"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

Ben buraya Mudanya'dan geldim

İsmet Paşa ve Britanya delegasyon reisi Lord Curzon arasında adamakıllı münakaşa edilmiştir. Mondros Mütarekesi sırasında bu rejimin (kapitülasyonlar) tekrar ele alınıp tashihine gidileceği belirtilmişti. George Curzon’un bunu hatırlatması da İsmet Paşa’yı çileden çıkardı. “Ben buraya Mudanya’dan geldim” dedi. Konferans kesildi ve yeniden toplandı.

24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması’nın imzalandığı gündür. Antlaşma, toplantıların yapıldığı yer olan Uşi Şatosu’nda (Chateau d’Ouchy) değil Lozan Üniversitesi Tören Salonu’nda (Palais de Rumine) imzalandı. Barış antlaşmasının asıl adı Yakındoğu Kongresi’dir. Birinci Dünya Harbi’nden sonraki Yakındoğu dünyasının yeniden düzenlenmesini hedef alıyor. İtilaf Devletleri kadar bu silsileden çıkan ve Anadolu’daki millet meclisi hükümetiyle ittifak kuran yeni Rusya da bu kongreye davetlidir. Georgiy Çiçerin’in başkanlığında gelen delegasyon hiç şüphesiz ki Türkiye’nin lehine bir tutum takındı.

Ben buraya Mudanyadan geldim

KAPİTÜLASYONLARA KARŞI DA SAVAŞ

Lozan’da asıl kavga savaşçıların tespit ettiği gerçek sınırlardan çok Türkiye’nin imparatorluktan miras aldığı çetin bir problemdi, kapitülasyonlar, adli, mali müesseselerde yabancıların hukukunu ve mahkemelerini tanımak zorunda olmaktı. II. Meşrutiyet’ten beri yeni Türk kuşaklarının kabul edemediği bir durumdu. Birinci Dünya Savaşı’na girerken bu rejimin tek taraflı iptal edilmesi Almanya’yı dahi çileden çıkarmış ve Alman şerifi Baron Hans von Wangenheim gelişmeden mesul tuttuğu İttihatçılardan Mehmed Cavid Bey’e hakaret etmek için makamına gelip bağırıp çağırmıştı. Yeni nesil Türkler bu rejimin muhafazasına taraftar değildir. İsmet Paşa ve Britanya delegasyon reisi Lord Curzon arasında adamakıllı münakaşa edilmiştir. Mondros Mütarekesi sırasında bu rejimin tekrar ele alınıp tashihine gidileceği belirtilmişti. George Curzon’un bunu hatırlatması da İsmet Paşa’yı çileden çıkardı. “Ben buraya Mudanya’dan geldim” dedi. Konferans kesildi ve yeniden toplandı.

Ben buraya Mudanyadan geldim

4 DİL BİLEN PERSONEL HİZMETİ

Lozan’ın asıl toplanması Birinci Cihan Harbi’nin hukuken bitişi ve Yakındoğu haritasının tespiti demektir. Nitekim konferans hazırlıklarının görüşüldüğü ekim ve kasım aylarında İsviçre Federal Hükümeti (Confoederatio Helvetica) ve Lozan Belediye Polis İdaresi konu üzerinde hassasiyetle durdular. O zamanın dünyasında bugün olduğu gibi hâkim bir dil (İngilizce) söz konusu değildi. Bu yüzden otel personelinin dört dilde hizmet vermesi üzerinde ısrarla duruldu ve çalışıldı. Ekim ve Kasım 1923 tarihli muhtelif sirkülasyonlarla polis idaresi hırsızlara ve yankesicilere karşı delegasyon üyelerinin kıymetli eşyalarını sigortalattırdı.

İŞKEMBE-İ KÜBRADAN ‘KAYNAK’ EFSANELER

Lozan Antlaşması’nın yıldönümünün şerefine Lozan Turizm Ofisi ve İzmir Türk-İsviçre Ticaret Odası, Atlas dergisinden Ayşegül Parlayan’ı, eşi Bülent Özalp’i ve beni Lozan’a davet etti. İsviçre düzgün ve hiç şüphesiz güzel bir ülke. Şehrin temiz olduğu açık. Sahaflardaki kitaplar dahi temiz tutulmuş ve tamir edilmiş olarak satılıyor. Ama çevre koruma kurallarına ne derecede uyulabilir? Göllerin etrafı yerleşmelerle dolu. Bavyera’da deterjanın yarattığı kirlilik gizli yönleriyle görülüyor. Acaba burası nasıl? Lozan Antlaşması bu ülkenin tarihi ve beynelmilel rolü için önemli addediliyor. Cemal Kamacı’nın şahsi eşyalarının sergilendiği olimpiyat müzesi de bunun için burada. Ama dikkatle incelenmesi gereken husus Lozan’ın tarihi ve arkeolojisi. Helvetyalı dediğimiz Kelt ırkından kavmin yurdu. Roma bu bölgeleri tarihe açtı. Rönesans’ta bile İsviçre bankacılık merkeziydi.

Lozan Antlaşması’nın Boğazlar’ın sınırını kontrolündeki hükümleri 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle tashih edilmiştir. Boğazlar milletler arası suyolunun tabi olduğu hükümler hariç Türkiye’nin tam askeri ve idari kontrolüne girmiştir. Lozan’a gittiğimiz vakit Kurtuluş Savaşı’nı yapan ordunun girdiği bölgelerin hiçbir tartışması yapılmadı. Tabii Türkiye’ye bazı Yunanistan gibi ülkelere yapıldığı üzere cömertçe davranılmaz. Ne var ki Lozan’da Yunanistan hiçbir kazanç elde edemedi. Maalesef bazı üniversite hocalarının bile kaynak gösterdiği amatör tarihçilerin işkembe-i kübradan attıkları gibi “Oniki Adalar’ın teslimi, 2.5 milyon kilometrekare vatan toprağının 780 bin kilometrekareye düşüşü” gibi efsanelerin bu antlaşmayla ilgisi yoktur.

