"Feyyaz Uçar" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Feyyaz Uçar" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Feyyaz Uçar

Allah’ın sopası

4 Temmuz 2010
Alman takımı, teknik taktik anlayışta dünyanın bir numarası. Buna genç yaşta kazanılmış tecrübelerini de eklersek, önümüzdeki yıllarda Panzerler, bütün rakiplerini püskürtecek.
Takımın beyni Mesut. Gezgin futboluyla dar alandaki bütün sıkıntıları çözüyor. Sade ve pas hatasız futbolu, göze batmıyor ama iş bitirici.
Neuer tavan yapacaktır
Podolski ile Müller, birer dinamo. Akşam şarj edilmişler. Pilleri bitmiyor. Khedira ve Schweinsteiger’a ne demeli. Bitmeyen tükenmeyen enerjileri var. Hem ofansta, hem defansta katkıları büyük. Klose, futbol hayatının en rahat turnuvasını oynuyor. Sahip olduğu yeteneklerini kullanması için bu takım biçilmiş bir kaftan. Ona doğru yerde ve doğru zamanda ayak içini koymak kalıyor.
Almanya’nın genç kalecisi Neuer, dünyanın en iyilerinden birisi olmaya aday. Tecrübe kazandıkça tavan yapacaktır.
Kaprisi pahalıyla mal oldu
Maradona’nın S.O.S veren taktik anlayışı çöktü... Turnuvanın başından beri orta sahadaki Mascherano yalnızlığı, geciken cezayı gördü. Arjantin’in kazandığı maçlarda bile rakibe verdiği pozisyonlar ayyuka çıkmıştı. Almanya gibi bir takım bu pozisyonları affetmez. Maradona’nın Cambiasso ve Zanetti kaprisi pahalıya mal oldu. Beş ileri, beş geri taktiği Arjantin’in şanzımanını dağıttı. Bu hezimet, Tanrı’nın Eli değil, Allah’ın sopası...
Bu Dünya Kupası çok konuşulacak. İngiltere’nin sayılmayan golü, Tevez’in Meksika’ya attığı tartışmalı gol, favorilerin erken vedaları ve kayan yıldızlarla birlikte yaşanan hayal kırıklıkları... Bir de kulakları tırmalayan vuvuzela...
Yazının devamı...

Melo'nun katkılarıyla

3 Temmuz 2010
Futbol büyük bir değişim içerisinde. Çabuk düşünüp, oynayamayan kazanamıyor. Topla çok değil, az oynayan hedefe gidiyor. Bugünkü futbol eskisinden çok daha güzel ve süratli. Mazisiyle övünenler bu skorlarla dövünüyorlar.
Brezilya orta sahasında Ramirez ve Elano’nun yokluğunda, Alves ve Melo, Gilberto Silva’ya eşlik etti. Ancak Melo, değil samba yapmak, yolda yürümeyi bile bilmiyor. İtalya’da “yılın altın bidonu” seçilen Melo’nun bu unvanı niye hak ettiğini bütün dünya gördü. Bir adam bir takıma bu kadar mı yakışmaz! Robinho, Brezilya’nın en iyisi, attığı golün dışında da birçok atağın hazırlayacısı oldu. Kaka kıpırdandı ama geç kaldı. Maicon’un enerjisine ne demeli? Sağ bek mi, oynuyor sağ açık mı anlamadık.
İsteyen kazandı
Hollanda büyük bir başarıya imza attı. Oyunun başında Brezilya’nın akıcı futbolu karşısında çaresiz kalmalarına rağmen yılmadılar, mücadeleye devam ettiler. Brezilya’yı yenmek için teknik-taktik becerinin yanı sıra büyük bir hırs ve kararlığa ihtiyaç var. O da Portakallar’da mevcut. Van Bommel, Sneijder ve Kuyt 90 dakika oyundan düşmediler. Bunun yanına Robben’in yeteneği ve futbol zekası eklenince sürpriz kaçınılmaz oldu. Ama bu defans Hollanda’nın başına iş açabilir. Bir sonraki maçta oynayamayacak olan De Jong’un defansif katkısından eksik kalacak olan Hollanda kolay gol yiyebilir.
Biri dünya şampiyonluğunu 5 defa kazanmış, diğerinin siftahı yok. Biri yıldızlar topluluğu, diğeri oynamak için Robben’i bekliyor. Ama futbol işte, çok isteyen kazandı.
Yazının devamı...

