"Güven Özalp" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güven Özalp" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güven Özalp

Fransa bildiğimiz Fransa olunca…

11 Ekim 2014

Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla gerçekleştirdiği görüşme bağlamında yaptığı açıklamada sıcak gündeme kurban giden dikkat çekici bir vurgu vardı. Fabius, kelimesi kelimesine, “Fransa bugün daha ileri gitmek istiyor. Kasım 2013’te müzakere başlıklarından bir yenisini, 22 numaralı başlığı açabildik. Bugün, Fransa’nın müzakere için yeni başlıklar, özellikle de önemli alanları kapsayan 23. ve 24. başlıkları açmaya hazır olduğunu beyan ediyorum” dedi.

Bu açıklama Türkiye’nin AB ile yürüttüğü katılım müzakereleri açısından son derece önemli ama bir o kadar da içi boş bir açıklama. Önemli çünkü AB’nin Türkiye’yi en fazla eleştirdiği konular, 23 numaralı “Yargı ve Temel Haklar” ile 24 numaralı “Adalet, Özgürlük ve Güvenlik” başlıklarının kapsamına giren konular.

AB Komisyonu’nun genişleme alanında belirlediği yeni kurallar, üyelik müzakerelerine başlayan ülkelerin bu başlıkları sürecin başında açmasını şart koşuyor. Türkiye ise 9 yıldır müzakere sürecinde olmasına karşın bu başlıkları açamıyor. Dolayısıyla AB’nin en büyük ülkeleri arasında yer alan Fransa’dan bu kadar net bir mesaj gelmesi çok önemli.

Türkiye’nin bu başlıkları açamamasının nedeni ise Ankara’nın bunu yapma kapasitesinin olmaması değil, Rum Kesimi’nin tek taraflı blokajı. Son dönemde bu iki başlığın açılmasının gerekli odluğunu ve bunu istediğini beyan eden Birlik üyesi ülke, AB kurumu ve Avrupa Parlamentosu üyesi sayısında çok belirgin bir artış oldu. Buna rağmen bu konuda olumlu bir adım atılmadı.

İşte Fransa’nın mesajının boşluğu da bu noktada başlıyor. Bir ülkenin verdiği mesajın gerçekten anlam ifade etmesi için o ülkenin kapalı kapılar ardındaki ve kamuya açık yaklaşımının tutarlı olması, güvenilir olması ve mesajının hayata geçmesi için eyleme geçmekten kaçınmaması gerekiyor.

Dönemin Dışişleri Bakanı şimdiki Başbakan Ahmet Davutoğlu ile Fabius arasında bundan aylar önce Paris’te yapılan bir görüşmede kapalı kapılar ardında başlık açmak için Türkiye’nin Ermeni soykırımı iddiaları konusunda adım atması için direten, basına ise gayet olumlu bir tablo çizen Fransa’ydı.

Türkiye’ye süreçte destek olacağını ve müzakere sürecinin ilerlemesi için elinden gelen katkıyı sunacağını beyan edip destek zamanı geldiğinde ortadan kaybolan yine Fransa’ydı.

Türkiye bağlantılı konularda çoğu zaman kendi imajını bozmamak için geleneksel olarak arıza çıkaran ülkelerin arkasına saklanıp eylemsizliği tercih edenler arasında Fransa da bulunuyor.

Yazının devamı...

AB'de yabancı savaşçı korkusu zirvede

10 Ekim 2014

Avrupa Birliği’nin ilgili birimlerinin verilerine göre sayıları 3 bini aşan “yabancı savaşçılar” Birlik ülkelerinin korkulu rüyası haline geldi. Avusturya İçişleri Bakanı Johanna Mikl-Leitner’in “zaman ayarlı bomba” olarak tanımladığı yabancı savaşçılar nedeniyle AB’nin dış sınırlarındaki kontrollerin sıkılaştırılması ve PNR olarak adlandırılan yolcu isim kaydı uygulamasının devreye sokulması gündemde.

Yabancılara yönelik önlemleri her zaman sıkı tutan AB ülkelerinin bu kez kendi vatandaşlarına yönelik olarak bu adımı atacak olmaları ne kadar baskı altında olduklarının da göstergesi niteliğinde. Lüksemburg’da bir araya gelen AB içişleri ve adalet bakanları, durumun aciliyet içermesi nedeniyle dış sınırlardaki kontrollerin mevcut yasal düzenlemeler temel alınarak gecikmeksizin yoğunlaştırılmasına karar verse de kapalı kapılar ardında konuşulanlar çok daha ileri adımların gündeme gelebileceğini gösteriyor.

