"İlber Ortaylı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İlber Ortaylı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İlber Ortaylı

300 budala her cemiyette çıkar

Türkiye Fransızca veya Almanca bölümlerinin kapatıldığı bir ülke değil; bu dilin arkasındaki kültürel ve sosyal yapıyı adamakıllı inceleyen bir ülke olmalıdır.

YÖK’ün bölüm kapatma kararının isabetsiz olduğunu belirtmeye lüzum dahi yok. Pireye kızıp yorgan yakamayız. 300 tane budala ve küstah her cemiyette çıkar. Siz onlara değil, onlara gülen Fransızlara da bakın. Bir başkasının dini akidelerine ve dua kitaplarına karışanlara aklı başında insanlar hiçbir zaman iyi gözle bakmaz.

XIV. Louis devrinde Fransız hariciyesi önemli bir kararın tatbikine başladı. Fransa’da “Jeux de langue”, Almanya’da “Sprachknaben” denen, Maria Theresia Avusturya’sında taklit edilen okul sistemiyle kabiliyetli gençlere Türkçe, Farsça ve Arapça bir arada öğretiliyordu. Mesela Viyana Muhasarası’nı izleyen yıllarda müthiş nitelikli raporlar yazan Fransız Büyükelçi Girardin bunlardan biriydi ve Türkologdu. Hepimiz biliyoruz ki Avusturyalı tarihçi Joseph von Hammer-Purgstall Türk edebiyat ve tarihi üzerinde ilk önemli eserleri meydana getirendir. Giambattista Toderini Türk edebiyatı üzerinde bunun gibi bilgiler veren İtalyan’dır. 17. ve 18. asırlarda Fransızlara ve Avusturyalılara diplomatik rapor yazan bir anlamda satanlar Venedikli büyükelçiliklerdi ve İtalyan tercümanlardı. Bunların yanlış, yalan bilgi verdikleri malumdur. Çareyi “Kendin dil öğrenmekte bulursun” zihniyetiyle Doğu dilleri eğitimine başlandı.

MEDENİYET DİLİ

Türk imparatorluğu daha çok Fenerli Rum beylerini (mutlaka Helen asıllı olmaları şart değil) ve bunların içinde İtalya ve Fransa’da okuyanları kullanmıştır. Bizde Fransızca eğitimi ve dilinin öğrenilmesi bir diplomatik savunmadan çok bir medeniyet problemi olarak ortaya çıktı. Orduyu ıslah ediyorduk, mühendislik, tıp ve baytarlık eğitimi için, idareyi ıslah ettiğimiz zaman hukuki metinleri okuyup yorumlayabilmek için Fransız dilini öğrendik. Fransızca Türk Batılılaşmasının anadilidir. Felsefeyi ve edebiyatı okumak askeri ve idari zaruretin arkasından geldi. Edebiyatımızda Ahmed Midhat Efendi’nin “Felatun Bey ile Rakım Efendi”, Ömer Seyfettin’in “Asilzadeler” gibi tipleri Tanzimat devrinin çürükleri içinde çıkar.

DİPLOMASİ DİLİ

Tanzimat’ın büyük adamları sadrazam Mehmed Emin Âli Paşa gibi, halkın içinden çıkıp kalemde, memuriyete başladığı zaman bin zahmetle Fransızcayı öğrenen hem de çok iyi öğrenen kimselerdir. Bu sadrazamın kaleminden çıkan Fransızca veya Mustafa Reşit Paşa’nın kullandığı üslup yabancıların da hayranlığını çekmiştir. Diplomasi önemlidir, diplomasinin dili olan Fransızcayı kullanmak daha da önemidir. Zamanla bu iş diğer Avrupa dillerine yayıldı. İngilizce bahriyenin diliydi. Enver Paşa’nın bütün nesli Almancayı öğrendi. Prusya askerinin nizamını kapmak için başka çare yoktu. Son halife Abdülmecid Almancayı bilirdi. 1930’ların Türkleri bilimi öğrenmek için Almanca öğrenmekten kaçınmadılar.

İNGİLİZCE YETMEZ

Fransızların Türkçeyi ne kadar öğrenebildikleri ve ne kadar önem verdikleri hiç mühim değil. Fransız Türkolojisinde bir durulma olduğunu kendileri de söylüyor ama Fransa’da Türkçe çok uzun zamandan beri öğretiliyor. INALCO (Institut national des langues et civilisations orientales) yani Doğu Dilleri ve Uygarlıkları Ulusal Enstitüsü veya EHESS (Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales) bunlardan biri. Üstelik yeni nesil Türkologlar daha da meraklı ve sebatlı ama dedik “siz kendinize bakınız”. Fransız dilini öğrenmek ve öğretmek zorundayız. Sırf Amerikan İngilizcesiyle dışa açınılmaz. Küt kafalı insanlarla açılıma girmemek için Batı dillerinin bir ikisini daha bilmek gerekir.

300 budala her cemiyette çıkar

RASTGELE OLMAZ

Herhalde yapay zekâ robotların Fransızcasıyla ya da İtalyancasıyla beşeriyetin kültür yolculuğuna ve coğrafyasına girecek değiliz. Söylüyoruz Avrupa’nın hiçbir ülkesinde Türkler olmadan oranın tarihini anlamak mümkün değildir. Bizim de hiçbir ülkeyi dışlamadan tarihimizi ve coğrafyamızı öğrenmemiz gerekir ve ona göre temaslarımızı geliştirmek zorunda olduğumuz açıktır.

Üstelik de bunu çok sağlam yapmalıyız. Rastgele üniversitelerde kurulan bölümlerle Fransızca eğitimi olmaz, Fransızca eğitimin ötesinde Fransız kültürünü araştırmak için Latince ve Yunancayı da öğrenmek gerekir ki 19. asırda yapamadık. Bu zarureti çok iyi anlayan devir Kemalist devridir. Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni kurarken, İstanbul Üniversitesi’ni reforme ederken bütün bu hususlara dikkat edildi.

GÜLENLERE BAKIN

Türkiye Fransızca veya Almanca bölümlerinin kapatıldığı bir ülke değil; bu dilin arkasındaki kültürel ve sosyal yapıyı adamakıllı inceleyen bir ülke olmalıdır. Etrafımızı tanımazsak ayakta kalamayız. Son 20-30 yıl içinde Rusça bilenlerin bu ülkeye nüfuz edenlerin sayısı arttı, fena mı oldu. Sanayiciler bundan kazançlı çıktı, tüccarlar kazançlı çıktı. Bilim adamlarına yeni ufuklar açıldı. Asya ve Kafkasya’daki Türklerle kültürel bağımız daha iyi kuruldu. Ve bu diplomasimize ve barışçı görüşmelerimize dahi yansıdı. Komşumuz hakikaten komşumuz oldu, daha yakından tanıyoruz. YÖK’ün bölüm kapatma kararının isabetsiz olduğunu belirtmeye lüzum dahi yok. Pireye kızıp yorgan yakamayız. 300 tane budala* ve küstah her cemiyette çıkar. Siz onlara değil, onlara gülen Fransızlara da bakın. Bir başkasının dini akidelerine ve dua kitaplarına karışanlara aklı başında insanlar hiçbir zaman iyi gözle bakmaz. Bunun için bütün o insanların dilini ve kültürünü kendi çevremizden ve dünyamızdan atmanın âlemi yoktur.

*(Kuran’ı Kerim’den bazı ayetlerin çıkarılmasını, değiştirilmesini isteyen Fransızlar.)

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI