"Faruk Bildirici" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Faruk Bildirici" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Faruk Bildirici

Faruk Bildirici

Söyleşinin kaynağı eksik

26 Haziran 2017

Hürriyet internette 18 Mayıs’ta yayınlanan bu habere aradan yaklaşık bir ay geçtikten sonra bir itiraz geldi. Yağız Çelikyüz adlı internet editörü, bu söyleşinin kendisine ait olduğunu öne sürüyordu:

 

“Vatandan Haber isimli web sitesinde çalıştığım sırada Final Four organizasyonunun güvenlik işlerini yapan firmanın genel müdürü ile bir röportaj gerçekleştirdim. Ardından, yaptığım röportajı site sorumlusuna gönderdim ve onay aldım. Bir süre sonra sitede röportajı bulamadım. Google’da arama yaptığım zaman bu röportajın Fenerbahçe muhabiriniz Ahmet Ercanlar imzası ile web sitenizde yayınlandığını gördüm.”

 

Bu iddiayı, haberde imzası olan Ahmet Ercanlar’a sordum. Söyleşinin öyküsünü samimi bir dille anlattı:

“Yağız Çelikyüz’ün çalıştığı internet sitesi, Magus Güvenlik’in bulunduğu gruba iş yapan şirketin. Genel müdür ile kendi sitelerinde yayınlanmak üzere ona bir söyleşi yaptırmışlar. Ben oradayken getirdi, yöneticileri de Hürriyet’te yayınlanması için bana gösterdi. Ben de bu metni yeterli bulmadım, Genel Müdür Atilla Akyürek ile telefonla görüşerek, o metni genişlettim. Ancak benim hazırladığım metin Hürriyet internette yayına verilirken editörler tarafından kısaltılmış. Öyle olmasaydı, iki metin arasındaki fark daha iyi görülecekti. Yağız Çelikyüz, şimdi işten atılınca bu konuyu gündeme getiriyor, daha önce itiraz etmemişti.”

 

İki tarafı da dinledikten sonra

Yazının devamı...

Korku hipnozu

19 Haziran 2017

Elbette gazeteci, böyle başlık da atabilir, haber de yazabilir. Ama bu tür haber ve yazılar iyice emin olunmadan, somut bir bilgi ve belgeye dayanmadan ya da bir yetkilinin açıklaması olmadan yazılmamalı. Ancak böyle yazılırsa toplum tehlikelere karşı uyarılmış olur, yetkililerin de önlem alması sağlanır.

 

Fakat örneğin bir “şüpheli paket” haberine “Ankara’da bomba tehlikesi” başlığı atılmamalı. Ya da kulislerdeki bir söylentiye dayanarak, “Yeni darbe yapılacak” diye yazılmamalı. Bunları yazdıktan sonra yeni darbe girişimi görülmez, bomba dediğiniz paketin bir alışveriş çantası olduğu anlaşılırsa halkı tehlikeye karşı uyarmış olmazsınız. Sadece korkuyu yaymış, insanları boşu boşuna tedirgin etmiş, günlük yaşamı olumsuz etkilemiş olursunuz.

 

Hâlâ belleklerdedir, Soğuk Savaş döneminde sürekli “Bu kış komünizm gelecek” denirdi. Soğuk Savaş dönemi bitti, ardından “dış güçler/iç düşmanlar” argümanı çıktı. İktidardaki siyasetçiler, böyle “öcüleri” dillerinden düşürmezken, medya da sürekli olarak onlara ayak uydurdu. 

 

Aslında şimdilerde yazılan yeni darbe, yeni terör eylemi gibi haber ve yazılar da o eski “öcü”ler ile aynı işlevi görüyor. Kimi siyasetçilerin söylemlerinden beslenen “yeni darbe”, “yeni saldırı”, “terör örgütünün yeni planı” gibi haber ve yazılar, toplumda korku ve endişe yaratıyor, medyada üretilen bu ruh hali dalgalar halinde her yana yayılıyor. 

 

Yazının devamı...

Yedi bin yıllık buğday

12 Haziran 2017

Bir kişinin sözlerine dayanarak yazılmış, olabilirliği hiçbir şekilde araştırılmadan kaleme alınmış bir haberdi. Haberi okuduğumda kuşku duydum.

