"Hikmet Demirkol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hikmet Demirkol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Hikmet Demirkol

Kalben, ‘Yara’ ve Daha Fazlası

Yeni albümün basın dinletisinden beri Kalben ile oturup konuşmamıştık, hatta yeni albüm üzerine o zamandan beri röportaj yapmak çok istiyordum.

‘Yara’ klibinin geçtiğimiz hafta yayınlanmasını sebep bildim, hem yeni albümü, hem yeni klibi hakkında hem de Kalben’den yeni haberlerle dolu bir röportaj gerçekleştirdik. Yarasıyla ve merhemiyle yepyeni bir Kalben röportajı sizlerle:


Yeni klibin ‘Yara’ya gelmeden önce ilk klip ve 2. albümün çıktığı günlere gidelim. 2. albümün ilk klibine nasıl karar vermiştiniz?

Ben bütün albümün genel olarak sıcaklığını yansıttığını düşünüyorum ‘Ben Her Zaman Sana Aşıktım’ın. Ayrıca sıcak bir şarkı olduğunu da düşünüyorum, içinde beni etkileyen insanlar hikayeleri vardı, o yüzden onunla başlamak istedim.


‘Yara’yı ikinci klip olarak seçmenin özel bir sebebi var mıydı?

Öyle bir zamandayız ki aslında, insanlara birbirimizin yaralarından bahsetmek istedim. Birbirimizin yaralarından öpmek istedim şarkıda dediği gibi. Daha çok kavga etmenin, daha çok birbirimizi kırmanın, daha çok savaşmanın değil de,  olabildiğince barışmanın, öpüşüp koklaşmanın, olabildiğince hepimizin çektiği acıların ne kadar aslında aynı topraklardan filizlendiğini hatırlamanın kıymetini biraz hatırlatabilirsem, anlatabilirsem, bir de birlikte bu şarkıyı bağır çağır söyleyip ufacık da olsa bir yarayı onarmayı başarabilirsem çok mutlu olacaktım. O sebeple de ikinci klip olarak ‘Yara’yı seçtik.

Kalben, ‘Yara’ ve Daha Fazlası


Klibin senaryosu da sana aitmiş sanırım değil mi?

Evet, klibin senaryosunu ben yazdım. Sanat yönetmenlerimiz Hayrettin Taşkaya ve İsmail Dönmez ile çalıştık. Yara’nın hikâyesinin içinde bizim çocukluğumuzdan, gençliğimizden öğrendiğimiz şeylerin aslında yetişkinliğe geçerken teker teker üzerimize yıkılması, doğru bildiklerimizin yanlış çıkması da var. O yüzden ben de klipte çocukluğumdan gelen beni etkileyen eşyaları tavandan sallandırmak istedim.

Birçok eşyanın arasından onları tek tek seçtik, o önlüğü, mandolini seçtik, annelerimizin hani evi temizlerken kullandığı tozluklar vardır, her evde olan melek figürü vardır ondan bir tane bulup astık, 26 senedir benimle birlikte olan kurulup yürüyen köpek oyuncağım vardı. Kısacası hiç kaybetmediğim rahmetli annemden, dedemden kalma yadigârlarımı bu klipte kullanmak istedim.

Yönetmenimiz Hakan Kemiksiz ve eşi Ayça Koptur Kemiksiz de bizim casting yönetmenimiz gibiydi. Klipte dansçılarımız var biliyorsun, onları bulmamızda büyük yardımı oldu Ayça’nın. Dans koreografimizde Hakan Kutlay ve Köksal Ünal bize çok yardımcı oldular, 1-2 günde tatlı tatlı o dansları hazırladılar. Ben kendi kendime tepiniyorum klipte, beni kimse hazırlamadı danslar için (gülüyor). Böyle içimden geldiği gibi, özgürce dans etmek istedim. Asıl özüme dönüp özgürce, kendim olup, hiçbir zorunluluk olmadan yer almak istedim klipte. Çok şanslı hissediyorum kendimi, görüntü yönetmenim Muratcan Gökçe ile çalıştık. O kadar güzel bir set ortamı vardı ki, menajerimiz İbrahim Zoroğlu, roadie’miz Emre Ergün de dahil olmak üzere herkes canla başla çalıştı, hep birlikte çok keyif aldık bu çekimden.


‘Aklımı, ruhumu onarmam gerektiğini kabul ettim’


Anlaşılan bu klip sende farklı bir kıvılcımı ateşlemiş, devamı gelir mi dersin?

