"İdil Tatari" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "İdil Tatari" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
İdil Tatari

İdil Tatari

Telefonunuz elbise tasarlayabilir mi?

26 Şubat 2017

Bundan yalnızca 15 yıl önce telefonların arama, mesaj gönderme ve "yılan" oynama gibi özellikler sunduğunu düşünürsek ne kadar büyük bir gelişme olduğunu fark etmemek mümkün değil.

Peki bu telefonlar bizim için daha ne yapabilir?

İşte bu sorunun cevabını bulmak için Google ve H&M birleşip çalışmaya başlamışlar ve telefonlarımızın bize özel kıyafet tasarlayabileceğine karar vermişler. Hem de hiç zorlanmadan!

Nasıl mı?

Önce telefonunuza “The Data_Dress” adında bir uygulama yüklüyorsunuz, ve uygulama sizin hayatınızı inceliyor. Spor yapıyor musunuz? Araba kullanıyor musunuz? Nerelere gitmekten hoşlanıyorsunuz? Yaşadığınız yerin iklim şartları nasıl? 

Uygulama sayesinde bir hafta boyunca sizin hayat tarzınıza ait gerekli bütün bilgiler bu uygulamada depolanıyor ve Google’ın teknolojisi kullanılarak size özel bir kıyafet hazırlanıyor. 

H&M’in dijital moda ajansı Ivyrevel’ın kurucusu Aleksandar Subosic “Bu teknoloji sayesinde bütün moda endüstrisi değişecek” diyor. Hak verememek imkansız!


Uygulama şu an test evresinde, 2017’nin sonuna doğru kullanıma açılması bekleniyor. Ben İsveçli blogger Kenza Zoiten için tasarlanan ilk elbiseye bayıldım ve ismimi bekleme listesine yazdırdım bile. Bakalım nasıl bir şey çıkacak! 

Moda olan kıyafetler var, bir de moda olan yemekler... Son bir iki yılın en popüler tatlısı şüphesiz Magnolia Puding. Hem çikolatalı, hem de muzlu magnolia tarifimi paylaşarak yazıyı noktalıyorum. Haftaya yine beklerim!

Çikolatalı Magnolia


Malzemeler:
1/2 litre Süt
80 gram Esmer Şeker
2 Yumurta Sarısı
2 yemek kaşığı Mısır Mişastası
1 yemek kaşığı Tereyağı
Vanilya Özütü
1 paket Krema (200 ml)
20 adet Çikolatalı bisküvi

Adımlar:
1- Şeker, mısır nişantası, çok az tuzu karıştırın. Sütün 1/4 ünü karıştırarak ekleyin. Herşey karışınca yumurta sarılarını ve sütün kalanını ekleyerek pudinginizi kıvam alana kadar kısık ateşte pişirin.
2- Yağ ve vanilya özütünü ekleyin, karıştırın ve daha hızlı soğuması için pudinginizi başka bir kaseye alın.
3- Kremayı çırpın, krem şanti olunca soğuyan pudinge yedirin.
3- Bisküvileri  elinizle ufaltın. Kremalı pudinge ekleyin. Afiyet olsun!

Muzlu Magnolia


Malzemeler:
500 ml Süt
150 gram Şeker
2 adet Muz
2 adet Yumurta Sarısı
2 yemek kaşığı Mısır Nişastası
1 paket Krema
2 yemek kaşığı Tereyağı
1 tatlı kaşığı Vanilya Özütü
1 paket Bebe Bisküvisi
Tuz

Adımlar:
1- Şeker, mısır nişastası, çok az tuzu karıştırın. Sütün 1/4 ünü karıştırarak ekleyin. Herşey karışınca yumurta sarılarını ve sütün kalanını ekleyerek pudinginizi kıvam alana kadar kısık ateşte pişirin. Altını kapatın.
2- Tereyağını ve vanilya özütünü ekleyin, karıştırın ve daha hızlı soğuması için pudinginizi başka bir kaseye alın.
3- Kremayı kremşanti kıvamına gelene kadar çırpın. Soğuyan pudinginize yavaş yavaş karıştırarak ekleyin.
4- Bebe Bisküvisini elinizle ufaltın, muzunuzu doğrayın. Kremalı puddinge ekleyin. Afiyet olsun!

Yazının devamı...

Büyüyünce ne olacaksın?

25 Şubat 2017

Sizi bilmem ama ben 7 yaşındayken dansöz olmak istiyordum. Okulda, evde, bankada, kuaförde kısacası annemin beni götürdüğü her yerde utanmadan masanın üzerine çıkıp dans ederdim. Oryantale özel bir merakım ya da yeteneğim olduğundan da değil, tamamen maskaralıktan. 

Ablam ne olmak istediği konusunda daha da netti. Biri “büyüyünce ne olacaksın?” diye sorduğunda, direkt “Ahu Tuğba” derdi. 

Arkadaşlarımızın da bizden pek bir farkı yoktu. “Çılgın Bediş” olmak isteyenler, Hugo’daki “Tolga Abi” olmak isteyenler, Kral TV’deki “VJ Bülent” olmak isteyenler… En hırslımız “Süper Baba” dizisindeki “Alim”den esinlenir, Galatasaray Liseli olmak isterdi. 

Daha da ilerisini düşünmezdik. “Astronot” olacağım diyen bir iki çocuk olurdu, onları da anne-babaları dahil kimse pek ciddiye almazdı. 

