"Fırat Tur" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fırat Tur" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Fırat Tur

Küçük hesaplar büyük kayıplar

14 Ocak 2008
Sahibi Çankaya Belediyesi. Mühürlendi. Mühürleyen Çankaya Belediyesi zabıta ekipleri. İşte size, "Pes vallahi" dedirtecek bir olay. Geçtiğimiz haftanın gündeminde Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’la Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz arasındaki söz düellosu vardı. Eryılmaz, Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği’nin belediyeye ait Çağdaş Sanatlar Merkezi’ndeki sergisini, bakanlıkla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle iptal etmiş, bunun üzerine de Bakan Günay ve Başkan arasında hayli sert bir atışma yaşanmıştı. Bizim yazacağımız konu ise Çankaya Belediyesi’ne ait, sanatla sürekli iç içe olan bir başka mekan.

KENDİNİ MÜHÜRLEDİ

Çankaya Belediyesi ile mal sahibi olduğu Anadolu Gösteri ve Kongre Merkezi işletmecileri arasında ilginç olaylar yaşanıyor. Belediye, yap, işlet, devret modeli ile yaptırdığı, Türkiye’nin en büyük sahnesine sahip, yaklaşık üç bin kişi kapasiteli bu mekanı yeni yılla birlikte, önce dört günlüğüne, sonra da süresiz olarak mühürledi. Ankaralıların görkemli sahne yapıtları, konserler, moda gösterileri gibi benzer etkinliklerle buluşabildikleri ender yerlerden olan bu mekanın mühürlenmesiyle ilgili ortada çeşitli iddialar dolaşıyor.

İPLER KOPTU

Bunlardan birisi, Eryılmaz’ın merkezi 2 Mart’ta Rize’nin kurtuluşu gecesi için Rizeliler Derneği adına işletmecilerden istemesi. Ancak işletmecilerin 2 Mart’ta BKM ile Şebnem Ferah konseri için anlaştıklarını söylemesiyle birlikte ipler kopmuş. Bunun üzerine de yılbaşı çöpünün yanlış yere döküldüğü ve ruhsatta eksiklikler olduğu gerekçesiyle, mekan mühürlenmiş.

BAŞKAN YALANLIYOR

Telefonla görüştüğüm Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz, bu iddiaları net bir şekilde yalanlıyor. Mekanın işletmecilerinin küşat için gerekli evrakları tamamlamadıklarını, bu nedenle de verdikleri geçici ruhsatı iptal ettiklerini ve yaklaşık 1,5 yıldır hizmet veren mekanı mühürlediklerini söylüyor. Eryılmaz, "Böyle bir iddianın doğru olması mümkün değil. Zaten sözleşmemizde salonu her ay 15 gün kullanma hakkımız var. Eksiklerini giderene kadar da mekanı mühürledik. Çöpü yanlış yere döktükleri için değil, küşatla ilgili eksikleri olduğu için kapattık. Sadece daha önceden anlaşması yapıldığından Cem Yılmaz’ın iki gösterisi için izin verdik. Şu anda salon mühürlüdür" diyor.

BU NASIL MÜHÜR?

Başkan Eryılmaz "Salon mühürlü" diyor, ama durum hiç de öyle değil. Başkanla telefonda görüşmemin ertesi günü, Anadolu Gösteri ve Kongre Merkezi’nde bir aktivite vardı. Üstelik Şubat ayında yapılacak konserlerin programı da merkezin internet sitesinden duyuruluyor. Eryılmaz’a, "Efendim, mühürlü dediğiniz yerde Şubat ayında Hepsi grubunun konseri olacak. Anlaşması yapılmış" dediğimde ise bana cevabı, "Hepsine bakarız" oldu.

ADI BİLE MUALLAKTA

Çankaya Belediyesi’nin yaptırdığı bu gösteri ve kongre merkezinin adı bile hala muallakta. İlk açıldığında Anatolian Showland olarak hizmete girmişti. Ancak mekanın işletmecileri şu an Anadolu Gösteri ve Kongre Merkezi olarak kullanılıyorlar. Başkan Muzaffer Eryılmaz ise "Hayır, o yerin adı Çankaya Gösteri ve Kongre Merkezi" diyor.

ÇOK YAZIK

Milyonlarca dolarlık
yatırım, Türkiye’nin en büyük sahnesi, Başkentliler’in en önemli sanatsal aktiviteleri izledikleri bir mekan. Sahibi Çankaya Belediyesi. Kendi mekanını mühürlediğini söyleyen bir belediye başkanı. Buna rağmen hala açık olan bir yer. Mühürlenme gerekçesiyle ilgili çeşitli spekülasyonlar. Ortalıkta dolaşan çirkin iddialar.

Umarım bütün bu sorunlar kısa süre içinde çözülür ve bu önemli mekan, Ankaralı sanatseverler için yeniden tüm fonksiyonlarıyla işlevsel bir hale gelir.

Beterin beteri vardır

SON günlerde ünlü çiftlerin birbirlerini aldatmasıyla ilgili haberler artık sıradanlaşmaya başladı. "Aldatıldınız mı, kaç kere, nerede, nasıl?" tarzında sorular artık televizyon programlarında konuklara sıkça soruluyor. Bunun en son örneğini de, NTV’de yayınlanan Haydi Gel Bizimle Ol programında gördük. Programın sunucularından gazeteci Çiğdem Anat’la Tamer Karadağlı arasında ilginç bir diyalog yaşandı. Karşılıklı soruların sonucunda her ikisi de daha önce aldatıldıklarını açık bir şekilde itiraf ettiler.

