"Faruk Bildirici" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Faruk Bildirici" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Faruk Bildirici

Faruk Bildirici

Kaçırdığı kızı öldüren mağdurmuş

23 Haziran 2018

Sulh Ceza Hâkimliği’ne başvurdu, hâkim de cinayete ilişkin haberlerin katili mağdur ettiğine karar verip bu haberlere erişim engeli getirdi.

Sulh ceza hâkimliklerinin, başvuruları yeterince incelemeden erişim engelleme kararı verdiklerini daha önce defalarca yazmıştım. Halen cezaevinde yatan Ceyhun Özçimen adlı hükümlüyle ilgili karar da bu tip engelleme kararlarının çarpıcı ve inanılmaz bir örneği.

Bursa 2. Sulh Ceza hâkimi M. Eda Şahin, Ceyhun Özçimen adlı hükümlünün “gelecekteki hayatını olumsuz etkileyeceği” gerekçesiyle yaptığı başvuruyu kabul ederek “Bursa’da korkunç intikam” (30 Mart 2008) ve “İntikam için öldürdü” (1 Nisan 2008) haberlerine erişim engelleme kararı verdi. Kararın gerekçesi de özetle şöyle:

“...itiraz edenin yargılanarak ceza aldığı ve halen bu cezayı infaz etmekte olduğu anlaşılmakla,

...başvurucu tarafından paylaşılan haberlerin gerçeğe aykırı olduğu ileri sürülmemiştir. Ancak başvurucunun bu haberlere kolayca ulaşılıyor olması eşe karşı kasten öldürme suçu nedeni ile ortak çocuklarının ve gelecekteki hayatının olumsuz etkilenmesinden bahsetmektedir.

Haberin güncelliğini yitirdiği, toplumsal açıdan haber değerini taşımadığı ve geleceğe ışık tutacak nitelikte olmadığı açıktır. Basın özgürlüğü ve kişinin yaşamış olduğu mağduriyet birlikte değerlendirildiğinde kişi tarafından yaşanan mağduriyetin daha fazla olduğu açıktır.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun 3 Mart 2016 tarihinde B. No 2013/5653 sayılı kararında benzer bir olayda vermiş olduğu karar da göz önünde bulundurularak ve açıklanan nedenlerle itirazın kabulüne ve belirtilen web sitelerindeki içeriğe erişimin engellenmesine karar vermek gerekmiştir.”

Görüldüğü gibi, kararda

Yazının devamı...

Yanlış, yalan, gaf

18 Haziran 2018

“Haberinizde ‘İnce, ‘...Milli Savunma Üniversitesi kurdular, rektör atadılar o da FETÖ’cü çıktı’ dedi. İnce’nin bu iddiasının ‘yalan’ olduğu kısa bir süre içinde anlaşıldı.’ yazılmış. Daha adil bir gazetecilik lisanıyla, yani yanlış kelimesiyle haber yapılmalıydı. Yalan biraz sert, suçlayıcı ve hedef gösterici olmuş.”

Okur çok haklı. Hürriyet internette ve birçok sitede yayımlanan bu haber hatalıydı. “Yalan” ve “yanlış” karıştırılmıştı. Yalan, “aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı söylenen söz”dür. Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, NTV’deki programda “rektör FETÖ’cü çıktı” demiş, rektör Prof. Dr. Erhan Afyoncu’nun itirazı üzerine sözlerini “dekan” diye düzeltmiş, en sonunda “FETÖ’cü çıkan” kişinin bu üniversitenin Teşkilat Şube Müdürü kıdemli albay Kadir Atakan olduğu ve tutuklandığı anlaşılmıştı.

Evet İnce hatalı, tutuklanan kişinin görevini yanlış söylüyor. Ama İnce’nin bu yanlışı bilerek yaptığını neye dayanarak yazıyoruz? Haberde bu konuda en ufak bir bilgi yok. Demek ki “yalan” söylediğine karar veren haberi yazan gazeteci.

Oysa bir gazetecinin ne İnce ne de başka herhangi bir kişi hakkında böyle bir karar verme, hüküm biçme hakkı olamaz. Gazeteci, haberini nesnel dille yazar. Bütün verileri sunar, gerisine okur karar verir. Bu haberin nasıl yazılacağı konusunda doğru örnek de yine Hürriyet’te yayımlandı. Ertesi gün yani 11 Haziran’da basılı gazetede yayımlanan haberin başlığı “Unvanları karıştırınca Afyoncu yayını aradı” başlığını taşıyordu. Haberde de İnce’nin “unvanları karıştırdığı” belirtiliyor, programda olup bitenler yorumsuz ve hükümsüz biçimde aktarılıyordu.   