Diplomatik kaynaklar yabancı savaşçıların geri dönüp Birlik ülkelerinde iki üç terörist saldırı gerçekleştirmesi halinde kontrolsüz serbest dolaşıma olanak veren Schengen uygulamasının bütünüyle tehlikeye girmesinin kaçınılmaz olabileceğini belirtiyor.

Lüksemburg’daki toplantıya katılan AB Terörle Mücadele Koordinatörü Gilles De Kerchove, Irak ve Suriye’deki bombardımanların da etkisiyle bölgeden Birlik ülkelerine önemli miktarda dönüş olabileceğine dikkat çekerek, “Şüpheli dönüşleri belirlemek ve hazır olmak durumundayız” dedi.

De Kerchove, dış sınırlarda ya da Schengen Bölgesi’nde yapılacak denetimlerle seyahat belgelerinin elektronik olarak kontrol edilmesinin gerekli olduğunun altını çizdi. Normal şartlarda Birlik vatandaşları AB’nin dış sınırlarından sadece seyahat belgelerini göstererek herhangi bir ek kontrolden geçmeden giriş yapabiliyor.

Bölgeye giden yabancı savaşçı sayısının artmasını engellemek amacıyla aynı önlemlerin AB ülkelerinden çıkarken de uygulanması ve şüpheli seyahatlerin önlenmesi de hedefler arasında yer alıyor.

De Kerchove, “Bu insanlar patlayıcı ve silah kullanımı eğitimi almış, beyni yıkanmış ve daha da sorunlu olanı hoşgörü seviyesini belirgin şekilde şiddete yükseltmiş kişiler” dedi.

Almanya İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere de Avrupa’nın terör ihracatçısı olmasını istemediklerini belirterek, “Hem ulusal hem de Avrupa düzeyinde önlemlere ihtiyaç var” diye konuştu.

Yazının devamı...

AB'nin Öcalan vurgusu artıyor

7 Ekim 2014

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu tarafından 8 Ekim’de yayımlanacak İlerleme Raporu, PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik vurgularıyla dikkat çekiyor. Bu vurgularda sayısal olarak artış trendi yıllar sonra geri dönerken AB tarafından verilen mesajların içeriği de önceki yıllara göre farklılaşma eğilimi gösteriyor.

AB Komisyonu, İlerleme Raporu’nda bu konudaki ilk vurgularını Öcalan’ın yakalandığı ve davasının görüldüğü 1999’daki belgede yapmış ve metnin çeşitli yerlerinde 21 kez Öcalan vurgusu geçmişti. Sonraki yıllarda yine gerek Türkiye’deki gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki süreçle bağlantılı olarak Öcalan’a yer veren AB, 2007-2012 döneminde Öcalan’dan tek kelime ile bile bahsetmedi.

Çözüm sürecinin başlatılmasının ardından 2013 belgesinde Öcalan’a iki kez değinen AB Komisyonu, bu yılki raporda da Öcalan’dan dört noktada bahsetti. PKK ile görüşen yetkililere yasal koruma getiren ve silahlarını bırakan militanların rehabilitasyonunu kolaylaştıran yasanın Öcalan tarafından memnuniyetle karşılandığının vurgulandığı belgede, “Devletin, PKK’nın tutuklu lideri Abdullah Öcalan’la sürekli angajmanı söz konusuydu” ifadelerine yer verildi.

Değiştirilen MİT yasasıyla Öcalan’la görüşen istihbarat yetkililerine yasal güvence sağlandığı bir başka vurguyu oluştururken PKK’nın çekilmesinin durmasına rağmen “Öcalan’ın Nevruz’da süreç konusunda umut içeren” mesaj vermesi AB tarafından kayıtlara geçirildi.

PKK konusundaki “AB’nin terör listesindeki örgüt” tespitini koruyan ancak herhangi bir kınama mesajı vermeyen AB’nin söylemini çözüm sürecine göre uyarladığı belirtiliyor.

AB kaynakları, çözüm sürecinin geleceğinin PKK’ya bakışla doğrudan bağlantılı olduğunu, bu sürecin başarıyla sonuçlanması halinde PKK’nın listeden çıkabileceğini ancak bu yönde bir sonuç alınmaması halinde örgütün mevcut statüsünün korunacağı mesajını veriyor.

AB gelinen aşamada çözüm sürecini çok yakından ve dikkatle izliyor. Türkiye ile AB arasında PKK’ya bakış konusunda da şu aşamada herhangi bir pürüz söz konusu değil. Ankara, Brüksel’e gönderdiği mesajlarda PKK’nın listede tutulmaya devam edilmesini ve çözüm sürecinin tek alternatif olduğunun anlaşılmasını istiyor.

