinan’ın her zaman akrabalarıyla ile ilişkisi vardı ama bu isimlerin Kapadokya’nın hangi gayrimüslim zümresine dahil olduğu bilinmiyor. Şurası bir gerçek: Bu imparatorluk olmasa böyle bir mimar da olmazdı. Zaten olamadığı da görülüyor. Bazı şeyler ve bazı adamlar belirli dönemlerin ürünüdür.

15. asrın sonunda Karaman eyaleti Karamanoğulları’nın yönettiği bölgenin adıydı. Bunun merkezinde Konya ve mülhakatı yer alıyorsa da bugünkü Niğde, Aksaray, Nevşehir, hatta İçel, Isparta’nın bir kısmı ve Akşehir de bu büyük eyaletin parçasıydı. Toroslar kuzeyi ve güneyiyle neredeyse Karaman’ın elindeydi. Eyaletin ahalisi ve ileri gelenleri Osmanlı için hassasiyet arz eden bir zümreydi. Çünkü iki beyliğin rekabeti imparatorluğun olgunlaştığı döneme kadar devam etmiştir. Bunun en belirgin sonuçlarından biri İstanbul dahil fethedilen Rumeli bölgelerine Karaman halkının “sürgün” yöntemiyle yerleştirilmesiydi.

Bu imparatorluk olmasaydı Mimar Sinan olmazdı

İSTİHKAMCIYDI

Karaman eyaletine kısmen giren Kayseri’nin Ağırnas köyü Sinan’ın doğduğu köydür. Sinan bir devşirmedir. Geldiği mıntıkada Anadolu’da 16. yüzyılda yani Yavuz Selim devrinde devşirme alımına başlanmıştır. Özellikle bazı zanaatlara yatkınlığı olan gençler (yani çocuklar değil) tercih ediliyordu. Sinan bir taş ustası olarak istihkam birliklerine girdi. Yeniçeri Hassa Mimarları Ocağı’na girişinin tarihi, kendi biyografisini anlatan (Tezkiretü’l-Bünyan ve Tezkiretü’l-Ebniye) Sâi Mustafa Çelebi’den elde ediliyor. Osmanlı mimarı herhalde bugünkünden çok farklıydı.

‘DÜNYA’YI GÖRDÜ

Yavuz Sultan Selim’in seferlerine katılmak demek, içinde 3 bin yılın mimari eserlerini barından bir dünyayı gezmek demektir. Suriye’nin Emeviye devri eserleri, Roma devri eserleri, Bizans’ın kalıntıları, Haçlı döneminin kaleleri, bugünkü Lübnan’da yani Trablusşam ve Cunya İskelesi’nin civarında Baalbek’te 3 büyük Roma mabedi ve Finike döneminin kalıntılarını ama asıl önemlisi Firavunlar devri Mısır’ından Bizans döneminin sonuna kadar bir yanda piramitler, bir yanda çöldeki manastırlar, Memluk Kahiresi’nin ince eserleri, her yerdeki köprüler ve doğup büyüdüğü Anadolu’daki Selçuklu kervansarayları hepsi bu çocuğun zihnine kazınmıştır. Genç yaşlarda Kanuni’nin seferlerine katıldı. Bütün Balkanlar ve Avrupa’nın, eski Yunan’ın, Roma’nın ortaçağ Bizans’ının yapılarını inceledi. Roma mimarisinin merkez kubbeli eserleri bütün incelikleriyle onun zihnine çakıldı.

MİMARIN PORTRESİ

Doğu Akdeniz’in inşaatta çalışan çocuğu zaten çok şey öğrenir ama buna ilaveten şayet dört bucakta fütuhat peşinde koşan bir imparatorluğun istihkam bölüklerinin köprücüleri arasındaysa çabuk olgunlaşır, çok şey görür hele bir müddet sonra bir imparatorluğun mimar başı ağası (ağa yeniçeri generali demektir) olarak dört bir taraftaki tasarımlarıyla ünlenirse mimarın portresi ortaya çıkar. Nedendir bilinmiyor, hiçbir köprüye onun adını vermedik. Yine nedendir bilinmiyor, bir zamanlar banknotların üstündeki portresi başkalarıyla değişti. Mimar Kemaleddin dünyanın önüne çıkarabileceğiniz bir mimar değildir, kuşkusuz bizim mimari tarihimizin önemli bir ustası olabilir ama banknotlara resmi basılanlar dünyanın hiç değilse tarih, coğrafya meraklısının tanıdığı kimseler olmalıdır.