Favoriyi kestirmek

29 Haziran 2010
Ancak maçta gördükki Şilili futbolcuların İspanya karşısındaki istek, hırs ve arzularından eser yok. Sanıyorum La Liga’da oynama sevdası Şilili oyunculara doping etkisi yapmış. Gerçi ikisi stoper olmak üzere, 3 önemli oyuncusunun olmaması da büyük handikap. Ama bir takım 3 günde nasıl bu kadar değişebilir?

Rotasyon düşmanı

DUNGA’nın Brezilyası emin adımlarla ilerliyor. Futbolu her ne kadar göze hoş gözükmese de neticeye gitmeyi başarıyorlar. Rotasyon düşmanı Dunga’nın yedek oyuncuları ilk 11 fırsatı bulunca kapasitelerini aşıyorlar. Çünkü Brezilya forması tarihinde hiç olmadığı kadar değerli. Kendi takımında yıldız olmak yetmiyor, bir de Dunga’nın oyun anlayışına uymak lazım.
Hakem faciaları devam ediyor, Lucio’ya ceza sahasında yapılan makas; ara makası değil! Lucio’nun ayağını tamamen yerden kestiler. Bu penaltıyı görmemek, İngiliz hakeme yakışmadı. Başka ülkelerin hakemlerini suçlayan İngilizler, kendi hakemlerine de bir öz eleştiri yapsınlar.

En çalışkanı Alves

ELANO’nun yokluğuyla ilk 11 şansı yakalayan Alves’in tekrar kulübeye dönmeye niyeti yok. Alves, orta sahanın en çalışkan oyuncusuydu; G.Silva ve Ramires’le birlikte muhteşem bir orta saha üçlüsü oldular. Brezilya’nın defans oyuncuları öne çıktıklarında çok etkililer. Sambacılar’ın attığı her korner ve frikik, rakip için büyük tehlike. Brezilya’da gol-toto oynamak çok zor. Kimin gol atacağı belli değil. Kaleci Cesar dışında herkes gole yakın.

Golcünün kralı

FABİANO’nun temiz golleri devam ediyor. Tam bir golcü. Arkasında Kaka gibi bir virtüöz olması da büyük avantaj. Bu tempo Fabiano’yu gol kralı, Sambacılar’ı da 6. kez dünya şampiyonu yapabilir. Ama öyle bir Dünya Kupası yaşıyoruz ki, favoriyi kestirmek enseyi uzatmaktan daha zor.
Yazının devamı...

Favoriler

27 Haziran 2010
Tabii ki fiziksel becerisi üstün oyuncular var; Messi, Ronaldo gibi. Ama şu bir gerçek futbolda artık şampiyonluğa oynayan takım sayısı fazla. Artık dünya kupalarında favori değil, favorilerden bahsedeceğiz. Kolay gol yemeyen defansı ve etkili forvetleri Uruguay için büyük avantaj, iki tane gol makinesi var ki, istatistikleri alt üst ediyorlar; Forlan ve Suarez için gol atmak alışkanlık olmuş.

Müthiş üçlü

Orta sahada Perez, A.Perera ve Arevalo’dan destek görmedi. Perez’in, mağlup duruma düşüp çoğalan Kore orta sahasında karşısında yapabileceği fazla bir şey yoktu. Forlan, Suarez ve Cavani top Uruguay’dayken müthiş bir üçlü. Oyunu açıp defans arkasına attıkları deparlarla birbirlerine pozisyon hazırlıyorlar. Ama öne geçtiklerinde ve top rakipteyken, orta sahaya fazla yük oluyorlar. Zaman zaman bu üçlüden birinin fedekarlık yapmasında fayda var. Orta sahaya dönüyorlar ama nafile gölge markajı yapıyorlar. Güney Kore takımını taktir etmek lazım. Gruptan çıkmaları büyük başarı.
Yazının devamı...