AB Terörle Mücadele Koordinatörü Gilles De Kerchove’un geçtiğimiz haftalarda Avrupa Parlamentosu’nun Güvenlik ve Savunma Alt Komisyonu’nda yaptığı açıklamada, “Süreç bağlamında anlaşmaya varıldığında PKK listeden çıkarılır” diyerek listeden çıkma şartı olarak çözüm sürecini koyması da Türkiye’nin mesajlarının anlaşıldığının göstergesi niteliğinde.

Yazının devamı...

Juncker ilk firesini verdi

7 Ekim 2014

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun yeni üyelerinin öngörüldüğü gibi 1 Kasım’da göreve başlayabilmesi için sorumlu olacakları dosyalarla bağlantılı olan Avrupa Parlamentosu’nun ilgili komitelerinden yeşil ışık alması gerekiyor. Yaklaşık bir haftadır süren “sorgularda” hemen her şey yolunda giderken son dönemeçte Macaristan Başbakanı Viktor Orban’a yakınlığıyla tanınan eski Macaristan Adalet Bakanı Tibor Navracsics, AP üyelerinin “hışmına” uğrayan ilk isim oldu.

AP Kültür ve Eğitim Komisyonu’nda Navracsics için yapılan oylamada 14 parlamenter aleyhte 12 parlamenter ise lehte oy kullandı. Oylama sonucunu “Juncker’in ilk yenilgisi” olarak özetlemek mümkün. Bu sonuç Juncker’in manevra alanını da daralttı.

Bu aşamadan sonra Juncker’in önünde atabileceği iki adım var. Bunlardan ilki Navracsics’in üyeliğini tamamen çekip yerine yeni bir aday göstermek. Prosedür açısından bakıldığında bu işlemin sorun yaratma riski oldukça yüksek. İkinci ve hem Juncker hem de AP üyeleri açısından daha yaşanabilir opsiyonu ise Navracsics’in sorumlu olacağı dosyaları değiştirmek oluşturuyor. Ancak ikinci opsiyonun tercih edilmesi halinde de Juncker’in bütün hesaplarını baştan yapması gerekeceğinden ara formül arayışının öne çıkması bekleniyor.

Özellikle AB’yi rahatsız eden yasaları devreye sokması nedeniyle Brüksel’in eleştiri oklarını üzerine çeken Orban’ın kabinesinde yer alması ve bazı tartışmalı düzenlemelerin hayata geçirilmesinde önemli rol oynaması nedeniyle başından bu yana “sorunlu isimler listesinde” yer alan Macar adayın ciddi muhalefetle karşılaşacağı geçen hafta ilgili komisyon önündeki mülakatında belli olmuştu.

Özellikle AP’deki sosyal demokrat kanat Macar adaya yönelik olarak sert muhalefet uyguluyor.

Yaşanan bu gelişme ışığında Juncker’in AP Başkanı Martin Schulz ile iki büyük siyasi grubun liderleriyle bir araya gelmesi öngörülüyor.

AB kuralları gereği, komisyonlar önündeki mülakatların sona ermesinin ardından AP Genel Kurulu’nda AB Komisyonu’nun bütünü için oylanma yapılması gerekiyor. 22 Ekim’de yapılması öngörülen bu oylamada “Juncker Komisyonu” için ya toptan yeşil ya da toptan kırmızı ışık yakılacak.

Genel Kurul’daki oylama tarihine yaklaşık iki hafta kalması, Juncker’in sorunu en kısa zamanda çözmesini zorunlu kılıyor.

Yazının devamı...

Paris'te ipler halkın elinde

5 Ekim 2014

Devletin halktan topladığı vergilerin bir bölümünün halkın doğrudan belirleyeceği projelerle değerlendirilmesine dayanan “katılımcı bütçe” uygulamasının dikkat çekici örneklerinden biri Paris’te devreye sokuldu. Paris’in sosyalist Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun seçim vaadi olarak sunduğu ve göreve geldikten sonra devreye soktuğu projenin ilk sonuçları geçtiğimiz günlerde açıklandı.

Herhangi bir yaş ya da uyruk sınırlaması olmayan ve Paris’te ikamet eden herkesin ister internet üzerinden isterse sadece bu uygulama için oluşturulan 200 noktada oy kullanabildiği projede tek oy sınırlaması da yok. Parisliler istemeleri halinde aynı anda 5 proje için oy kullanabiliyor.

Hidalgo, Paris’in yatırım bütçesinin yaklaşık yüzde 5’ini bu proje için kullanmayı hedefliyor. Bu da yılda yaklaşık 71 milyon euro anlamına geliyor. Bu yöntemle, Hidalgo’nun görev süresinin sonuna kadar, halk tarafından doğrudan belirlenecek hatta tasarlanabilecek projelere aktarılacak kaynağın 426 milyon euro seviyesine ulaşması öngörülüyor.