Sürekli gelişen bir nesil 

Şimdiki çocuklar bizden çok farklı! Hepsinin gözünden zeka fışkırıyor. Teknolojiyi müthiş kullanabilen, sürekli üretmek isteyen, inanılmaz özgüvenli çocuklar yetişiyor. Ve hepsi, daha çok küçük yaşta ne istediğini biliyor.

Mesela geçenlerde Ali bana, “beni lütfen yüzme dersine götür anneciğim” dedi. Ben 31 yaşındayım, Ali’yi yüzmeye götürmek aklıma gelmiyor, ama Ali 3 yaşında, ne istediğinin ve bunu kimden istemesi gerektiğini çok iyi biliyor.

Etrafımdaki annelere bakıyorum, hepimiz çocukları çok küçük yaşta okula gönderiyoruz. Okul yetmiyor, okul sonrası farklı farklı aktivitelere taşıyoruz. Çünkü çocuklar bunu istiyor, çünkü yeni nesile evde oynamak yetmiyor. 

İşte yazının başında bahsettiğim Chloe Bridgewater da, çoğu insanın hayalini kurup bir türlü cesaret edemediği bir şeyi 7 yaşında yapabiliyor. Google’a kendini anlatan ve iş isteyen bir başvuru mektubu yazabiliyor.  

Ben Chloe’den çok etkilendim ve yeni gelen nesilin dünyayı hiç tahmin edemeyeceğimiz kadar ileriye götüreceğine bir kez daha inandım.

Ama bizim de sulugöz çiğneyip,  Oya-Bora şarkıları söylediğimiz, başka da pek bir şey düşünmediğimiz çocukluğumuz çok güzeldi değil mi?

Siz ne dersiniz? Sizce hangisi daha iyi?

Çocukluğumu düşününce aklıma hep Sigara Böreği gelir. Bizim ev dahil olmak üzere çocukken gittiğim her evde illa sigara böreği olurdu. Mızmızlanırsan, annen eline sigara böreği tutuşturur sohbetine devam ederdi. Bugünkü yazımı da sigara böreği tarifi ile noktalayalım.

Yarın yine beklerim!

Malzemeler:

  • 1 Yufka
  • 1/2 bardak Sıvıyağ
  • 100 gram Beyaz / Lor Peyniri
  • 1 Yumurta
  • 1/4 demet Maydanoz

Adımlar:

  1. Peyniri, maydanoz ve yumurta ile güzelce karıştırın.
  2. Yufkayı eşit şekilde 4’e bölün. Her bir parçayı uzunlamasına tekrar 3’e bölün.
  3. Üçgen hamurun, geniş tarafına, yarım yemek kaşığı peynirli harçtan sürün.
  4. Hamurun yan kısımlarını, harcın üzerine doğru kıvırın ve hamurun ince tarafına doğru sarın. Ucunu su ile ıslatarak yapıştırın.
  5. Kızgın yağda koyu altın sarısı olana kadar her iki tarafını da kızartın.
  6. Servis etmeden önce, yağını çekmesi için kağıt havluda 5-10 dakika bekletin, afiyet olsun!
Yazının devamı...

Doğru söyleyen dokuz köyden kovulur mu?

19 Şubat 2017

Mesela, Donald Trump’ın göçmen politikası karşısında Amerikalıların birbirine sahip çıkması… 

Meryl Streep gibi güçlü oyuncuların kalplerinden geçeni rahatça söyleyebilmesi… 

Normalde politikaya karışmayan büyük şirketlerin, korkmadan duruşlarını sergileyebilmesi…

Biliyorsunuz konu politika oldu mu, herkes elini taşın altına koymaz. Ancak çok özel kişiler ve markalar, büyük kitlelere hitap ettiklerinin bilinciyle, bu sorumluluğu sırtlayabilir, zarifçe taşıyabilir. 

MESELA NİKE

Nike, geçtiğimiz hafta “EŞİTLİK” adı altında bir video yayınladı. Filmde, LeBron James, Serena Williams, Michael B. Jordon ve Kevin Durant gibi çok başarılı sporcular yer alıyor. Filmin ana teması farklılıklara sahip çıkmak ve inancı ne olursa olsun, herkese eşit şans vermek.

Beni en çok etkileyen cümle; “Sizi davranışlarınız tanımlamalı, görüntü ve inancınız değil!” oldu. 

Ne kadar doğru değil mi? Doğru olanı, açık yüreklilikle paylaştığın için bravo sana Nike!

SEVGİ DİLDE BAŞLAR

Doğruyu paylaşan ve farkındalık yaratmak isteyen büyük şirketler bizim ülkemizde de var. Borusan’ın sevgililer gününde yayınladığı “İş Yaşamında Ayrımcılık İçeren Söz ve Davranışlardan Kaçınma" rehberi ve kendi çalışanlarının yer aldığı kampanya video’su, bu anlamda ayakta alkışı hak ediyor.

 

Kadın olmak zor. Ayrımcılık çok küçük yaşta başlıyor. “Evi dişi kuş kurar”, “erkekler akıllı kadın sevmez”, “kadın dediğin hep bakımlı olur”, “anasına bak kızını al” gibi saçma cümleler büyürken hep kulaklarımızda çınlıyor. 