Kolkola

26 Haziran 2010
Dolayısıyla aynı dili konuşan iki takım, puanları da paylaştı. Ronaldo, herhalde kötünün en iyisi olduğu için maçın adamı seçildi.

İki takımın da sahadaki oyun anlayışları birbirine benziyor; 4’lü defansın önüne 3’lü orta saha, ileride de 3 forvet. Portekiz’in oyun anlayışı daha defansif; top rakipteyken 10 kişi defans yapıyor. İleride sadece Ronaldo. Koskoca 90 dakikada iki takımın da net gol pozisyonu birer tane. Bu pozisyonlarda da kaleciler cansiperane.

Meksikalı hakem, ilk yarıda 7 sarı kart birden gösterince ikinci yarıda agresif oyun da ortadan kalktı. Karşılaşma, turnuvanın en sıkıcı maçıydı.

Ronaldo yalnız kaldı

Portekiz’de Ronaldo, forvette yalnızları oynamasa daha çok pozisyon üretebilir. Yanında kimse olmadığı için kendine pozisyon üretmeye çalıştı. Başarılı olduğunu da söyleyemeyiz. Oyuna sonradan giren Simao, biraz hareketlilik getirdi ama zaman yetmedi.

Brezilya’nın forvetleri Nilmar, Baptista ve Fabiano birbirlerine pozisyon hazırlamayı düşünmedikleri için, hiçbiri pozisyona giremedi. Kollektif oyundan uzak bu anlayış kısır bir döngü gibiydi. Pas vermezsen, alamazsın, pozisyonu da bulamazsın. Dani Alves’in şut atma düşüncesi güzel, ancak onun da şutları Portekiz kalesini zora sokmadı. İki takımın da bu yakışıksız futboldan pişman olduklarını söyleyemeyiz, çünkü istediklerini aldılar. Kolkola ilk 16’dalar.
Yazının devamı...

Çizme'ye gerek yok!

25 Haziran 2010
Yoksa dünya şampiyonu da olsa sonuç hüsran. Futbol adına seviniyorum. Yıllarca itip kakarak, kendini yere atarak haksız yere başarılar kazanan İtalyanların günümüz futbolunda yerleri yok.
Oyunun ilk yarısının hakimi Slovakların topla oynama oranları, İtalyanlara göre yüksek. Girdikleri gol pozisyonları fazla, şutları daha etkili. Defansı seven İtalyanlar, her zaman olduğu gibi gol yemeden harekete geçmiyorlar. Ama fütursuzca atakları, risk almalarına sebep oluyor. Aslında defansta da eskisi kadar iyi değiller. Sakat Buffon’un yerine görev alan Marchetti İtalya kalesini dolduramıyor. Ağır Chiellini, hızlı forvetler karşısında çaresiz. Zambrotta’nın da jübilesi yakın. Ayakta kalabilen bir tek Cannavaro var. O da defansını toparlamaktan uzak.

Sürpriz değil

Slovakların poziyon hazırlayan oyuncusu Kucka, defanstan çıkarken göbeğe top atma gafletinde bulunan De Rossi’nin pasını kapıp, Vittek’e öyle bir pas attı ki, kötü vuruş bile gol oldu. Hamsik de beklentilerin altında eziliyor. Vittek’in fırsatçılığı takdire şayandı. Orta sahanın dinamosu Strba 90 dakika durmadı, galibiyette payı büyük.
Bu skor aslında sürpriz değil, İtalya’nın Dünya Kupası öncesindeki performansı alarm veriyordu. Hızlanan ve değişen futbola ayak uyduramıyorlar. Kreatif oyuncuları yok. Kanat varyasyonları zayıf, bitirici vuruşlarda etkisizler. Takımında yıldız olmayan Lippi’nin de başarılı günleri tarihte kaldı. Burası Afrika, insanlar yalın ayak, çizmeye gerek yok...
Yazının devamı...

