"Feriha Dildar Şenkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Feriha Dildar Şenkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Feriha Dildar Şenkaya

Yas döneminde çocuğuma nasıl yardımcı olabilirim

23 Şubat 2009
Sevilen bir aile üyesinin ya da yakının kaybı sonrasında pek çok anne-baba, çocuklarını kayıp hakkında bilgilendirmeyerek, acıyı ifade etmekten ve kaybedilen kişinin yasını aile içinde paylaşmaktan kaçınarak çocuklarını koruduğunu düşünür. Fakat ölüm ve yas da diğer yaşam olayları gibi insan olmanın bir parçasıdır.
Dolayısıyla, çocuklar da tıpkı yetişkinler gibi kaybedilen kişinin yasını tutmaya ve yaşanan kaybı kabullenmeye ihtiyaç duyarlar.
Bununla birlikte, çocuktaki ölüm ve kayıp kavramının yetişkinlerinkinden çok farklı olduğunu ve çocuğun yaşı ilerledikçe bu kavramların da yavaş yavaş yerleştiğini bilmek, çocuğunuzun yaşına uygun bir açıklama yapmak açısından son derece önemlidir.
Çocuğun kayıp ve sürecinde karşılaşacağı en büyük güçlük, yaşına uygun olmayan bir açıklama yapılması ya da hiç açıklama yapılmamasıdır.
Ölüm hangi yaşta nasıl algılanıyor
Okul öncesi (6 yaş altı) dönemde çocuklar ölümün anlamını ve ölümün bir son olduğunu tam olarak anlayamazlar, onlar için ölüm telafisi olan bir şey olabilir (çizgi film karakterlerinin ölüp tekrar yaşama dönmesi gibi) ve ölüm korkusu anne-babadan ayrılmak çerçevesinde yaşanır.
6-8 yaş arası çocuklar ise yavaş yavaş ölümün bir son olduğunu algılamaya, ölümü hayalet, iskelet gibi korku verici nesnelerle özdeşleştirmeye başlarlar. Sevilen bir yakının ölümünü kendi olumsuz davranışlarının bir sonucu olarak da algılayabilirler.
8-9 yaşından itibaren ise çocuklar tüm canlıların ve dolayısıyla kendilerinin de bir gün öleceklerini anlamaya başlarlar ve ölümün kaçınılmaz, geri çevrilemez ve evrensel bir kavram olduğunu algılarlar.
Haberi dolaysız yoldan verin
şüphesiz yetişkinler için kaybın kendisi kadar (özellikle kaybedilen anne ya da baba ise) bu kaybı çocuğa aktarmak da acı verici ve güçtür.
Fakat ölüm haberini çocuğa dolaysız olarak basit bir şekilde aktarmak oldukça önemlidir.
Her ne kadar küçük yaştaki çocuklar “ölüm” veya “öldü” ifadelerini tam olarak algılayamasalar da, çocuğu korumak ya da yaşanan acı deneyimi ifade etmeyi kolaylaştırmak adına bu kelimelerin yerine “kaybetmek”, “uzaklara gitti”, “uzun bir uykuya daldı”, “gökyüzünde yıldız oldu” gibi açıklamalar kullanmak çocuk için son derece kafa karıştırıcı olabileceği gibi, uzaklara gitmek ve uyumak ile ilgili ciddi korkuların oluşmasına da neden olabilir.
Dolayısıyla, ölüm haberini “Dedenin bir süredir çok hasta olduğunu, hastanede uzun süre kaldığını biliyorsun, ama ne yazık ki iyileşemedi ve doktor bizi bu sabah arayıp onun öldüğünü haber verdi” şeklinde sade ve dolaysız bir şekilde vermeye özen gösterin.
Sevilen bir yakının kaybı sonrasında çocuklar anne-babalarına “Sen de ölecek misin?” gibi sorular sorma eğilimindedirler.
Bu tarz sorular üzerine, anne-babaların hayat ve ölüm ile ilgili gerçekleri güvenle çocuklarına aktarmaları oldukça önemlidir.
Küçük yaşlardaki çocuklara açıklarken, ölümün ağırlıklı olarak yaşlanmayla eşleştirilmesi sağlıklıdır.
Yazının devamı...

Kardeşler arası rekabet

9 Şubat 2009

Çatışmaların içeriği, büyük, küçük, ortanca çocuk rolleri, genellikle pek çok kültürde benzer özellikler gösterir.   

Kardeş kıskançlığının en kötü sonucu, çocuklardan birinin ya da hepsinin ciddi bir hasar almasıdır. Bu mücadelenin uygun şartlarda çocuklar için önemli kazanımları vardır. En önemlisi bu ortaklıkta ortaya çıkan sorunlarla baş ederken çocuklar kendilerini ifade etmeyi, savunmayı, fedakârlık yapmayı öğrenirler.
Aralarındaki çatışmada en baskın duygu öfkedir. Öfke doğal ve beklenen bir duygu olduğundan, anne ve babanın görevi bu duygunun yıkıcı, kırıcı olmayan bir şekilde açığa çıkmasını sağlamaktır. Öfke hiçbir zaman yok olmaz, eğer açığa çıkmasına izin verilmezse, saldırganlık ya da suçluluk duygusu gibi birçok duygusal sorun şeklinde kendini gösterir.
Çocuğunuz kardeşi ile ilgili olumsuz duygularını ifade ettiği zaman onu görmezden gelmek yerine, duygularını anladığınızı çocuğunuza kendi cümlelerinizle, “şu anda görüyorum ki kardeşinin bağırması seni oldukça rahatsız ediyor” diye yansıtmaya özen gösterin. Benzer bir şekilde, aslında var olmayan ama onun hayalini kurabileceği veya olmasını istediği bir durumu da “Bazen kardeşinin buradan çok uzaklara gitmesini isterdin” ya da “Kardeşin senden özür dilese çok mutlu olabilirdin” gibi hayal ürünü cümlelerle dile getirin.
Çocuğunuzu kardeşini incitecek davranışlardan kaçınması konusunda uyarın. Öfke duygusunu güvenli bir biçimde gösterebileceğini çocuğunuza anlatın. Gerekirse o anda çocuğunuzun duygu ve düşüncelerini, sebebini de belirterek onun yerine ifade edin ve onun da aynı biçimde kardeşine aktarmasını isteyin. (Örneğin; “Ali, evde sürekli bağırarak konuşman beni çok rahatsız ediyor. Lütfen alçak sesle konuşur musun?”)
Ailenin, çocuklar arasında çıkan çatışmada saldırgan davranan çocuk yerine o anda mağdur duruma düşmüş çocuğun acısına odaklanması gerekir. Saldırgan davranan çocuğun duygularını daha farklı ifade etmesi gerektiği söylenmeli, fakat ilgi mağdur  çocuk üzerinde olmalıdır.

