"Faruk Bildirici" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Faruk Bildirici" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Faruk Bildirici

Faruk Bildirici

Gazeteci miyiz, yargıç mı?

21 Ağustos 2017

Hukukçuların bu kaygısını biz gazetecilerin de taşıması gerekli. Hüküm giyene kadar herkesin suçsuz kabul edilmesi ilkesi istisnasız bütün sanıklar ve bütün davalar için geçerlidir. “Masumiyet ilkesi”nin bazı sanıklar ve davalara uygulanmayacağı gibi bir ön kabulden hareket edemeyiz.

 

Kuşkusuz bu ilke 15 Temmuz darbe girişimi ve “Fetullahçı Terör Örgütü” davalarını da kapsar. Darbe girişimini nefretle karşılamamız, devlet içinde devlet örgütlenmesini lanetlememiz, bu davaların sanıklarının haklarını görmezden gelmemize neden olmamalı. Hukuk önünde herkes eşittir.

 

Ama açıkyüreklilikle soralım; medya bu davalarla ilgili haberlerde “masumiyet ilkesi”ni ne kadar uyguluyor? Bu davaların sanıkları öbür davaların sanıklarıyla eşit görülüyor mu?  Adil yargılanma hakkı ne kadar gözetiliyor?

Ne yazık ki, (bu sorulara) olumlu yanıt vermek mümkün değil. Benim bildiğim davalarda savcıların suçlamaları “iddia”, sanıkların o suçlamalara yanıtları “savunma” diye verilir. Fakat medya, bu davalarda savcıların suçlamalarını kanıtlanmış gerçek, sanıkların yanıtlarını “savunma” diye yazıyor.

 

Sanıkların kendilerini savunurken söylediklerinin doğru olup olmadığına mahkemeler karar verir. Fakat bakıyorum, haberlerde hatta başlıklarda sanıkların söylediklerinin

Yazının devamı...

Fatih Terim ve üst akıl

14 Ağustos 2017

Ardından başka okurlardan da itirazlar geldi 5 Ağustos’ta internette yayınlanan bu habere. Okurlar, internette 7 Ağustos’ta kullanılan “Müthiş iddia” ve 8 Ağustos’ta yayınlanan “Fatih Terim’den şok karar! Tudor...” haberlerini de eleştirdi. Okurların görüşünü Hasan Acar’dan alıntıyla özetleyeyim:

“‘Terim’den Tudor için şok karar’ yazıyor. Haberi tıkladığınızda varsayım üzerine kurulu altı sayfa geliyor. Kanımca Fatih Terim’i Galatasaray’a getirme veya Tudor’u istifaya hazırlama üzerine kurgulanmış haber.”

Evet, maalesef bu üç haberin okurlar üzerinde bıraktığı izlenim buydu. Bu izlenimin doğru olup olmadığını anlamak için eleştirilen haberleri inceledim. Gerçekten başlıkta “Terim gümbür gümbür geliyor” denmişti ama haberde hiçbir kaynak ve somut bilgi yoktu. “Tudor’u gözden çıkaran Özbek tüm şartları adeta Terim’i ikna etmek için hazırlıyor” cümlesinin de neye dayanarak yazıldığı belirsizdi. “Müthiş iddia” haberinde “Galatasaraylı taraftarların Fatih Terim baskısının arttığı” öne sürülmüştü. Bu da kaynağı belirsiz bir “iddia”dan ibaretti. Hangi taraftarlar, kaç taraftar Fatih Terim’i istiyor, bu nasıl belirlenmiş, taraftarların nabzını kim tutmuş?

Bu yazılmamış.

Öyle ya, milyonlarca taraftarı olan bir kulübün taraftarlarının Fatih Terim’i istediğini yazıyorsanız bildiğiniz bir şeyler olmalı. Bir anket, toplu bir açıklama vb gibi...

“Fatih Terim’den şok karar” haberi çıtayı daha da yukarı çekmiş, bu kez “camia” ve “üst akıl”ın “Fatih Terim’i kulübede Tudor’un yerinde görmek istediği” yazılmış. Ama “camia” kim, “üst akıl” ne? Camianın Terim’i istediği nasıl belirlenmiş? Galatasaray camiası adına kim konuşmuş? Onlar belirsiz.

Daha uzatmadan bir hatırlatma yapayım.