İş hayatında ise hikaye bambaşka. Yeni evliyseniz, “aman sakın hemen çocuk yapma” derler, evli değilseniz “kafayı iş ile bozdun, evlen rahatlarsın” derler, kıyafetinize laf ederler, “paçoz” derler, “koca memeli” derler, “kezban" derler…

Sadece erkekler değil, kadın - erkek birbirimizi etiketlemeyi, nedense, çok severiz.

Borusan, hazırladığı bu rehber ile, ayrımcı zihniyete karşı müthiş bir farkındalık yaratıyor. Kampanya video’sunun metnini olduğu gibi paylaşıyorum, hepimize ilham vermesi dileğiyle!

“Ben çalışanım. 

Buraya kimseye kendimi beğendirmeye gelmedim.

Ne fiziki özelliklerimle, ne de cinsiyetimle öne çıkmak isterim.

Yaşım da önemli değil, kıyafetim de…

Kadın olmam, erkek olmam, ne farkeder ki?

Yaptığım iş önemli değil mi?

Kimseyi etiketlemem.

Adam akıllı

Sözünün eri

Delikanlı kız

Adamın dibi

Dünkü çocuk

Dinazor

Amele gibi 

Çünkü ben çalışanım. Kimseyi etiketlemem.

Kral değilim, kraliçe arı değilim.

Bayan mühendis hiç değilim.

Ben iş adamı değil, iş insanıyım.

Ben çalışanım.

Bana canım, hayatım, şekerim, güzelim, demeyin!

Bayan yönetici diyorlar bize, kadın olmak ayıp mı bu iş yerinde?

Mavi yaka, beyaz yaka ayırt etmeyiz. İki yakamız yan yana bizim.

Sevmek en önemli işimiz. İşte bir ve beraberiz.

Bakış açını değiştir.

DİL DEĞİŞİRSE, DÜNYA DEĞİŞİR.

Unutma, sevgi dilde başlar.

Yazının devamı...

Çocuklar huysuzluk krizi geçirirken ne yapmalı?

18 Şubat 2017

Öyle bir bakışıyla çocuğunu muma çeviren annelere hayran oluyorum. Ayna önünde çalışıyorum, “ben de yaparım” diye kendimi telkin ediyorum, ancak ne yaparsam yapayım o, tatlı ama sert, “seviyorum ama kızarım” bakışını yakalamıyorum. 

Etrafıma bakınca benim gibi bir çok anne-baba olduğunu görüyorum. Korku dolu gözlerle oğlunu parktan çıkartmaya çalışanlar, oyuncakçıda kavga çıkmasın diye pazarlık edenler, uçakta etraftan özür dileyerek çocuğunu sakinleştirmeye çalışanlar…

Oldukça kalabalık bir grubuz! Ve meşhur Hollywood yıldızı Drew Barrymore da bizden biri..

Barrymore, bakmış 4 yaşındaki kızı Olive’in krizlerini durduramıyor, durumla dalga geçmeye karar vermiş. Kızı Olive öfkelenip kendini yerden yere attığı zamanlarda, Barrymore, kızının arkasına geçiyor, ellerini dua eder gibi havaya kaldırıyor ve kameraya poz veriyor.

“Şimdi ağlıyor olabilir ama en azından büyüyünce bu fotoğraflara bakıp güleriz.” diyor.

Ne kadar işe yarar bilemedim ama çocuklarımızın çok hızlı büyüdüğü kesin. Bugünlerin geri gelmeyeceğini bilmeli ve her anın tadını çıkartmalı! 

İnstagram kocası!

Kimisi Drew Barrymore gibi çocuğunun fotoğrafını çeker, kimisi de eşinin ya da sevgilisinin!

Sosyal medya ile birlikte bütün dünyamız değişti değil mi? Gündelik yaşamda yaptığımız çoğu tercihimizi artık sosyal medya belirliyor. İnstagram’da gördüğümüz restorana gitmek istiyoruz, moda bloggerlarının giydiği kıyafetleri alıyoruz. Ayakkabımız, rujumuz, soframızdaki yemeğe kadar sosyal medyanın öncülerinden ilham alıyoruz.

Sadece ilham almak yetmiyor, biz de ilham vermek istiyoruz. Gittiğimiz yerleri, yediğimiz yemekleri ve en çok ta kendimizi, sürekli paylaşmak istiyoruz. 

Özellikle biz kadınlar! Kafede kahve içerken, sabah yürüyüşteyken, çocuğumuzla oyun oynarken, çalışırken, makyaj yaparken, düğüne giderken, her an poz vermeye hazırız, yeterki biri fotoğrafımızı çeksin!

Bu görev de genelde kocalarımıza düşüyor.

Fotoğraf çekmek kolay iş değil, sadece tuşa basmakla olmuyor… Işık iyi mi? Açı doğru mu? Zayıf gözüküyor muyum? Çok detay var! Anlayacağınız instagram kocalarının işi oldukça zor.

Kız arkadaşını kırmamak için şekilden şekile giren binlerce erkek var. İşini fazla ciddiye alan bu erkeklerin komik fotoğrafları ‘Boyfriends of Instagram’ adlı facebook sayfasında toparlanıyor.

Fotoğrafları paylaşıyorum. Ne diyorsunuz erkek okurlarım, sevdiğiniz için siz de böyle fotoğraflar çeker misiniz?

“Eğer sevgilim için herşeyi yaparım” diyorsanız, size nefis bir kitap önerim var.