Keşke haberi yazan ve 28 Mayıs’ta servise koyanlar da Metin Öztürk adlı kişinin söylediklerini hemen haber yapacaklarına kuşku duyup biraz araştırsalardı. Oysa onlar gibi gazetelerdeki editörler de şüphelenmedi; Mustafa Sarıipek/DHA imzalı bu haberi, birçok gazete ve internet sitesi gibi Hürriyet de gazetede ve internette yayınladı.

Gazeteduvar.com’dan Nuray Almaç da benim gibi haberden kuşkulanmış. DHA’nın bu haberini, Kayseri’nin Kültepe bölgesindeki arkeolojik kazının başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu’na sormuş. O da “Kültepe’de 7 bin yıllık buğday da yerleşim de yok” diyerek haberi tümüyle yalanlamış. 

Almaç’ın haberinin internet sitesinde yayınlanmasının ardından DHA da yine Mustafa Sarıipek imzasıyla yeni bir haber geçerek, ilk haberde düzeltmeler yaptı. “Antik siyez buğdayı, Kültepe’de değil Şarkışla’da bulunmuş” başlıklı bu haberde Metin Öztürk adlı kişiyle yeniden konuşulmuş, antik buğdayı Sivas’ın Şarkışla ilçesinde yaşayan çiftçi Poyraz Temiz’den aldığını söylemişti. Şarkışla’daki bu kişi de “Bazı kişiler izinsiz kazı yaparken buldukları küpün içinden çıkan bu buğdayları bana getirdi. Ben de üretmeye başladım ve çeşitli bölgelere dağıttık” demişti

Böylece DHA, Gazeteduvar ile aralarında başlayan haber düellosunun ilk raundunu kaybettiğini kabul etmiş oldu. Ne o buğdayın 7 bin yıllık olduğu doğruydu ne de Kültepe’de bulunduğu. Hatta arkeolojik bir kazıda bulunduğu bile kesin değildi.

Haber düellosu burada noktalanmadı. Gazeteduvar bu kez “Türkiye’de ve dünyada antik buğday yetiştirilemedi” başlığıyla bir haber daha yayınladı. Uzmanlarla konuşarak, binlerce yıllık antik buğday yetiştirilmesinin steril koşullarda bile henüz başarılamadığı aktarılıyordu. Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü Biyoteknoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Ergül, bir buğdayın 1’e 8 bin vermesinin mantıklı olmadığını söylüyor, “Haberi duydum ancak dikkate almadım. Buğday örnekleri kömürleşmiş durumda olur” diyordu.

Bu haberin ardından DHA’dan yeni bir haber ya da itiraz gelmedi. Demek ki, Hürriyet ve birçok medya kuruluşunda yayınlanan 7 bin yıllık buğday haberinin bütün unsurlarının yanlış olduğunu söyleyebiliriz. Hatta kaçak kazı yapanların sözüne itibar edilemeyeceğine göre, o buğdayın “antik” olup olmadığı bile kesin değil. 

Yine bir kişinin sözüne dayanarak haber yazılması sorunuyla karşı karşıyayız. Doğru habercilik, kim söylerse söylesin söylenenlerden şüphe duymayı, sorgulamayı ve araştırmayı gerektirir. Özellikle de yerel haberciler,

Yazının devamı...

Gazetecinin kişisel çıkarı

5 Haziran 2017

Gazetecilere “kamunun bekçi köpeği” denilmesi de bu işlevinden kaynaklanır. Bazen “gerçeğin bekçi köpeği” ya da “demokrasinin bekçi köpeği” diye kullanılsa da bu tanımların tümü aynı kapıya çıkar; gazeteciler için “kamu yararı”nın her şeyin önünde gelmesi gerektiğini vurgular.  Haber yazarken de sorulacak ilk soru, “Yazılmasında kamu yararı var mı?” sorusudur. Bu sorunun yanıtı haber değerini belirler.

 

Ama bir gazeteci haber ya da yazı yazarken kamunun çıkarı dışında kişisel çıkarını ya da özel bir grubun/kişinin/kuruluşun çıkarını gözetmek durumunda kalırsa “çıkar çatışması” doğar. O nedenle gazetecinin kamu çıkarından başka hiçbir çıkarı gözetecek konumda olmaması gerekir.