Gazeteciliğin genel ilkeleri spor ve internet haberleri için de geçerlidir. Haberlerde kaynak göstermek zorunludur. Özellikle de bir kişinin, bir grubun düşüncesini, isteğini, beklentisini

Yazının devamı...

Ölen ünlünün ardından

7 Ağustos 2017

Okurlarımızdan Turgut Türkeş, Semercioğlu’nun yazısına atıfta bulunarak, “Acaba ölen ünlülerin ölümleri sonrasında onların sorunları, ilişkileri vb ne ölçüde ifade edilip okuyucunun dikkatine sunulmalı?” sorusunu yöneltti. “Bu konunun çok iyi tartışılması ve herkesin üzerinde mutabık kalacağı etik düzenlemeler yapılması gerektiğini” savundu.

 

Bu görüşe ben de katılıyorum. Bilgi vereyim derken kırıp dökmemek, kimseleri üzmemek için “ölenlerin biyografisinin nasıl yazılacağını” tartışmalıyız. Önce Semercioğlu’nun dile getirdiği görüşünü hatırlayalım:

 

“... Türk basını sözleşmişçesine Harun Kolçak’la ilgili tek bir şeyden bahsetmedi: ‘Bir dönem alkol ve uyuşturucu tedavisi gördüğünden. Bizde kaybettiğimiz bir ismin ardından bu konuları konuşmak saygısızlık olarak algılanıyor. Oysa Batı medyası, kaybedilen bir sanatçının kariyerinden bahsederken her şeyi dan dan yazıyor.”

 

Bir kere “Batı medyası” denilen yer, bütün medya kuruluşları ve gazetecilerin her zaman ilkelere uygun davrandığı öyle homojen bir yer değil. Doğru, orada bazı gazetelerde “dedikodular bile dan dan yazılır” ama bazı gazetelerde ise “obituary” (ölen kişinin ardından yazılan kısa biyografi) yazımı, hassasiyeti nedeniyle uzman gazetecilere bırakılır. Bir yöntem sırf “Batı medyası”nda bazıları uyguluyor diye savunulamaz. Zaten ünlü iletişim kuramcıları, Doğu medyasındaki yanlışların birçoğunun kaynağının Batı medyası olduğunu söyler.

 

Yazının devamı...

Yüzeysel habercilik

31 Temmuz 2017

Görünenin nedenini araştırır, söyleneni sorgular; her olguya eleştirel yaklaşır. Haber de okuyanın ya da izleyenin kafasında soru işaretleri bırakmamalıdır. Gazeteci, akla gelen her soruyu sormuş ve yanıtlarını habere koymuş olmalıdır.

 

Fakat günümüzde “yüzeysel habercilik” iyiden iyiye yaygınlaştı. Bir yerde olay mı çıktı, görünenler derleniyor; bir siyasetçinin söylediği söz, önüne ardına bakmadan, hiçbir analize tabi tutulmadan, bilgi eklemeden haberleştiriliyor.

 

Bu tür yüzeysel haberlere geçen haftadan iki örnek vereyim. Birincisi, Ordu kentindeki protokol kavgası haberi. 24 Temmuz’da Hürriyet’te yayınlanan haberde, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz’ın,  Ordu Emniyet Müdürü Suat Çelik’in protokol tribününde oturmasına müdahale ettiği, bunun üzerine korumalar ile zabıta ekipleri arasında kavga çıktığı belirtiliyordu. 

 

Oysa Belediye Başkanı ve Emniyet Müdürü arasındaki gerginliğin bir geçmişi vardı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, nisan ayında Ordu’da düzenlediği mitingin ardından Büyükşehir Belediyesi ziyaretini iptal etmiş; kentten ayrılırken belediyede “böcek” aranması talimatı vermişti. Emniyet Müdürlüğü ekipleri de belediye binasını boşaltarak dinleme cihazı aramıştı. Belediye Başkanı bu arama nedeniyle Emniyet Müdürü’ne kızmıştı.

 

Yazının devamı...

Duayenden etik uyarılar

24 Temmuz 2017

Sibel Asna, Türkiye’nin ilk halkla ilişkiler şirketi A&B İletişim’in 35 yıllık yöneticisi ve halkla ilişkiler ile iletişim danışmanlığının duayenlerinden biri.