Anne-babalara bazı öneriler

Uygun olmayan kıyaslamalar yapmak yerine, problemi tanımlayın. Örneğin; “Kardeşin her gün servise zamanında hazırlanıyor, fakat sen hiçbir zaman yetişemiyorsun” demek yerine, “Geceleri çok geç yattığın zamanlarda sabahları servise geç kalıyorsun ve birkaç haftadır her gün geç yatıyorsun” demek daha olumlu olur.

Yazının devamı...

Kardeşler arası rekabet

3 Şubat 2009
Kardeş kıskançlığının en kötü sonucu, çocuklardan birinin ya da hepsinin ciddi ve kalıcı bir hasar almasıdır. Bu mücadelenin uygun şartlarda çocuklar için önemli kazanımları vardır. En önemlisi bu ortaklıkta ortaya çıkan sorunlarla baş ederken çocuklar kendilerini ifade etmeyi, savunmayı, fedakarlık yapmayı ve paylaşmayı öğrenirler.

Aralarındaki çatışmada en baskın duygu öfkedir. Öfke doğal ve beklenen bir duygu olduğundan, anne ve babanın görevi bu duygunun yıkıcı, kırıcı olmayan bir şekilde açığa çıkmasını sağlamaktır. Öfke hiçbir zaman yok olmaz, eğer açığa çıkmasına izin verilmezse, saldırganlık ya da suçluluk duygusu gibi birçok duygusal sorun şeklinde kendini gösterir.

Çocuğunuz kardeşi ile ilgili olumsuz duygularını ifade ettiği zaman onu görmezden gelmek yerine, duygularını anladığınızı çocuğunuza kendi cümlelerinizle, "Şu anda görüyorum ki kardeşinin bağırması seni oldukça rahatsız ediyor" diye yansıtmaya özen gösterin. Benzer bir şekilde, aslında var olmayan ama onun hayalini kurabileceği veya olmasını istediği bir durumu da "Bazen kardeşinin buradan çok uzaklara gitmesini isterdin" ya da "Kardeşin senden özür dilese çok mutlu olabilirdin" gibi hayal ürünü cümlelerle dile getirin.

Çocuğunuzu kardeşini incitecek davranışlardan kaçınması konusunda uyarın. Öfke duygusunu güvenli bir biçimde gösterebileceğini çocuğunuza anlatın. Gerekirse o anda çocuğunuzun duygu ve düşüncelerini, sebebini de belirterek onun yerine ifade edin ve onun da aynı biçimde kardeşine aktarmasını isteyin. (Örneğin: "Ali, evde sürekli bağırarak konuşman beni çok rahatsız ediyor, ders çalışmamı engelliyor. Lütfen biraz alçak sesle konuşur musun?")

Ailenin, çocuklar arasında çıkan çatışmada saldırgan davranan çocuk yerine o anda mağdur duruma düşmüş çocuğun acısına odaklanması gerekmektedir. Saldırgan davranan çocuğun duygularını daha farklı ifade etmesi gerektiği söylenmeli, fakat ilgi mağdur çocuk üzerinde olmalıdır.

Anne-babalara bazı öneriler

Uygun olmayan kıyaslamalar yapmak yerine, problemi tanımlayın. Örnek: "Kardeşin her gün servise zamanında hazırlanıyor, fakat sen hiçbir zaman yetişemiyorsun" demek yerine, "Geceleri çok geç yattığın zamanlarda sabahları servise geç kalıyorsun ve birkaç haftadır her gün geç yatıyorsun" demek daha olumlu olur. 

Hoşunuza gitmeyen davranış biçimiyle ilgili gördüklerinizi veya hissettiklerinizi çocuğunuza yansıtın. Örneğin; "Servise sürekli geç kalman diğer arkadaşlarına ve şoföre okula zamanında yetişmek konusunda engel oluyor ve bu durumda birçok kişi zor durumda kalıyor. Ayrıca ben de işe gitmek için evden daha geç bir saatte çıkıyorum ve bu durum hoşuma gitmiyor" şeklinde bir ifade, hem açıklayıcı olması hem de çocuğun kendi davranışlarının diğer insanlar üzerindeki etkilerini görüp empati kurabilmesi açısından önemlidir.

Bir yiyeceği ya da eşyayı kardeşler arasında eşit paylaştırma konusunda kaygılanmak yerine, her çocuğun bireysel ihtiyaçlarına yönelin. Çünkü siz eşit dağıtmış olsanız bile, ufak bir boy veya renk farkı çocuğunuzun isyan etmesine sebep olabilir.

Aynı anda tüm çocuklara eşit vakit ayırmak, çocuk için yetersiz olabilir. Her çocuğunuza, onunla bireysel olarak geçirebileceğiniz zamanlar ayırın.

Kardeşler birbirleri ile çatışmaya girdiğinde, zarar veren çocuğa odaklanmak yerine canı acıyana yönelerek onun hislerine odaklanın.
Yazının devamı...

’Baba’ olmak...

3 Aralık 2008
Günümüzde ise değişen hayat koşulları ve yaşam tarzlarının (kadınların da çalışma hayatına atılması) yanı sıra, farklılaşan çocuk yetiştirme tarzları nedeniyle babalar, çocuk bakımı ve yetiştirilmesi gibi konulara aktif bir şekilde dahil olmaya başlamışlardır.

Babanın çocuk ile ilgili alanlara katılmasıyla birlikte, aile içindeki "baba rolü" de zaman içinde değişime uğramıştır. Geçmişte "eve ekmek getiren, evin direği olan otorite figürü" olarak algılanan bu tek boyutlu ve aile içinde mesafeli baba figürü, günümüzde "eş, geçim sağlayan, bakım sağlayan, koruyucu, rol modeli, oyun arkadaşı, öğretmen, ahlak rehberi" gibi, ağırlıkları farklı zaman ve koşullara göre değişen, farklı rolleri üstlenmektedir.

