"Güzin Abla" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güzin Abla" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güzin Abla

Neden bu kadar tepkisiziz?

Okurumun bu otobüs anısının çok benzerini ben de yaşadım. Tek farkla ki, bizim otobüsümüz bir yaz gecesinde Manisa çıkışında, o ünlü rampada kalakalmıştı. Saat 02.50’di ve etraf zifiri karanlıktı. Yokuş yukarı kaldığımız yer ise derin bir viraj olduğu için hepimiz tehlikedeydik.

Şoför ve muavini gecenin bu saatinde tamirci bulamayacağımızı söyleyip duruyorlardı. Virajı aniden dönen araba ve kamyonlar büyük tehdit yaratıyorlardı. Ve otobüsün içindeki 50 kişide tık yoktu. Herkes kaderine boyun eğmişti sanki... Dayanamayıp müdahale ettim. 115’i aradım.
Gazeteci olduğumu ve otobüsümüzün rampada kaldığını, hem bizim için hem de diğer araçlar için büyük bir tehlike yarattığını, her an kaza olabileceğini anlattım. Otobüstekiler “aman kim gelir imdadımıza bu saatte” diye bana inanmaz tavırlar sergilediler. “Ne gerek var, münasebetsiz kadın” der gibiydiler. Ama 5 dakika geçmeden iki tane polis arabası birden geldi.
Biri otobüsün arkasına, diğeri önüne geçti. Tüm ışıklarını yaktılar, zaman zaman sirenlerini çaldılar. Gelen araçları uyardılar. Ve bu arada bir tamirciyi de uyandırıp, otobüsün çalışmasını sağladılar. Bir saat geçmeden yeniden yola koyulmuştuk. O polisleri asla unutmam ve sanırım yeterince teşekkür bile edememiştim.
Neden acaba hiç kimse bir şeyler yapma ihtiyacı duymuyor, neden biz böyle tepkisiz ve kaderimize boyun eğmeye eğilimliyiz? İşte okurum da bunu anlatıyor...

Aykırı olan ben miyim
Hiç iliklerinize kadar üşüdünüz mü?.. Üşümemek için elinizi elinize ovuştururken bir yorgan sıcaklığını ölesiye aradınız mı?.. Ben üşüdüm hem de çok... Ama ölesiye üşürken yalnız değildim. Yanımda 45 kişi de vardı.
Mevsim kış, aylardan şubat... Mesleki mücadelem adına kurmuş olduğum Mersin Güzellik Uzmanları Derneğimin iki üyesi ile beraber Ankara’ya otobüs yolculuğu yapıyorum. Bindiğimiz otobüs firması Mersin’in en hatırı sayılır firması. Koltuklarımız birinci sınıf. Teknoloji olanakları sonuna kadar kullanılmış. Şoför, muavin jilet gibi giyinmişler. Oldukça bakımlılar. Yolcular deseniz hepsi birbirinden elit...
Dernek üyesi arkadaşlarımla, mesleki mücadelemiz adına Sağlık Bakanlığı’na gidiyoruz. Gece saat 11.00’de bindiğimiz otobüsün, sabah saat 06.00’da Ankara’da olması gerekiyor. Hava dışarıda oldukça soğuk ama biz içerde alabildiğine ısıtılmış ortamda rahatız. Gecenin ilerleyen saatlerinde ben de dahil olmak üzere yolcular derin uykudalar.
Gece saat 03.00 suları... Ara moladan yeni çıkmamıza rağmen otobüsümüz aniden durdu. Bütün yolcular teyakkuzda. “Neden, niçin” soruları havada uçuşuyor. Şoför, muavin otobüsten inmiş etrafı sorguluyor. Bulunduğumuz mevki Şereflikoçhisar civarı. Etrafımızda başka otobüsler de var.
Gecenin karanlığında trafik polislerini ve polis arabalarını görüyorum. 15-20 dakika sonra şoför, muavin geri geliyorlar. Yolun kardan kapandığını ve ilerlemenin mümkün olmadığını, beklememiz gerektiğini söylüyorlar. Yolcular huzursuz. Uyku hallerinden kurtulmaya çalışarak hepsi “şimdi ne yapacağız” derdindeler.

OTOBÜSÜN İÇİNDE MAHSUR KALDIK
Otobüs durdu. Klimalar da durdu. Dışarısı çok soğuk. Herkes huzursuz. Herkes üşüyor...
Ben bir taraftan üşürken ortamı analiz etmeye çalışıyorum. Aradan geçen 10-15 dakika içinde şoför ve muavinin arabanın içinde olmadığını fark ediyorum. Aman Allah’ım, yolcular arabanın içinde alabildiğine üşürken şoför, muavin ortada yok.
Gecenin karanlığında diğer otobüslerin içinde yolcu olmadığını fark ediyorum. Onlar nerede?... Zira benden başka 45 kişi daha var otobüste. Elbet içlerinden birileri bu vahim duruma el atar diyorum. Bana gelinceye kadar otobüsün içinde erkekler var “bekle kızım” diyorum.
Bekliyorum... Bekliyorum... Ama hayır... Kimse problemi çözme derdinde değil. Herkes alabildiğine üşüyor, söyleniyor, sızlanıyor. Ben de çok üşüyorum. Ama problemin çözülmesi lazım. Ve kimse bir şey yapmıyor.
Gece saat 04.00 suları... Şoför mahallindeki kapıyı açtım, dışarı çıktım. Dışarısı karanlık ve çok soğuk. Şoför ve muavini aradım. Bulamayınca cep telefonumdan firmayı aradım. Otobüsün durumunu anlattım ve şoför ve muavinin arabayı terk ettiklerini bildirdim. “Tamam, hanımefendi, bekleyin şimdi gelirler” dedi firma yetkilisi. 10 dakika bekledim. Kimse gelmeyince tekrar aradım. “Eğer 10 dakika içinde durumumuza müdahale etmezseniz basını çağırıyorum” dedim.
10’uncu dakikada şoför ve muavin koşturarak geldiler. Ve ben dâhil otobüsün içindeki 46 kişiyi içinde sobaların yandığı çevredeki bir binaya yerleştirdiler.
O gece çok üşüdüm. Ama 45 kişinin el atmadığı vahim bir olayı çözmüş olmaktan da memnundum. Ama yine de düşündüm, neden sadece ben? diye...

X