 

Asna, Türkiye’de gazetecilik ve halkla ilişkiler danışmanlığı arasındaki ilişkilerde “etik kuralların uygulanmasında bazı sapmalar olduğunu” da açıkça dile getirdi. Asna, gönderdiği mektupta sözünü ettiği etik sapmalara değindi:

 

“Bilimsel ve mesleki ortamlarda ‘gazetecinin önemli haber kaynaklarından biri’ olduğu kabul edilen halkla ilişkiler danışmanlarının görevini, şirketlerin reklam departmanları ve pazarlama - marka yöneticileri devralmış, Hİ departmanlarından gazeteler veya ilgili mecralarda yayınlanacak yazıları yazmaları istenmeye başlamıştır.

 

Advertorial olarak tanımlanan paralı haberlerin artması, önemli bir ulusal haber ajansımızın başlattığı ve diğer yayınların takip ettiği haberin para karşılığı yayınlanması, sektör eki adı altında reklam toplamak amacıyla yapılan ek basımlarda müşterilerin kendilerini öven yazılar yazmaya teşvik edilmesi ve bunların yine para karşılığı basılması, kabul edilemez boyutlara ulaşmış durumdadır.

 

Yazının devamı...

Hürriyet’in farkı

17 Temmuz 2017

Ben Hürriyet gazetesinin okur temsilcisi yani ombudsmanıyım. O nedenle Hürriyet’te gördüğüm etik sorunları dile getiriyor; gazetemin yanlışlardan arınmasına ve gazetecilik kalitesinin yükselmesine katkıda bulunmaya çalışıyorum.

 

Ama sadece Hürriyet’i yazmam, dile getirdiğim etik sorunların sadece Hürriyet’te olduğu anlamına gelmiyor. Hürriyet’teki sorunlar, Türkiye’deki bütün medya kuruluşlarında da üç aşağı beş yukarı yaşanıyor. Medya mensuplarının yazdıklarımı sadece Hürriyet’e özgü kabul etmesi, oradan hareketle tartışması, yazılar yazması hem haksızlık hem de sorunun gerçek boyutlarını görmezden gelmek.

 

Örneğin, bir süre önce Instagram’da “ürün yerleştirme” konusunda bir yazı yazdım. Kimileri bunu medyanın genel sorunu olarak görüp üzerine gitmek yerine, yine Hürriyet (ve Doğan Medya Grubu) üzerinden yazıp çizmeyi yeğledi. Oysa başka medya kuruluşlarında da Instagram’da “ürün yerleştirme” yapanlar var. Somutlaştırmak açısından üç örnek vereyim. Sabah’ın Günaydın ekinde yazan 683 bin takipçisi olan bir kadın yazarın, Habertürk’te yazan 56 bin takipçisi olan yazarın ya da Vatan’da yazan 23 bin takipçili bir erkek yazarın hesaplarına bir bakın. Marka çantalardan mekânlara, mağazalara ve giysilere kadar ürün yerleştirmelerle dolu değil mi?

 

Bu kadar da değil, başka medya kuruluşlarında da tatil yörelerinde mekân açan, sevgilisinin Alaçatı’daki mekânını sosyal medyada tanıtan, Instagram’da ürün yerleştirme yapan, yüksek ücretlerle DJ’lik yapan, bütün gezilere kendisi giden servis yöneticisi, tatillerini bedavaya getiren, arşiv fotoğraflarını satan, dışarıya fotoğraf çeken, partilere parayla ünlü götüren ve katılan isimler yok mu? Elbette var ve öbür medya kuruluşlarında bunlar görmezden geliniyor.

Hürriyet’in farkı tam da burada. Biz bunları açıkça, okurun ve tüm medyanın gözleri önünde tartışıyoruz. Hatalardan arınmaya çalışıyoruz; bunu da şeffaf biçimde yapıyoruz. Okura ve mesleğimize saygının gereği bu. Ders çıkarmak ve örnek almak yerine üzerinde tepinmek niye?   

Yazının devamı...

Gazetecilik ve aktivizm

10 Temmuz 2017

“Gazetecilik doğası gereği kendi içinde bir aktivizm barındırır. Hak aramayı, ezilenin yanında olmayı, sesi duyulmayanın sesi olmayı şiar edinmeyene, gizli kapaklı kötülükleri ortaya dökmek için cesurca araştırma yapmayana gazeteci denmez. Ama haberciliğin dikenli yollarına girmek yerine aktivist yorumculuğun konforuna sığınmak da ne derece gazetecilik olarak tanımlanabilir? Kanımca bu tartışılması gereken önemli bir konu. ”

Arsan’ın görüşlerine ben de katılıyorum. Elbette gazetecilik içinde aktivizm barındırır ama aktivistlik ile gazetecilik arasında da fark var. Gazeteci, aradaki ince çizgiyi aşıp aktivistliğe kaymamalı. Çünkü o zaman gazeteci, olayın izleyeni ve aktaranı olmaktan çıkar, öznesi haline gelir.

 

Tabii gazetecilik ve aktivizmi tartışırken, Türkiye’deki mevcut gazetecilik koşullarını göz ardı etmemek gerek. Günümüzdeki canlı örnek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı “Adalet yürüyüşü”. Gazeteci ve yazarlar, bu yürüyüşü izleyebilir, oradaki gelişmeleri, görüşleri okurlarına aktarabilir. Bu zaten bizim işimiz. Nitekim Hürriyet muhabir, foto muhabiri ve yazarları da bu yürüyüşü izleyip, gazeteye yazdılar izlenimlerini. Genel olarak özenli ve dengeli bir gazetecilik faaliyeti sergilendi yürüyüş boyunca.

 

Yürüyüş haberlerinin kimi medya kuruluşlarının tersine nesnel bir dille verilmesi de doğru bir gazetecilik yaklaşımıydı. Hemen her gün birinci sayfadan başlayıp iç sayfada geniş verilmesi eylemin büyüklüğü ile orantılı bir haber değerlendirmesini yansıtıyordu.

“Adalet” yürüyüşüne eylemci olarak katılan gazeteciler ve gazetecilik örgütlerine gelelim. Bu eylemin temel talebi ve içeriği gazetecilerin de savunması gereken “adalet”ti. 160’dan fazla gazetecinin hapiste olduğu bir dönemde gazetecilik örgütlerinin “adalet” içerikli bir yürüyüşe katılması doğal. Ama bu yürüyüş bir yanıyla da siyasi bir hareket. O nedenle gazetecilerin bu eyleme katılırken bu ayrıma dikkat etmeleri, CHP ile özdeşleşmemeleri şarttı. Nitekim öyle de oldu, farklı algılara yol açacak görüntüler verilmedi.

 

Yazının devamı...

Asmalımescit’teki stüdyo

3 Temmuz 2017

Bu soruyla birlikte Hürriyet’ten iki isim vermiş ve Ayşe Arman’ın Instagram’daki bir paylaşımının görüntüsünü de göndermişti:

“@emreyunusoglu çekti. Asmalımescit’te çok güzel bir stüdyosu var Emre’nin. Bugün manyaklar gibi çalıştık, 4 röportaj 4 çekim. Yanımda bir sürü elbise vardı, arada beni de Asmalıhanları’nda çekti.”

Bunu görünce hemen Arman’ın hesabına baktım, gerçekten de böyle yazmıştı. Şaşırdım. Hürriyet’in kadrolu foto muhabirinin dışarıda stüdyo açması bugüne dek duyduğum bir uygulama değildi. Arman’ın diğer paylaşımlarına da baktım. 6 Şubat 2016’daki paylaşımında Emre Yunusoğlu için şöyle yazmıştı:

“Bir sürü profesyonel fotoğrafçıyla çalışıyorum, biri de @emreyunusoglu. Arkadaşım olduğu için biraz indirim yapıyor ama çatır çatır parasını alıyor. Harikadır kendisi, iş yapmak istiyorsanız aklınızda olsun.”

Emre Yunusoğlu’nun adına açtığı web sayfasında da çeşitli sanatçıların, ünlülerin fotoğraf çekimleri vardı. Okurun sorusunu da aktararak, Yunusoğlu’na, “Hürriyet’in kadrolu bir elemanının Hürriyet’in de muhatabı durumundaki kişilerle iş/ücret ilişkisine girmesi, bunun için stüdyo kurması doğru mu?” diye sordum. O da şu yanıtı verdi:

“Kendime ait stüdyom yok. Bir arkadaşıma ait olan mekânı istediğim gibi kullanma hakkım var. Hürriyet gazetesinin muhatabı olan kişilerden de herhangi ücret talebim olmadı. İnternet sitemde mesai dışı hobi amaçlı yaptığım şeyler yer alıyor.”

Yunusoğlu’na bu kez “Ayşe Arman’ın yazdıkları gerçekdışı mı?” diye sordum; “Evet, gerçekdışı” karşılığını aldım.

Bu yanıtla tatmin olmadığım için Instagram’da tarama yaptım.

Yazının devamı...