Benim burada anlatacağım konu da bir aldatma hikayesi. Ama diğerlerinden bir hayli farklı. Olayın kahramanlarının isimleri bende saklı. Ama Başkent sosyetesinde dilden dile dolaşıyor. Kahramanlarımız Ankara sosyetesinin ünlü çiftlerinden birisi. Adam aynı zamanda çok geniş bir çevresi olan başarılı bir işadamı. Çift bir süre önce boşandı. Boşanma gerekçeleri sıradan; adamın karısını aldatması. Ama aldatma şekli farklı. Eşini, karşı cinsten birisiyle değil, kendi cinsinden birisiyle aldatmış. Üstelik kadın bunu gözleriyle görmüş. Yani, kendi yataklarında kocasını bir başka erkekle birlikteyken basmış. Duyduğumda ben de şok oldum. Eşi tarafından aldatılanlara söylüyorum, "Beterin beteri vardır".
Yazının devamı...

Moda var vitrin yok

31 Aralık 2007
Beş yıldızlı bir otelin balo salonuna birkaç gün öncesinden kurulan dev podyumda ünlü mankenler saatlerce koreografi çalışır prova yapardı. Defile günü ise gelin gibi süslenen salon hınca hınç dolar, Başkent’in ünlü simaları, politikacıları, iş adamları, bürokratları, eşleriyle birlikte yerlerini alırdı. Ünlü bir giyim firmasının veya modacının kreasyonunun muhteşem şovlar eşliğinde sunulduğu bu defilelere davetiye bulabilmek bile bir prestij göstergesiydi.

Başkent Ankara son dönemlerde bu tür organizasyonlara tam anlamıyla hasret kaldı. Ankara Giyim Sanayicileri Derneği’nin düzenlediği, tek günden ibaret Başkent Moda Günleri’ni ve elçilik rezidanslarında yapılan küçük çaplı işleri saymazsak, uzun bir süredir ciddi bir defile organizasyonu yapılmıyor. Buna, modaya bir katkısı olmadığı için, Ankara Olgunlaşma Enstitüsü’nün hazırladığı ve neredeyse Ankara’da her salonda yapılan Atatürk ve Osmanlı kıyafetleri defilelerini dahil etmiyorum.

Defile sayısı çok az olunca mankenlerin birçoğu da mesleklerini icra edemiyor. Kaliteli manken sayısı da gün geçtikçe azalıyor. Onlar da bu kez restoran, bar, kafe hatta manav açılışlarında boy gösterip, dekor olarak görev yapıyorlar.

"Ankara tekstil cenneti oluyor, İstanbul’u solluyor" gibi sloganları bir zamanlar çok sık duyuyorduk. Çin faktörü ve döviz kurunun tekstilcilerimizi nasıl zor durumda bıraktığını tabii ki göz ardı etmiyorum. Ama bunları, defile organizasyonlarını iptal etmeleri için bir gerekçe olarak göremiyorum.

Bir zamanlar işkembe salonlarının açılışları bile iç çamaşırı defileleriyle yapılıyordu. Tabii ki olayın böylesine yozlaşması hiç hoş değildi. Ama tekstil sektörünün önde gelen firmalarının ve ünlü modacılarımızın kreasyonlarının tanıtıldığı şık organizasyonların eksikliği de her geçen gün daha da fazla hissediliyor.

Bolu Dağı’nda neler oluyor

Ankara-İstanbul arasında arabayla seyahat etmenin şüphesiz en keyifli yanlarından birisi Bolu Dağı’nda verilen molaydı. Tereyağ, bal, mangalda et, köy yoğurdu, çoban salata ve üstüne de demli bir çay, bütün yolun yorgunluğunu alıyordu. Ancak tünelin hizmete girmesiyle birlikte işler değişti. Artık dağa çıkmıyorsunuz. Bolu Dağı’ndaki yaklaşık 50 işletme de kapılarına kilit vurmak üzere. Onların yerine tünelin her iki tarafında birkaç tesis hizmete girmiş. Tesis sayısı dağdakine göre az olunca aralarında da rekabet kalmamış. Tabii rekabetin sağladığı kalite ve hizmet anlayışı da aynı oranda azalmış. Bu arada, proje aşamasında, yeni yol güzergahındaki tesise uygun yerlerin, çok uzun yıllar için bir şirkete kiralandığı yolunda söylentiler var. Bolu Dağı esnafı da bu şirketin, otobanda işletmecilik yapmak isteyenlere sadece yer gösterip, kar ortağı olma şartı ile bu yerleri verdiğinden yakınıyor. Aralarında İsmail Usta, Cafer Usta gibi bilinen lokantaların da olduğu işletme sahipleri bir araya gelip Bolu Dağı A.Ş adında bir şirket kurmuşlar. Tünel çıkışına otel, alışveriş merkezi ve lokantalardan oluşan ortak bir tesis yaparak yaşadıkları krizden çıkmayı amaçlıyorlar. Ancak henüz arsa tahsisi konusunda bürokratik engelleri aşabilmiş değiller.
Sihirli lezzetler

Cafe Des Cafes’nin sahipleri Halil Yurtkuran’la Kamil Uzel, oldukça uzun süren bir hazırlığın ardından kafe, restoran, bar tarzındaki mekanlarını açtılar. Mekanın adı olan Hok’s, sihirbazların sihir yapmadan önce söyledikleri "hokus pokus"tan geliyor. İki katlı, oldukça şık, manzarası güzel, keyifli bir mekan olmuş. Mönüsüyle ilgili bilgileri ise Hok’s’un mutfak konsept danışmanlığını yapan Patricia Ünder verdi. İtalya’da Bocco Otelcilik ve Aşçılık okulundan sonra mastırını New York’taki dünyaca ünlü Culinary İnstitute Of America’da yapan Ünder, Hok’s’un oldukça geniş mönüsü için, "Başta Akdeniz ve Uzakdoğu olmak üzere dünya mutfaklarının bizim damak zevkimize göre harmanlanmış hali" diyor.