Kitabın adı, “İyi fotoğraflar çekmek için bu kitabı okuyun” yazarı; Henry Carroll. Şimdilerde kızları etkilemek için iyi fotoğraf çekmek, çiçek almaktan çok daha değerli, aklınızda olsun!

İnstagramda bol beğeni garantili yumurta tarifi:

Siz de benim gibi yemek fotoğrafları paylaşmayı seviyorsanız, size harika bir yumurta tarifim var. En sade yemekleri bile bir kaç dokunuşla farklılaştırmak mümkün. 

Kilit farklı renk ve dokuları aynı tabakta birleştirmek! Sizin de güzel sunumlarınız varsa, sosyal medyada benimle paylaşmayı unutmayın.

Malzemeler:

100 gram Mantar

2 diş Sarımsak

1 kase Roka

2 adet Yumurta

1/4 bardak Böğürtlen

1/4 bardak Fındık

1/4 bardak Bezelye

1 yemek kaşığı Tereyağı

Adımlar:

1- Sarımsakları tereyağında soteleyin, mantarı ve bezelyeyi de ilave edip pişirin.

2- Farklı bir tavada yumurtaları pişirin.

3- Servis tabağına, yumurta, mantar, roka, fındık ve böğürtlen olacak şekilde, yiyecekleri üst üste yerleştirin.

Yemeden önce fotoğrafını çekmeyin unutmayın, afiyet olsun! 

Yazının devamı...

"Asla kavga başlatmam ama biri bana sataşırsa, mutlaka karşılığını veririm!"

12 Şubat 2017

Meşhur Hollywood yıldızı Milla Jovovich'ten bahsediyorum.O kadar şöhret ve zenginliğe rağmen ayakları yere sapasağlam basıyor. Tokalaşırken bile sıkı sıkı tutuyor elinizi, gözünüzün içine dikkatle bakıyor.

Bazen aklı karışıyor, bir hikaye anlatmaya başlıyor sonra “bunu neden anlattım bilmiyorum” deyip, başka bir konuya atlıyor. Arada kendisiyle dalga geçiyor. Dünyaca ünlü bir hollywood yıldızı ama şımarıklıktan eser yok. 

Çok doğal… Makyaj yok, günlük hayatta sade giyinmeyi seviyor.

Aşırı kendine güvenli, ama bir o kadar da saygılı. Sorulan her soruya uzun uzun cevap veriyor. Çok esprili, bol bol gülüyor ama bir anda ciddileşiveriyor!
Başarıyı hafife almıyor, kendini diğer insanlardan üstün görmüyor. "Çok çalıştığım için başarılıyım" diyor!

Konu çocuklarına geldi mi gözleri bir başka parlıyor!

Benim tanıştığım en etkileyici kadınlardan biri. Sapasağlam! 

İşte Milla Jovovich'le geçen hafta Londra'da, Toyota C-HR lansmanının ardından yaptığımız röportaj!

Oynadığın her rol seni değiştirir!
Mesleğin seni nasıl değiştirdi? Kendinle ilgili neler keşfettin?

Mesleğim süresince bir çok farklı karakteri oynadım ve bu bana empati kurmayı öğretti. Hayatı başkalarının gözünden görebiliyorum. Yine aynı sebepten dolayı merhamet duygum çok gelişti. Oyuncu olmanın en zorlayıcı tarafı, yargılamadan karakteri yaşayabilmek. Bu sizi daha toleranslı yapıyor. Gençliğimde tolere edemediğim bir çok insanı, artık edebiliyorum!

Aksiyon filmlerinde rol aldığım için fiziksel olarak çok güçlendim ve bu sayede kendimi çok güvenli hissediyorum. Yeni deneyimleri korkmadan yaşabiliyorum.

Kısacası daha güçlü ve daha kolay empati kurabilen biri oldum.

Geçmişe bakınca kendinle en çok gurur duyduğun an nedir?

Gurur duyduğum çok şey var aslında. 1981’de Amerika’ya her şeyi geride bırakarak geldik. Hem ben, hem de ailem çok çalıştık.  Ailecek çok zor günler geçirdik ama şu an dünyanın en başarılı oyuncularından biriyim. Aileme bakıyorum, çocuklarım çok iyi şartlarda büyüyor. Zor bir çocukluk geçirdim ancak çok iyi bir yere geldim. Aileme bakabildiğim için kendimle gurur duyuyorum.

Oynadığın karakterlerin en çok hangisininden etkilendin?Seni değiştiren oldu mu?

Tabii ki! Oynadığınız her karakter sizi değiştirir. Öğrendiğiniz bir şeyi unutmanız, gördüğünüz bir şeyi görmemeniz mümkün değil. Farklı bir bakış açısı deneyimlediğinizde, hayatınız sonsuza kadar değişiyor. İnsanlar sadece anlamadıkları şeylerden korkuyor. Oynadığım her karakter beni değiştirdi.

Sıkılmama izin vermiyorum!
11 yaşında çalışmaya başladın ve 30 sene sonra hala çok başarılısın. Dünya değişti, sektör değişti, sosyal medya hayatımıza girdi, herşey değişti! Ama sen zirvede kalmayı başardın. Sırrın ne?

Gerçekten çok uzun yıllar oldu! Sırrım, heyecan! Yaptığım işe karşı hala heyecan duyuyorum. Tutkuluyum! Asla sıkılmama izin vermiyorum, ya da sadece daha yaratıcı olmak için sıkılmama izin veriyorum. Kendimle çok ilgiliyim ve bence işin sırrı bu. Kendime güvenliyim ve yaptığım herşeyin en iyisini yapmaya çalışıyorum, ve inan bana çok çalışıyorum! 

Kariyer  demişken, müziğe ilgin olduğunu biliyorum. Gençken çıkardığınız bir albümün bile var! Müzikle ilgili bir şey yapmayı düşünüyor musun?

Pek sanmıyorum, belki ileride… Şu an müzikle uğraşacak vaktim yok. Oyunculuk ve iki çocuk arasında bazı şeyleri bırakmak gerekiyor. Gençken çok vaktim vardı! Bir de gençken daha melankoliktim,  ruh halim müziğe yansıyordu. Şimdi bir ailem var ve artık öyle hissetmiyorum. Mutluyum!

Ancak çok severek dinlediğim gruplar var.  Avustralyalı kimsenin bilmediği Mansionaire diye bir gruba bayılıyorum.  Menejerleri onları duyurmakta bu kadar başarısız olduğu için utanç duymalı!Bir de SOHN’ı çok seviyorum hatta birlikte işbirlikleri de yaptık.

Kızım tam bir savaşçı!
Kızın da oyuncu oldu. Onu görünce ne hissediyorsun?

Çok gururluyum. Kızım bana çok benziyor. Küçükken okulda çok üstüme gelirlerdi, aynı şeyi yaşamasın diye onu çok güçlü yetiştirdim. Tekvando dersleri alıyor. Çok çalışkan ve tutkulu bir kız. Tam bir savaşçı! Eğer sıkı çalışırsa her şeye sahip olabileceğini söylüyorum ona. 

Dün akşam dövüş sporları dersi vardı. Videolu arama üzerinden izledim. Yüzündeki hırsı, hareketleri doğru yapmak için gösterdiği çabayı görmeniz lazımdı. Çok yetenekli bir kız. Ve herşeyden önemlisi çok çalışmanın ne kadar ilham verici olduğunu biliyor. 

“Her gün 10 dakika daha az youtube izle ve o sırada başarmak istediğin işe odaklan” diyorum. Dövüş dersi güzel geçtiğinde bana gelip “İyi ki çalışmışım, kendimle gurur duyuyorum ve çok mutluyum diyor!”

Peki sen formunu nasıl koruyorsun? Spor düzenin nedir?

Her gün 1 saat antreman yapıyorum. Maalesef 2 çocuk ve 40 yaşından sonra başka türlü olmuyor! Dans ve dövüş sporları gibi nabzı yükselten antrenmanları seçiyorum. Sağlıklı yemeğe özen gösteriyorum.

Peki dövüş sporlarını gerçek hayatta hiç kullandığın oldu mu?

İyi ki olmadı! Kızım yaşında bilseydim kesin kullanırdım, çünkü çocukken çok üstüme geldiler. Ama öğrendikten sonra hiç kullanmadım.

Mutfağı çok severim!



Peki yemek yapıyor musun?

Evet, yemek yapmayı çok seviyorum! Ayda 1-2 gün yemek yaparım, ama yapınca da tam yaparım. O gün evde herkes çok heyecanlı olur. Kızartmalarım meşhurdur. Ossobuco’yı çok güzel yaparım, eğer bir gün bana gelirsen bir daha başka yerde yemek istemezsin! Onun dışında evde taze makarna hazırlarız. Çok güzel bolonez sos yaparım, çocuklar çok sever.

Eşin yemek yapar mı?

Korkunç yemek yapar! Bir gün neredeyse beni öldürüyordu. Domatesli makarna yaptı, içine ne koydu bilmiyorum ama sabaha kadar hasta oldum! Onu mutfaktan mümkün oldukça uzak tutuyoruz.

En sevdiğin mutfak?

Japon mutfağına aşığım.

Sosyal medya ile aran nasıl?

Bu devirde sosyal medya kullanmadan olmuyor ancak aşırı bir iş yükü! Bir de eskiden kendimizi yoğun zannederdik.

Sosyal medyada sana gelen en garip yorum nedir?

O kadar çok geliyor ki! Geçenlerde bir takipçim instagramdan “Seni çok seviyorum ve çok tanışmak istiyorum, ama param yok, bana bilet alır mısın?” diye sordu. Çok güldük!

Yazının devamı...

Kalbe giden yol mideden geçer

11 Şubat 2017

Kalbe giden yolun mideden geçtiğine de inanırım. Özenle hazırlanmış lezzetli bir yemek, karnınızda kelebeklerin uçuşmasına neden olur, hislerinizi harekete geçirir. Hele bir de yemeğe güzel bir sohbet eşlik ederse, unutulmuş duygular yeniden canlanır, aşkınız kabarır.

Gündelik telaşlar devreye girdiği vakit, sevgimizi göstermeyi unutabiliyoruz. Annemizi, babamızı yeterince aramıyoruz, okula geç kaldı diye kızdığımız çocuğumuzu evden uğurlarken öpmeyi atlıyoruz, en sevdiğimiz arkadaşımızın telefonuna geri dönmeyi unutuyoruz... Aynı evi paylaştığımız eşimizle bile adam akıllı sohbet edemeden haftaları geçirebiliyoruz.

Bazen de bilerek tutuyoruz sevgiyi. İçimizden “ne kadar çok seviyorum!” diye düşünüyoruz ama kendimizi tutup söylemiyoruz.

