"Gülse Birsel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülse Birsel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülse Birsel

Boğaziçiii, sen mi büyüksün ben mi?

Sen büyüksün tabii de, lafın gelişi. Sen zamanında beni 2.3 ortalamayla mezun et, sonra onur konuğu yap. Minnettarlığımı böyle şakayla ifade ederken, elimin kalem tutması sayesinde buralara geldiğim halde, artık kariyerimi pop sektöründe devam ettireceğimi duyururum!

23 Nisan’da New York Halk Kütüphanesi’nin muhteşem binasında, Boğaziçi Üniversitesi’nin bir daveti var.

 

Smokinli tuvaletli, havalı bir gala yemeği.

 

Bu yemeklerde Boğaziçi, her sene, bir veya iki mezununu ‘onurlandırıyor’.

 

Yani bizdeki deyimiyle ‘Onur konuğu’ yapıyor.

 

Bu yıl onur konuklarından biri Pepsi’nin eski genel müdür yardımcısı Ümran Beba.

 

Diğeri kim?

 

Benim kız, ben! Vallahi!

 

Boğaziçi’ne ilk girdiğinde, sınıflardan önce tiyatro kulübüne gidip bakan ben!

 

Derslerden daha fazla kantin ve manzarada vakit geçiren ben.

 

‘Mathematical economics’ dersinden çift değil, üç dikiş atan ben!

 

Kim derdi ki o finallere son gece çalışan, midterm’lerin tarihini unutan, kayıt günleri, derslerini hocalara göre değil, saatlerine göre -sabah erken dersleri tercih etmeyerek- seçen o Gülse, yıllar sonra üniversitesinin onur konuğu olacak.

 

Yaa Boğaziçii, sen mi büyüksün ben mi?

 

Sen büyüksün tabii de. Lafın gelişi işte...

 

Ama şimdi değdi mi beni 4 üzerinden 2.3 ortalamayla mezun ettiğine?

 

İnsan o star ışığını görür, bir 2.7 filan yapar bari. Sonradan hep sordular, “Bu ortalamayla nasıl girdin Columbia Üniversitesi’nin yüksek lisans programına” diye.

 

Ne dedim biliyor musun Boğaziçi?

 

Dedim ki: “Columbia, gönderdiğim oyunları, senaryoları beğenmiş, notu takmamışlar!”

 

Ve işte zaten Boğaziçi’nin, güzel üniversitemin, beni onurlandıracak olmasının sebebi de aynıdır: Elimin kalem tutması sayesinde yaptığım işler.

 

Ve inanın yazarlık, böyle durumlar olmasa, pek de matah bir iş değildir.

 

Boğaziçi Üniversitesi, beni en az 10 yıl daha masa başında yalnız oturtup yazdıracak motivasyonu verecek bu ay sonu.

 

Sonrasında da devam edecek bir sebep buluruz illaki.

 

SONRAKİ MESLEĞİM İÇİN İHTİYAÇ LİSTESİ

 

Ancaaak...

 

Aslında ben hep ‘masa başı işten çok şov biznis’, yani yazarlıktan çok, sahneye çıkmayı filan istemişimdir.

 

Mesela ilkokulda hayalimdeki meslek şarkıcılıktı.

 

Hâlâ da özenirim.

 

Müzisyen arkadaşlarımın mesaisi, giyinip, sahneye çıkıp şarkı söyleyip dans etmek.

 

Ki bu benim parti anlayışım.

 

Benim mesaimse bir bilgisayarın başında eşofmanla 12 saat oturmak! Ve bu kimsenin parti anlayışı değil.

 

Aslında zamanında, Türk popu için ahım şahım bir ses gerekmeyeceğini öngörseydim, girerdim bu işe.

 

Ama bizim dönemin yetiştirdiği şarkıcı Şebnem Ferah filan olduğundan, çıta yüksekti. Cesaret edemedim.

 

Ama inanın, şu an pek çok popçuya şan dersi verecek seviyedeyim.

 

Kendimi geliştirdiğim için değil, Türk popu kendini rezil ettiği için!

 

Aslında düşünüyorum da, bu günün popçusu için gereken malzemelerin çoğu bende mevcut!

 

Fiziksel gereksinimler:

 

-Deri tayt (var)

 

-Siyah büstiyer (var)

 

-Muhtelif aynalı güneş gözlükleri (var)

 

-Zincirli ve/veya payetli beyzbol şapkası (bulunur)

 

-Saçı uzatıp kabarık yapmak için bol miktarda çıtçıt ve postiş (bakılır)

 

-Dudak dolgusu için enjeksiyon (edilir)

 

Sahnede bana eşlik etmesi için:

 

-Ses tonu bana benzeyen, çok güzel sesli, arkada vokal yapıyor gibi görünecek, tipsiz bir kız (Şarkıları o söyleyecek, o tipsiz olunca da ben bayağı hoş görüneceğim. Bkz: İzafiyet teorisi. İşte bunlar hep Boğaziçi!)

 

-SSCB dağıldıktan sonra oluşmuş ülkelerden dört adet asenkron dansçı...

 

BİR POP ŞARKISININ ANATOMİSİ

 

Elâlemden beste mi dileneceğim?

 

Birikimimle bestemi kendim yapar, sözümü kendim yazarım. Şu ara hit olan şarkıları analiz ettiğimizde, sözlerde olmazsa olmazlar belli.

 

1) Sosyetik ilçelerin şarkıda geçmesi:
Bebek, Etiler, Bodrum gibi...

 

2) Laubali, küstah hitap tarzı:
Güzelim, bebeğim gibi başlayıp gider, serseri’ye ite kadar yolu var. Ben “Pabucumun manitası” demek istiyorum.

 

3) Sevgiliye “yalancısın” temalı eleştiri kelimeleri ve hakaret:
Yalan oldun, balonun patladı, foyan çıktı vs.

 

4) Tehdit, cebir ve şiddetle gerilim yaratma:
Sen benim kim olduğumu biliyor musun, kendini dizinden vurdurtma, ağzını burnunu dağıtırım vb. olabilir.

 

Genellikle marş veya çocuk şarkısı gibi besteler yapıldığına göre, ben anonim bir eseri alıp kullanacağım. Aşağıda yazdığım güfteyi, lütfen ‘Baltalar elimizde, uzun ip belimizde’ melodisiyle okuyunuz:

 

İstinye Park hastasııı/Pabucumun manitasııı/Ağzını burnunu kırdırtma hey kııır dııırt maaa/Beş dakkada yalan olduun/Aşk listemde dibe vurduun/Kendini dizden vurdurtma hey vuuur duuurt maaa...

 

Kanımca bu yazın hit’ini bulduk.

 

Boğaziçi Üniversitesi’ne çok teşekkür ederim, ancak bence yıllarca boşuna yazarlık yapıp dirsek çürütmüşüm...

 

Gala yemeğinde kürsüde konuşmak yerine, sahnede dansçılarım eşliğinde ‘Pabucumun manitası’ şarkımın lansmanını yapmak isterim...

X