Mutlu yıllar

Bir yılı daha geride bıraktık. Hem de ülkemiz için oldukça köklü değişikliklerin olduğu bir yılı. 2008’de herkese sağlık ve huzur dolu günler, ülkemiz için de yüzünü aydınlığa döndüğü bir gelecek diliyorum.
Yazının devamı...

Yılbaşı gecesi sendromu

24 Aralık 2007
Dört günlük bayram tatilinde çok fazla şehir dışına çıkan olduğunu pek sanmıyorum. Antalya’da iptal edilen otel rezervasyonları ve sanatçı programları da bu düşüncemi destekliyor. Hava da buz gibi olunca, Ankaralılar bayramı genelde aileleriyle birlikte evlerinde geçirdiler.

Şimdi ise sırada yılbaşı gecesi var. "Yeni yıla nasıl girersem, bütün bir sene de öyle geçecek" inancıyla, çok eğlenebilmek için insanların kendilerini fazlaca kastıkları yılbaşı gecesi.

Bir program yapmak mecburmuşçasına herkes birbirine yılbaşı gecesi ne yapacağını soruyor. Kimileri çoktan programını yaptı, kimileri ise "2008’e en güzel nasıl girebilirim?" sorusuna cevap bulmak için kafa yormaya devam ediyor. Tabii tercihini evde, pijama, terlik, televizyon üçlüsünden yana kullananlar da var.

Son yıllarda Ankara’da yılbaşı gecesi eğlenceleri önceki yıllara oranla daha da sönük geçmeye başladı. Ünlü politikacıların, işadamlarının, bürokratların aileleriyle birlikte katıldıkları göz kamaştırıcı baloların yerinde artık yeller esiyor. Bu sene de bunun aksini gösterecek bir işarete rastlamadım.

Beş yıldızlı otellerde düzenlenen yılbaşı balolarında öyle çok önemli bir yıldız yok. Sahneye çıkacak en magazinsel isim oryantal Asena. O da aslında yılbaşı gecesi için Bolu Koru Otel’de sahne alacak ama, erken saatlerde Sheraton’ın balo salonunda çıkıp oradan aynı gece Bolu’ya yetişecek. Bir zamanlar yılbaşında Hülya Avşar gibi isimlerin sahne aldığı Hilton Oteli’nin balo salonunda ise program bile yok.

Eğlence mekanları ve gece kulüpleri ise çoğunlukla normal programlarını yapıyorlar. Bazıları programlarını dansçı kızlar ve oryantalle renklendirmiş. En büyük fark ise mönülerinde. Hemen hemen hepsi yılbaşı gecesine özel kestaneli hindi dolması veriyor. Tabii fiyatlar da özel. İkiye üçe katlanmış durumda. Mekanların hemen hemen tamamı limitsiz yerli içki uygulaması yapıyor. İçkiler, "Nasıl olsa limitsiz" mantığıyla tüketilince, gece 11’den sonra ayakta durabilen insana rastlamak da biraz zor oluyor.

Şehrin içinden geçen otobanlar nedeniyle doğru düzgün bir meydanı kalmayan Ankara’da tabii ki öyle herkesin katılabileceği ve eğlenebileceği bir açıkhava parti organizasyonu da yok. Paris, Moskova, New York gibi şehirlerde yapılan, büyük meydanlarda binlerce kişinin toplandığı, yılın son saniyelerini hep bir ağızdan geriye doğru sayıldığı bu tarz eğlenceleri, yılbaşının ertesi günü televizyon haberlerinden gıpta ile izlemeye devam edeceğiz.

Köpük Kralından parti

YILBAŞI gecesinin en renkli organizasyonlarından birisini Köpük Kralı olarak tanınan Cazım Özal yapıyor. Avrupa’nın en büyük ısı yalıtım malzemeleri üreten fabrikalarından birisi olan Özpor’un sahibi, Ankaralı sanayici Cazım Bey, iş hayatındaki başarısı kadar renkli kişiliğiyle de dikkat çeken bir isim. Eski Türkiye güzellerinden Aylin Hanım’la evli olan Özal, yılbaşı gecesi için Bilkent Otel’in İzmir Salonu’nda yaklaşık 200 kişilik bir davet veriyor. Gecenin kusursuz geçmesi için bütün ayrıntılar en ince noktasına kadar Cazım Bey ve Aylin Hanım tarafından tasarlanıyor.

Bu arada ünlü iç mimar Neşet Güne ve eğlence mekanlarının başarılı işletmecisi Suat Durkan’ın yılbaşı gecesi için birlikte planladıkları Vegas Parti iptal edilmiş. Anlaşılan Güne ve Durkan soyundukları işin ne kadar teferruatlı ve zor olacağını sonradan anlamışlar ve vazgeçmişler.