Bazı okurların “Bu haber yazılmamalıydı” itirazı ise yersiz. İnce’nin hatası haber değeri taşıyordu. Elbette sadece İnce’nin değil tüm siyasilerin yanlışları, gafları, yalanları ve dil sürçmeleri haberdir. Cumhurbaşkanı adayları Tayyip Erdoğan, Meral Akşener, Selahattin Demirtaş, Temel Karamollaoğlu ve Doğu Perinçek’in bu tür yanlışları da haber olmalıdır.

ÖLENİN DÖRDÜ DE İNSAN

SURUÇ’ta dört kişinin öldüğü olay, Hürriyet internet ve medyanın büyük bölümünde “seçim çalışması yapan AKP’li gruba saldırı” olarak yazıldı, hâlâ da öyle yazılıyor. Ancak Şanlıurfa Valiliği açıklamasında “esnaf ziyareti sonrasında iki grup arasında çıkan tartışmanın kavgaya dönüşmesi neticesinde çıkan olay” tanımı kullanıldı. Valilik açıklamasını, tanık anlatımları da doğruluyor.

Buna rağmen “saldırı” diye sunmak gerçekleri çarpıtmak ve yeni çatışmaları körüklemek olur. Bu ülkenin serinkanlı, yatıştırıcı ve barış diliyle yazılmış haberlere ihtiyacı var. Öldürülenlerin biri AKP’li, diğer üçü HDP’li. Dördü de insan, dördü de bu ülkenin vatandaşı. Haberleri sadece AKP’li bir kişi yaşamını yitirmiş gibi kurgulamamalı, dört insanın acısını eşit yansıtmalıyız. Bazı siyasi açıklamalara dayanarak tek taraflı haber yazmak yerine “kavganın” nasıl çıktığını, orada neler yaşandığını ve özellikle de Türk Tabipleri Birliği’nin, “iki kişinin hastanede öldürüldüğü” iddiasını araştırarak nesnel verileri okura sunmalıyız. Doğrusu bu. Hele de seçimler öncesinde...

Yazının devamı...

Ezhel ve sanatçının tutuklanması

11 Haziran 2018

Fakat aynı gün sanatçının sosyal medya hesabından bu haberlerin dikkate alınmaması yönünde bir açıklama yapıldı. Sanatçı cezaevinden gönderdiği mektupta da gazetelere kızgındı:

“...Kadıköy’de yapılan operasyonda gözaltına alınmışım. Herkes bilsin isterim ki polis beni ifadeye çağırdı ve sonraki sabah, başım dik ve gönlüm rahat şekilde Vatan Emniyet’e ifade vermeye gittim. Beni bir kaçak ve korkak gibi gösteren tüm medyayı kınıyorum.”

Bunun üzerine ünlü rap’çinin avukatı Fuat Ekin ile görüştüm. Ezhel’in operasyonla gözaltına alındığı ve daha önce bir soruşturmada adli kontrolle serbest bırakıldığı iddialarını yalanladı ve “Sadece hintkeneviri ile çektirdiği fotoğrafı Instagram’da paylaşmasından ötürü pişman olduğunu söyledi” dedi.

Ezhel’in emniyet ifadesine baktım. İki sayfalık ifade metninde ilk soruda Ezhel’in “davet üzerine Şube Müdürlüğümüze geldiği” vurgulanıyor. Demek ki Hürriyet ve internette yayımlanan haberlerdeki “operasyon ile yakalandığı” bilgisi yanlış. Bir süre önce “adli kontrol ile serbest bırakıldığı” konusunda ise ifade metninde bir bilgi bulunmuyor.

“Pişmanlık” konusu son soruda geçiyor. Ezhel, “şarkılarını uyuşturucu maddeyi özendirmeye yönelik yapmadığını” savunuyor, şunları söylüyor:

“Daha önce yaptığım ‘Yarınımız yok’ şarkısında da ecstasy, eroin ve bonzai gibi maddelerin kullanımının zararları olduğu yönünde şarkı sözlerim vardır. Suç olduğunu bilseydim kesinlikle bu tür paylaşımlar yapmazdım, pişmanım.”

Anlaşılan, “pişmanım” sözünü sosyal medyadaki iki “hintkeneviri fotoğrafı” paylaşımı için kullanmış. Zaten bir önceki soruda da bu fotoğrafları paylaşmanın suç olduğunu bilmediğini söylüyor. Şarkılarından dolayı pişmanlığı söz konusu değil. Dikkat edilirse sosyal medyada yayınlanan mektubunu da “Kahrolsun sansür. Yaşasın tam bağımsız rap” diye sonlandırıyor.

Tutuklanan sanatçı müziğini savunurken, gazetedeki haberde onu geri adım atmış ve “suçlu olduğunu kabul etmiş” gibi sunmamalıydık. İnternetteki “tutuklandı” haberinde de “İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri (...) bazı şarkılarında uyuşturucu kullanımını özendirdiğini belirledi” denilerek suçlu olduğu kesinmiş gibi yazılması da yanlış.

Yazının devamı...

Sinema söyleşileri

4 Haziran 2018

Hem Kelebek’te, hem de Hürriyet Pazar’da Alden Ehrenreich söyleşileri yer alıyordu.

“Nasıl olur böyle bir şey? Eklerin birbirinden haberi yok mu” diyen Necla Turalı adlı okurun uyarısı sayesinde fark ettim bu söyleşileri. Kelebek’teki “Hollywood” sayfasında Alden Ehrenreich ile birlikte filmin diğer başrol oyuncusu Donald Glover söyleşisi de vardı. Barbaros Tapan, her iki oyuncu ile de Türkiye’de de vizyona yeni giren film hakkında konuşmuştu.

Hürriyet Pazar’daki Alden Ehrenreich söyleşisi daha genişti. Sinema yazarı Esin Küçüktepepınar’ın yaptığı söyleşi iki sayfayı kaplıyordu. Diğerinden farklı olarak, Ehrenreich’e Türkiye sineması ve Nuri Bilge Ceylan da sorulmuştu.

Eskiden yabancı oyuncularla yapılan söyleşilerde Türkiye ve Türk sineması mutlaka sorulurdu. Şimdilerde bu soruların olmadığı söyleşilere başka yerlerde de rastlıyorum. Dikkatimi çeken bu konuyu Barbaros Tapan ile konuştum:

“Ben HFPA (Hollywood Yabancı Gazeteciler Derneği) üyesiyim. HFPA stüdyolar tarafından ilk dikkate alınan, yönetmenler, yapımcılar ve oyuncuların ilk röportaj verdiği mecradır. Röportajlarda ağırlıklı olarak son yapılan film ile ilgili sorular sormamız gerekiyor. Bazı ünlü yıldızlar Türk olduğumu öğrenince kendileri konuyu açıyor. Ben de elimden geldiği kadar sormaya çalışıyorum. Benim röportajlarımın çoğu teke tek oluyor. Ama Alden Ehrenreich söyleşisinde toplam sekiz gazeteci vardık. Kalabalık gazeteci grubunun katıldığı ortamlarda her konuyu sorma şansımız olmayabiliyor.”

Doğrusunu söylemek gerekirse bu tip sinema söyleşilerinin teke tek yapıldığını sanıyordum. Meğer ünlü yıldızlarla toplu söyleşiler, uzun zamandır başvurulan bir yöntemmiş, son yıllarda iyiden iyiye yaygınlaşmış. Artık teke tek söyleşiler çok özel durumlarda ve televizyonlarda yapılabiliyormuş.

Bu noktaya gelinmesinde sinema sektörünün bütün dünyada büyümesi, PR şirketleri ve Hollywood’un pazarlama stratejilerinin etkili olduğuna kuşku yok. Ama önemli bir neden de sinema yazar ve gazetecilerinin sayısının artması. Örneğin Cannes Film Festivali’ni bu yıl izleyen gazeteci sayısı 4 bini aşmış. Sayı bu kadar artınca teke tek söyleşi pek mümkün değil. Nitekim

Yazının devamı...

‘Çıplak arama’ mevzuatı

28 Mayıs 2018

Haluk Demir adlı okur, bu habere itiraz etti. Gelişmelerin doğru yansıtılmadığı kanısındaydı: “‘Çıplak arama iddiasına yalanlama’ demişsiniz ama savcı çıplak aramayı yalanlamıyor ki! Darp ve eziyet iddiasını yalanlıyor, çıplak arama için, ‘Hükümlünün üst araması mevzuata uygun yapılmıştır’ diyor. Sakın cezaevlerinde çıplak arama mevzuata uygun olmasın?”

HDP’den İzmir milletvekili adayı iken yaptığı konuşmalar nedeniyle hapis cezasına çarptırıldığı için tutuklanan Pınar Aydınlar’ın avukatı Murat Arksak, müvekkilinin Bakırköy Kadın Cezaevi girişinde “çıplak aramayı kabul etmemesi üzerine darp edildiğini ve zorla çıplak arandığını” öne sürerek suç duyurusunda bulunmuştu. Cumhuriyet Savcılığı da avukat Arksak’ın suç duyurusuna ilişkin yazılı açıklama yapmış, iddiaları yalanlamıştı.

