Felaket üstüne felaket!

Ülkemizin bir kısmı yangınlarla, diğer bir kısmı da sel felaketleriyle boğuşuyor.

Haberin Devamı

Art arda gelen bunca felaket, can ve mal kayıpları, olayların bizzat yaşayanı veya dışarıdan gözlemcisi olalım hepimize zor günler yaşatıyor. Sosyal medyada tarananlar ile kaostan medet uman bir kısım nadanlar hariç tabii ki. Zira onlar, oh olsun dercesine avuç ovuşturuyor ve felaket tellallığı yapıyorlar. Kaplarında olanı sızdırıyorlar!

Devletimiz tüm imkânlarıyla, anında olay mahallinde olup selzedelerin imdadına koştu. İlgili bakanlıklar, seferberlik ruhuyla, gece gündüz demeden hummalı bir çalışmayla vatandaşın yaralarını sarıyor.

Haftalardır Ankara’ya gidemeyen bakanlar, bir felaket mahallinden diğerine koşuyor.

Allah için söylemek gerekirse; felaketlerden sonraki işleri, özenle ve büyük gayretlerle sürdürebiliyoruz. Ölenleri elbette geri getiremiyoruz ancak kalanları sahipsiz bırakmıyoruz.

Haberin Devamı

Bizim asıl sorunumuz, felaket öncesindeki gerekli tedbirleri almayışımızdadır. Diğer bir ifadeyle felaketlere davetiye çıkarmamızdadır.

İnsanoğlunun kendi elleriyle meydana getirdiği ve adına ‘global iklim değişikliği’ dediği olgu sonucunda, dünyanın birçok ülkesi benzer felaketlerle baş etmeye çalışıyor ancak nafile!

Zira tüm bu felaketlerin geleceğini insanoğlu biliyor lakin gerekli önlemleri almakta ayak sürüyor. Buna da insanoğlunun kişisel hırsları ve bencilliği neden oluyor.

Karadeniz Bölgemiz iklim yapısı ve jeolojik özelliklerinden dolayı, şiddetli yağmurlara ve dolayısıyla sellere maruz kalıyor.

Üstelik her yıl bu denli acı tablolarla karşılaşıyoruz.

Dikkat ederseniz, felaketlerin boyutları giderek artıyor; hemen her felaket sonrasında ‘Böyle felaket yaşamadık!’ diye hayıflanıyoruz.

Görünen köy kılavuz istemez; felaketler bas bas bağıra bağıra geliyor.

Uzmanlar, bilim insanları uyarı üzerine uyarılar yapıyorlar.

Sadece yangınlarda ve sellerde değil, deprem felaketlerinde de aynı durumdayız.

En büyük musibetlerden bile ibret almıyor, aynı hataları işlemekte ısrar ediyoruz.

400 metrelik dere yatağını, daralta daralta 15 metreye indirdik. Kenarlarına devasa binalar diktik.

İstanbul’da Ayamama Deresi taştığında felaketin boyutlarını tüm Türkiye gördü. Orada da aynı yanlış yapılmış ve dere yatağı küçültülmüştü.

Haberin Devamı

Dere geldiğinde, koca TIR’ları gazete kâğıdı gibi buruşturup attığını görmemize rağmen, aynı dere yataklarında binalar yükseltiyoruz.

Sonuçta; selde, on katlı binaların deprem olmuşçasına yıkılıp enkaz haline geldiğini gördük.

Bu gidişle aynı manzaraları ve hatta daha beterlerini göreceğimiz muhakkaktır.

Allah aşkına! Bu belediyeler ne iş yapar? Hangi gün için varlar?

Belediye, normalde vatandaşın derdine derman olmak için vardır. Bizde ise mahut belediyeler, gerekli önlemleri vaktinde almayarak, dert ve bela üretiyor.

Dürüst, kanunlara saygılı insanlar, kanuni hakları olan inşaatlarını yaptırırlarken, analarından emdikleri süt burunlarından getiriliyor. Belediyeler, bunlara karşı her türlü zorluğu çıkarıyor.

Haberin Devamı

Yanlış ve çarpık yapılaşmalara ise göz yumuluyor. Neden ve nasıl göz yumulduğu belli değil mi?

Ruhsatlı veya ruhsatsız (yapılırken belediye neredeydi) tüm bu çarpık yapılaşmanın sorumluları (yapan, yaptıran ve göz yuman kim varsa) hesap vermelidir.

Kanunlarda varsa bir noksanlık, süratle giderilmelidir.

Yazarın Tüm Yazıları