Bir yere geldim ve ben orda rahat etmek istiyorum dedim. Çok keyif aldım Yara’nın klip döneminden gerçekten, artık severek, aşık olarak yazdığım şarkılarımın, keyifli güzel klipleri olsun istiyorum. Bundan sonraki kliplerimde de benzer şekilde işin içinde olmayı arzuluyorum. Bu arada değinmeden geçemeyeceğim Garaj Müzik inanılmaz mutluluk verici, pozitif bir plak şirketi bizim için. Yaptığımız her işi çok destekleyiciler.

 “Yaraya gülümsedim her sabah,

Yarayı önemsedim

Yarayı hazırladım gözlere

Yarayı temizledim

Yarayı büyütmedim hayalinle

Yarayı öptüm ellerinden

Yarayı dinledim…”  


Bu sözleri okuyunca sormadan edemedim, seni kendine getiren dersler var mı bu yarada?

Ben yaralarımı iyileştirmeyi öğrenerek çok fazla ders aldım. Yani yaralı olarak, yaralarımla baş etmeden, onları görmeden, göz ardı ederek, onlar yokmuş gibi davranarak yaşadığım 9-10 yıl içinde, o kadar çok sevdiğim insanı, o kadar çok sevdiğim özelliğimi, o kadar çok sevdiğim eşyayı, evi kaybettim ki, artık o yaraları görmezden gelemeyecek bir hale geldim ve onu kabul ettim. Aklımı, ruhumu onarmam gerektiğini kabul ettim.

Kalben, ‘Yara’ ve Daha Fazlası


Kişisel bir soru olacak istemezsen cevaplamayabilirsin, yara aldığını bile bile hala aynı şeyleri yaptığın oluyor mu?

Aynı şeyleri yapmaktan derken kastımız âşık olmaksa dolu dolu tabi ki (gülüyor). İnanarak çalışmaksa insanlara, 100 üzerinden 100 vererek başlamaksa, sıfırdan başlayıp yükselmektense, ben hep en yüksekten başlayıp düşmeyi tercih ederim insanlar konusunda. Ders almayı tercih etmiyorum, ama tabi insan elinde olmadan birilerinin yüzüne baktığında o yüzleri okumaya başlıyor. Tıpkı bir şiir gibi, bir noktadan sonra insanlara bakınca sarmal mı, düz uyak mı der gibi insanları okumaya başlıyorsun.

Konserlerde o kadar fazla güzel insanla tanıştım ki, güzel insanlara karşı bir radarım oluştu. Bunu hep söylüyorum, bu anlamda kendimi çok şanslı hissediyorum. Bu zamana kadar güzel insan o kadar tanımamıştım, o yüzden herkesi güzel zannedebiliyordum. Şimdi o kadar güzel insan görünce herkesi güzel zannedemiyorum artık, o aptallığımı törpülediler benim.


‘Konserlerde insanlarla buluştuğumuz zaman tüm zorluklar puf diye uçuveriyor’


Gelelim konserlerine, canlı performanslarında adeta ışıldıyorsun, sahnede seni izleyip konserden mest olmadan çıkan görmedim. Bu enerjini neye borçlusun?

Konserler için gerçekten çok heyecanlanıyoruz, üst üste iki konserden fazla yapmamaya çalışıyorum. Araya mutlak bir gün alıp dinlenmeye gayret ediyorum. Çünkü her yeni sahneye çıktığımda aynı enerji ve mutluluğu vermem gerekiyor. Konsere harçlığını biriktirip gelen üniversite öğrencisi de var, sevgilisiyle barışmaya gelen de, yeni bebekleri olmuş uzun zaman sonra ilk defa dışarı çıkan bir çift de var, koluna anneannesini takmış getiren de var, bu yüzden bizi izlemeye, dinlemeye gelenlere karşı kendimizi sorumlu hissediyoruz, her konsere de yüksek enerjiyle çıkmaya gayret ediyoruz. Beni en çok mutlu eden şey, bizi bu insanlarla bir araya getiren şey müzik, o şarkıları bir arada söyleme isteğimiz. Bu gerçekten çok değerli bir durum.


Bu zamana kadar iki albümü yayınlanan, 2 sene içinde de Türkiye’de hatırı sayılı bir şöhrete sahip olan bir kadın sanatçısın. Nasıl hissediyorsun?

Şöhret o kadar ilginç bir kelime ki, ünlü olduğumuz ya da şöhretli olduğumuzu değil ama müziğimizi seven insanlarla birlikte çok büyük bir aile kurduğumuzu düşünüyorum. Bunun aslında şöhretle ilgisi yok da, bu müziğin yayıldığı alan çok güzel, bence daha çok onunla alakalı. Bu müzikle Zonguldak’a gittik, Ankara’ya gittik, Antalya’ya, Eskişehir’e, Brüksel’e, Berlin’e, Amsterdam’a gittik, bu bence gerçekten ünlü, şöhretli olmaktan çok daha müthiş bir şeymiş, benim vardığım nokta bu oldu diyebilirim.


Yurt dışındaki konserlerinden izlenimin nasıl, Türkiye’den daha farklı mı?

Köln’ün duygusu kendine has çok farklıydı, Diyarbakır’da efsane bir duygu yaşamıştım, Zonguldak’ı hiç unutmayacağım, Karabük’ü, Bartın’ı unutamayacağım, Antalya’nın deliliğini, İzmir’in coşkusunu hiçbir zaman unutamayacağım. Her yerde çok güzel anılarım oldu, teknik olarak başımıza ne gelirse gelsin, yollarda nasıl yorulursak yorulalım, bu konserlerde insanlarla buluştuğumuz zaman tüm zorluklar puf diye uçuveriyor.

Ben 25-26 yaşıma kadar kızıyordum zengin insanlara, ‘neden yalı alacaklarına dünyayı kurtarmıyorlar?’ diye. Şimdi artık hiç kimseye, sosyal sınıfa veya sisteme kızgın değilim. Çünkü kendimize küçük bir sistem kurabildiğimizi gördüm. Başka değerlere inanan insanların, başka türlü yaşayan insanların, başka türlü büyüttükleri çocuklarıyla tanıştım onların. Bu da beni acayip umutlandırıyor ve mutlu ediyor.

Kalben, ‘Yara’ ve Daha Fazlası


Yeni albümün içine biraz daha girelim, ‘Sonsuza Kadar’da ilk albümden bu yana Kalben’de neler değişti?

Bu albümde söz yazımında daha özgür, kendime ve geçmişe, bugüne, yarına yakın buluyorum ellerimi, sesimi. Şarkı söylerken daha rahatım. Müzikte İstanbul Strings, İsmail Darıcı, Vecihi Akın, Okan Barut ile çalışma şansına eriştik. Onların nefesleri, telleri, elleri bizim inandığımız müzikle bir araya gelince ortaya ilk albümden bir adım ileri gidebilen bir Sonsuza Kadar çıkıyor. Her yaşımda yazdığım şarkıların yanı sıra kayda girmeden önce yapılmış yepyeni şarkılar da var. İlk albüme göre daha fazla bilinmedik şarkımız var bu sefer (gülüşmeler) Ben bir şarkı yapınca onu konserlerde çalmadan duramıyorum. Çok zorlanıyorum. Hemen ham bir kaydını yapıp paylaşmaya da bayılıyorum @kalbenben Instagram hesabımda yahut Soundcloud’umda. Albümler öncesinde hissettiğim gibi heyecanlıyım, ahmakça kuralların dışında olmaktan mutluyum, materyal sınırları kendi renklerime boyamak istediğimi biliyorum ve başarı, tık sayısı gibi kavramlar yerine büyük ailemize bakıyorum. “Sonsuza Kadar” bu bakışın değdiği yere düşen bir albüm.


Son albümdeki ‘Rüzgar’ cover’ı ve Nil Karaibrahimgil ile olan yakınlığınız hakkında neler söylemek istersin?

Rüzgar’ı çok eskiden bir caz barda gitarımla çalardım, yani o şarkının mazisi çok eski aslında. O kadar sade sözleri olup, içinde bir sürü şeyi hissettiren bir şarkı ki, konserlerde çaldığımızda o kalabalıkta insanların sallanmalarını görmek çok büyüleyici. Deyim yerindeyse insanlarla aramızdaki fiziksel gerilimi ortadan kaldıran bir şarkı ‘Rüzgar’.

Nil’i onu tanımadan önce de çok seviyordum. Nil’in sözlerini ve müziğini dâhiyane, samimi ve inanılmaz tatlı buluyordum. Ben ona Türkiye’ye inen su perisi diyorum. Onunla tanışabildiğim için, bizi ve müziğimizi böylesine desteklediği için çok mutluyum.


‘Sonsuza Kadar’da birkaç şarkı var özellikle kenara ayırmak istediğim. Bunlardan biri de ‘İnsanlar’, bu şarkı için senden bir şeyler duymak güzel olur diye düşündüm.

