"Gülse Birsel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülse Birsel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülse Birsel

Mutluluğun formülü çok açık, bir sen, bir ben, bir de adalet!

CUMHURİYET Halk Partisi’nin iç kavgaları artık “Kısır tartışmalarda kulak yakan sınır”a dayandı! Vallahi şiştim!

Bir süre izledim, dinledim, okudum. Öyle saçmasapan detaylarda nasıl ve niye uzlaşamadıklarını anlatıyorlar ki, bir noktada tartışmalar kulağıma şöyle gelmeye başladı: Bla bla blo blo bla bla blop blop blop!
Son “blop blop blop” Cumhuriyet’in kurucu partisinin uzlaşılamayan detaylarda boğulma efektidir! Ve bir espri olmasına rağmen esasında çok acıdır. Zira benim de içinde olduğum on milyonlarca insan Türkiye’de siyaseten tam olarak temsil edilmemektedir!
Misal, geçen gün iki CHP’li arasında “Nurcuları seviyor musun, sevmiyor musun açık konuş?”, “Seven bizden değildir”, “Ne münasebet sevmeyen bizden değildir” gibi bir “bla bla” seyrettim! Allah aşkına bize ne? Nurcularla ilgili aşk romanı mı yazacaksınız? CHP bu konulardaki fikir ayrılığı yüzünden bölünecekse kolayca bin yedi yüz elli altı parçaya da bölünebilir.

KOKULU ÖPÜCÜK DEĞİL, İLKELER ÖNEMLİ

75 milyon benzemezden oluşan bir ülke burası. Benim ailemden üç ayrı partiye oy çıkıyor! Ülke yönetiminde sevgi, kin, gıcıklık, kokulu öpücükler filan yoktur ki. 75 milyon birbirinden nefret de etse, herkesi koruyan, eşitleyen ilkeler ve adalet vardır.
Bu evrensel ilkeleri benimseyip etkili şekilde uygulayacağına vatandaşı inandır, kazan! Ondan sonra ister Nurcuları seversin, ister Heavy Metal’cileri! Parti içinde bazıları filanca tarikattan nefret eder, bazısı tüm içki içenlere kıl olur! Demokrasiye inandıktan sonra şahsi fikrinden bize ne? Senin siyasetçi olarak görevin, bütün bu ayrı telden çalan insanların temsil edilmesini, eşitlik içinde, özgürce, kardeşçe yaşamasını sağlamak!
Hop bak döndük nereye: Özgürlük, eşitlik, kardeşlik! Tee Fransız İhtilali’nde ortaya çıkmış, dönem dönem altı farklı doldurulan, yenilenen, benim çok değerli bulduğum üç kavram. Selahattin Demirtaş aslında bu üç kavramı nar filan gibi kendi teşbihleriyle anlatıp oylarını ikiye katladı. “Kürtçülük” korkuları olmasa, Demirtaş’ın tüm ülkeyi kucaklayabileceğine gerçekten inanılsa, beşe de katlayabilirdi.
Meselenin “Birden ona kadar Nurcuları sevme skalası olsa, onları hangi rakam kadar seviyorsun” gibi saçma sorularla ilgisi yok.

DETAYA BOĞULMADAN UYDU RESMİNE BAK

Uzaklaşıp uydu resmine bakmak lazım: Memlekette fırsat ve hak-hukuk alanında eşitsizlikten şikâyet var. Yandaş kayırma ve gelir dengesizliği büyük sorunlar. Yani ne istiyoruz? Bir: “Eşitlik!”
Hayat tarzlarına müdahale ile ilgili endişeler var. Aleviler dertli. “Eğitim ve kültür politikalarıyla ülke bir yana doğru şekillendiriliyor. Yokluğu Ortadoğu’yu yakan, vazgeçilmez bir ilke olan laiklik unutuluyor” diye bağırıyor seçmen. Gezi’de o kadar insan bu korkularla sokağa çıktı. Nedir çaresi? “Özgürlük!”
Birbirinin değerlerine saygı göstermek. Birbirine lakap takmamak. Kürt dilinin, Türk bayrağının, Atatürk’ün, cemevlerinin, camilerin, hepsinin bu ülkenin saygı ve nezaketi hak eden değerleri olduğuna inanıp bir arada yaşamaya önayak olmak. Birbirinden farklı değerlere sahip insanların, değerlerinin ezildiğini, kenara itildiğini düşünmeden, aynı topraklarda, asgari müştereklere sarılarak omuz omuza vermesini sağlamak. Al sana “Kardeşlik”.
Uzun sözün kısası:
Sen ve ben çok farklı olabiliriz, ama eşit olmalıyız.
Sen de ben de, birbirimizin tercihlerinden nefret etsek de, bu tercihlerde özgür olmalıyız.
Sen ve ben birbirimize saygı duyup aynı vatanda kardeşçe yaşamalıyız. Bunları garanti etmenin tek yolu da son yıllarda haşat olan bir vazgeçilmez: Adalet!
Demek ki fikri açıdan bir siyasi parti, “Sen, ben, biz, siz, onlar” ayırımı yapmayacak. “Bir sen, bir ben, bir de adalet, tamamdır” diyecek.
Bunu halledince, geriye ne kalıyor biliyor musunuz? Bildiğiniz şirket yönetimi yahu! Siz kendi şirketinizde, atölyenizde, dükkânınızda, kooperatifinizde, apartmanınızda veya ben bizim sette, ne isteriz ki? Yetişmiş, çalışkan insanlara sahip sağlam bir organizasyon. Üretim, aksamayan bir sistem, doğru kararlar, refah, insana yakışır şartlar, temizlik, iyi kriz yönetimi, kavga dövüşsüz çalışan, çalıp çırpmayan bir kadro. Akıllı, faydalı, gelişen ve yine adaletli bir işleyiş. Bu kadar.
E bunu da yapamayacaksan zaten memleket yönetmeye talip olmayacaksın kardeşim...

X