Günümüzde babaların üstlendiği farklı rolleri göz önünde bulunduran pek çok araştırma, babanın çocuğun çeşitli alanlardaki gelişimini önemli ölçüde etkilediğini ortaya koymuştur.

Aile içindeki baba figürünün ve baba-çocuk ilişkisinin çocuk gelişimi üzerindeki etkisi, çocuk bakımı, eğitimi, oyun gibi doğrudan etkileşim yoluyla olabileceği gibi, babanın çevresindeki insanlara ve sosyal koşullara etkisi üzerinden dolaylı olarak da gerçekleşebilir. Babanın motivasyonu, becerileri, kendine güveni, sosyal destek ve çocuk yetiştirme ile ilgili ailevi ve kültürel değerler de, babanın aile içindeki rolünü etkileyen ve baba-çocuk arasındaki ilişkinin kalitesini öngören kayda değer faktörlerdir.

Genel kanının aksine, babalık rolü doğumdan itibaren değil, çocuğa sahip olmayı istemekle başlar. Baba adayının çocuğuyla olan iletişimi de annenin hamilelik döneminde eşine yardımcı olmasıyla başlar. Hamilelik öncesi ve sonrasında da babalara birçok önemli görevler düşmektedir.

Annenin yaşadığı fiziksel ve duygusal değişimler göz ardı edilemez. Anne hamilelik döneminde içsel süreçlerini de gözden geçirmeye başlar. Hamilelikteki duygusal süreçlerin yanı sıra, fiziksel sorunlarla da başa çıkarken babanın eşine verdiği duygusal destek çok önemlidir.

Bebeğin doğumuyla birlikte kadın ve erkeğin kendilerini ve birbirlerini algılayış biçimleri de değişikliğe uğrar. Kadın anne olmuştur ve bu değişim, duygusal ve fiziksel olarak hamilelik ve öncesinde annenin zihninde başlar. Oysa babanın "babalık" hakkında tek referansı kendi babasının çocuğu olduğudur. Babalığı bebekle birlikte yavaş yavaş öğrenecektir.

Bazı teorisyenler, annenin bebekle olan ilişkisinin bebeğin kişiliğini ve sosyal ilişkilerini büyük ölçüde biçimlendirdiğini savunurlar. İlk aylarda bebeğin fiziksel ve duygusal olarak anneye çok ihtiyacı vardır. Baba, "ben bu ilişkinin dışında kaldım" demek yerine, anne-bebek arasındaki yoğun birlikteliğin doğal olduğunu, bu durumun kendisinin dışarıda kalması anlamına gelmediğini bilmelidir.

İlk iki yıldan sonra artık çocuk anne ve babaya eşit mesafededir. Baba, çocuk için dış dünyanın ilk temsilcisidir. Olumlu baba- çocuk ilişkisi çocuğun dış dünyaya daha güvenle bakabilmesini sağlar. Baba yaratmak istediği otorite ve disiplini korkutarak oluşturursa, çocuk da dış dünyayı korkutucu olarak görebilir.

Çocuklar için, kendilerinin yapamadıkları şeyleri yapacak güç ve beceriye sahip olan bütün yetişkinlerin, özellikle anne ve babaların adeta doğal bir otoritesi vardır. Anneler gibi, babaların imajı da fiziksel özellikleri ve becerileri ne olursa olsun bir başkadır. Hemen hemen her çocuğun gözünde baba figürü büyük ve güçlüdür.

Baba, erkek çocuk için model, kız çocuk için karşı cinsin temsilcisidir. "Erkek" imajı çocuğun zihninde ilk olarak, babanın fiziksel özellikleri ve davranışları ile şekillenir. Erkek çocuklar erkeksi gücü, mücadeleyi, rekabeti, yenme ve yenilmeyi baba ile deneyimler. Kızlar ise erkek dünyasına ait ilk yatırımlarını babaları sayesinde oluştururlar.

İlk yıllardan itibaren çocukların hayatında önemli bir varlık gösteren babalar, çocuklar yetişkin oldukça zenginleşirler. Yaptıkları yatırım en kárlı şekilde kendilerine geri döner. Oysa görevini yalnızca eve para getirmekle sınırlandırmış babalar, çocuklarıyla ortak bir dil oluşturma, sorun çözme becerilerini çoktan kaybetmiş olurlar. Son yıllarda baba figürlerini ve çocuk-baba ilişkilerini araştıran çalışmalar;

n İlgi ve sevgi gösteren babaların;

- çocuklarına beceri, bağımsızlık, özsaygı ve özgüven gibi kavramları aşılayarak duygusal gelişimlerine katkıda bulunduklarını,

- çocuklarını, duygusal olarak kendileriyle bağ kurmamış babalara sahip çocuklara göre daha cömert, anlayışlı, toleranslı ve empati yeteneği gelişmiş, dolayısıyla arkadaşlık ilişkilerinde daha başarılı, liderlik özelliklerine sahip uyumlu çocuklar olarak yetiştirip sosyal gelişimlerine de katkı sağladıklarını,

n Otoriter ve az ilgi gösteren babaların ise;

- keyfi ve etkisiz disiplin yöntemlerine daha sık başvurduklarını,

- çocuklarında ise utangaçlık, çekinme gibi kişilik özelliklerine daha sık rastlandığını ortaya koymuştur.

Babalar için bazı ipuçları

- Çocuğunuzun gelişimini anne karnından itibaren takip edin.

- Çocuğunuz üzerinde korkuya dayalı bir disiplin uygulamayın. Sizinle rahat ve açık bir ilişki kurabilmesi için ona fırsat verin. Tam tersi olarak tamamen disiplinsiz, kuralsız ve kontrolsüz bir disiplinin de çocuk üzerindeki olumsuz etkilerini göz ardı etmeyin.

- Anneler gibi siz de çocuğunuza onu her koşulda sevdiğinizi belirtin.

- Çocuğunuzun zihinsel ve cinsel gelişimi için sizin de anne-çocuk ilişkisinin içinde olmanız gerektiğini unutmayın.
Yazının devamı...

Çocuklarımıza risk almayı ve başarısızlıkla yüzleşmeyi öğretmek

1 Ekim 2008
Fakat 12 yaşında okulun basketbol takımına girmek isteyen çocuğunuzu aynı şekilde kollamanız, performansına müdahale etmeniz mümkün değildir.

