"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

Affedilmez hata

550 denizcinin içinde seçkin 56 subay ve muhtelif gemilerden seçilen mürettebat vardı. O yıl Bahriye Mektebi’ni bitiren genç teğmenlerin tamamı da gemideydi. Bu maalesef Hamidiye dönemi bahriyesinin başarısız eylemlerindendir. Bütün bir kuşağın adaylarını uzun bir deniz yolculuğu için bir sefineye yüklemek ve tehlikeye atmak affedilmez hatalardandır.

YARINKİ tarihle 16 Eylül’de 130 yıl önce Japonya’nın Kuşimoto yakınlarında kayalara çarpan Ertuğrul Fırkateyni denizcilik tarihimizin önemli kazalarından biri olarak 550 denizcimizin kaybına da sebep olmuştur. Bu 550 denizcinin içinde seçkin 56 subay ve muhtelif gemilerden seçilen mürettebat da vardı. Asıl önemlisi o yıl Bahriye Mektebi’ni bitiren genç teğmenlerin tamamı da gemideydi. Bu maalesef Hamidiye dönemindeki bahriyenin başarısız eylemlerinden biri sayılır. Bir diplomatik ve iyi niyet gezisi için ne kadar önemli olsa da bütün bir kuşağın adaylarını uzun bir deniz yolculuğu için bir sefineye yüklemek ve tehlikeye atmak affedilmez hatalardandır.

Affedilmez hata

UYARIYORLAR AMA

Gemi ahşaptı, bu bir kusur sayılmıyor çünkü o dönemde bilhassa okul gemilerinin ahşap olduğu ve buhar dönemine rağmen bu gemilerin yelkenle sefere çıktığı biliniyor. Ne var ki makine ve dümen aksamı ve kazan dairesinin aynı derecede titizce kontrol edilmediği rapor ediliyor. Bir diğeri Prens Komatsu’nun İstanbul ziyaretine karşı bir ziyaret olarak Ertuğrul Fırkateyni’nin gidişi isabetli bir karardır ama gezinin organizasyonu için aynı şey söylenemiyor. İstanbul’dan 11 ay sonra Japon adalarına ulaşan, 7 Haziran 1890’da Japonya’nın Yokohama Limanı’na ulaşan Ertuğrul aynı ay heyet başkanı Osman Paşa’nın imparatoru ziyaretiyle dönüş hazırlığına başladı. Ne var ki eylül ayının, beklenen tayfun dolayısıyla uygun olmadığı Japon bahriyesince kendilerine bildirildiği halde muhtemelen bürokratik kurallar dolayısıyla bu tembihe riayet edilemedi.

DOSTLUĞUN NİŞANESİ

Japon-Türk dostluğunun nişanesi olarak Ertuğrul Fırkateyni hem Japonya’da abideleşen bir ziyaret anısı hem de birtakım doktora ve master düzeyindeki tarihçi araştırmalarına konu olmuştur. Şurası da ilginçtir: Japonya ve Türkiye Osmanlı İmparatorluğu, Cumhuriyet’e kadar diplomatik ilişki kurmadılar. Japonya tabii ki böyle bir ilişki istedi. Babıâli ise bunu kapitülasyon haklarından Japonların da yararlanacağı gerekçesiyle hasır altı etti. İkincisi Japonya İstanbul’da kurduğu sefaret ilişkilerini Ankara’ya nakletmekte de çok geç davrandı. Bunlar iki ülkenin diplomatik ilişkiler tarihinde ilginç noktalardır.

ÖNEMLİ BİR BAŞLANGIÇ

Türk deniz tarihçiliğinde Ertuğrul Fırkateyni dolayısıyla şehit düşen komutan, leventler ve genç subayların eksikliği uzun zaman hissedilmiştir. Fakat ilk defadır ki Kanuni dönemindeki Cava Seferi’nden sonra Türk donanması Hint Okyanusu’nu geçerek Pasifik’e doğru yol almış ve Japonya da kendisini göstermiştir, bu önemli bir başlangıçtır.