O artık bizden biri

YUNANİSTAN’ın Ankara Büyükelçisi George Yennimatas, iki buçuk yıllık görevinin ardından emekli oldu ve ülkemizden ayrıldı. Türkiye’de kurduğu sıcak ilişkiler ve yaptığı yardım çalışmaları ile her kesimden insanların takdirini kazanan eşi Athena Yennimata ise başlattığı projeleri yarım bırakmaya hiç de niyetli değil. Bayan Yennimata, özellikle de kimsesiz çocuklar için ciddi çalışmalar yapmıştı. Hatta "Yılın Annesi" bile seçilmişti. Yennimata, Ankara’daki bazı diplomat eşleriyle birlikte kurmayı planladıkları Türk-Yunan Çocuk Dostluk Derneği projesini hayata geçirmek için kararlı. Bunun için de Şubat’ta yeniden Ankara’ya geliyor. Kendini artık içimizden biri olarak gördüğünü de her fırsatta dile getiriyor.
Yazının devamı...

Turgut Afrika’ya gitsin

10 Aralık 2007
Çünkü onun en büyük hayranlarından birisi bir Afrikalı, hem de bir diplomat eşi; Güney Afrika Büyükelçisi Sobizana Mngqikana’nın eşi Lindiwe Mngqikana. Evet yanlış okumadınız; Afrikalı bir diplomatın eşi Turgut’un hayranı. Bu hayranlığını da kendisi için düzenlenen veda partisinde, "Altı yıldır Türkiye’deyim ve en çok salla salayı özleyeceğim" diyerek ve Turgut gibi dans ederek itiraf etti. Davetliler ne demek istediğini anlamaya çalışırken, konuyu partinin ev sahibi Rüveyde Akbay aydınlattı, "Türkiye’nin pek çok yerini Sefire Hanım’la birlikte gezdik. Otobüsün en önünde birlikte otururduk. Otobüste ne zaman Ankaralı Turgut’un ’salla salla’ adlı şarkısı çalsa, Sayın Mngqikana dans etmeye başlardı" Eğer Türkiye’de bir Afrikalı diplomatın eşi ona hayransa, eminim ki Turgut, Afrika’da çok daha fazlasını bulur. Hem böylece Ankara’nın kültürüyle hiç alakası olmadığını düşündüğüm müziği, dansı ve belleklerde silinmez izler bırakan şarkı sözlerinden Afrikalılar da mahrum kalmamış olur. Hatta Turgut’la birlikte başlayan bu garip furyadan etkilenip, isimlerinin önüne Ankara sıfatı koyarak bu tarz çalışmalarla isim yapmaya çalışanlar da onunla gitsinler. Gerçek Ankaralılar’ın gönlüne kuramadıkları tahtı belki Afrikalılar’ın gönlüne kurabilirler.

TOBB ikizleri canlanıyor

GEÇTİĞİMİZ hafta Başkent’in Hayaletleri başlığıyla, yıllardır yapımları devam eden ve bir türlü hizmete girmeyen dev binaları yazmıştım. Bu hayaletler, hem ülke ekonomisi için büyük bir kayıp oluşturuyor hem de Ankara’nın siluetinde de çirkin bir görüntü yaratıyordu. Bu binalardan birisi de, yapımlarına bundan tam 19 yıl önce başlanan Eskişehir yolundaki ikiz kulelerdi. Devletin döktüğü milyonlarca dolarla özel sektör tarafından yaptırılan, ancak yıllarca kullanılmadan atıl bir şekilde bekletilen bu dev kuleler, yaklaşık iki yıl önce Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından satın alınmıştı. TOBB yetkilileri geçtiğimiz hafta müjdeyi verdiler. İkiz kulelerin önümüzdeki Mayıs ayında hizmete girmesi planlanıyor. "Peki bitmiş görünen bu binaları açmak için iki yıldan fazla niye beklediler?" diye sorabilirsiniz. TOBB bunları satın aldığında binalar dıştan tamamlanmış gibi görünmesine rağmen, içleri kaba inşaat halindeymiş. Hiç kullanılmayan bu binaların projesi, TOBB’dan önce tam yedi kez değişmiş. Binayı birlikte gezdiğimiz teknik personel, "Sıfırdan yapsaydık daha kolay olurdu. Tek kullanıcıya yönelik projeyi, çok kullanıcıya dönüştürdük. İleri düzeyde teknik donanıma sahip olacak şekilde tadilat ve dekorasyon yaptık. Son birkaç ay yaklaşık 250 kişiyle çalıştık ve mümkün olan en kısa sürede inşaatı tamamladık" diyor. Binalar hizmete girdiğinde içinde yaklaşık 3 bin kişi çalışacak. Eskişehir Yolu bölgesinin ticari canlılığını daha da artıracak.

Bu arada TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da inşaatla, en ince ayrıntısına kadar birebir ilgilenmiş. Kayserili Başkan hesabını kitabını iyi biliyor. Her iki kulenin ilk dört katını ve yan binalarını TOBB kullanacak. Diğer bölümleri ise kiraya verilecek. Kamudan birçok kuruluşun da kiralamak için talepte bulunduğu söyleniyor. Devlet, önce yaptırıyor, sonra kullanmayıp zararına satıyor, en sonunda da kiracı olmaya çalışıyor. İlginç değil mi?