‘İnsanlar’ın bestesi Berkant Ali İncesaraç’a ait, albüme son dakikada giren şarkılardan biriydi. Bir gün Berkant Ali gitar çalarken benim o melodi üzerine yazdığım sözlerle ortaya çıkan bir şarkı ‘insanlar’. Yani doğaçlama ortaya çıkan bir şarkı. Birden çok müzisyenin bir araya gelerek doğaçlama bir şarkı yapması genelde daha farklı bir titreşime sahip oluyor, bence ‘İnsanlar’ da da bu var. Ben bu şarkıda kendi Kalben kalıbımın dışına çıkabildiğim için çok şanslıyım, Berkant Ali İncesaraç’a da çok teşekkür ederim müziğini paylaştığı için.

Bu şarkıda güzel insanlardan bahsetme arzusu var; hani asansörde birine rastlarsın tebessüm edersin, yolda rastgele biri sana gülümser sen ona gülümsersin, ya da yağmurda taksidesindir şoför ‘siz inmeyin hanımefendi ben eczaneden istediğiniz ilacı alıp geleyim’ der, tam da böyle insanlardan bahsediyorum şarkıda.


Yaptığın işi daha da iyi yaptıkça ister istemez çevrendekilerin senden bir beklentisi olmaya başlıyor. Seni dinleyenlerin senden beklentisi ile ilgili olarak senin hissiyatın nasıl?

Ben gerçekten sanırım öğrencilik yıllarında rahmetli annemi çok mutlu etmek için burslu girilen okullar, yüksek lisanslar, ödüller, çeşitli dereceler derken bence başarıyı bağladığımız noktaların sağlıksız olduğunu hissetmeye başladım. O yüzden ben başarılı olmaktan çok mutlu olmak istiyorum, keyifli olmak istiyorum, sevdiğim insanlarla müzik yapmak istiyorum. Bugün bunu bu tempoda yapıp Türkiye’yi ve dünyayı gezebiliyorsak ne mutlu bize. Geleceğe dair çok şey bilmek istemiyorum, daha çok içimden gelen şarkıları yazmak ve bunu insanlarla paylaşmak istiyorum.


‘Ateşböcekleri’, ‘Kuşlar’, ‘Kapı’, ‘Al Beni’ albümdeki ilk aklıma gelen favoriler, bu şarkılara da klip çekecek misin?

Hepsine video çekmek istiyoruz, nerdeyse albümdeki bütün şarkılar için klip çekmek istiyoruz. Küçük prodüksiyon bile olsa mutlaka bu şarkılara bir şeyler yapmak istiyoruz. Olur da klip çekemezsek bu şarkılar için canlı hallerini çekelim dinleyicilerimize böyle bir hoşluk verelim istiyoruz. Her yere konsere gidemiyoruz ya da her gittiğimiz konsere bazen gelemiyor insanlar, en azından bunlarla onlara ulaşabilmenin bir yolu olsun istiyorum.


Kalben’den Roman Geliyor


Tuhaf Dergi’deki yazılarından bahsetmek isterim biraz da.

Şimdi bir de kitap yazıyorum biliyor musun (gülüyor). Çocuk kitaplarımızı üçleyeceğiz yeni bir yayın evinden çıkacaklar, bir de aynı yayın evinden bir de romanım çıkacak. Çok heyecanlanıyorum bu kitap konusuna, bakalım yazabilecek miyim? Büyük ihtimal ile 2018’in sonbaharında olacak bunlar.

Her ay Tuhaf’ta yazmak beni öylesine yazmaya teşvik ediyor ki, inanılmaz motive edici geliyor bana. Yazma disiplini edinmekte beni çok doğru yönlendiriyor. Bu hayatta benim vazgeçilmez iki dostum var, gitarım ve kalemim. Ben onları çok yalnız bıraktım ama onlar beni asla yalnız bırakamadılar. Tuhaf’ta yazdıklarımdan ötürü insanlardan mektuplar alıyorum, o kadar seviniyorum ki. Şarkılarda karanlığın içindeki aydınlığı dile getirsem de, Tuhaf’ta daha karanlık bir günce tutuyorum ve bunu da ayrıca çok seviyorum, onun da tadı bir başka bence.

Tuhaf ekibini çok seviyorum, Ahmet Mümtaz Taylan, Nuran Kayalar, Ezgi Ceylan gibi daha sayamadığım bir sürü özel isim var. Onların arasında benim ismimin olması beni havalara uçuruyor (gülüyor).

 

 

X