Ben buraya Mudanyadan geldim

TÜRKLERİN ORDULARI KARŞINIZA ÇIKAR

Lozan Antlaşması Britanya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu bölgede kurmak istediği hegemonyanın gerilemesidir. Bugünkü Türkiye toprakları üzerinde bu söz konusu olamadı. En mühim kayıp da kapitülasyon rejiminin kalkmasıdır. Britanya’nın Arap dünyası üzerindeki kontrolü de sadece 30 yıl kadar devam edebildi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra açıktır ki hem Mısır’da hem Süveyş Kanalı’nda hem de Mezopotamya’da ABD lehine önemli kayıplara uğradı. Müttefiki Fransa ile olan gerilim İtalya’nın isyana kadar sürüklenmesine sebep olan aleyhindeki politikalar Lozan’ı doğurmuştur. Bütün şartlardan çok iyi istifade eden TBMM Hükümeti Sevr’i reddetmeyi, İtilaf Devletleri arasındaki gerilimden ustalıkla idare etmeyi başardı. Yunanistan’ın 20. yüzyıldaki en önemli generali Metaksas’ın söylediği gerçek çıkmıştır: “Karşı tarafın (Türklerin) orduları vardır ve bir sabah karşınıza çıkarlar. Küçük Asya’da ilerlemeyi ve yerleşmeyi düşünmeyin”.

BOŞ KONUŞMALARIN HİÇBİR ANLAMI YOKTUR

Birinci Dünya Savaşı’nın sonundaki tavır İtilaf Devletleri’nin ve onların son andaki ortağının eski kazançlarını da ortadan kaldırdı. Lozan bu durumun belgelenmesidir. Anlaşma üzerindeki boş konuşmaların hiçbir anlamı yoktur.

BİR NOT

FAZLA takip edilmeyen bir kanalda Türkçe diksiyonunu bile düzeltemeyen bir sunucu benim Tuğrul İnançer’le el öpmem üzerine ahkâm kesiyor. Tekrar ediyorum bu bir eski İstanbul âdetidir, musafaha denir. Sadece tarikat ehlinin uyduğu dostane bir davranış değildir. Boş konuşan bazı kasabalı takımı bunu bilmez. Hanımların eli nasıl öpülür onu da bilmedikleri gibi. Her hanımın eli büyükannemizinki gibi öpülmez mesela. Bazı konular üzerine laf etmekten önce öğrenmeniz lazım. Tıpkı TV’lerde kullanmanız gereken İstanbul Türkçesi gibi.

Ben buraya Mudanyadan geldim

İSTANBUL BULGARLARININ TARİHİ KÜNYESİ

İSTANBUL Bulgar cemaatinin aktif yöneticisi ve cemaat liderlerindendi. 1944 yılında, Makedonya kökenli, Bulgar asıllı bir ailede, İstanbul’da doğdu. İtalyan Lisesi’ni bitirdikten sonra, kimya mühendisliğinden mezun oldu. İtalyancaya ve bu kültüre vâkıf olduğu için İtalya Dışişleri Bakanlığı’na bağlı devlet okulu (Türk kontrolünde özel statüde olan) niteliğinde olan İtalyan Lisesi’nin kimya öğretmeni ve müdür muavini görevlerinde bulundu. Tarihi eserlerin korunmasına yönelik kişisel gayretiyle Bulgaristan Dışişleri Bakanlığı’ndan ve iyi komşuluk, dostluk ve işbirliğinin gelişmesindeki katkılarından dolayı İtalya’dan nişan alan İstanbullu gayrimüslim cemaat liderleri içinde tanınan bir simaydı.

ZAMANLA AZALDILAR

İstanbul’un Bulgarları Bulgaristan’ın ortaçağlardan beri Zarigrad dedikleri şehre göç eden halkın torunlarıdır. Zaman içinde azaldılar. Bu azalma dışarıya göç ve Rum, İtalyan ve Türk toplumu içinde erimekle ortaya çıktı. Bulgaristan’ın yaşadığı tarih dolayısıyla ruhani ve idari kurumların himaye göremediği açık. Son zamanlarda bu politika değişti. Georgi Kostandov meraklı ve bilgili bir araştırmacıydı. “İstanbullu Bulgarlar ve Eski İstanbul” adlı kitabı bu cemaatin tarihi bir künyesidir. Galatasaray’da (Mekteb-i Sultani) okuyan Bulgar devletinin eski büyükelçilerinden Simeon Radev’in okul hayatı üzerine kaleme aldığı hatıratı da bu ulusal eğitim kurumumuz için fevkalade önemli bir belgedir.

Ben buraya Mudanyadan geldim

SON SİMALARDANDI

Georgi Kostandov’un açıklama, çeviri ve notlarıyla genişletilmiş olan “Galatasaray Mekteb-i Sultanisi”, sadece mektebin tarihini değil dönemin siyasi, kültürel iklimini de detaylarıyla sunabilen bir eser. Kostandov bu hatıratı Bulgarcadan çevirmiştir. Geçen hafta ebedi hayata Şişli Bulgar Kilisesi’nden uğurlandı. Şüphesiz ki renkli nüfusu olan İstanbul’un bu rengi muhafaza eden son simalarındandı. Huzur içinde yatsın.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI