"Faruk Bildirici" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Faruk Bildirici" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Faruk Bildirici

Faruk Bildirici

Had bildirme işi

21 Mayıs 2018

“Hepiniz ağlayarak özür dileyeceksiniz. O gün geldiğinde affedeni, acıyanı, yargılamaktan vazgeçeni de unutmayacağız! Yok öyle ‘torunlarla emeklilik, kavga istemiyoruz’ falan. Her şey yeni başlıyor. Bu ülkeye, insanına yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz.”

Ahmet Hakan da bu sözleri alıntılayarak cumhurbaşkanı adayları Muharrem İnce ve Meral Akşener’e “Lütfen bu adama haddini bildiriniz” çağrısında bulundu. Bu yazının ertesi günü de polisler Barış Atay’ı gözaltına alınca Ahmet Hakan, sosyal medyada “Barış Atay’ı hedef göstermekle” suçlandı.

Frankfurt’tan e-posta gönderen Mustafa Demirkol adlı okur “Sayın Hakan yazısında hem davacı, hem davacı avukatı hem de savcı rolünü üstlenmiştir” diyerek, bu suçlamalara katıldığını belirtti. Abdullah Sarkaya, Selçuk Esen ve başka okurlar da Ahmet Hakan’ın “Atay’ı hedef gösterdiğini” savundu.

Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak konuyu inceledim. Barış Atay mesajında yargıda hesap sorulmasından söz etmiş, düşüncesini açıklamış. Şiddet çağrısı ya da yasa ve hukuk dışı bir unsur göremedim.

Ahmet Hakan ise bu düşüncesi nedeniyle “Atay’ın haddinin bildirilmesi” çağrısında bulunuyor. Açıkçası, TDK sözlüğündeki tanımıyla “sert bir karşılıkla uslandırılmasını, yola getirilmesini, cezalandırılmasını” istemiş oluyor.

Bir yazar, elbette eleştirebilir ama kimsenin düşüncesini dile getirmesine set çekmeye çalışamaz, sırf düşüncesini açıkladığı için uslandırılmasını, cezalandırılmasını isteyemez. Zira bir kişiyi yargılamak, hüküm bildirmek gazeteciye düşmez. 

Ahmet Hakan, Barış Atay’ın “haddinin bildirilmesini” isteyerek gazetecilik sınırlarını aşmış. Düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlayan onca örnek varken böyle bir yazının İnce ve Akşener’den önce polisi yargıyı harekete geçireceğini, onu trol’lerin hedefi haline getireceğini tahmin etmek de zor değildi.

Gerçi Türkiye’de son yıllarda olağan hale geldi ama ben yine de hatırlatayım: Siyasetçilere neyi, nasıl yapacaklarını söylemek, yol göstermek, onlara akıl vermek de gazetecinin işi değildir.

Yazının devamı...

99.952 adres engellenmiş

14 Mayıs 2018

Çoğu yeterli incelemeye dayanmayan, dayanaksız, tutarsız ve de savunma bile alınmadan uygulanan yaptırımlar bunlar.

 

Engelleme kararlarıyla sadece yasaklanan linkler karartılmış olmuyor, dijital mecradaki basın ve ifade özgürlüğüne müdahale bir dilekçe verme kolaylığına indirgeniyor. Maalesef bu durum medya tarafından da sessizce kabulleniliyor, sürekli artan engelleme kararları da giderek sıradanlaşıyor.

 

Her hafta, “Haftanın engellenenleri” bölümünü hazırlamamın amacı da bu sıradanlaşmaya itiraz etmek, medya ve okurların dikkatini çekmek. Hürriyet dışındaki medyaya gönderilen kararlara ulaşamadığım için yazamıyordum.

 

CHP Bilgi ve İletişim Teknolojileri Genel Başkan Yardımcılığı’nın hazırladığı “Türkiye’de internete erişim sorunu” raporunda Youtube, Twitter, Facebook, Dropbox, Wikipedia ve sosyal medya yasakları ayrıntılı olarak incelenmiş. “Dolaylı sansür” ve “internete erişim hakkının ihlali” olarak nitelendirilen erişim engellemelerine de geniş bir bölüm ayrılmış.

 

Yazının devamı...

Doğruluğunu kanıtlayamıyorsak

7 Mayıs 2018

Hürriyet’in ikinci sayfasında İsmail Bayrak imzasıyla çıkan bu habere ertesi gün Arzu Film’in sahibi Ferdi Eğilmez’den “Haber doğru değil, bunu teklif etmiş bir oyuncu da yok” yalanlaması geldi. Ardından Şahan Gökbakar da “Hiçbir suretle Arzu Film’le görüşmedim. Tosun Paşa isimli filmin veya başka bir filmin yeniden yapımıyla ilgilenmiyorum” açıklaması yaptı.

Bu açıklamalardan sonra Cengiz Semercioğlu, bu konuda Kelebek’te iki yazı yazdı. 3 Mayıs’taki yazısında özetle şu görüşü dile getiriyordu:

“...Biz bu haberi Arzu Film Genel Müdürü Kamil Çevikalp’ten öğrenip yaptık. Ferdi Eğilmez’in haberi var yok bilemeyiz ama Ay Yapım’ın sahibi Kerem Çatay ‘Biz şu projeyi yapıyoruz’ dediğinde inanır mısınız, yoksa inanmayıp oyunculara sorup teyit mi alırsınız? İkinciyi yapacak dünyada hiçbir gazeteci yok. Biz de öyle yaptık.”

Prof.Dr. Ali Atıf Bir ve bazı okurların eleştirilerini sosyal medyadan iletmeleri üzerine ben de haberi, açıklamaları ve Semercioğlu’nun haberin doğru olduğunu savunan yazılarını inceledim. İlgili arkadaşlarla da görüştüm. Bu konudaki değerlendirmelerimi birkaç madde halinde sıralayayım:

 Elbette bu haber kimseyle konuşmadan “uydurulmuş” olamaz. Zaten Semercioğlu, haberin kaynağının genel müdür Çevikalp olduğunu açıklıyor. Ama haberde gizli tutulan bir kaynak sadece istisnai durumlarda açıklanabilir. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne göre, bu istisnalar da “kaynağın izin vermesi” veya “kaynağın gazeteciyi açıkça yanıltması” halleridir. Oysa burada Semercioğlu, hem Çevikalp’in doğru bilgi verdiğini savunuyor, hem de kaynağı açıklıyor. Bu çelişik bir tutum. Yanıltmadıysa açıklamamalıydı. Ayrıca açıklama hakkı sadece haberi yazan İsmail Bayrak’a aittir.

 Bir yetkili kendi adıyla demeç veriyor, düşüncesini açıklıyorsa elbette kimseye sormadan haber yazılabilir. Ama hem bilgi veriyor, hem de adının gizli tutulmasını istiyorsa -hele de başkalarını bağlayan ifadeler kullanıyorsa- o zaman durum değişir; diğer ilgililere de sormak gerekir. “Double check” (çifte kontrol) yöntemi bu gibi durumlarda zorunludur. Evrensel gazetecilik kuralı budur. Kaynağı belirsiz haberlerin nasıl yazılacağını bu köşede defalarca anlattım. Bu haber yazılırken de Eğilmez, Gökbakar ve Yılmaz’a sorulmalıydı.

 Haberde özetle, “Şahan Gökbakar ve Cem Yılmaz teklif etti, Ferdi Eğilmez reddetti” yazmışız. Ferdi Eğilmez ve Şahan Gökbakar ortaya çıkıp bu iddiayı yalanlamış, Çevikalp ise sessiz kalmış ve haberi doğrulayan açıklama yapmamış. Peki böyle bir durumda adını gizli tutmuş kaynağımızın doğruyu söylediğine ve haberin doğru olduğuna hâlâ nasıl emin olabiliyoruz?

Yeni bir bilgi ve belge ortaya koymadan bu haberin doğruluğunu savunamayız. Haberin doğruluğunu kanıtlayamıyorsak da bize düşen açıklamaları yayınlamak ve özür dilemek olmalıydı.

Yazının devamı...

Doğru havadis, dürüst gazete

30 Nisan 2018

Hürriyet, 70 yıl önce yola çıkarken okuruna “doğru havadis vermeyi, hakkı gözeten dürüst bir gazete çıkarmayı” ve okurlarla el ele yürümeyi vaat etmişti. Hürriyet’in kurucusu Sedat Simavi, ilk gün kaleme aldığı başyazıda Hürriyet’in temel misyonunu “demokrasiyi savunmak” olarak duyurmuştu:

“Hürriyet’in programı kısadır. Memleketimizde gelişmeye başlayan demokrasi zihniyetini kökleştirmek ve müdafaa etmek için ortaya atılıyoruz ve demokrasinin memleketimizin bünyesine en uygun rejim olduğuna iman etmiş bulunuyoruz.

Demokrasinin müdafisi olduğumuzu ileri sürmekle Demokrat Parti’nin körü körüne taraftarlığını ve Halk Partisi’nin düşmanlığını yapacağımızı zannetmeyiniz! HÜRRİYET, hiç bir partiye bağlı değildir. HÜRRİYET hür ve müstakil kalacaktır.

...HÜRRİYET’in bütün kuvveti, yalnız kendi maddi imkânlarına dayanarak çıkabilmesindedir. Bundan dolayı da kimseyi gücendirmekten korkmayacak ve kimseyi memnun bırakmak duygusunu gütmeyecektir.

Size şimdiden çok vaatlerde bulunmak istemiyoruz. Doğru havadis veren, hakkı gözeten dürüst bir gazete çıkarabilmek için ortaya atıldık. Bu gayeye varabilmek için doğruyu seven, riya, iftira ve haksızlıktan nefret eden okuyucularımızla el ele yürümek istiyoruz.

Vatan ve milletimize faydalı olabilmek için hür ve müstakil bir gazete kürsüsünün herhangi bir makam sandalyesinden daha verimli olduğuna kani bulunduğumuzdan şahsımıza ait hiçbir siyasi gaye gütmeyeceğiz.”

Hürriyet’in bugün artık 70 uzun yılı geride bırakması, bu yazıda açıklanan “demokrasiye sahip çıkan, özgür, bağımsız, tarafsız, doğru haber veren, hakkı gözeten gazete” olma misyonunun ne denli isabetle belirlenmiş olduğunun kanıtı. Tabii Hürriyet’in yıllar içinde bu misyondan sapmadığının da göstergesi. Aksi halde zamana yenilir, ana akım medya pozisyonunu koruyamazdı.

FIRTINALI YOLCULUK

Yazının devamı...

Aklanma da haberdir

23 Nisan 2018

“... hakkımda 19 kez manşet yapıldı. Haberi doğrulatma amacıyla hiç aranmadım. Konuyla ilgili mahkemeden beraat ettim. Beraat etmeme rağmen bir küçük haber bile yapılmadı. Bir devlet memuru olarak çok mağdur oldum.”

Özdemir’in gönderdiği 19 kupürden ilki, 30 Ekim 2014 tarihini taşıyordu. Hürriyet Akdeniz’in manşetindeki “Üniversitede yolsuzluk” haberinin spotunda üniversitenin kantin ihalelerinde yolsuzluk yapıldığı ve rüşvet alındığı öne sürülüyordu. Devam eden daha sonraki haberlerde de Aydın Özdemir ile eski rektör danışmanı Mustafa Madanoğlu hakkında dava açıldığı belirtiliyordu.

Özdemir’in gönderdiği 6 Aralık 2016 tarihli karara göre, o davada kendisi beraat etmiş, Mustafa Madanoğlu ise 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Ancak Antalya 7.Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu kararıyla ilgili olarak Hürriyet Akdeniz’de haber bulamadım.

Özdemir’in şikâyetini ve beraat kararının yayınlanıp yayınlanmadığını bu haberlerde imzası olan Salim Uzun’a sordum. Ancak 19 Şubat’tan beri ayrıntılı bilgi vereceğini birkaç kez tekrarlamasına rağmen hâlâ bir yanıt alamadım.

Daha fazla gecikmemesi için artık Özdemir’in yakınmasını okurlara iletmeye karar verdim. Gördüğüm kadarıyla bu olayda bir gazetecilik hatası söz konusu. Haberlerde suçlanan kişinin görüşlerine yer vermek ve suçladığımız kişinin beraat etmesini de haber yapmak gazeteciliğin gereğidir. Suçlarken gösterdiğimiz titizliği ve cevvalliği, -eğer bir dalgınlık, dikkatsizlik yoksa- aklanması halinde de göstermemek, gazetecinin o haberle doğru ilişki kuramadığına, mesafeyi koruyamadığına işaret eder.

MAL DEĞİL CAN

ARTIK mal değil can” başlıklı haber, Hürriyet’in kampanyasının yankı bulduğunu aktarıyordu. Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı tasarıda, hayvanlar artık mal değil can olarak kabul ediliyordu.

Bu gelişme hayvanlar açısından olduğu kadar gazetecilik açısından da sevindirici. Hürriyet Yazı İşleri ve ‘Ses ver’ ekibi, hayvan haklarını gündeme getirmekle kalmadı, sonuç alana kadar da takip etti. Gazetecilikte eskiden ‘fikri takip’ denilen, sorun çözülene kadar yayına devam etme yöntemi, Türkiye medyasında neredeyse unutulmuştu. ‘Fikri takip’in yararını yeniden hatırlattı hayvanlarla ilgili bu kampanya.

Yazının devamı...

Gazeteci-sektör ilişkisi

16 Nisan 2018

“...Bazı meslektaşlarımız bu 3 yıllık süreçte ne yazık ki ısrarla bizim yanımızda olmamak için mücadele verdi, bazıları bizi çıkarcılıkla bile suçladı. İnanın kendileri bile bunu söylerken neyi kastettiklerinin farkında değillerdi. Kendi çevrelerinde işler böyle yürüdüğü için mi ‘Kesin bu işte bir çıkar var’ diye düşündüler bilemem...

Diğer taraftan 3 yıllık süreçte bazı üyelerimizin, derneğin tek amacının (Türkiye’de Yılın Otomobili) ödül töreninden ibaret olduğu eleştirisini getirmesine de üzüldüm. Arkadaşlar bu tören hepimizin prestiji, gazetecilerin kurumlarından bağımsız neler yapabildiğinin bir göstergesi.

...Varsın saçma sapan eleştiriler gelsin, bizi kimse yolumuzdan döndüremez. Çünkü biz yanlış iş yapmıyoruz, namusumuzla itibarımızı artırmak için mücadele ediyoruz.”

Erkan Sökmen adlı okur, Özpeynirci’nin bu yazısına internette “Boşverin siz olumsuz ithamları. Çok doğru bir iş yapıyorsunuz. Hatta geç bile kalınmıştır. Ekonomimiz için bu kadar önemli olan bir sektörde böyle bir faaliyeti ayakta alkışlıyorum, elinize emeğinize sağlık” yorumunu yapmış.

Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak Özpeynirci’nin yazısına iki temel itirazım var. Birincisi, bir gazeteci yönetiminde olduğu derneğe ilişkin eleştirilere gazetesinden yanıt vermemeli. Oysa Özpeynirci’nin bu yazısı Hürriyet’i dernek içi tartışmaların zemini haline getiriyor, gazete eleştirilere yanıt aracı olarak kullanıyor. Bu mevzular, dernek kongreleri ya da toplantılarının gündemi olabilir ama Hürriyet’in değil.

İkincisi, bildiğim kadarıyla gazetecilik meslek örgütlerinin temel amacı o alandaki mesleki sorunlara çözüm bulmak, gazetecilere destek olmak ve daha kaliteli gazetecilik yapılması için çaba harcamaktır. Özpeynirci ise yazısında “Verdiğimiz ödülü markalar büyük bir güç olarak kullanmaya başladı ki amacımız da buydu” diyor. Bir gazetecinin temel amacı ‘sektöre katkı’ olamaz.

Zira gazetecilik; şirketlerin, güç odaklarının, güçlülerin, iktidarların, partilerin ya da bazı

Yazının devamı...

Karşıt görüş

9 Nisan 2018

Müzeyyen Huş adlı okur, “Nükleer santrala karşı olan görüşlerden hiç bahsetmemişsiniz. Zaten bir gün önce de bakanlığın tanıtım filmini haber yapmıştınız. Okurun karşıt görüşleri de bilmeye hakkı yok mu” diye eleştirdi temel atma haberlerini.

 

Temel atma haberlerine bir de bu gözle baktım. 4 Nisan’da, Hürriyet’in ilk sayfasında “2023 sözüyle düğmeye basıldı” iç sayfalarda ise “Yeni çağın ilk harcı”, “Daha sağlıklı enerji sepeti” ve “Önemli bir milat yaşıyoruz” başlıkları kullanılmıştı. Gerçekten nükleer karşıtı görüşlere hiç yer verilmemişti.

 

Okur haklıydı. Zira Akkuyu’da nükleer santral yapılacağının belli olduğu günden bu yana çevrecilerden itirazlar geliyordu. Özellikle Japonya’daki Fukuşima nükleer enerji santralında 2011’de meydana gelen kazadan sonra dünyada nükleer santrallar konusunda olumsuz yaklaşımlar güç kazanmış, bazı Avrupa ülkeleri bu santralları kapatmaya yönelik programlar hazırlamışlardı. Hürriyet’in haberinde ne bu tepkilerden ne de dünyadaki nükleer karşıtı rüzgârdan söz ediliyordu. Ayrıca çevreci bir grubun aynı gün Meclis’e gelmesine, alana gitmek isteyen Mersin Nükleer Karşıtı Platform üyelerinin polis tarafından engellenmesine ve bazı meslek birlikleri ile STK’ların açıklamalarına da gazetede yer verilmemişti.

 

Daha sonra Başbakan Binali Yıldırım’ın, “Akkuyu’yu eleştirenlere mesajı” da “Gaza gelmenin lüzumu yok” başlığıyla kullanıldı. Ama Akkuyu’yu eleştirenlerin görüşleri gazetede yayımlanmamıştı.

 

Yazının devamı...

Hürriyet’in ortak değerleri

2 Nisan 2018

Tıpkı geçmişte Aydın Doğan’ın Milliyet’in ardından Hürriyet’i satın alması gibi, bu el değiştirme de Türkiye medya tarihinde yeni bir dönemin başladığına işaret ediyor.

Doğal olarak okurlar, bu süreçle ilgili eleştirilerde bulunuyor, sorular gönderiyor. O nedenle bazı noktalara açıklık getirmek istiyorum. Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak benim için Doğan Yayın İlkeleri pusula işlevi görmüştü. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi ile Dünya Haber Ombudsmanları Birliği (ONO) ilkeleri ve evrensel gazetecilik ilkeleri ışığında görevimi sürdürmüştüm.

Hürriyet, ülkemizde ana akım gazeteciliği temsil eden bir kuruluş. Geçmişte bu gazetenin ‘ortak değerleri’, güven, bağımsızlık, doğruluk, tarafsızlık, hakkaniyet, çoğulculuk, kişi hakları ve özel hayatın korunması, şeffaflık ve hesap verebilirlik, kurumsal saygınlık olarak ifade ediliyordu. Bu değerlerin yanı sıra demokrasi, laiklik, adalet ve insan hakları ile ifade ve basın özgürlüğünden yana, nefret söylemine, ırkçılığa, şiddete, ayrımcılığa karşı olduğu vurgulanıyordu. 1 Mayıs 1948’deki ilk sayıda “..demokrasi zihniyetini kökleştirmek ve müdafaa etmek için ortaya atılıyoruz” deniliyordu.

Elbette bu değerlere ne kadar bağlı kalındığı sorgulanabilir, hatalar yapıldığı da söylenebilir. Ama Hürriyet, kurulduğu günden beri bu değerleri temsil ederek, hatalar karşısında da iç denetim mekanizmalarını işleterek, şeffaflığını ve hesap verebilirliğini koruyarak bugünlere geldi.

Bu değerler, Hürriyet için her zaman yol gösterici olmalıdır. Hürriyet, saygınlığını ve ana akım konumunu, ancak editoryal bağımsızlık ve eleştirel gazetecilikle koruyabilir, hatta geliştirebilir.

 

MAGAZİN VE ÜNLÜLER

 

Yazının devamı...