Kalecik’te İtalyan şarabı

KISA bir zaman içinde üzümüyle ve Kalecik Karası şarabıyla ünlü Kalecik’te İtalyan şarabı bağları görürseniz hiç şaşırmayın. Ankaralı başarılı iş adamı Enis Safi, Başkent’in yeni alışveriş merkezi Panora’da Branca adında bir İtalyan restoranı açtı. Sadece restoran değil, aynı zamanda kafe ve bar olarak da hizmet veren bu mekanın adı Türkçe’de dal anlamına geliyor. Enis Bey, Kalecik’teki arazisinde de Branca adıyla kendi şarabını ürütmek için lisans başvurusu yaptı. Ancak Branca adının bütün dünyada bir İtalyan şarap üreticisi tarafından tescil ettirildiğini öğrendi. Hemen atladı İtalya’nın Padova şehrine gitti. Fernet Branca markalı şarap üreticisi firmanın sahipleriyle görüştü.

Enis Bey’in söylediğine göre, görüşme oldukça olumlu geçmiş. İtalyanlar, Kalecik’te ortak şarap üretimi işine hiç de soğuk bakmamışlar. Eğer bu proje gerçekleşirse, Kalecik Karası’na ciddi bir rakip gelecek gibi görünüyor.
Yazının devamı...

Yılbaşında Vegas Parti

26 Kasım 2007
Yılsonunun yaklaşmasıyla birlikte Ankara eğlence hayatını da yılbaşı gecesi heyecanı sardı. 31 Aralık geceleri son yıllarda eskisine göre daha sönük geçmeye başlamış olsa da, hem Ankaralılar, hem de mekanlar şimdiden yılbaşına hazırlanmaya başladılar bile.

Başkent sosyetesi ise bu yılbaşı gecesi kendi partisini kendisi organize ediyor. Hem de bugüne kadar hiç görülmemiş, denenmemiş bir konseptle. Art Deco Vegas Parti adı altında düzenlenen bu gece için seçilen mekan Bilkent Otel. Gecenin iki mimarı ise Ankaralı ünlü iç mimar Neşet Güne ve Ankara gecelerinde uzun süre işletmecilik yapan Suat Durkan.

Peki bu çok özel partide neler var. Bilkent’in salonu yılbaşı gecesi, koyu renklerin hakim olduğu bir dekorasyon ve loş bir ışıkla Las Vegas’taki gece kulüplerini andıracak. Erkeklerde smokin, bayanlarde ise tuvalet mecburi. Kapıda davetlileri karşılayan teşrifatçıdan, içerde hizmet eden garsonlara kadar bütün çalışanlar kumarhanelerdeki krupiyeler gibi giyinecek. Fonda Frank Sinatra, Dean Martin ve Marilyn Monroe gibi klasikler çalacak. Bir tarafta sihirbazlar, bir tarafta da kankan kızlar gösteri yapacak. Kuzey ülkelerinden gelen dansçılar gece boyunca sahneden hiç inmeyecek. Bütün bunların haricinde tabii ki bu atmosfere uyum sağlayacak yerli ya da yabancı bir ünlü isim de program yapacak. Bu arada Neşet Güne ve Suat Durkan da zaman zaman sahneye çıkıp, talk şov misali sohbetlerle ortamı daha da ısıtacak. Yarattığı, dekore ettiği mekanlarla sıradışı çizgisini ortaya koyan Neşet Güne, bu kez de gece hayatında farklı bir eğlence ortamına imza atacak. Bu organizasyonda amacının ticari bir kazanç olmadığını üstüne basa basa söylüyor. "Tek derdimiz, 2008’e medeni bir Türk vatandaşı olarak girmek" diyor. Bu arada söylemeden geçmeyelim, "Biz bu partiye nasıl gireriz" diye hiç boşu boşuna kafa yormayın. Geceye katılacak 150 kişinin adı çoktan belirlenmiş bile.

Bir facebook haberi

FACEBOOK
hayatımıza bir girdi pir girdi. Bizi sanal sosyal olma yolunda, ne yazık ki, bir adım daha ileriye götürdü. Artık, gazetelerde, televizyonlarda bile sık sık facebook kaynaklı haberler çıkıyor.

Modaya uyup mecburen facebook’unu günde birkaç kez kontrol edenlerden birisi de benim. Listemde yer alan Ankaralı işadamlarından Altınok Dilaverler’in facebook albümünde bir fotoğraf dikkatimi çekti. Dilaverler’in sarmaş dolaş poz verdiği kız, geçtiğimiz haftalarda İstanbul’a da gelen dünyaca ünlü Dj Tiesto’nun Türk sevgilisi Mine Taşkıran’dı. Tabii hemen telefona sarılıp "Ne iş?" diye Altınok’u aradım. İkili, Miami’de Gökhan Yüzbaşıoğlu’nun açtığı Spy Lounge’da tanışmışlar. Çok da iyi arkadaş olmuşlar. Sık sık da görüşüyorlarmış. Babası Türk, annesi Amerikalı Mine Taşkıran, Tiesto’dan dolayı, Türkiye’de değil ama Amerika’da acayip ünlü olmuş. Kendini Paris Hilton gibi hissetmeye başlamış. Bu durumdan da rahatsız oluyormuş. Amerika’dan kaçıp, Türkiye’ye gelmeyi bile düşünüyormuş. Mine Taşkıran’da bu güzellik varken onu burada da pek rahat bırakacaklarını sanmıyorum.