 

Hakikaten de okurun uyardığı gibi, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcısı Sırrı Topluyıldız, “çıplak arama yapılmamıştır” gibi bir ifade kullanmamış. Darp ve cebir iddialarını açıkça yalanlamış, üst araması için de “Hükümlünün üst araması mevzuata uygun yapılmıştır” demekle yetinmiş.

 

Peki, “mevzuat” çıplak aramaya izin veriyor mu? Savcı bunu belirtmemiş. Ben de merak ettim, mevzuata baktım. “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ve Güvenlik Tedbirleri” tüzüğünün 46. maddesinde “Hükümlünün üzerinde, kuruma sokulması veya bulundurulması yasak madde veya eşya bulunduğuna dair makul ve ciddi emarelerin varlığı ve kurum en üst amirinin gerekli görmesi halinde, çıplak olarak veya beden çukurlarında arama yapılabilir” deniliyor.

 

Demek ki

Yazının devamı...

Had bildirme işi

21 Mayıs 2018

“Hepiniz ağlayarak özür dileyeceksiniz. O gün geldiğinde affedeni, acıyanı, yargılamaktan vazgeçeni de unutmayacağız! Yok öyle ‘torunlarla emeklilik, kavga istemiyoruz’ falan. Her şey yeni başlıyor. Bu ülkeye, insanına yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz.”

Ahmet Hakan da bu sözleri alıntılayarak cumhurbaşkanı adayları Muharrem İnce ve Meral Akşener’e “Lütfen bu adama haddini bildiriniz” çağrısında bulundu. Bu yazının ertesi günü de polisler Barış Atay’ı gözaltına alınca Ahmet Hakan, sosyal medyada “Barış Atay’ı hedef göstermekle” suçlandı.

Frankfurt’tan e-posta gönderen Mustafa Demirkol adlı okur “Sayın Hakan yazısında hem davacı, hem davacı avukatı hem de savcı rolünü üstlenmiştir” diyerek, bu suçlamalara katıldığını belirtti. Abdullah Sarkaya, Selçuk Esen ve başka okurlar da Ahmet Hakan’ın “Atay’ı hedef gösterdiğini” savundu.

Okur Temsilcisi (Ombudsman) olarak konuyu inceledim. Barış Atay mesajında yargıda hesap sorulmasından söz etmiş, düşüncesini açıklamış. Şiddet çağrısı ya da yasa ve hukuk dışı bir unsur göremedim.

Ahmet Hakan ise bu düşüncesi nedeniyle “Atay’ın haddinin bildirilmesi” çağrısında bulunuyor. Açıkçası, TDK sözlüğündeki tanımıyla “sert bir karşılıkla uslandırılmasını, yola getirilmesini, cezalandırılmasını” istemiş oluyor.

Bir yazar, elbette eleştirebilir ama kimsenin düşüncesini dile getirmesine set çekmeye çalışamaz, sırf düşüncesini açıkladığı için uslandırılmasını, cezalandırılmasını isteyemez. Zira bir kişiyi yargılamak, hüküm bildirmek gazeteciye düşmez. 

Ahmet Hakan, Barış Atay’ın “haddinin bildirilmesini” isteyerek gazetecilik sınırlarını aşmış. Düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlayan onca örnek varken böyle bir yazının İnce ve Akşener’den önce polisi yargıyı harekete geçireceğini, onu trol’lerin hedefi haline getireceğini tahmin etmek de zor değildi.

Gerçi Türkiye’de son yıllarda olağan hale geldi ama ben yine de hatırlatayım: Siyasetçilere neyi, nasıl yapacaklarını söylemek, yol göstermek, onlara akıl vermek de gazetecinin işi değildir.

Yazının devamı...

99.952 adres engellenmiş

14 Mayıs 2018

Çoğu yeterli incelemeye dayanmayan, dayanaksız, tutarsız ve de savunma bile alınmadan uygulanan yaptırımlar bunlar.

 

Engelleme kararlarıyla sadece yasaklanan linkler karartılmış olmuyor, dijital mecradaki basın ve ifade özgürlüğüne müdahale bir dilekçe verme kolaylığına indirgeniyor. Maalesef bu durum medya tarafından da sessizce kabulleniliyor, sürekli artan engelleme kararları da giderek sıradanlaşıyor.

 

Her hafta, “Haftanın engellenenleri” bölümünü hazırlamamın amacı da bu sıradanlaşmaya itiraz etmek, medya ve okurların dikkatini çekmek. Hürriyet dışındaki medyaya gönderilen kararlara ulaşamadığım için yazamıyordum.