Eski bir atasözü vardır; dut kurusu ile yâr sevilmez. Yani öyle sevgiyi paylaşmadan olmaz! “Yoğunum”, “dertliyim”, “hastayım”  gibi bahanelerle sevgi ertelenmez. Sevgi, emek ister, paylaşılmak ister, kutlanmak ister. 

Gelin bu sene, sevgililer gününde kendimizi tutmayalım! Çocuğumuza, eşimize, kedimize, köpeğimize, artık kimi seviyorsak ona kalbimizi açalım. Kalpli bir ayıcık alalım, güzel bir sofra hazırlayalım. 

Bakarsınız çok hoşumuza gider, sevgiyi her gün kutlamaya başlarız. Ne dersiniz?

Yazıyı sevgililer gününde yapabileceğiniz pratik ve lezzetli bir menü ile noktalayalım. Denerseniz yorumlarınızı beklerim!

BAŞLANGIÇ: SPAGETTİ KARBONARA


Malzemeler

250 gram Spagetti (yarım paket)

2 adet Yumurta

1 adet Yumurta Sarısı

1 yemek kaşığı Toz Parmesan

3 dilim Dana Jambon

Sızma Zeytinyağı

Tuz, Karabiber

Parmesan Peyniri

Adımlar

1- Makarnayı al-dente kıvamında haşlayın.

2- Dana Jambonu ince dilimleyin ve 4 yemek kaşığı sızma zeytinyağında soteleyin.

3- Makarnayı süzün, jambonların üzerine ekleyin.

4- 2 yumurta ve bir yumurta sarısını çırpın. Toz parmesanı da ekleyip çırpın ve karıştırarak makarnaya ekleyin.

5- En son üzerine biraz daha parmesan rendeleyin. Afiyet olsun!

 

YARDIMCI YEMEK: FIRINDA KUŞKONMAZ


 

 

Malzemeler

  • 15 adet Kuşkonmaz
  • 1/2 Limon Suyu
  • 2 yemek kaşığı Parmesan Peyniri
  • Zeytinyağı
  • Tuz, Karabiber

Adımlar

1- Kuşkonmazı 210 derece fırında 10 dakika pişirin.

2- Fırından çıkınca üzerine parmesan rendeleyip, 2 dakika daha fırına atın.

3- Üzerlerine yarım limonun suyunu sıkın. Afiyet olsun!

ANA YEMEK: 


FIRINDA BONFİLE

  • 2 adet Bonfile (150 gram ‘lık)
  • Tuz, Karabiber
  • 2 yemek kaşığı Hollandez Sos
  • Sıvıyağ

Adımlar

1- Etleri Izgara’da pişirin, Hollandez Sos ile servis edin. Afiyet olsun!

HOLLANDEZ SOS

Malzemeler

  • 1 adet Arpacık Soğan
  • 1 dal Biberiye
  • 1/4 Limon Suyu
  • 1/2 çay bardağı Beyaz Şarap Sirkesi
  • 2 adet Yumurta Sarısı
  • 9 yemek kaşığı Tereyağı

Adımlar

1- Arpacık Soğan, biberiye ve beyaz şarap sirkesini bir tatlı kaşığı kalana kadar çektirin, süzün.

2- Limon suyunu ve yumurta sarılarını ekleyip karıştırın. Tereyağı ekleyerek benmari usulü pişirin. Afiyet olsun !

 

TATLI: ÇİKOLATALI ÇİLEK


Malzemeler

15 adet Çilek

150 gram Çikolata

2 yemek kaşığı Sıvıyağ

Adımlar

1- Çikolataya sıvıyağ ekleyin, benmari usulü eritin.

2- Yıkayıp kuruladığınız çilekleri çikolataya batırın, yağlı kağıt serdiğiniz bir tepsiye serin.

3- 5 dakika oda sıcaklığında, 15 -20 dakika buzdolabında bekletin. Afiyet olsun!

 

 

Yazının devamı...

Sürreal bir Gece

5 Şubat 2017

Bütün bildiklerinizi unutun zira Toyota bu lansman ile resmen ezber bozdu!

MİLLA JOVOVİCH BAŞROLDE

Dev bir hangar düşünün, soğuk, gri ve puslu. Sizi, karanlık dünyasında güçlü bir kadın karşılıyor ve yarım saatlik sürreal bir maceraya çıkıyorsunuz. Önce dev bir köprüye geliyorsunuz. Uzaktan bir ses,  “are you in the flow?” yani “akışta mısın?” diye soruyor. Derken aşağıda ışık şov içinde Toyota C-HR ‘ı görüyorsunuz. Bu sırada rehberiniz, “beni takip et!” diye komut veriyor ve karanlık koridorlarda uzun bir yürüyüşten sonra bu sefer arabanın içindesiniz. 

Ancak arabada mısınız, bilgisayar oyununda mı belli değil, zira her taraf ekranla kaplı. İçeri çok sevimli, konuşkan Alman bir kız biniyor, yine bir hikaye anlatıyor ancak her şey o kadar şaşırtıcı ki, hikayeye konsantre olmakta zorluk çekiyorsunuz, kızı rüyada gibi dinliyorsunuz.