Çocukların karşısına çıkan her yeni deneyim, anne-babaların kendi kendilerine "Çocuğumu bu deneyimde elimden geldiğince korumalı mıyım, yoksa onu serbest bırakıp yeni deneyimler edinmesi için fırsat mı vermeliyim?" gibi sorular sormalarına neden olur. Bu sorulara cevap vermek anne-babalar için çoğu zaman zordur. Çünkü ebeveynlerin, çocuklarının fiziksel ve duygusal güvenliğini sağlamak ve yeni durumlarda, yeni insanlarla yaşanacak farklı deneyimler için fırsat vermek gibi birbirleriyle çelişir gibi görünen iki görevleri vardır.

Bisiklete binmek ya da bir ağaca tırmanmak isteyen 4-5 yaşındaki çocuğunuzun etrafında olup çevresindeki tehlikeleri en aza indirgemek ve onu korumak mümkün olabilir. Fakat 12 yaşında okulun basketbol takımına girmek isteyen çocuğunuzu aynı şekilde kollamanız, performansına müdahale etmeniz mümkün değildir.

Anne-babaların her zaman söyledikleri değil, düşünce ve duyguları da bir durumda belirleyici olabilir. Direkt ifade etmeseniz de çocuğunuz için yeni bir durum ve yabancılarla olan temaslarında yaşadığınız içsel endişe onun tarafından da hissedilmektedir. Bu nedenle, kendi içsel süreçleriniz ve kendi deneyimlerinizle de ilgili bir farkındalık geliştirmeniz önemlidir.

Yeni bir deneyime adım atmak üzere olan ve bu deneyimle ilgili bazı çekinceleri olan çocuğunuza en büyük katkınız müdaheleci bir tutumla onu korumak yerine bu yeni deneyimle ilgili değerlendirmeler yapmaktır. Bu değerlendirmeler sırasında anne-babaya düşen görev çocuğunuz ile bir durumun artı ve eksilerini gözden geçirip, eğer olası yarar/kazanç olası zarar/kayıplardan fazla ise risk alabileceklerini ve bu riskin makul bir risk olacağını aktarmaktır. Diğer bir deyişle risk unsuru içeren yeni bir deneyim karşısında anne-babalar çocuklarını risk unsurunu ve olası sonuçları irdeleyen sorular sormaya ve cevap vermeye yönlendirmelidirler. Örneğin, basketbol takımının seçmelerine girmek isteyen, ama başarısız olmaktan çekinen çocuğunuza yönlendirebileceğiniz sorular "Basketbol seçmelerinde başarılı olma şansın nedir?" , "Bu seçmelere girmekle kazancın ne olacak?" , "Seçmelerde kaybedersen ne olur? Risk nedir?" , "Olası kazancının ve kaybını göz önüne aldığında, risk almana yani seçmelere girip, takıma girmeyi denemeye değer mi?" olabilir.

Bazı çocuklar diğerlerine göre daha cesur ve gözü karadır. Küçük yaşta hiçbir şeyden korkmadan yüksek yerlerden atlayıp zıpladıkları gibi ileriki yaşlarda da sonuçlarını düşünmeden makul olmayan riskler alır ve çoğu zaman olumsuz sonuçlar elde ederler. Bu çocukların anne-babaları, tehlikeli durumlarda risk almak söz konusu olduğunda elbette müdahele etmelidirler. Ancak, başa çıkılabilecek riskler söz konusu olduğunda anne-babalar harekete geçmeden önce çocuklarını olası riskleri ve sonuçları irdeleyen sorular üzerine düşünmeye yönlendirebilirler. Harekete geçmeden önce düşünmek bir alışkanlık haline geldiği zaman, makul olmayan risklerden kaynaklanan olumsuz sonuçlar da önemli ölçüde azalacaktır.
Yazının devamı...

Çocuğumun merak duygusunu nasıl geliştirebilirim

17 Eylül 2008
Her sağlıklı çocuk özellikle konuşma becerisini kazanmaya başladığı zamanlardan itibaren, etrafında gördükleri ve bunların "neden" ve "nasıl" işledikleriyle ilgili sayısız sorular sormaya başlar.

Aslında çocukların çevrelerinde gördüklerini keşfetme çabası bebeklik döneminde; ilk aylarda bebeğin eline aldığı herşeyi ilk önce ağzına götürerek tanımaya çalışması, ileriki aylarda da etrafındaki objeleri parmakla işaret ederek yakalama çabasıyla başlar.

Konuşma becerisinin edinilmesiyle birlikte, özellikle "Bu ne?" sorusuyla başlayan dünyayı ve insanları anlamaya yönelik merakın anne-babalarca ele alınışı, çocukta merak duygusunu ve öğrenme hevesini geliştirmek açısından çok önemlidir.

Anne-babalar için bazen oldukça sıkıcı hale gelen bu soruları sabırla ve özenle yanıtlamak çocuğunuzun hem öğrenme isteğinin gelişmesini hem de bilinmeyenden kaynaklanan kaygılarının azalmasını sağlar.

Hemen hemen her yeni aktivite çocuğunuzun yeni keşifler yapma ve öğrenme arzusunu tatmin etmesi için yeni bir deneyimdir. Her yeni keşifte anne-babaya düşen görev çocuğun merak duygusunu kabul edip desteklemek, ancak onu yönlendirmekten kaçınmaktır.

Örneğin, 9 aylık bebeğiniz yatağının başında dönen oyuncak hayvanlara ulaşmak istedi; hemen bebeğiniz için uzanıp oyuncağı ona uzatmak yerine bırakın sizin gözetiminizde kendisi ona uzanıp yakalamayı denesin. Bu deneme yalnızca bebeğinizin çevresindekilere duyduğu ilgiyi değil aynı zamanda kaba ve ince-motor becerilerini de geliştirmesine yardımcı olacaktır. Örneğin, çocuğunuz oyuncak kedisinden çıkan sesin nerden geldiğini anlamak için onu parçalara ayırdı; bu durumda, oyuncağına zarar vediği için kızıp oyuncağı elinden almak yerine neden onu parçalara ayırdığını sorup sesi çıkaran mekanizmayı birlikte anlamaya çalışabilirsiniz.

KÜÇÜK KAŞİFİ ENGELLEMEYİN

Çocuğunuzun oyuncağını parçalara ayırması ya da boya yaparken etrafı kirletmesi hoşunuza gitmeyebilir; fakat bu durumlarda onu engellemek ve sınırlandırmak çocuğunuzun merakının törpülenmesine neden olabilir.

Bunun yerine, çocuğunuzun keyif aldığı ve merak duyduğu alanları gözlemleyip bu alandaki bilginizi onunla paylaşarak veya birlikte daha fazla bilgi edinmeye çalışarak onun ilgi duyduğu alana merak ve ilgisini besleyebilirsiniz. Unutmamak gerekir ki, çocukluk yıllarında edinilen ilgi alanları yetişkinlikte birçok insanın hobisi veya mesleği haline gelebilir.

Çocukların sorularına sabırla tatmin edici yanıtlar vermek ve onların keşif girişimlerine destek olmak gibi, soru sormak da merak ve araştırma duygusunu besleyen bir yoldur. Önemli olan çocuğunuza zengin bir çevre ve çok çeşitli uyaranlar sağlayarak çevresini zenginleştirmektir. Elbette çocuğunuza çeşitli oyuncaklar ve aktiviteler önerin, fakat onlarla ısrarla oynamasını sağlamak yerine geri çekilin, seçimi ona bırakın ve izleyin.

Çocuğunuzun çevreye olan merakını desteklemek için

- Güvenlik sınırları içinde bebeğinizin çevresini keşfetmesine olanak sağlayın.

- Çocuğunuzun ilgi alanlarını takip edin; bırakın boya yapmak istiyorsa elleri boyansın, suyla oynamak istiyorsa üstü başı ıslansın.

- Çeşitli görüntü, ses, koku, doku tanımasını sağlayan oyunlar ayarlayın, farklı sosyal ortamlara girip farklı oyun arkadaşları edinmesini sağlayın.

- Yeni ve bilinmeyen deneyimlerden korkan çocuğunuza korkularının üstesinden gelmesinde yardımcı olun, çevresindekileri keşfetmesi için onu cesaretlendirin.

- Çocuğunuza duygu ve düşüncelerini sorun, sorunlara farklı çözümleri getirmesi için onu düşünmeye teşvik edin.
Yazının devamı...

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

4 Eylül 2008
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), uyum, kendini kontrol etme, kurallara uygun davranış ve problem çözme alanlarında erken yaşlarda görülen gelişimsel bir problemdir.

Çocukluk döneminde hareketlilik normaldir. Oyun sırasında koşma, bağırma, zıplama gibi eylemler çocuklardan beklenen normal davranışlardır. Fakat, DEHB’li çocuklarda bu hareketlilik gözle görülür bir biçimde diğer çocuklardan ayrılır. Yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında bu çocukların bitmek tükenmek bilmeyen enerjileri aradaki farkın kolayca fark edilmesini sağlar. Genelde bu çocuklarda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) "hiperaktif" olan kısmı öncelikle göze çarpar.

DEHB dikkat, uyum, kendini kontrol etme, kuralara uygun davranış ve problem çözme alanlarında erken yaşlarda görülen gelişimsel bir problemdir. Kısa süreli dikkat, yerinde duramama, huzursuzluk, zayıf akran ilişkileri, saldırganlık, yalan, sosyal problem çözme yetersizliği gibi problemler başlıca belirtileridir. Çocuklarda olduğu kadar yetişkinlerde de görülen önemli psikiyatrik sorunlarının başında gelir.

DEHB tanımı altındaki sorunlar 4 başlık altında toplanabilir:

1- Dikkatsizlik-dalgınlık

DEHB’li çocuklar bir işe başlayabilmek, o işi tamamlayıncaya kadar dikkatini sürdürebilmek,aynı anda iki uyarıcıya birden dikkatini odaklayabilmek ve tepkide bulunmaya hazırlıklı olabilmek gibi alanlarda zorluk çekerler.

2- Düşünmeden davranma

DEBH’li çocuklar davranışlarının sonuçlarını,gelecek tepkileri düşünmeden, ani ve kurallara uymayan davranışlar gösterme eğilimindedirler. Kuralların farkında olabilir ve sorulsa söyleyebilirler, bununla bereber kendilerini kontrol etmede güçlük çekebilirler.

3- Uzun süreli hedeflerde zorluk

Hedefe giden yolun uzun olması durumunde zorluk yaşarlar ve çoğunlukla görevi yarım bırakıp çekilirler. O nedenle hedefe giden yolda kısa aralıklı küçük hedeflerle teşvik edilmeye gereksinim duyarlar.

4- Aşırı uyarılmışlık durumu

DEHB’li çocukların büyük bir bölümünde aşırı duyarlılık ve hareketlilik vardır.Hareketlerini kontrol altına almakta zorlanırlar, sürekli bir kıpırdanış içindedir. Üzüntü ve sevinç gibi duygulanımları aşırı uçta ifade ederler.

Belirtiler erken yaşlarda görülüp geç fark edilebilir

DEHB belirtileri aslında 7 yaşının öncesinden itibaren görülür fakat fark edilemeyebilir. 1 yaşın altındaki bebeklerde DEHB’nin kolay sinirlenme, annenin memesine saldırma, hava yutma ve gaz problemi, gece sık uyanma, kolay rahatlamama ve gece yarısı oyun isteme, aşırı enerjik ve sürekli uyaran arayışı içinde olma gibi belirtileri olabilir.

Erken çocukluk döneminde DEHB’li çocuk aşırı hareketli, enerjik ve zor başa çıkılabilen bir çocuktur. Bu aşırı hareketlilik beklenmeyen kazalara veya yaralanmalara yol açabileceğinden çocuk her zaman denetim altında olmalıdır. Huysuzluk, uyku alışkanlığında bozukluk (her zaman görülmeyebilir), kardeşleri ve arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde saldırgan ve olgunlaşmamış davranış göstermeleri bu çocukların özellikleri arasındadır.

Orta çocukluk döneminde yukarıdaki özelliklere ek olarak yalan söyleme, sınıf içinde uygunsuz davranış, söz dinlememe ya da otoriteye karşı gelme dikkat çeker. Okul döneminin başlaması ile beraber dikkat eksikliğine aşırı hareketliliğe bağlı olarak öğrenme sorunlarının ortaya çıkması ve beklenenin altında akademik başarı eklenir. Sosyal ilişkilerde zayıflık devam eder; diğer çocuklara oyunda katılamaz ve genellikle de yaşıtlarına oranla ısrarcı, bencil ve olgunlaşmamıştır.

Son çocukluk döneminde ise ebeveynler ve öğretmenler erken ve orta çocukluk dönemindeki problemlerden yakınırken son çocuklukta görülen depresyon, düşük benlik saygısı, saldırganlık, çalma ve yıkıcılık da onları endişelendirir. Çocuk hareketlerinin sonuçlarını değerlendirme yeteneğini kaybetmiş görünür, aynı zamanda yaşıtları gelecekleri hakkında fikre sahipken o geleceğiyle çok ilgilenmez. Soytarılık, akılsızca davranma, yapması gereken iş dışındaki şeylerle uğraşma ve yıkıcı davranışlar sergiler. Arkadaş yokluğu da ailelerin sık şikayet ettiği bir konudur.

Anne babalara ipuçları

DEBH’li çocukların davranışlarını idare etmek diğer çocuklarınkinden çok daha zordur. DEHB’li bir çocuğa sahip anne-babaların etkili olabilmeleri ve davranış problemlerini en aza indirebilmeleri için bazı öneriler şunlardır:

Çocuğunuzun yumuşak geçişler yapabilmesi için önceden günün programını belirtin böylece daha kolay geçişler yapacaktır.

Çocuğunuzun aşırı uyarılmış olması, otururken problem çekmesi, kendini kontrol edememesi gibi durumlarının uyarıcı sinyallerini gözleyin ve önlemeye çalışın.

Sınırlı sayıda seçme şansı verin. Örneğin bütün oyuncakların arasından seçim yaptırmayın.

Verdiğiniz talimatlarda tek basamaklı, basit ve karışık olmamaya çalışın.

Limitlerinizi iyi belirleyin. "Yapma" yerine "Yap" cümlelerini kullanın.

Sonuçları verirken sakin bir ses tonuyla yapın. Sesinizi yükseltmektense alçaltmaya çalışın. Ders verir gibi konuşmayın. Direkt olarak sonuca ulaşın.

Kolay ve basit ödül/cezalar kullanın. Ceza verirken uygun olmayan davranışa odaklanın. Çocuğunuzu kötü olmakla suçlamayın ya da kişiliğini eleştirmeyin.

Sorumluluklarını ve görevlerini yerine getirirken ona destek olun. Unutmayın ki organize olamamak ve unutkanlık dikkat eksikliğinden kaynaklanır. Başlamak için yardıma ya da hatırlatmalara ihtiyaç duyabilir.

Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirin. Mutlaka serbest ve yapılandırılmış olarak her gün oyun oynayın Yaptığınız aktiviteleri sonlandırırken onun eğlenmiş olmasına ve kendini başarılı hissetmesine önem verin.

Çocuğunuzu olabildiğince sosyalleştirmeye çalışın ve kendi kontrolünü sağlamasını zorlamayacak durumlar yaratarak arkadaşlarıyla oyun oynamasını sağlayın.

Fiziksel olarak enerjisini boşaltması için ona alan tanıyın.

Çocuğunuzun rahatlaması ve sinirini kontrol etmesi için stratejiler öğretin.

Kardeş kıskançlığıyla başa çıkmanın yolları

Yeni doğan kardeşini kabullenemeyen, gelişiyle ikinci plana atıldığını düşünen çocuk ilgi çekmek için çeşitli yaramazlıklar yapabilir. Ya da diğer kardeşini kıskandığı için durup dururken ona vurup bağırabilir. Uzman Psikolog Eylem Ayrancı bu tip durumlarda, sakin olunması gerektiğini belirtiyor, çocuklar arasında ayrım yapmadan, her birine eşit sevgi, ilgi gösterilmesi gerektiğini söylüyor ve ekliyor:

"Çocuklarınızı birbirleriyle kıyaslamamaya özen gösterin. Çocuklarınızdan biri kardeşine aksi şeklinde davrandığında ona kardeşini yermeyin veya övmeyin. Bu davranış uzun vadede kardeşler arası gerginliğe neden olabilir. Çocuklar okulda yaptıklarını, sınav sonuçlarını ve karnelerini kıyaslayabilirler; ama siz çocuklarınızın derslerdeki başarısını asla birbirleriyle kıyaslamayın. Çocuklarınızın terbiyesini ayrı ayrı verin. Çünkü kardeş olmalarına rağmen her birinin kendi haysiyeti ve farklı karakteri vardır."

Tırnak yeme sorunu

Çoğunlukla herhangi bir sebepten dolayı anne-babasına kızan, onlara karşı öfke duyan, okulda arkadaşlarına kendini doğru biçimde ifade edemeyen çocuklar kaygılanıyor ve bu sıkıntısını tırnak yiyerek ifade ediyor. Tırnak yeme alışkanlığı o kadar yaygın ki, her üç çocuktan, her iki ergenden biri tırnaklarını yiyor.

Uzmanlar sorunun ortaya çıkmasına sebep olan faktörleri bulup, onları ortadan kaldırmanın en kalıcı ve doğru çözümü sağladığına inanıyor. Anne-babalara, uzun süren tırnak yeme davranışıyla karşılaştıklarında, bunun altında yatan psikolojik faktörlerin neler olabileceğini öğrenmek ve gerekli önlemleri alabilmek için bir psikologdan yardım almalarını öneriyorlar.

Kaygılı çocuk için ne yapmalı

Uzmanlar kaygıyı iç ve dış dünyadan kaynaklanan bir tehlike olasılığı ya da tehdit karşısında yaşanan bir duygu olarak tanımlıyor. Çocuğun kaygılı bir birey haline gelmemesi için ise şu önerilerde bulunuyor:

Çocuk doğduğu andan itibaren güven duygusu içinde yetiştirilmeye çalışılmalıdır.

Çocuk, anne-baba ve öğretmeni tarafından iyi bir şekilde tanınmalı, yaşıtlarıyla karşılaştırılıp, yapabileceğinin üstünde bir performans için zorlanmamalıdır.

Çocuk yeni kardeşinin doğumu, yeni eve taşınma, okula başlama veya yeni bir okula geçiş yapma gibi yeni durumlara hazırlanmalıdır. Açıklamalar kaygıyı azaltacaktır.

Kaygı düzeyi yüksek olan çocuklar belirlenmeli ve hem bu çocuklar hem de aileleri rehberlik hizmetinden yararlanmalıdır. Bu çocukların ilerideki davranışları ve başarı durumları incelenmelidir.

Çocuklar hangi nedenlerle asabileşir

Bazı çocuklar neden daha asabidir? Bu sorunun yanıtını İstanbul Nöropsikiyatri Hastanesi doktorlarından Uzman Psikolog Aynur Sayım verdi.

Psikiyatrik sorunlarda: Çocukluk döneminde birtakım psikiyatrik rahatsızlıklar devrede olduğu zaman (Hiperaktivite, dikkat eksikliği, davranış bozuklukları).

Dürtü kontrolü problemlerinde.

Davranış bozukluklarında: Çocukta davranış bozukluğu olması durumunda yine aynı sorunlar yaşanabiliyor.

Tutum farklılıklarında: Ailedeki tutum farklılıkları da çocukların asabi olmalarında faktördür.

Kardeş kıskançlığı sebebiyle: Kardeş etkeni varsa işin içinde, çocuğun asabiyeti artabiliyor.
Yazının devamı...

Çocuğumun duygularını düzenlemesine nasıl yardım edebilirim

21 Ağustos 2008
Bunun nedeni ise, çocuğun dil yeteneğinin gelişmesiyle kendi duygu, düşünce ve isteklerini, bir anlamda duygularını dengelemek için ihtiyacı olanı ifade edebilme yeteneğine kavuşmasıdır.

Duygu düzenlemesi, diğer bir deyişle duygusal dengenin sağlanması kişinin bir uyaran karşısında verdiği duygusal tepkileri uygun bir şekilde kontrol etmesi anlamına gelir. Yürümek, konuşmak, tuvalet eğitimini almak gibi duygu düzenlemesi de doğuştan getirmediğimiz sonradan öğrenilen becerilerdendir. Fakat, özellikle bebeklik döneminde bebeğin içsel geriliminin azaltılması, duygu durumunu dengelenmesi başta anne-babadan olmak üzere çevreden gelen yardım ile sağlanır.

Örneğin, altı ıslak olan bir bebek sıkıntısını ağlayarak, ifade edebileceği tek yol ile anne-babaya aktarır, anne-baba bu ağlamanın nedenini anlamaya çalışır ve bebeği sakinleştirmek için gerekli adımı atar. Özellikle erken çocukluk ve okul öncesi dönemlerinde, duygu düzenleme becerisi gelişmeye başlar ve bu görev anne-babadan çocuğun kendisine geçer. Bunun nedeni ise, çocuğun dil yeteneğinin gelişmesiyle kendi duygu, düşünce ve isteklerini, bir anlamda duygularını dengelemek için ihtiyacı olanı ifade edebilme yeteneğine kavuşmasıdır. Fakat, bu dönemde çocuklar güçlü duygularla başa çıkmakta hálá anne-babalarının yardımına ihtiyaç duyarlar.

İç ve dış etkenler

Özellikle erken çocukluk dönemindeki çocukların öfke duyduklarında çevrelerindeki insanlara vurma eğilimi ya da hayalkırıklığı ve mutsuzluk gibi durumlarda ağlama krizlerine girmeleri sık rastlanan tepkilerdendir.

Okul döneminde ise çocuklar kendi duygusal süreçleri üzerinde daha fazla hakimiyet kazanırlar. Önceki dönemlere göre anne-babalar daha arka planda olsalar da yine de yer alırlar. Okul döneminde çocuklar öfkeli olduklarında birbirlerine vurmaktan veya öfke nöbetleri geçirmektense tartışma ve neden öfkelendiklerini anlatma eğilimindedirler. Örneğin, istedikleri bir oyuncak için tutturmak yerine onu elde etmek için beklemeyi öğrenirler. Bu dönemdeki en önemli gelişme çocukların kendi duygu düzenleme kapasitelerini geliştirirken içsel tepkilerini dengeli bir şekilde dışavurmayı öğrenmeleridir.

Ergenlik döneminde ise hormonların devreye girmesi gençlerin duygu durumu üzerinde önemli iniş çıkışlara neden olur ve son yıllarda edindikleri duygu düzenleme becerilerini adeta alt üst eder. Anne-babaların bu dönemde, ergen çocuklarının duygu düzenleme becerileri açısından okul öncesi döneme gerilemiş olduklarını düşünmeleri son derece normaldir.

Unutmamak gerekir ki, çocukların duygu düzenleme becerilerini edinmeleri, nörolojik olgunlaşma, doğuştan getirilen yapısal özellikler, ailesel ve çevresel etkenler gibi birçok iç ve dış etkene bağlı olarak farklılık gösterir.

Anne-babalar her dönemde çocuklarına olumlu ve olumsuz pek çok farklı duyguyu yaşamaları ve ifade edebilmeleri için fırsat vermelidirler.

Ebeveynler için ipuçları

Evde istikrar ve tutarlılık sağlayın: İstikrarlı limitler, tutarlı ve alışılagelmiş ev içi kuralları sayesinde çocuğunuz kendini güvende hisseder ve duygudurum dengesi sarsılmaz. Çocuğunuzun davranışlarını sınırlandırırken de duygularını kabul edin: Çocukların olumlu ya da olumsuz bir şekilde ifade ettiği hiçbir duygu yersiz değildir ve her duygunun altında bir neden yatar. "Anlıyorum parka gidemediğimiz için şu anda çok kızgınsın ama bana vurmanı kabul edemem. Sakinleştiğin zaman birlikte düşünüp bir çözüm arayalım" şeklinde çocuğunuzun duygularını kabullenmeniz hem çocuğunuzun kendi duygularını tanıyıp anlam kazandırmasına yardımcı olur, hem de kriz anında çocuğunuzla iletişimi koparmamanızı sağlar.

Çocuğunuzu duyguları hakkında konuşması için cesaretlendirin: Çocuğunuza bütün duyguların normal ve kabul edilebilir olduğunu ama bazılarının rahatsız edici olabileceğini anlatın. "Üzülme!", "Bu konuda kızgın olmamalısın!" şeklinde çocuğunuzun yerine onun duygularını tanımlamaktan kaçının. Çocuğunuzu onu üzen, hayalkırıklığına uğratan durumu anlatması için cesaretlendirin ve yargılamadan dinlemeye özen gösterin. Kendi duygularınız hakkında konuşun: Kendi duygularınız hakkında açıkça konuşmanız ve çocuğunuzun yanında başkalarının duygularını anlama çabanız çocuğunuzun kendi duygularını belirlemesine yardımcı olduğu gibi, duygularla sağlıklı bir şekilde başetme yollarını öğrenmesini sağlar. Duygu düzenleme becerinizle çocuğunuza örnek olun: Anne-babanın duygularıyla başaçıkma yöntemleri çoğu zaman çocuklar tarafından örnek alınır. Dolayısıyla, çocuğunuzun sahip olmasını istediğiniz kontrol mekanizmalarına öncelikle sizin sahip olup, yeri geldiği zaman ona model olmanız etkili olacaktır.

Çocuğunuza olumlu ve yapıcı öz-konuşmaları öğretin: Çoğu zaman içselleştirilmiş olumsuz düşüncelerimiz öfke, hayalkırıklığı, korku gibi güçlü olumsuz duyguları daha da şiddetlendirir. Bu düşünceler sesli bir şekilde ifade edilse de "öz-konuşma" diye tanımlanan ve olumsuz durumlarda "Bunu yapmaktan nefret ediyorum!", "Zaten ben herşeyi elime yüzüme bulaştırırım!" şeklinde ifade edilen kalıplaşmış düşüncelerdir. Araştırmalar, olumsuz öz-konuşmaya sahip olan çocukların olumlu öz-konuşmaya sahip olan çocuklara göre daha kolay öfkelendiğini göstermiştir. Bu durumda, anne-babaların küçük yaşlardan itibaren çocuklarına onları sakinleştiricek ve olumsuz durum üzerinde kontrol kazanmalarına yardımcı olacak olumlu öz-konuşmaları öğretmeleri çok önemlidir (Ör.:"Bununla baş edebilirim!", "Bazen herkesin anne-babası çocuklarına sinirlenir, bu beni sevmediklerini göstermez" vs.)

Çocuğunuzda obsesyonu nasıl fark edersiniz

Uzmanlar, günümüzde en sık duyulan psikolojik terimlerden biri olan obsesyonun, kişiyi günlük hayat içinde büyük sıkıntılara sokan, kişinin iradesi dışında gelişen, son derece tedirgin edici ve engellenemeyen her tür düşünce, dürtü ve duygu durumu olduğunu belirtiyor. Obsesyonun günümüzde çocuklarda da sık olarak görülmeye başlandığını belirten ve "Çocuğunuzun takıntısı olduğunu fark ettiğiniz anda bir uzmana danışmanız gerekmektedir" diyen psikolog Serap Duygulu çocukta obsesyon ile ilgili oluşabilecek belirtileri şu şekilde sıraladı:

Israrla aynı konuda sorular sorar.

Eşyalarını aynı düzende yerleştirir.

Aynı oyuncaklarla bıkmadan usanmadan uzun süre oynar.

Yaptığı bir şeyde belirli bir sırayı takip etmeye çalışır.

Dikkat eksikliğine dikkat

Hiperaktif olarak nitelenen çocukların çoğu, bebeklik dönemlerinde de huysuz, huzursuz, güç bebekler olarak tanımlanıyor. Bu çocukların, yaşamlarının ilk bir kaç ayında aşırı hareketlilik, yeme ve uyku bozuklukları görülüyor. Emekleme döneminde veya yürümeye başladıkları zaman çok hareketli ve atak oldukları için birkaç kişinin devamlı bakımını gerektirdiği bu çocukların çoğunda belirtiler anaokuluna veya ilkokula başlayınca daha çok dikkati çekiyor. Uzmanlar okulda başarısızlık, dikkat eksikliği, sınıfta kurallara uymama, saldırgan davranışlar ve öfke kontrolünde güçlükler yaşanmasının aileyi tedavi arayışına yönelttiğini belirtiyor.

Beslenme problemleri nasıl çözülür

Doğru ve düzenli beslenmenin çocukların sağlıkları açısından çok önemli olduğunu belirten uzmanlar, "Eğer sizin de bu konuda sorun çıkaran bir çocuğunuz varsa, ona yemek yemenin yaşamın keyifli bir kısmı olduğunu göstermekle işe başlayabilirsiniz" tavsiyesinde bulunuyor. İşte çocukların beslenme problemlerini çözmek için önerilen diğer altın tavsiyeler:

Haftada en az birkaç öğünü ailece yiyin.

Yemeğini yedikten sonra sofrada kalması konusunda çocuğunuzu zorlamayın.

Ailedeki yetişkinler yemeği geç yiyorlarsa, çocuğunuzun daha erken yemeye ihtiyacı olabilir. Eğer çocuğunuzun sizinle sofraya oturmasını istiyorsanız, geldiğinde kendisine ufak meyve dilimleri verin.

Çocuğunuzun sofra düzenini öğrenmesi açısından, etrafı kirletse de onu kendi kendine yemek yemesi yönünde teşvik edin. Bu davranışınız onun kendine olan güvenini de artırır.

Çocuğunuzu yeni gıdalarla tanıştırın. Farklılıklar merakını artırır. Yemesi için ısrar etmeyin.

Çocuğunuzun en sevdiği sağlıklı yiyecekleri ona daha sık verin.

Görgü kurallarını bilen çocuk daha çabuk kabul görüyor

Uzmanlar erken yaşlarda eğitilerek temel görgü kurallarını öğrenen ve bu doğrultuda büyüyen çocukların, içinde bulundukları sosyal ortamda daha çabuk onay aldıklarını ve kabul gördüklerini belirtiyor. Toplumsal kuralların temel eğitiminin, öncelikle ailede başladığını belirten uzmanlar, "Çocukların aslında bir kayıt cihazı gibi doğdukları andan itibaren çevrelerinde olup biten her şeyi kaydederek hafızalarına aldıklarını unutmamak gerekiyor. Ayrıca çocuklar sözlü uyarıdan çok, uygulamalı örnekleri dikkate alıyor ve taklit ediyor. Öyleyse ne görmek ve duymak istiyorsanız, öyle konuşup öyle davranmak zorundasınız" uyarısında bulunuyor.
Yazının devamı...