Messi'nin keyfi

23 Haziran 2010
Bir de uzun toplarla buluşturmaya çalıştığı Samaras’ın kişisel becerisine.. Hal böyle olunca, ilk 45 dakikada Yunanlılar bir tek gol pozisyonu yok. Kalecisinin harika kurtarışları ve yedek ağırlıklı Arjantin ilk 11’inin son vuruşlardaki beceri noksanlığı var.

Yunanistan yine aynı

Yunanlıların oyun anlayışı yine aynı, savunarak Dünya Kupası’nı kaldırmak zor; çünkü Dünya Kupası’nda Messi, Agüero, Demichelis gibi yıldızlar var. Ardjantin’i öne geçiren Demichelis’in defansta Burdisso’yla iyi anlaştığını söyleyemeyiz. Bu ikili ilk 16’da Meksika ile oynayacakları maçta yetersiz kalabilir. Maradona’nın “Benim 23 tane yıldızım var” lafı doğru. Arjantin yedekleri bile dünkü maçta şov yaptı. Yedekleri boşver Maradona bile bu takım elbiseyle sahaya çıksa, rakipleri tesbihe dizer.

Onları izlemek büyük keyif

Yunan takımının rakibini yorduğu maça henüz rastlamadık. Top ayaklarına yakışmadığından, sürekli defanstalar, en az 10 kişi topla kale arasındalar. Komşu it dalaşından vazgeçmiyor!
Messi kötü gününde bile yıldız, bu kadar top ezmesine rağmen iki usta vuruşu var ki, şapka çıkarılır. Bir adamın ayağına top bu kadar mı yakışır... Messi’li Arjantin’i izlemek de dünyadaki en büyük futbol keyfi.. Bakalım keyfimizi Meksika bozabilecek mi?
Yazının devamı...

Turfanda

20 Haziran 2010

İkinci yarıda Hollandalılar kendine yakışanı yapıyor. Bir puana razı değiller. Devre başında Van Persie girdiği iki pozisyondan birini kafayla, diğerini de ayakla kaçırıyor. Demek ki uzun süren sakatlıktan ne kafaca, ne de fizik olarak kurtulabilmiş. Hemen akabinde, Sneijder’ın füzesini, Japon kaleci Kawashima, yanlış plonjon yapınca Portakalların beklenen golü geldi.
Korkak teknik adam
Golü yiyen Japonlar, üst üste korner ve şut atmaya başladılar. Bunun bir tek açıklaması var. Ya oyuncuların öz güveni sıfır, ya da teknik adam korkak. Belki de hala, kendilerini fabrika işçisi zannediyorlar. Vardiya başlamadan, ya da sipariş gelmeden, gol yok. Ama bu fabrika değil ki, canın isteyince gol atamazsın.
İlk yarıda Hollanda’nın forveti Van Persie, kanatlara çok fazla açılıp, top alınca, önde Japon defansını rahatsız edecek oyuncu olmadı. Ama ikinci yarıda Van Persie, ceza alanına biraz daha yaklaşınca, diğer arkadaşlarına ve kendine bir sürü gol pozisyonu hazırladı.
Forvet oyuncusunun geriye gelip top alması anlamsız. Defans arkasına yapacağı koşular, hem kendini hem takımı aktifi hale getirir. Doğruyu yap, golü at.
Bravo Van Marwijk Bu kadar iyi defans yapan Japon takımı, bir o kadar iyi de atak yapabiliyor. Ama futbolda, öne geçmenin avantajını kavramaları lazım. Danimarka karşısında da oynamak için gol yemeyi beklerlerse, işleri zor. Beraberliğe çıkan takımların, sonu hüsran olur.
Dünya Kupası’na gelirken, grupların en çok gol atan ve en az gol yiyen takımı, bu başarısını sürdürmeye kupada da devam ediyor. İşte istikrar budur. Bravo Bert Van Marwijk, turfandasınız Portakallar.

 

Yazının devamı...