DÖNEMİNİN ÜRÜNÜ

Mimar Sinan’ı Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin önündeki heykelinden başka bir heykelle temsil etmedik, nihayet Güzel Sanatlar Akademisi’nin adını üniversiteye çevrilirken onunla andılar. 8 Nisan onun ölüm yıldönümü. 98 yaşında bu dünyadan göçene kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun çehresine belirli çizgilerle damgasını vurdu. Etnik menşei hâlâ tartışılır, üstelik de çok renkli atıflarda bulunurlar. Devşirme askerlerin kayıtlarından etnik gerçekler pek çıkmaz. Rumeli ve Anadolu’dan devşirildiği belirtilir. Sinan’ın her zaman akrabalarıyla ile ilişkisi vardı ama bu isimlerin Kapadokya’nın hangi gayrimüslim zümresine dahil olduğu bilinmiyor. Şurası bir gerçek: Bu imparatorluk olmasa böyle bir mimar da olmazdı. Zaten olamadığı da görülüyor. Bazı şeyler ve bazı adamlar belirli dönemlerin ürünüdür.

Bu imparatorluk olmasaydı Mimar Sinan olmazdı

GÜL BABA

GEÇEN hafta Paris’te, UNESCO’da bir kültür haftası yaşandı. UNESCO nezdindeki daimi temsilci Büyükelçi Altay Cengizer, Macar hükümeti, Türk Dışişleri Bakanlığı ve Galatasaray’ın eski kulüp başkanı Adnan Polat başkanlığını yaptığı Gül Baba Vakfı’yla bir toplantı tertipledi. Bu toplantıda Macaristan’dan genç bir tarihçi Peter Kövecsi Olah ve bendeniz Gül Baba üzerine konuştuk. Her zaman anlatılan bir menkıbedir: Galatasaray Mektebi’nin 1867’deki liseden evvelki varlığını gösteren bu kuruluş Gül Baba adlı bir dervişe atfedilir.

TAÇLANDIRAN SEMBOL

Aynı derviş ileri yaşlarında Budin’de Kanuni asrında da bulunmuş ve orada ölmüştür. Mahalli halkın benimsediği bir yerel kutsanmış kişi olduğundan Gül Baba Türbesi dün de bugün de her dinden kişi, özellikle Macarlar tarafından ziyaret edilir ve 2000’li yıllarda Türk büyükelçiliği tarafından ikinci defa restorasyonu yapılmıştır. Tarih ilginçtir, Kanuni’nin girdiği Budin’den Dördüncü Mehmed devrinde çıkıldı (1689). Bundan 182 yıl sonra bir başka Osmanlı padişahı (Sultan Abdülaziz) Avrupa gezisini Fransa, İngiltere ve Avusturya üzerinden yapıp Budin’den geçerken şehrin yeni kurulan kısmında (yani Peşte’de) parlamento önünde Macar ayanı tarafından “Yaşa ulu Hakan” diye selamlanarak karşılandı. O tarihten beri Gül Baba menkıbesi Galatasaraylılardan çok Türk ve Macar Türkoloji ve tarihçi dünyasını taçlandıran bir sembol gibidir.

İLGİLENMEYEN YOKTUR

Onunla ilgilenmeyen tarihçi ve dilci hemen hemen yoktur. Günden güne tespit edilen Macaristan’daki Türk eserleri içerisinde halen mümtaz yerini de korumaktadır. Benim gençliğimde Birleşmiş Milletler’in UNESCO gibi önemli bir organında Macarlar ve Türkler arasında böyle bir toplantı yapılacağını düşünmek hayal bile değildi. Dünya değişiyor, değişen zamanda hiç değilse bazen daha soğukkanlı ve iyi niyetli olmayı öğreniyoruz.

Bu imparatorluk olmasaydı Mimar Sinan olmazdı

AYNI SERGİDELER

ÜNLÜ sergi evi Grand Palais’de, “Ay” (La Lune) diye bir sergi var. Asıl amaç Ay’a astronotların inişi gibi görünüyor ama Val de Marne Çağdaş Sanat Müzesi (Mac Val) direktörü Alexa Fabre ve Louvre Müzesi, Dekoratif Sanatlar Departmanı baş küratörü Philippe Malgouyres’in küratörlüğünü yaptığı sergide Ay’la ilgili Louvre ve dünyadaki ünlü müzelerin koleksiyonlarından bazı eserler seçilmiş. Miro, Chagall ve Dali’nin yanında sergilenen bir eser de Semiha Berksoy’un 1971 tarihli “Ay Işığında Aşk” başlıklı ünlü tablosu. Ünlü küratör Malgouyres’in ifadesiyle “Wagneryan dramatik bir soprano olarak beynelmilel kariyerinden sonra 1960’lardan itibaren girdiği resim dünyasında kendini yetiştirme ve iç dünyasının renkli çıkışlarıyla estetiğin bütün formlarıyla adeta sanatçının kendini ve duygularını her yaşında ifade edebileceği kuvvetli çizgileri olduğu” belirtiliyor. Bu sergi benim için geçen haftaki en güzel sürprizdi. Önemli bir sergide opera sanatçımızı artık klasik resimler arasında yer alarak teşhir edilmesi, kolay unutulacak bir an değil.

Bu imparatorluk olmasaydı Mimar Sinan olmazdı

 

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI