"Ferhan İstanbullu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ferhan İstanbullu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ferhan İstanbullu

Seramikle gelen... 

İkinci hayat hikayeleri hep ilgimi çekiyor. Bu satırları okuyan gençler için, tren kaçtı diye dertlenen yaşını başını almışlar için de olumlu etkisi olduğunu, örnek teşkil ettiğini düşünüyorum; meslek seçiminin hep hayatın en önemli kararı diye algılanmasından sebep, özellikle bizim kuşakta kendine uygun eğitimi almamış, pişman olmuş fertler çoktur. Ben de onlardan biriyim.

Bugünün misafiri seramik sanatçısı Fikret Parlak ise tam da yukarıda demografisini paylaştığım (!) gruba giren biri değil aslında. Keyifle geçen, iyi hatırladığı bir mühendislik kariyeri olmuş kendisinin. Ayrıca, biliyorsunuz, mühendis bakış açısının hayatın farklı alanlarında, türlü iş ortamında da başarıya ulaşmada artı olduğundan bahsedilir. Sanırım sadece seramik tasarımlar yapmanın ötesinde Büyükada'daki ev/atölyesinin bahçesinde Parlak'ın dört başı mamur bir seramik fırını inşa edebilmesinin sırlarından biri de bu mühendis kimliği. Sanatçının seramik kutularının, balık figürlerinin, kendine özgü kişilikleri yansıtan insan heykellerinin meraklıları giderek artıyor. Bu şehre bir gıdım mesafede pek keyifli işler üreten sanatçının işlerine bence giderek daha aşina olacaksınız. Tanışma faslı için de aşağıdaki röportajı okumanızı tavsiye ediyorum. 

Seramikle profesyonel olarak ilgilenmeniz nasıl gerçekleşti?

Seramik ve özellikle Türk çinisi hep sevdiğim ve ilgilendiğim bir sanat dalıydı. Sonradan ustam olacak ünlü çini sanatçısı Turgut Tuna uzun yıllardır arkadaşımdı ve kendisinin ciddi bir koleksiyoneriydim. Kendisine ve yaptığı işlere her zaman hayranlık duydum. Uzun ve yorucu bir iş hayatından sonra yıllardır hep istediğim sanatın bir dalıyla uğraşma arzusu hocamın Bursa’da yeniden bir atölye kurma projesiyle çakıştı ve bu tesadüfle kendimi bu projenin içinde buldum.

Seramikle gelen...

Büyükada'da yaşayan/üreten bir sanatçı olmaya dair kararı nasıl aldığından bahseder misin?

Bahsettiğim yorucu iş hayatından ve şehrin keşmekeşinden ara sıra kurtulmak için İstanbul’a yakın bir bahçeli ev edinmek, toprağa ve doğaya yakın olmak arzusu içindeyken bir şekilde Büyükada fikri gelişti. Aldığımız evi o kadar sevdik ki şehirdeki evimizi kapatıp tamamen buraya yerleşmek istedik. Seramikle ilgilenmem Büyükada’ya taşındıktan sonra başladı ama evin bahçesinde atölyemi kurabileceğim bir müştemilat olması bu işe girişmemdeki en büyük motivasyonlardan biridir. 

Mühendis kimliğinizin sanatına nasıl aksettiğini merak ediyorum...

Evet, aslında ben tekstil mühendisiyim. Çini çok artistik bir sanat olmakla birlikte onu kendi formunuz, renkleriniz ve diğer fiziksel özellikleriyle farklı ve özgün bir şeyler yapmak istiyorsanız kendi çamurunuzu, sırrınızı ve boyalarınız yapmanız gerekiyor. Bu durumda mühendisliğin ve kimya bilginizin olması çok işe yarıyor. Formun kendisi yapma sanatı kadar mühendislik, matematik ve geometri işin içinde; özellikle benim gibi kalıplarınızı da kendiniz yapıyorsanız. Kullandığınız ana ve yardımcı malzemeleri yapmak başlı başına kimya.


Özellikle yoğunlaştığınız tasarımların neler?

Çininin hatta seramiğin ana vatanı yaşadığımız topraklar... Bu iş burada binlerce yıldır yapılıyor. Anadolu medeniyetlerine ait seramikler, Bizans seramikleri, İznik çinisi, Selçuklu çinileri, Ortadoğu’da yapılmış seramikler ki yine bunlar Selçuk hükümranlığı yıllarında en iyi örneklerini vermiştir ve hatta buradan Endülüs’e taşınmıştır. Aynı kültürün devamı İspanyol seramiklerinden üslup, form ve desen olarak esinleniyor, zaman zaman harmanlıyor ve modern, postmodern ve hatta son gelinen noktada metamodern işler çıkarıyorum.

Seramikle gelen...

İlham kaynaklarınıza dair neler söyleyebilirsiniz?