Arabadan indikten sonra hangarın içinde yürümeye devam ediyorsunuz ve birden kendinizi Paris’te bir kumar masasının önünde buluyorsunuz. Oyuncular hemen sizi oyuna dahil ediyor ve rulet masasında şansınızı deniyorsunuz. Kazananlar, Toyota C-HR’a biniyor. “Emniyet kemerini tak!” diyor şoför ve kumar masanının etrafında deli bir hızla dönmeye başlıyor.

ADRENALİN HAD SAFHADA!

Arabadan iner inmez bir anda kendinizi “Milano Moda Haftası”nda buluyorsunuz! İtalya aksanıyla bir modacı karşılıyor sizi, aynı anda onlarca muhabir fotoğrafınızı çekiyor, flaşlar gözünüzde patlıyor. Derken biri imdadınıza yetişiyor, sizi paparazzi ordusundan kurtarıp tekrar arabaya bindiyor. Arabada soluklanırken, bu sefer de İtalya’da bir defile izliyorsunuz.

“Bizi daha ne kadar şaşırtabilirler?” diye düşündüğünüz noktada, uzun boylu, oldukça kaslı bir güvenlik görevlisi sizi Londra’da bir bara getiriyor. Masalar dolu, oyuncular muhteşem bir performans sergiliyor. Barmenler size nefis bir kokteyl hazırlıyor ve tam bu sırada bara Milla Jovovich geliyor, hepimizi tek tek karşılıyor biraz sohbet ediyor. Ve oyunun en son sahnesinde Milla Jojovich Toyota C-HR”a binip hangardan uzaklaşıyor.

 

DENEYİM YAŞATMAK DİYE BEN BUNA DERİM!

Toyota’nın pazarlama ekibini ve ajansını ayakta alkışlamak lazım. Genç, dinamik ve etkileyici bir iş çıkartarak davet edilen bütün herkesi kaplerinden vurdular. Aynı zamanda Toyota C-HR’ı müthiş bir yere konumladılar; yaşayan, hisseden ve cesur bir araba! 

TOYOTA C-HR

Toyota C-HR hem benzin hem de elektrik ile çalışıyor, yani hibrit. Arabayı şarj etmiyorsunuz, benzinli motor, elektrikli motor ile uyumlu çalışarak düşük yakıt tüketimi sağlıyor. Bu özellik sayesinde şehir içinde neredeyse yarı yarıya tasarruf sağlamak mümkün oluyor. Ben özellikleri kadar tasarımını da çok beğendim.

LONDRA NOTLARI

Lansman harikaydı ama Toyota ekibi geri kalan zamanda da bizi çok güzel ağırladı. İşte gittiğim restoranlardan notlar:

SEXY FİSH:

Mayfair’de deniz mahsülleri servis edene nefis bir Asya restoranı. Londra’ya giden Türkler tarafından çok tercih ediliyormuş. Duvarlarda Frank Gehry ve Damien Hirst’ün eserleri var . Hem ambiyans, hem de yemekler çok başarılı.


L’ATELİER JOEL ROBUCHON

Barın etrafında oturup, degüstasyon menü deneyimlemek isterseniz tavsiye ederim. İlik, Kaz Ciğerli Hamburger ve Trüflü Makarnası ağır olmasına rağmen çok lezzetliydi. Favorim, çocukken çok sevdiğimiz patlayan şeker ile servis edilen sorbe oldu.


NOVİKOV

Novikov Londra’nın en meşhur restoranlarından biri. İçinde hem İtalyan hem de Asya mutfağı servis eden iki bölümü var, ancak Asya mutfağı daha çok rağbet görüyor. Bıldırcın Yumurtalı sushi ve Morina balığı çok lezzetliydi. Akşamları çok dolu olduğu için uğultulu oluyor. Sakin restoranlardan hoşlanıyorsanız gitmenizi tavsiye etmem.

BOROUGH MARKET

Borough Pazarı, Perşembe, Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri Londra’nın güneyinde kuruluyor. Dev bir pazar! İçinde aklınıza gelen her türlü besin satılıyor. Manavların yanı sıra, paella, falafel, hamburger satan ufak büfeler de var. Aç gitmenizi tavsiye ederim!

Aynı etkinliğe gidip Milla Jovovich’le röportaj yapmadan döndüm zannettiyseniz yanıldınız! “Çok güzel yemek yaparım, bir gün bize yemeğe gelirsen başka yerde yemek istemezsin” diyen Milla ile röportajımız, haftaya köşemde olacak. Yine beklerim!

 

Yazının devamı...

1,3 milyar ton yiyecek çöpe gidiyor!

4 Şubat 2017

Hergün etrafımda şahit olduğum gıda israfı beni resmen deli ediyor!

Dünyada her sene yaklaşık 1,3 milyar ton yiyecek çöpe gidiyor. Düşünebiliyor musunuz? Çöpe giden yiyeceklerin sadece çeyreğini bile kurtarabilirsek, 870 milyon aç insanın karnını doyurabiliriz. Yaratabileceğimiz fark olağanüstü, gıda israfına birazcık dikkat gösterdiğimiz anda milyonlarca insanın hayatına dokunabiliyoruz. 

İnsanların yanı sıra, çöpe giden yiyeceklerin ürettikleri metan gazının çevreye olan negatif etkisini de unutmamak lazım. Anlayacağınız gıda israfı, dünyanın en önemli sorunlarından biri. 

Peki bizler bu konuda ne yapabiliriz? Zamanının çoğunu mutfakta geçiren bir insan olarak uyguladığım bir kaç basit yöntemi sizlerle paylaşmak istiyorum.