Uygulama kapsamında 24 Eylül-1 Ekim döneminde yapılan ilk oylamaya 40 bin 745 kişi katıldı. Seçilen projelerin uygulanmasını izleme komitesine katılanların sayısı ise 21 bin 562 kişi olarak belirlendi.

2015’te 9 proje devrede

Parislilerin yaptığı oylamada en fazla oyu “duvar bahçeler” olarak da adlandırılabilecek duvarların yeşillendirilmesine yönelik bir proje aldı. Bu proje için ayrılan bütçe ise 2 milyon euro olarak belirlendi. Pedagojik faaliyet olarak öğrencilerin okullarda meyve sebze yetiştirmesi ve terk edilmiş alanların akıllı geri kazanımı da en çok oy alan diğer iki projeyi oluşturdu.

İlk deneme Brezilya’da

Katılımcı bütçe tam anlamıyla ilk kez 1989’da Brezilya’nın Porto Alegre şehrinde uygulandı. 2000’li yılların başında bu uygulamada patlama yaşandı. Halen uygulanan katılımcı bütçe projelerinin sayısının 2 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Paris’teki yaklaşımı diğerlerinden farklı kılanı ise ayrılan bütçenin büyüklüğü oluşturuyor.

Yazının devamı...

AB’ye göre Türkiye'de durum karışık

3 Ekim 2014

Taslak raporda yer alan “Temel haklar konusunda karışık bir tablo söz konusu” tespiti, AB’nin son dönemdeki Türkiye’ye bakışını özetliyor. AB, son bir yılda Türkiye’nin bazı alanlarda ilerleme kaydettiğini düşünse de raporda, yargının bağımsızlığı, yolsuzlukla mücadele, basın özgürlüğü gibi konulardaki endişe vurgusu dikkat çekiyor.

AVRUPA Birliği (AB) Komisyonu’nun 8 Ekim’de 17’ncisini açıklayacağı, Türkiye’nin üyelik sürecindeki artılarının ve eksilerinin dökümü niteliğinde olan İlerleme Raporu taslağına Hürriyet ulaştı. Taslak belge, belli alanlarda ilerleme kaydedilmesine yaptığı vurgunun yanı sıra yargı alanındaki düzenlemelerin ve yolsuzluk iddialarının da aralarında bulunduğu bazı konulara ilişkin endişe vurgusuyla dikkat çekiyor. Taslak raporda yer alan “Temel haklar konusunda karışık bir tablo söz konusu” tespiti ise AB’nin Türkiye’ye bakışını özetleyen bir içeriğe sahip. Belgede öne çıkan konu başlıkları ve tespitler şunlar:

Yargı sistemi: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Yasası’na yönelik değişiklikler ve sonrasında yargıç ve savcılara yönelik görevden almalar ile yeniden atamalar, yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve kuvvetler ayrımı konusunda ciddi endişelere neden oldu.

Yolsuzlukla mücadele: Özellikle Aralık 2013’te başlatılan yolsuzlukla mücadele soruşturmalarını takiben yolsuzluk suçlamaları Türkiye’deki siyasi tartışmanın önemli bir bölümünü oluşturdu. Bu suçlamaların ele alınış biçimi suç ithamlarının ayrımcılık yapmayan, şeffaf ve tarafsız bir şekilde ele alınmayacağı yönünde ciddi endişeye neden oldu.

Seçimler: Cumhurbaşkanlığı seçimleri düzenli bir şekilde gerçekleşti, ancak kampanya döneminde, devlet kaynaklarının başbakanın yararına kullanıldığı ve medyanın yetersiz tarafsızlığı konularında endişelere neden oldu. Seçimlere rekor sayıda itiraz ülkedeki belirgin kutuplaşmanın belirtisi niteliğinde.

Basın özgürlüğü: Devlet görevlileri tarafından yapılan açıklamalar medya ve basın üzerinde sindirici etki yarattı ve savcıların editörler ile gazetecilere soruşturma açmasına neden oldu. İnternet sitelerine getirilen yasakların orantısız boyutu ve süresi devam etti.

Gezi eylemleri: Yetkililerin 2013’teki Gezi eylemlerini ele alış şekline yönelik soruşturmalara, kanıt kaybı, engelleme ve cinsel taciz iddialarının soruşturulmasının reddedildiğine yönelik haberlerle engel olundu. Tüm iddialara yönelik bağımsız, hızlı ve etkili soruşturmaların güvence altına alınması ihtiyacı var.

Temel haklar:

Yazının devamı...