"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Nasıl çıkarız bu nefret girdabından

PKK da çok iyi biliyor ki...

Türkiye’yi bölemez.
Öcalan zaten bunu MİT’le yaptığı görüşmelerde açıkça söylemişti. Diyarbakır’da okunan mektubunda yazmıştı.
Öyleyse çok basit bir şekilde soralım:
Peki PKK bir sonuç alamayacağını bile bile bu cinayetleri niye işliyor?
Bölemeyeceğini o da çok iyi biliyor. Ama bildiği başka bir şey var.
O da fitne... Toprağın değil, kalplerin bölünmesi...
“Fitneyi öyle damardan veriyor ki...”
Gönüller bölünüyor... Kalpler kopuyor... Terörün kazanında kaynattığı nefret büyüsünü Anadolu evlatlarının ruhuna öyle üflüyor ki...
Ülke bölünmüyor ama... Gönüller bölünüyor...
Kamplara ayrılıyor... Öfke nöbetleri sokaklara taşıyor.
Türkiye’nin enerjisi tükeniyor. Gücü kesiliyor. Ekonomisi daralıyor.
Sonra...
Sonra daha geçen yıl “IMF’ye yardım ettik. Yunanistan’a borç verelim” diyen Türkiye’de birileri “ekonominin panik düğmesi”ne basabiliyor.
Sonra Avrupa’nın en büyüğü olmak için Lufthansa ile kıyasıya rekabet eden THY uçuşları...
Her geçen gün yükselen turizm potansiyeli üzerine endişe haberleri pompalanıyor...
Asya-Avrupa arasında, Hazar-Karadeniz-Akdeniz üzerinde enerji hatlarına sahne olan Türkiye, aynı hatlarda “mayınlı arazi” durumuna düşürülüyor.
Marmaray üzerinden, İran’dan Londra’ya dünyanın en önemli demiryolunu ipek yoluna bağlayan Türkiye...
Patikalarında, dağ yollarında askerleri şehit edilen bir ülke konumuna sürükleniyor...
Dünyanın en büyük 5 bankasından biri olan Bank Of Chine Türkiye’ye geleceğini açıklıyor.
İpek yolunun finans hattı devreye girmek üzere.
Ve bu taşeron terörüyle birlikte birileri yabancı sermaye için elini ‘panik butonu’na götürüyor.
Borsa’da ‘korku çanı’ çalmaya hazırlananlar fırsat kolluyor.
Türkiye’nin barışını, demokrasisini çekemeyen kim varsa ellerini ovuşturuyor.
Ve biz hâlâ...
“Senin yüzünden oldu... Benim yüzümden olmadı” tartışmasına gömülüyoruz...
Oysa soru basit:
“Çözüm süreci sırasında, kim yığdı bu kadar silahı, tonlarca bombayı arkadaş?”
Sonuç olarak...
Çözüm maskesinin ardından Kandil’deki taşeron alçaklığın kavruk yüzü çıkmıştır ortaya. Peki şimdi ne yapacağız?


ÇÖZÜM


Eğer bu çıkmazdan, bu kanlı girdaptan çıkmak istiyorsak...
Önce bu nefret büyüsüne ‘Dur’ diyelim.
Başta siyasetçiler ve biz medya mensupları olarak tahrik edici, kamplaştırıcı, eleştiri dozunun çok üzerinde, hakarete dönük üsluplardan uzaklaşalım.
Kalem tutarken vicdanımızı hakarete ve kamplaşmaya karşı bir filtre gibi kullanalım.
Bu sansür değildir.
Asker işini yaparken siviller de kendi işini yapmalı. Yani Türkiye tekrar, sivil bir anayasa için, barış ve demokrasi için harekete geçmeli.
Yeniden bir eylemsizlik hazırlığı başlatılmasına olanak verelim. Devlet çözüm sürecini ve teması sürdürüyor olmalı.
Siyaset yapmak isteyen, parlamentoda mücadele arayan kim varsa saygı duymayı, düşünce boyutundaki her türlü fikre saygıyı öğrenelim.


DİJİTAL MOLOTOF:


Sosyal medyada toplumu sokağa dökecek ‘içimizi yakacak’, sinir uçlarımızı havaya uçuracak dijital molotofları deşifre edelim.
Şüpheyle kalp yakmayalım. Öfkeyi şiddete bulamayalım.
Bu ülkenin siyasi partileri var.
Yüzde 80’in üzerinde oy kullanarak demokrasiye sahip çıktığını her fırsatta kanıtlayan seçmenleri var...
Arkadaşlar...
Durup derin bir nefes alalım...
Göreceğiz ki..
Türk’ü de Kürt’ü de Zaza’sı da Ermeni’si de Rum’u da Çerkez’i de Boşnak ya da Laz’ı da...
Anadolu’nun bütün evlatları aynı havayı soluyoruz... Tek çare...
Demokrasi, sivil irade ve özürlüklerin teminatı olan yine bu millettir.
Bunun için de önce sakin olmalıyız.
Sonra...
Sükunet... Saygı... Özgüven...
Sonra seçim...

X