Kendim, çocukluğum, ailem, sevdiklerim, yaşadığım çevre ilham kaynaklarım sanıyorum. Mesela pehlivan, tellak, altmışların modern kadını gibi insan figürlerim beni ben yapan, beni çeken formlar sanıyorum. Örneğin yaptığım torik, palamut, çupra gibi balıklardan oluşan koleksiyonum yaşadığım Büyükada’da 1887 yılında Rum balıkçıların Aya Nikola manastırına adak olarak yaptırdıkları gümüş balık bir şamdandan yola çıkarak oluşturuldu.


Eserlerinizi ilgilenenler nasıl edinebiliyorlar? 

Çukurcuma'da Corvo, Bebek’te Envai, Asmalımescit’de Adahan Otel'deki Arkofcrafts ve birkaç sayfiye yeri dükkanında satılıyor. Internette Etsy üzerinden uluslararası satışı gerçekleşiyor. Eş dost ve haber edip gelen herkes Büyükada’daki atölyemden edinebiliyorlar.

En büyük ilgiyi hangi çalışmalarının aldığından bahseder misin?

En çok balıklarımdan Palamut ve Çupra, insan figürlerimden özellikle Pehlivan ve bir de iki boy oval servis tabağım seviliyor. Bunların da özellikle Şam işi dediğimiz kobalt, turkuaz ve Şam yeşili renklerinden oluşan nar ve enginar desenli tabaklarım en favoriler. Bir Selçuklu tekniği olan siyah dekor üstüne saydam turkuaz renkli sırla yaptığım işlerin de çok meraklısı var.

İleriye dönük bizimle paylaşabileceğin projeler var mı?

Evet, en son seyahatimde görüp hayran olduğum New York Metropolitan Müzesi Türkiye bölümünde sergilen 36 cm çapında 8 cm gibi oldukça derin 16. Yüzyıl başlarına ait Şam işi tabağın röprodüksiyonunu yaptım. Uzun zamandır hazırlığı süren bu tabak yakınlarda görücüye çıktı.

Seramikle gelen...

Bir de lamba altı ya da vazo olarak kullanılabilecek büyücek bir damacana yapmaya başladım. Kendinden kabartma, turkuaz sırlı bir Selçuklu işi olacak. İlham kaynağım çocukluğumda bizim sokaktaki dedemin camisi. Çok iyi hatırlıyorum, yaz tatillerinde aile büyüklerimizi ziyarete geldiğimizde babaannem yine toz toprak içinde eve dönen dedeme söylenirdi. Uzun zamandır bakımsız kalan bizim sokağın camisinin kubbesini ve kendisini tamir ettiren dedem muhtemelen ekonomik de hallolsun diye inşatta bizzat çalışır, eve de hep toz toprak içinde dönerdi o günlerde. Dedemin camisi dediğime bakmayın, bu 13. yüzyılda yapılmış bir Selçuklu camisi, Mevlana’nın da hekimi olduğu söylenen Beyhekim tarafından yaptırılan bir mekan. Bir de yine o çocukluk yıllarından kalma şehir efsanesi vardı, bu caminin çok güzel mihrabı varmış, yüzyıl başı Almanlar çalıp götürmüş derlerdi. Ben bu hikayeleri neredeyse unutmuştum. Ta ki bundan on sene önce Berlin’de Pergamon müzesini gezerken bir odaya girmemize kadar... Karşımda şahane muhteşem turkuaz bir mihrab, arkadaşlara “durun, bu bizim oradan!” dedim ve yaklaşıp plakete baktım ki Beyhekim Cami, Konya yazıyor. Efsanenin gerçek olduğunu, hakikaten bu şahane mihrabın Almanya'da olduğunu böylece keşfettim. Kim derdi ki ben yıllar sonra dedemin camisinin mihrabının orijinalini göreceğim, yıllar sonra onun anısına esinlenip bir şeyler üreteceğim... Beni çok mutlu eden bir hikayedir.

Büyükada'da yaşayıp üreten bir sanatçı olmanın artı ve eksilerinden  bahsedebilir miyiz?

Artısı çok, evinizle atölyenizin bir yerde olmasını sağlayabiliyorsunuz, bu büyük avantaj, sizi besleyen çok kültürlü medeni bir ortam var, mimari estetik Türkiye ortalamasının çok üstünde, doğaya yakın olmanın verdiği huzur ve bu koşullarda yaşamayı arzu eden insanların bir araya getirdiği bir ortamda yaşamak gibi.

Seramikle gelen...

Eksisi şehirle ilişkiniz deniz taşımacılığı üstünden olduğu için atölyeyi kurarken çok zorlandım, makine ve fırınları belediyenin bence biraz da caydırma amaçlı arabalı vapur sistemi açıkçası çok pahalıya mal oldu. Yük motoru-at arabası taşıma sistemleriyle hala hammadde ve kimi malzemeleri getirmek pahalıya mal oluyor. Bilindik kargo şirketlerinin burada ofisinin olmaması, olanın da ekstra maliyet talep etmesi de bir başka dezavataj...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI