"Güzin Abla" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güzin Abla" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güzin Abla

Çok anlamlı bir 6-7 Eylül anısı

Adalılar asla birbirine zarar vermeye kalkışmadı. Sonradan öğrendiğime göre 6-7 Eylül Olayları’nda gayrimüslimlerin evlerine hücum etmeye kalkışanlar, İstanbul’dan motorlarla adalara gelen çapulcularmış.

O günleri hayal meyal hatırlıyorum. Ama bir sahne var ki, hiç unutamıyorum!
Büyükada’daki evimizdeyiz. Dostlarımız bir avuç Ermeni, Rum, Yahudi ve Türk’ten ibaret.
O zamanlar evde radyo dinlenirdi. Özellikle de ajans, yani haberler...
Bir gün önce İstanbul’da karışıklık çıktığından bahsedilmişti. Beyoğlu’nda barbarlık düzeyinde yıkım yapılmıştı gayrimüslim insanların ticarethanelerine.
Ama burası başka bir dünyaydı. Burada bu tür haberler inandırıcılığını kaybeder, büyük şehir hezeyanları olarak hayret nidalarıyla dinlenir, ertesi gün Mayrik Margrit, Agop Amca ve Manamu Eliça ile sokak köşesinde saçma sohbet malzemesi olarak geliştirilirdi.
Biz evlerimizin kapısını hiç kilitlemezdik. Bahçeden birkaç basamakla çıkılan giriş kapımıza varılana kadar, önce demir kapının daha sonra da gıcırtılı ahşap kapının gürültüleri birilerinin geldiğini haber verirdi bize...
Babam Büyükada’nın ilk eczacılarından, annem de bu ortamın en ateşli sosyal varlığı olduğundan, geniş bir dost çevresine sahiptiler.
Hayatları boyunca birlikte yiyip içtikleri insanlara zulmedilmesine anlam veremiyor, bir anda gelişen olayları hayretle dinlerken ne yapmaları gerektiğini konuşuyorlardı.
Hayli yaşlı olan Kırımlı anneannem ise at binen, silah kuşanan bir eski cengâver olarak, her ne hâl olursa olsun biz aileyiz mesajını mahallede yayınlamaktan yılmıyordu.
Ertesi gün, bir anda önce demir kapı, sonra ahşap kapının gürültülü biçimde açılmasıyla, belki de hayatımda ilk defa gördüğüm jandarma kıyafetli genç adamlar evimize girdiler.
Küçücük bir çocuk için çok büyük bir olaydı bu.
Evde sahte güler yüzlü bir karşılamanın yanı sıra gerçek bir telaş yaşanıyordu.
Adını koyamadığım ama şimdiki korku filmlerine benzetebileceğim bir durum, hafızamda kazılı.
“Evde yabancı var mı?”, “Kimler var?” diye sordular. Babam ve annem, son derece inanılır, saygın, ne yaptığını bilen insanlar gibi davranmışlar besbelli ki... Fazla kalmayıp gittiler...
Saatler sonra evimizin tavan arasından dostlarımızın yani “mayriklerimin” (Ermenice anne, teyze anlamında) indiklerini gördüğümde hiçbir anlam verememiştim!
Hâlâ daha anlam veremediğim bu insanlık dışı tutumu unutmam mümkün mü?
Adalılar asla birbirine zarar vermeye kalkışmadı. Sonradan öğrendiğime göre gayrimüslimlerin evlerine hücum etmeye kalkışanlar, İstanbul’dan motorlarla adalara gelen çapulcularmış.
Adalılar her daim birbirlerine kenetlenmiş olarak yaşamışlardır.
Bunun en güzel örneği de sonraları yurtdışına göç etmek zorunda kalmış olanların, hâlâ muntazaman adaya gelip eski dostlarıyla hasret gidermeleridir.
Bu akıl dışı olayın yıldönümünde, çoğu muhtemelen ölmüş bu güzel insanları sevgiyle anmak istedim. Bir de, her şeylerini ortaya koyarak, dostlarını korumaya çalışan annem, babam ve anneannemi sevgi ve saygıyla hatırlamak...
Şenol Aybay

Yeni kuşaklar ne yazık ki bu 6-7 Eylül Olayları hakkında hiçbir şey bilmiyor. O dönemde yaşanan bu utanç verici olayların ardında yatan karmaşık durumu, araştırmaları öğrenmeleri gerekir diye düşünüyorum.
Ve günümüz insanları da, bizlerin bu din, dil, ırk farkı gözetmeden nasıl dostluklar yaşadığımızı, nasıl birbirimizle kenetlendiğimizi, nasıl birbirimizi kollayıp, kayırdığımızı, dini bayramlarımızı nasıl birlikte kutlayıp, birlikte geçirdiğimizi bilemezler.
Örneğin biz onların Paskalya Bayramı’nda yumurta boyardık, onlar da bizlere bayramlarımızda tatlılar yapar, börekler döşerlerdi.
O zamanlar bu akıl almaz ayrımcılık, ırkçılıktan eser yoktu.
Bu güzel yazınız vesilesiyle gençlere biraz bunları anlatmak istedim.

X