 

CHP Bilgi ve İletişim Teknolojileri Genel Başkan Yardımcılığı’nın hazırladığı “Türkiye’de internete erişim sorunu” raporunda Youtube, Twitter, Facebook, Dropbox, Wikipedia ve sosyal medya yasakları ayrıntılı olarak incelenmiş. “Dolaylı sansür” ve “internete erişim hakkının ihlali” olarak nitelendirilen erişim engellemelerine de geniş bir bölüm ayrılmış.

 

Yazının devamı...

Doğruluğunu kanıtlayamıyorsak

7 Mayıs 2018

Hürriyet’in ikinci sayfasında İsmail Bayrak imzasıyla çıkan bu habere ertesi gün Arzu Film’in sahibi Ferdi Eğilmez’den “Haber doğru değil, bunu teklif etmiş bir oyuncu da yok” yalanlaması geldi. Ardından Şahan Gökbakar da “Hiçbir suretle Arzu Film’le görüşmedim. Tosun Paşa isimli filmin veya başka bir filmin yeniden yapımıyla ilgilenmiyorum” açıklaması yaptı.

Bu açıklamalardan sonra Cengiz Semercioğlu, bu konuda Kelebek’te iki yazı yazdı. 3 Mayıs’taki yazısında özetle şu görüşü dile getiriyordu:

“...Biz bu haberi Arzu Film Genel Müdürü Kamil Çevikalp’ten öğrenip yaptık. Ferdi Eğilmez’in haberi var yok bilemeyiz ama Ay Yapım’ın sahibi Kerem Çatay ‘Biz şu projeyi yapıyoruz’ dediğinde inanır mısınız, yoksa inanmayıp oyunculara sorup teyit mi alırsınız? İkinciyi yapacak dünyada hiçbir gazeteci yok. Biz de öyle yaptık.”

Prof.Dr. Ali Atıf Bir ve bazı okurların eleştirilerini sosyal medyadan iletmeleri üzerine ben de haberi, açıklamaları ve Semercioğlu’nun haberin doğru olduğunu savunan yazılarını inceledim. İlgili arkadaşlarla da görüştüm. Bu konudaki değerlendirmelerimi birkaç madde halinde sıralayayım:

 Elbette bu haber kimseyle konuşmadan “uydurulmuş” olamaz. Zaten Semercioğlu, haberin kaynağının genel müdür Çevikalp olduğunu açıklıyor. Ama haberde gizli tutulan bir kaynak sadece istisnai durumlarda açıklanabilir. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne göre, bu istisnalar da “kaynağın izin vermesi” veya “kaynağın gazeteciyi açıkça yanıltması” halleridir. Oysa burada Semercioğlu, hem Çevikalp’in doğru bilgi verdiğini savunuyor, hem de kaynağı açıklıyor. Bu çelişik bir tutum. Yanıltmadıysa açıklamamalıydı. Ayrıca açıklama hakkı sadece haberi yazan İsmail Bayrak’a aittir.

 Bir yetkili kendi adıyla demeç veriyor, düşüncesini açıklıyorsa elbette kimseye sormadan haber yazılabilir. Ama hem bilgi veriyor, hem de adının gizli tutulmasını istiyorsa -hele de başkalarını bağlayan ifadeler kullanıyorsa- o zaman durum değişir; diğer ilgililere de sormak gerekir. “Double check” (çifte kontrol) yöntemi bu gibi durumlarda zorunludur. Evrensel gazetecilik kuralı budur. Kaynağı belirsiz haberlerin nasıl yazılacağını bu köşede defalarca anlattım. Bu haber yazılırken de Eğilmez, Gökbakar ve Yılmaz’a sorulmalıydı.

 Haberde özetle, “Şahan Gökbakar ve Cem Yılmaz teklif etti, Ferdi Eğilmez reddetti” yazmışız. Ferdi Eğilmez ve Şahan Gökbakar ortaya çıkıp bu iddiayı yalanlamış, Çevikalp ise sessiz kalmış ve haberi doğrulayan açıklama yapmamış. Peki böyle bir durumda adını gizli tutmuş kaynağımızın doğruyu söylediğine ve haberin doğru olduğuna hâlâ nasıl emin olabiliyoruz?

Yeni bir bilgi ve belge ortaya koymadan bu haberin doğruluğunu savunamayız. Haberin doğruluğunu kanıtlayamıyorsak da bize düşen açıklamaları yayınlamak ve özür dilemek olmalıydı.

Yazının devamı...