 

Gazetecinin başka işinin olması ya da başka şirket/kulüp/organizasyon/grup ile maddi-manevi çıkar ilişkisi içinde bulunması sakıncalıdır. Gazeteci, kamunun çıkarı ile çıkar ilişkisi içinde bulunduğu yerin çıkarını gözetme ikilemi içine düşebilir. Gazeteci ikileme düşmese bile “editoryal kararının etkilendiğine dair en küçük bir kuşku doğması” bile çıkar çatışması olarak değerlendirilir.

 

Maalesef Türkiye medyasında çıkar çatışmasının önlenmesine gerekli özen gösterilmiyor. Çıkar çatışması yaratan ya da yaratabilecek birçok ikili pozisyon olağan kabul ediliyor; herkesin gözü önünde sürüp gidiyor. Gazeteciliğin itibar erozyonunun nedenlerinden biri de bu.

 

Yazının devamı...

‘Küstah’ yazma özgürlüğü

29 Mayıs 2017

Nail Açar adlı okur, 22 Mayıs’ta yayınlanan bu haber başlığını, “Bir devlet adamına küstah demeye hakkınız yok. Ama bakıyorum siz Hürriyet internette önünüze gelen küstah deyip duruyorsunuz” diye eleştirdi. 

Bu eleştirinin ardından Hürriyet internette kısa bir tarama yaptım. Gerçekten kimlere “küstah” denilmemişti ki! Liste hayli uzun...

Almanya Maliye Bakanı Schaeuble, Avusturya Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz, Avusturyalı politikacı Christian Strache, Türkmenistan’ın eski Devlet Başkanı Saparmurat Niyazov, Yunanistan Savunma Bakanı Panos Kammenos, Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah, Olympiakos’un Başkanı Giorgos Angelopoulos, Hollandalı futbolcu Klaas-Jan Huntelaar, Hollanda, Rusya...

Bu kişilerin sözleri, davranışları bize göre yanlış olabilir. Ama yine de gazeteci olarak bizlerin hiç kimseye ne hakaret etme özgürlüğümüz olabilir ne de haberlerde olumsuz sıfat kullanma hakkımız.  

Haber başlıklarında “küstah” gibi olumsuz sıfatlar kullanmak, habere yorum katmak ve hüküm bildirmek anlamına gelir; haberin nesnelliğini ortadan kaldırır. Dahası okurun değerlendirme hakkını elinden almış oluruz. 

Doğru gazetecilik, sıfat kullanma kolaycılığı yerine o sözlerin muhatabından yanıt alıp habere eklemek için enerji harcamayı gerektirir.

ZİRVEYE SPONSORLUK

BÜYÜKÇEKMECE sahilindeki Albatros Parkı’nın belediye tarafından satılmasına yönelik eleştirileri ilk yazan Hürriyet yazarı

Yazının devamı...

Instagram’da ürün yerleştirme

22 Mayıs 2017

 

Okurların eleştirdiği isimlerden biri, Ayşe Arman’dı. Gerçekten de Arman’ın Instagram hesabına baktığımda çok sayıda marka övgüsü ve fotoğraf içeren paylaşım gördüm.

 

En çok da S. marka spor ayakkabıları ile ilgili paylaşım yapmıştı. Geçen yıl eylül ayından itibaren bu marka ayakkabılarla çekilmiş 20’den fazla fotoğraf geçmişti hesabından. Bir fotoğrafın altında bu marka ile ilgili olarak “Onlar ayakkabı değil S. bir kere dedim. Her şeyin altına olurlar. Sonsuza kadar yürüyorum, bundan rahatı yok” yazmıştı. Bir klinikte çalışan altı kadınla birlikte çekilmiş ve yine aynı marka ayakkabıların gösterildiği fotoğrafı “Bugün yine geldim hahahaha bir de ne göreyim bütün kızlar benim Hindistan’ı dere tepe dolaştığım ayakkabıları giymiş. Bütün klinik rahat diye beyaz S.’leri geçirmiş ayağına” notuyla paylaşmıştı. Arman’ın bu ayakkabı markası hakkında övgü içeren başka satırları da vardı ve hatta bu markanın geçen Anneler Günü’nde düzenlediği “S. ile rahat bi’pazar” etkinliğinin duyurusunu da yapmıştı.