Efsane festival

TAM 18 yıldır aralıksız olarak devam ediyor. Artık bir klasik oldu. Sadece Ankaralılar’da değil, Türkiye’nin pek çok yerinde alışkanlık haline geldi. Efes Pilsen Blues Festivali’nden bahsediyorum. Amerika’nın en ünlü blues sanatçılarını her yıl bizim blues tutkunlarıyla buluşturan festivalden.

Bu sene kendilerini aştılar. Tekirdağ’dan Diyarbakır’a, Trabzon’dan Mersin’e tam 20 ili gezdiler. 18 yıl içinde 71 grup ve toplam 201 sanatçı sahne aldı. 228 konser gerçekleşti. Çeyrek milyondan fazla kişi izledi. 8 bin kilometre yol kat edildi. Ankara konserini verdikleri Hilton Oteli’nin balo salonu yıkılıyordu. İğne atsanız yere düşmezdi. Bilet bulmak imkansızdı. Yüzlerce kişi kapıda kaldı. Bu yıl bizim sınırlarımızı da aştılar. Türkiye’den Sırbistan’a geçiyorlar. Bu gidişle yakında bütün Avrupa’yı dolaşırlar.

"Teşekkürler Efes Pilsen"

Yazının devamı...

Başkent’in moda elçisi

5 Kasım 2007
Dünyanın neresinde modayla ilgili bir organizasyon, fuar, sergi varsa soluğu orada alıyor. Paris, New York, Milano arasında mekik dokuyor. Her yeniliği günü gününe takip ediyor.

Sadece yenilikleri değil, modanın geçmişini de en iyi bilenlerden. Bu konuda dünyanın en kapsamlı kitabını o yazdı. Kitaptan daha çok ansiklopediye benziyor. İçinde kendi çizimi tam 200 tane moda illüstrasyonu var. Kostüm ve Moda Tarihi adlı bu yapıt, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yurt dışında katıldığı fuarlarda, ülkemizi temsil eden en itibarlı eserler arasında yer alıyor.

İkinci kitabı hazır. Moda tarihine yön veren ünlü isimlerin hayatları, yaşadıkları dönemlerdeki moda akımları ve yarattıkları markaların günümüze kadar geçirdikleri süreci anlatıyor. İlk kitabı gibi bu da konusunda dünyadaki en kapsamlı çalışma. Kitaplardan para kazanmıyor. Elif Jülide Dereboy’un tek amacı var; Ankara’nın ve ülkemizin sesini, moda sektöründe, uluslararası alanda bir parça olsun duyurabilmek. Gecesini gündüzüne katıyor ve bunun için koşuşturuyor. Yaptığı çalışmaları, topladığı bilgileri sadece okuldaki öğrencileriyle değil, daha çok kişiyle paylaşmak istiyor.

Tek başına gücü bu kadarına yetiyor. Artık birilerinin çıkıp, yaptığı çalışmaları görmesini ve değerlendirmesini bekliyor. Ve son yıllarda ciddi anlamda bir imaj sorunu yaşamaya başlayan ülkemizin, çok fazla gösterme şansı bulamadığı modern yüzünden bir kesit sunmayı amaçlıyor.

Ah canım, çok yaşlanmış

Türkiye, dünyaca ünlü bir yıldızı ağırladığı zaman çoğunlukla bu işte aslan payını İstanbul alırdı. Ama Kevin Costner, programında olmamasına rağmen sürpriz bir şekilde Ankara’ya da geldi. Yapımcısı, yönetmeni ve senaryosu ortada olmayan bir filmde Atatürk’ü canlandıracağı dedikoduları arasında soluğu Anıtkabir’de aldı.

Costner’ın ziyareti 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na rastlayınca, Anıtkabir’deki manzara da görülmeye değerdi. Ata’yı ziyarete gelen onbinlerce Ankaralı, bir anda karşılarında bir Hollywood yıldızını görünce büyük bir izdiham yaşandı. Bu arada kalabalığın içinden bazı bayanların "Ah canım, çok da yaşlanmış" dediklerini duyuldu. Eh tabii Kevin Costner, çok uzun bir süredir aklımızda yer edecek bir filmde oynamadığı için, hepimiz hala onu Kurtlarla Dans ve Bodyguard filmlerindeki genç ve yakışıklı haliyle hatırlıyoruz.

Kevin Costner’ı Anıtkabir ziyaretinde bir bodyguard ordusu korudu. Bu koruma ordusunun içinden bir kişi ise hiç yabancı gelmiyordu. Biraz daha dikkatli bakınca, ünlü yıldızın arkasından bir an olsun ayrılmayan bu gencin, Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in oğlu Osman Gökçek olduğunu fark ettim. "Herhalde Osman Gökçek bodyguardlık yapmıyordur" diye aklımdan geçirdim. İlginç gerçeği ise sonradan öğrendim. Meğerse Kevin Costner’i Ankara’da küçük Gökçek’in başkanlığını yaptığı Türkiye Gençlik Kulübü Federasyonu ağırlamış.