Affedilmez hata

KALICI KİTAPLARIN YAZARI

ORHAN Koloğlu’nu tanıdığım vakit Bülent Ecevit’in basın yayın genel müdürüydü. Bu makama ilk defa basında ve fikir hayatında ismi olan birinin geçmesi sevindirici olmuştu. Çalışkan bir memur olduğunu herkes biliyordu. Zamanla yazdığı eserler ortaya çıktı. Bunlar alışılmış amatör tarihçi kitaplar değildi. Referanslar sağlamdı, muhakemesi yerindeydi. Bunların sayısı arttı. Özellikle basın tarihi yanında Abdülhamid dönemi, Osmanlı-Arap dünyası üzerine basın ve arşivlerden derlediği bilgilerle yazdığı kitaplar muhalled (kalıcı) çalışmalardır.


Bütün risalelerin ve kitapların toplamı ulaştığı yeni yaşını dolduruyor. Hepsinde de üniversal kural olarak suyun dibini bulacak değildi. Fakat çok yeni yorumlar getiriyor ve bunlar güvenilir kaynaklara dayanan yeni bilgilerdir. Koloğlu dost ve meslektaş olarak vefakârdır. Doğruyu savunmakta destek olur. Yaşının ilerlediğinin farkında değiliz çünkü devamlı koşuyor ve yazıyor. Hiçbir zaman çok parası olmadı ve parayı kovaladığını da zannetmiyorum.

90. yaş günü

En mütevazı şartlarda bile düzenli kütüphane ve arşivi kurar, süratle çalışır, eserini ortaya koyar. Cumhuriyet dönemi tarihçilerinin önemli bir ismi olan bu sevgili meslektaşımız ve üstadımızın maalesef bugünlerde İstanbul’un dışında olduğum için bizzat doğum gününde yanında olamadım ve 90. yaş gününde fiilen yanında bulunmadım, şu birkaç sözümün onu tarifte yeterli olmadığını biliyorum. Koloğlu’nun kaderin yazdığı ömrü sağlıklı ve verimli bir biçimde sürdürmesini temenni ediyorum.

Affedilmez hata

TÖKELİ İMRE

OSMANLI Macaristanı’nı anlamak bir muammadır. Bu doğrudan doğruya tarihi olayları bir çizgi üzerinde izlemek kadar eşzamanlı olarak gözlemek gereğinden ileri geliyor. Geç ortaçağlar ve Rönesans döneminde Macaristan Krallığı büyük bir imparatorluktu. Szent Istvan’ın krallığı “apostolik” unvanını taşırdı. Hz. İsa’nın dinini dünyaya tebliğ etmekle görevlendirilmişti. 1000’de Hıristiyan oldu.

Szent Istvan’ın taç ülkeleri 15. asrın sonunda bugünkü Avusturya’nın Viyana dahil doğu kısmını, Hırvatistan’ı, Slovakya’yı, Ukrayna’nın Karpatlar bölümünü ve Sırbistan’ın önemli bir kısmını içeriyordu. Adriyatik’e kadar uzanıyordu. Kanuni 1521’de kendisinden önce Fatih’in alamadığı Belgrad’ı kuşattı ve Macar Krallığı’nın Balkan ayağını yok etti. 1526’da Mohaç Sahrası’nda bir günde bugünkü Macaristan topraklarını hemen hemen eksiksiz olarak Osmanlı’ya kattı. Macaristan’ı temsil eden kesim bugünkü Slovak Cumhuriyeti’ydi ve onunla Avusturyalılar için uzun bir zaman mücadele ettik. Bu aşağı yukarı 17. asrı buluyor.