ALIŞVERİŞİNİZİ HAFTALIK YAPIN

Mutfak alışverişi mutlaka haftalık yapılması gereken bir aktivite, zira meyve ve sebzenin ömrü o kadar. Bulgur, pirinç, un gibi uzun ömürlü malzemeleri stoklayabilirsiniz ama taze besinleri haftalık almaya gayret gösterin.

HAFTALIK ALIŞVERİŞ LİSTESİ

Yemek israfını kısa süre içinde, etkili bir biçimde azaltmak istiyorsanız, alışveriş listesi yapmanızı tavsiye ederim. O hafta neler yiyeceksiniz, size ne gibi malzemeler lazım olacak, alışverişe gitmeden mutlaka yazın. Böylece marketteyken, kullanmayacağınız besinleri satın almamış olursunuz.

SAKLAMA KOŞULLARI

Satın aldığınız gıdaları doğru koşullarda saklayın. Nane, maydanoz gibi taze otları kapaklı cam kavanozlarda saklarsanız sürelerinin uzadığını göreceksiniz.

FIFO

Aşçılık okulunda bize ilk öğretilen kural buydu. FIFO, “first in first out” demek, yani buzdolabına ilk giren, ilk çıkmalı. Ben buna “krem peyniri” sendromu da diyorum. Genelde biri bitmeden ikincisini de açarız ve biz farkına varmadan eskisi bozulur. Buzdolabında bitmek üzere olan besinleri ön taraflara koyarak, israfı önleyebilirsiniz.

BUZLUK

Buzdolabının en sevdiğim bölümü, buzluk! Tavuk suyundan, köfteye, kurabiye hamurundan, ekmeğe kadar çoğu besini dondurabilirsiniz. Dondurun! Hem evde yemek olmadığı anlarda hayatınızı kurtarır, hem de israftan kaçınmış olursunuz.

PAYLAŞIN

Sürekli “Teknolojiyle birlikte yalnızlaştık!”, “ Nerede o eski komşuluklar?” diyoruz ya, fazla pişirdiğiniz yemekleri komşunuzla paylaşın. Hem israfı önleyin, hem de sosyalleşin!

AZ PORSİYON

Bazı insanlar “önce gözüm doymalı” der. Kesinlikle katılmıyorum, gözün doymakla bir ilgisi yok! Yemek dediğiniz, yiyeceğiniz kadar pişirilmeli. Az porsiyonlarla pişirmek hem daha kolay, hem daha hızlı, hem de çok daha ekonomik! 

SON KULLANMA TARİHLERİNİ OKUYUN!

Bizim evde her hafta yiyeceklerin son kullanma tarihlerine bakılır. Menü planlaması ona göre yapılır. Bozulmasına 2 gün kalmış sütü, hızlıca pudinge çevirerek çöpe gitmesini önleyebilirsiniz.

TEKNOLOJİDEN YARARLANIN

Gıda israfını önlemek için sürekli yeni uygulamalar çıkıyor. Danimarka’da restoranlar ellerinde kalan yiyecekleri çöpe atmak yerine satmaya başladı. Telefonunuza indirdiğiniz bir uygulama sayesinde takip edebiliyorsunuz.

The Zera Food Recycler isimli bir çöp kutusu, arta kalan yemeklerinizi gübreye dönüştürüyor. Bu tip uygulama ve ürünleri takip ederek israfı önleyebilirsiniz. Ülkemize bu gibi ürünlerin gelmesini dört gözle bekliyorum.

Ve herşeyden önemlisi çocuklarınızı eğitin! Büyürken “tabağını bitir”, “Afrika’daki çocuklar bunları bulamıyor” cümlelerine göz devirirdik, meğer ne doğruymuş. Gıda israfı bu kadar büyük problem iken göz yummak olmaz. Çocuklarımızı bu konuda eğitmeye devam!

ARANCİNİ TARİFİ

Arta kalan yemeklerden nefis tarifler yapabilirsiniz. Yazın çok sevdiğim bir akrabam bizim evde domatesli pilav yapmak istedi ancak hem tencereyi, hem de ocağı ilk defa kullandığı için pilavı istediği gibi olmadı. Tam çöpe döküyordu ki engel oldum ve tutmayan pilavdan nefis bir yemek hazırladık.

Türk mutfağında en çok israf edilen yiyeceklerden birinin arta kalan pilav olduğunu göz önünde bulundurarak Arancini tarifimi sizlerle de paylaşıyorum. İster domatesli, ister şehriyeli, ister sade… Hepsiyle denedim, hepsi nefis oluyor. Yorumlarınızı beklerim!

MALZEMELER

•1,5 bardak Pirinç Pilavı

•1/4 bardak Parmesan Peyniri

•1 adet Yumurta

•Kırmızı biber

•Kekik

•100 gram Mozzarella Peyniri

•1/2 bardak Galeta unu

•Kırmızı biber

•Tuz/ Karabiber

•Sıvıyağ

ADIMLAR

  1. İlk 5 malzemeyi karıştırın.
  2. Elinize ceviz büyüklüğünde parçalar alın, içine biraz mozzarella peyniri koyarak top şeklini verin.
  3. Pirinç toplarını galeta ununa batırın ve kızgın yağda kızartın.
  4. Servis etmeden önce kağıt havluda bir kaç dakika bekletin. Afiyet olsun! 
Yazının devamı...