 

Arman’ın Instagram hesabında İ. adlı başka bir ayakkabı markasıyla ilgili paylaşımlar da vardı. “1ayakkabıyla8ayrıkadınoldum” diye hashtag koyduğu bu paylaşımda bu markanın bir ayakkabısıyla çekilmiş sekiz fotoğrafı yer alıyordu. Arman’ın bu fotoğraf ve görüntüleri, markanın Twitter, Facebook, Instagram hesabında da kullanılmış; YouTube’a da yüklenmişti.

 

Ayrıca pantolon, makyaj malzemesi gibi başka markaların ürünleri ile ilgili paylaşımları da vardı. Bu paylaşımlar,

Yazının devamı...

Kandırmak kolaymış

15 Mayıs 2017

 C.Ş. haberin girişinde, “2015 genel seçimlerinde Sivas’tan bağımsız milletvekili seçilmesine rağmen hakkındaki suçlamalar nedeniyle milletvekilliği iptal edilmiş bir kişi” olarak tanıtılıyordu.

Ajansın 29 Nisan’da servise koyduğu bu haber, Hürriyet internetin de aralarında bulunduğu birçok sitede kullanıldı. Fakat haberin yayına girdiği andan itibaren okurlardan itirazlar gelmeye başladı. Bazı okurlar haberin içeriğinin doğru olmadığını savunurken, bir okur da “Yeni bir mafya liderinin doğumunun reklamı gibi olmamış mı?” diye soruyordu.

Buna rağmen haber yayında kaldı. Bereket birkaç gün sonra polis devreye girdi de gerçek ortaya çıktı. Evinde ruhsatsız silahlar bulunan C.Ş. tutuklanarak cezaevine konuldu. İstanbul Emniyet Müdürlüğü açıklamasında C.Ş.’nin “yazılı ve görsel medyada kendisini suç örgütü lideri gibi tanıtıp toplum üzerinde algı yaratarak kişiler üzerinde korku salmaya çalıştığı” vurgulandı.

Bu gelişmenin ardından Hürriyet internette yayınlanan “Hepsi kurgu çıktı” başlıklı haberde, C.Ş.’nin “kiraladığı araçlarla şov yaptığı ve cezaevine gitmediği” yazıldı.

Bunun üzerine İHA Haber Genel Koordinatörü İrfan Altıkardeş ile görüştüm. İlk geçtikleri haberin doğru olduğunu, “C.Ş.’nin 27 Nisan’da cezaevine girdiğini, ertesi gün denetimli serbestlikle çıktığını” belirtti; belgesini de gönderdi. Konvoyun kiralık araçlardan oluştuğunu, C.Ş.’nin bu yolla şov yaptığını ise Emniyet açıklamasından sonra öğrenmiş, daha sonraki haberde kullanmışlar.

Özetlemek gerekirse, C.Ş. adlı bu kişi, “100 araç kiralamış, cezaevine girme mizanseni” hazırlamış. Gazeteciler de bu mizansene kanmış. Polis şüphelenip operasyon yapmasa “sevenlerinin oluşturduğu yaklaşık 100 araçlık konvoy eşliğinde cezaevine girme” haberleri yayında kalacak; bir günlük cezaevine girişini bir güç gösterisine dönüştürmek isteyen C.Ş. amacına ulaşacaktı!

 Düşünün, ilk haberi yazan gazeteciler 100 araçlık konvoyun kiralık araçlardan oluştuğunu fark etmemiş. Haber yayınlandıktan sonra da İstanbul’daki onca gazeteciden biri merak edip bu çarpıcı şovu araştırmamış. Onunla da kalmamış, bu şahsın Haziran 2015’te Sivas’tan bağımsız milletvekili seçildiği, sonradan iptal edildiği palavrasına inanıp, öyle yazmışlar...

Gazetecileri kandırmak bu kadar kolay olmamalıydı ama nasıl olduysa bunu başarmışlar diyelim. İyi de kiralık araçlar ve parayla tutulmuş insanlarla yapılan mizansenin haberinin birçok gazete ve televizyonun internet sitesinde hâlâ durmasının nedeni ne? Ya da bu şahsın yılan ve timsahlarla çekilmiş fotoğraflarının yayınlanıp şöhretine şöhret katmaya devam edilmesi neden?

Yazının devamı...