RÖNESANS MUHİTİ

Macaristan’ın bugün Romanya’da kalan Erdel denen topraklarını (Avrupalılar Transilvanya der) Osmanlı İmparatorluğu otonom bir devlet olarak düzenledi. Dış ilişkilerinde serbestti. Ordusu tamamen kontrol altındaydı. Bölgede belirli yeniçeri garnizonları vardı. Ağır ateşli silahları kullanamazdı ve Erdel Kralı sadrazama eşit rütbedeydi. Tıpkı Kırım Hanı, Eflak-Boğdan voyvodaları gibi. Ama bu bölgenin bir özelliği vardı, Protestan’dılar, Almanya ve İngiltere ile yakın ilişkileri vardı, hür düşüncenin yaşadığı Rönesans muhitiydi ve Macar milliyetçiliğinin gelecekteki doğum noktası da burasıydı. Avusturyalıların özellikle 1664 Vasvar Antlaşması’ndan sonra Macarlar üstünde kurdukları baskı bilhassa II. Viyana Kuşatması yıllarında son derece artmıştı.

Affedilmez hata

ERDEL MACARİSTANI

Tökeli İmre, II. Viyana Kuşatması’ndan önceki yıllarda Köprülü Fazıl Ahmed Paşa’nın yanında bugünkü Macaristan topraklarını bile ele geçiren Erdel Kralı’dır (Beyi). Ancak II. Viyana bozgunundan sonra Avusturya’dan aldığı yerleri kaybetti. 1688 yılında Avusturyalılara teslim oldu ve Viyana’da hapsedildi. Serbest kalınca Osmanlıların Avrupalı Kutsal İttifak devletleriyle yaptığı savaşlar boyunca Osmanlı ordusunda görev aldı. Osmanlı kuvvetleri ve Kırım Hanlığı’nı kuvvetlerinin başında Transilvanya’ya girdi. Buradaki Alman-Avusturya ordusunu bozguna uğrattı ve Tökeli İmre’ye tekrar Transilvanya Prensliği verildi. Osmanlı İmparatorluğu Orta Macar Kralı’nın Protestanlığını Alman İmparatorluğu ve özellikle Avusturya dükalığının Katolik politikasına karşı etkiyle kullanmıştır. Erdel Macaristanı bu yüzden Türklerle sıkı bir ittifak içindeydi.

İZMİT’E SIĞINDI

Tökeli İmre, Zenta bozgunu ve ardından 1699 Karlofça Antlaşması itibariyle topraklarını Alman-Avusturya İmparatorluğu’na terk etmek zorunda kaldı ve İzmit’e sığındı. 1705’te hüsran içinde 13 Eylül’de orada öldü. “Kral-ı Orta Macar’ım ki namım Tökeli İmre, Mûin-i Âli Osman’ım daim hâzırım emre” onun mührünün üzerindeki sözlerdir. Ne yazık ki Zenta bozgunu genç general, Prens Eugene’in II. Mustafa komutasındaki Osmanlı ordularına karşı kazandığı ilk önemli zaferdir, Sadrazam Elmas Mehmed Paşa’nın mührü gibi Erdel krallarına verilen taç da elden çıkmıştır ve bugün Viyana’daki imparatorluk hazinesinde muhafaza edilmektedir.

MUTLAKA HUNGAROLOJİ

Macaristan’ın tarihindeki renklilik bugün Macar tarihçilerin kaleminde devam ediyor. Katolik partinin tarih yorumuyla üstün bir ilim grubu olan Macar Türkologların görüşleri aynı değildir. Biz Türkler ise büyük Atatürk’ün Hungarolojiye verdiği önemi maalesef takip edemedik. Onun Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde kurduğu bölüm aynı şiddetle devam edemiyor. Bu bölümün derhal genişletilmesi ve araştırma için gerekli imkânlarla donatılması lazım. Mamafih çağdaş Türkler Macaristan’a ve Macar diline daha çok ilgi duymaya başladılar.

YAŞAYAN OPERASYON

Tökeli İmre ideolojisi Macaristan’da yaşar ve Macar milli kimliğinin desteklenmesi yine din yoluyla (Protestanlık) Kanuni devrinin başarılı bir operasyonudur. Dönem için en güzel yazıyı Profesör M. Tayyib Gökbilgin’in “Osmanlı-Macar İlişkileri” kitabındaki 8. ve 12. bölümlerinde okumak mümkündür.

X