Kerkük Flamenkosu

Bir şarkıyı günde yirmi, otuz kere dinleyen birisi için ne düşünürsünüz bilmiyorum, ama son günlerde benim çevremde, ben de dahil birçok insan bunu yapıyor. Hem de youtube’tan. Şarkının adı, "Evlerinin önü boyalı direk". Öykü adında bir genç kız, iki gitar ve bir ritimle birlikte Abdurrahman Kızılay’a ait bu Kerkük türküsünü Flamenko tarzıyla yorumluyor. Ama ne yorum. Bir ses bu kadar mı güzel olur, iki farklı tarz bu kadar mı güzel harmanlanır ve ortaya nasıl böyle muhteşem bir şey çıkar anlatmak mümkün değil.

Dinlemeniz lazım. Youtube’ta izlenme rekorları kıran, dört kişiden oluşan bu grupla ilgili fazla bir bilgi toplayamadım. Ama yakın bir zaman içinde onları çok daha yakından tanıyacağımız kesin. Merakla bekliyorum.
Yazının devamı...

Havalar soğuyor geceler ısınıyor

22 Ekim 2007
Ankara eğlence hayatına yön veren isimler, yeni sezona oldukça iddialı hazırlandılar. Kimi mekanların dekorları yenilendi, kimisi tadilat yaptı, kimisi de eğlence tarzında değişiklikler yaptı. Tabii bunlara bir de yeni açılan mekanları ekleyecek olursak Ankara’da kış geceleri oldukça sıcak olacağa benziyor.

Ardı ardına hizmete giren alışveriş merkezleri, yavaş yavaş Ankara gece hayatına da hükmetmeye başlıyor. Bunlar arasında Oran’daki Panora ve Çayyolu’ndaki Minasera başı çekiyor. Ivy ve Mischa’nın sahibi Serhat Çelik, Minasera’da D’blyu W adında dev bir kulüp açma hazırlığı içinde. Yaklaşık bin kişi kapasiteli bu kulübün içinde Ankara’nın ilk Moğol Mutfağı sunan restoranı da bulunacak. Daha çok gençlere hitap edecek kulübün yılbaşına doğru yapılması düşünülen açılış gecesinde de Ferhat Göçer sahne alacak. Serhat Bey, Minasera’nın içine Ivy Stone ve 24 saat hizmet verecek Soup Factory (Çorba Fabrikası) adlı iki ayrı mekan daha açıyor. Cepa’da açılan, İstanbul’un ünlü restoranı Mirror da alışveriş merkezlerine gece hayatını taşıyan bir başka mekan olacak. Çarşamba günü Helin Avşar’ın da katılacağı bir açılışla sezona merhaba diyecekler. Mekan, saat 22.00’den sonra bara dönüşüyor ve 02.00’ye kadar muhabbet devam ediyor. Gelecek ay açılacak Panora’da da hem restoran hem de kulüp tarzında pek çok mekan yer alacak.

Gaziosmanpaşa’da Bilkentliler’in ve tikilerin vazgeçilmez mekanı olan Mischa, bu kış da gözde olacağa benziyor. İstanbul piyasasının ünlü dj’leri Hüseyin Karadayı, Can Hatipoğlu ve Suat Ateşdağlı ile uzun süreli bir anlaşma yapan Serhat Çelik, "Bu üç dj, Ankara’da sadece benim mekanlarımda program yapabilecekler" diyor.

FASIL YİNE GÖZDE

Mischa’nın komşusu Gossip de yine özel partileriyle kış boyunca adından söz ettireceğe benziyor.

Son yılların modası fasıl ve meyhane tarzı eğlencenin yapıldığı mekanlar bu kış da rağbet görecek. Eski meslektaşımız Süha Öz’ün işlettiği ve Ankara’nın klasikleri arasına giren Meze, sezonu yenilenmiş dekoruyla karşılıyor. Kemanda Popstar Savaş, kanunda ise Serkan’ın yer aldığı fasıl grubu, bence Ankara’nın en iyilerinden. Cuma ve Cumartesi geceleri ise fasılın ardından Murat’ın başarılı programı var.

Nenehatun Caddesi’nin en eski eğlence yerlerinden olan ve geçtiğimiz yıllarda Bar Duck, FM Bar, Section, Seven, Raja ve Vodka olarak hizmet veren mekan da bu sezona Cilveli Meyhane olarak girdi. Ankara gecelerinin iki başarılı işletmecisi Ertekin İlter ve Özgür Gümüş işletiyor. Cilveli’de gece fasılla başlıyor, sonra dansözler çıkıyor ve Ersan’ın programıyla eğlence geç saatlere kadar devam ediyor.

ÜNLÜ İSİMLER GELİYOR


Ankara’da eğlencenin marka ismi olan Mesa ve Nenehatun Salatalar ise bu kış da iddialı. Mesa Salata’nın dekoru, ışık ve ses sistemi yenilendi. Mönüsünde de değişiklikler yapılmış. Daha İtalyan ağırlıklı olmuş. Eğlence yine tam gaz. Cuma ve Cumartesi geceleri Gözde ve Levent ikilisi sahnede esmeye devam ediyor. Ayda bir de ünlü bir isim sahne alıyor. Tuğba Özerk ve Emre Altuğ bu kış Salata’ya gelmesi kesinleşen iki isim. Nenehatun Salata’da ise Salı akşamları Kareoke var.

Bu arada, Anadolu Gösteri Merkezi olarak bilinen Balgat’taki dev çadırın giriş bölümü Club Fuaye adı altında bir gece kulübüne dönüştü. Hafta sonları ünlü isimleri getiriyorlar. Fatih Ürek, Altay ve Demet Akalın sahne aldı. Birçok ünlü isim de sırada. Bu ilginç mekanın başında Club 13, Turca, Laila, Mischa, Mumu gibi mekanlar-dan tanıdığımız Faruk var. Ankara’da gece hayatı, geçtiğimiz yıllara kıyasla her ne kadar temposunu yitirmiş gibi görünse de bu kış Başkent geceleri oldukça sıcak olacak gibi görünüyor.
Yazının devamı...

Sosyetenin bayram çıkartması

15 Ekim 2007
Bu sezon başında hizmete giren Spice Otel, Kuzey Afrika ve Güneydoğu Asya’nın çizgilerini taşıyor. Nadire İçkale, bütün inşaatıyla bizzat kendi ilgilendiği bu muhteşem tesisi yaz sezonunun başında hizmet sokmuştu. Ancak aklının bir köşesinde de görkemli bir açılış yaparak yakın dostlarını, her santimetrekaresiyle birebir kendisinin ilgilendiği bu otelde ağırlamak vardı. Ancak yoğun geçen yaz sezonu nedeniyle bir türlü buna fırsat bulamamıştı. Nadire Hanım aradığı fırsatı, geride bıraktığımız Ramazan Bayramı’nda buldu.

Ankara ve İstanbul’dan çok sayıda yakın arkadaşını Spice Otel’e davet etti. Sosyetenin en gözde isimleri üç günlük bayram tatili için Belek’e gitti. İçkale yarattığı eseri dostlarına göstermenin ve onların takdirini kazanmanın mutluluğunu yaşadı.

Diplomatik güzel

SON dönemde Başkent sosyal hayatının, yabancı büyükelçiliklerin yaptıkları aktivitelerle daha da renklendiğini daha önce yazmıştım. Bu aktiviteler her geçen gün daha da ivme kazanarak devam ediyor. Yabancıların milli gün kutlamalarının, diplomatların hoş geldin ya da veda partilerinin, yardım amaçlı düzenledikleri baloların, sanatsal ve kültürel faaliyetlerin büyük bir bölümünü de bu sayfalardan takip edebiliyorsunuz. Bu aktivitelerde en çok dikkat çeken isimlerden birini size biraz daha yakından tanıtmak istiyorum; Ukrayna Büyükelçiliği Başkatibi Olga Chubrykova.

Olga Chubrykova, güzelliği, zarafeti ve akıcı Türkçe’siyle gittiği her yerde, katıldığı her davette ilgi odağı olmayı başarıyor. Sıcakkanlılığıyla da herkesi kendine hayran bırakıyor. Türkiye’de ilk görevine bundan yaklaşık beş yıl önce gelen Olga Chubrykova, görev süresi dolduktan sonra ülkesine geri dönmüştü. Ancak bir süre önce yeniden Türkiye’de görevlendirildi. Çok da iyi oldu. Çünkü Chubrykov’nın Ankara’daki çok sayıda arkadaşı, bu sıcakkanlı kişinin yeniden gelmesini dört gözle bekliyor.

Mekanlara Eşrefoğlu damgası

BU hafta biraz daha yakından tanıyacağımız bir başka isim ise Ebru Eşrefoğlu. Ebru Hanım’ın adını Ankara sosyal hayatında bundan sonra daha sık duyacağız. Çünkü Başkent’in gözde birçok mekanının dekorasyonunda artık onun adı var.

Geçtiğimiz yazın gözde mekanı Ivy Summer’ın o herkesin beğendiği dekorasyonu İç Mimar Ebru Eşrefoğlu imzasını taşıyordu. Bu kış sezonunun da en gözde mekanları arasında olması beklenen Mischa’nın yeni dekorasyonu ise yine Ebru Hanım’ın çizgilerini taşıyor.

Mekanları, daha büyülü daha sihirli göstermek için gayret ettiğini belirten Ebru Eşrefoğlu, "Malzeme ve ışık açısından kimsenin yapmadığı şeyleri denemeye çalışıyorum. Çalıştığım mekanlarda mutlaka özel bir tema yaratmak istiyorum" diyor.

Eymir’e yazık olmasın

BÖYLE üç beş günlük bayram tatillerinde Ankara’ya hapsolduysanız, doğayla başbaşa kalıp biraz huzur bulabileceğiniz yerlerin sayısı çok fazla değil. Bunlardan birisi de ODTÜ arazisi içinde yer alan Eymir Gölü. Ankara’nın bozkırında çok şey ifade eden bu göl ve etrafının görüntüsü ne yazık ki son dönemlerde hiç de iç açıcı değil. Küresel ısınma nedeniyle gölün azalan suyuna bir de çevrenin bakımsızlığı eklenmiş durumda. Gölün etrafındaki ormanlık bölge tam anlamıyla kendi haline terk edilmiş. Ağaçların budanması, kuruyanların kesilmesi gibi orman için hayati önem taşıyan hiçbir çalışma yapılmamış. Ayrıca bazı yerlerdeki çevre kirliliği had safhaya ulaşmış.

Deniz/ Ankaralılar için sıradan bir manzara olmanın ötesinde özgürlüğü anlatmanın en kolay yollarından birisi. ODTÜ yetkilileri, görsel açıdan büyük bir eksiklik yaşayan Ankara’nın görülmeye değer birkaç manzarasından birisi olan Eymir Gölü için, daha vahim durumlara düşmeden önlem almalıdırlar.
Yazının devamı...