Tutuklatan fotoğraf iddianamede yok

8 Mayıs 2017

İlk gözüme çarpan, bu davada hukukun tersine işlemesi oldu. Bildiğim kadarıyla önce suç tespit edilir, sonra o suçu işleyen bulunur. Muratoğlu ise önce suçlu ilan edilmiş, sonra suç isnatları ortaya çıkarılmış.

Şöyle ki, Muratoğlu, yaklaşık 5.5 ay önce gözaltına alınırken hakkındaki temel iddia, Fetullah Gülen ile 2012 yılında çekilmiş bir fotoğraftı. Hâkim, çoğu gazeteci yedi kişinin bulunduğu bu fotoğrafta Muratoğlu’nun ceketinin iki düğmesinin iliklenmiş olmasını tutuklama gerekçesi yapmıştı. Ancak bu fotoğraf iddianamede tamamen unutulmuş, tek satır bile bahsedilmiyor. Onun yerini telefon konuşmaları listesi ve bir avukatla görüşmeler almış.

  Suçlama sadece gerekçesiz iki paragraf- Zaten 22 sayfalık iddianamenin 20.5 sayfası, “FETÖ/PDY hakkındaki genel tespitler ve örgütün yapılanması” ile ilgili. Muratoğlu ile ilgili suçlama sadece iki paragrafta özetlenmiş. “Silahlı terör örgütüne yardım ettiği” iddiasıyla cezalandırılması isteniyor.

  Tanık avukat ifadesine açıklık getirdi- İddianamede Muratoğlu’na yöneltilen iki suçlama var. Birincisi “FETÖ’nün yargıda etkin olan yapılanmasından yararlanmak için örgüte ait bir hukuk bürosu”nda çalışan avukat Ramazan Aykış ile görüşmek. Oysa holding adına vekalet sözleşmesi yapılan bu avukat, hiçbir davayı kazanamayınca sözleşme Kasım 2014’te feshedilmiş. Üstelik halen tutuklu bulunan Aykış, son duruşmada ilk ifadesini düzelterek, “gözlemlerime dayanarak verdiğim ifadeler kesinmiş gibi beyanlarıma geçirilmiş” dedi. Muratoğlu’nun “cemaatin yargıda etkin olmasından dolayı kendilerine vekalet verdiği” gibi bir sözünü de duymadığını söyledi.

  ByLock’u yok ama kullananlarla görüşmekle suçlanıyor- İkinci suçlama da “ByLock programı kullanan FETÖ/PDY mensubu şahıslarla görüşmek.” Fakat bu görüşmelerin içeriğinde nasıl bir suç unsuru olduğu yok. Görüşmüş olmak başlı başına suç kabul ediliyor. Halbuki o dönemde kamu görevlileri olan şahısların görevden ayrılmalarından sonra Muratoğlu’nun bu kişilerle görüşmeleri kesilmiş. Ayrıca kayıtlarda geçen telefon numaraları da yeterince araştırılmamış. Örneğin, Kimse Yok Mu Derneği Konya Şube başkanına ait olduğu söylenen telefon numarası, Vodafone telesekreter servisine ait bir hat.

  Savcı iki kez tahliye istedi, mahkeme reddetti - 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 21 Mart’ta yapılan ilk duruşmada savcı, “suçun vasıf ve mahiyeti ile delillerin toplanmış olduğu” gerekçesiyle Muratoğlu’nun tahliyesini istedi. Hatta adli kontrol talebinde bile bulunmadı. Mahkeme ise “kuvvetli suç şüphesini gösteren deliller bulunması, tanık üzerinde baskı girişimi ve delilleri karartma ihtimalinin bulunması, kaçma şüphesi, muhtemel ceza ile tutuklama tedbirinin ölçülü olması” gibi standart gerekçelerle tahliye istemini reddetti. 18 Nisan’daki ikinci duruşmada savcı yine aynı gerekçeyle tahliye talebini yineledi. Mahkeme tanığın dinlenmiş ve delillerin toplanmış olmasına rağmen aynı gerekçelerle tutukluluğun devamına karar verdi. Böylece bu tür davalarda pek görülmeyen bir hukuki çelişki ortaya çıktı.

Dava artık final aşamasında.

16 Mayıs’ta savcı esas hakkındaki görüşünü açıklayacak; ardından sıra savunmalara ve karara gelecek.

Yazının devamı...