"Eyüp Can" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Eyüp Can" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Eyüp Can

Türkiye içinde kaç Türkiye var

19 Eylül 2010
Bir de perakende dünyasının ‘Mustafa Abisi’ sevgili ‘Mudo-Mustafa’ arayınca ‘hayır’ demem imkânsız hale geldi.
Fakat aynı akşam Marti Ahtisari başkanlığında Türkiye’ye gelen ‘akil adamlarla’ yemekli bir toplantım var.
Diyarbakır’dan İstanbul’a yeni dönmüşler, ortalık komplo teorilerinden geçilmiyor, ne olup bitiyor anlamam lazım.
* * *
Üçü de ağız birliği etmişçesine; ‘Sorun değil, parti gece yarısına kadar sürecek istediğin zaman gel, mutlaka görmen lazım’ dediler.
Ahtisari ile Avrupa Birliği’nden, Türkiye raporuna, Diyarbakır izlenimlerinden referandum sonuçlarına tam anlamıyla ‘hard politika’ konuştuk.
Toplantı 10 gibi bitti ve ben önce Nişantaşı, arkasından İstinye Park’a doğru yol aldım.
Sıcak sudan soğuk suya girmek gibiydi...
Nişantaşı’nda iğne atsan yere düşmez.
İstinye Park tıklım tıklım...
* * *
Perakendenin duayenleri ‘Parti var gel’ deyince açıkçası ben daha dar kapsamlı bir şeyle karşılaşırım zannediyordum.
Meğer bu bir alışveriş partisiymiş...
‘Alışveriş partisi olur mu?’ demeyin, global krizin etkilerini hafifletmek için geçen yıl Avrupa’da başlayan alışveriş partisine (Fashion’s Night Out) bu yıl İstanbul da eklenmiş.
Normalde akşam saatlerinde kapanan mağazalar Vogue Dergisi’nin yayımlandığı ülkelerde gece yarılarına kadar alışveriş partisi düzenliyormuş.
Fakat Milano dahil hiçbir Avrupa ülkesinde İstanbul’daki kadar büyük bir ilgi ve katılım olmamış.
* * *
Bir yanda konserler, diğer yanda birbirinden yaratıcı şovlar 500 marka 1000’e yakın mağazada gece 12’ye kadar yeni sezon ürünlerde % 10-50 arası indirimle alışveriş patlaması yaşamış.
Alışveriş eğlenceyle birleşince resmen günlük ciro altıya katlanmış.
6 saatte 50 milyon dolarlık alışveriş yapılmış.
BMD Başkanı Yılmaz Yılmaz; ‘Bağdat Caddesi, Nişantaşı ve İstinye Park’ta 600 bin kişinin alışveriş partisi turuna çıktığını tahmin ediyoruz’ dedi.
Görmesem inanmazdım.
* * *
Mesele sadece alışveriş çılgınlığı ile açıklanabilir mi?
‘Hayır’ dedi Orakçıoğlu ve ekledi: ‘Türkiye artık eski Türkiye değil, ekonomi büyüyor, alım gücü artıyor, mesele psikolojik. Mesela referandumdan sonra cirolar hızla arttı...’
‘Biz Türkiye kaça bölündü diye tartışıyoruz ama hayat normal akışında tüm hızıyla devam ediyor’ dedi Tavillioğlu.
‘Alışverişe eğlence eklenince neler olabileceğini gördük’ diye ekledi Ayaydın.
* * *
Alışveriş merkezleri modern çağın tüketim tapınakları.
Ortam gerildikçe insanlar önce kabuklarına çekiliyor ardından daha fazla sığınıyor bu tapınaklara.
Elbette Türkiye Nişantaşı, Bağdat Caddesi ve İstinye Park’tan ibaret değil.
Ama birbirimize ‘Türkiye içinde kaç Türkiye var?’ sorusunu sorarken 6 saatte 600 bin insanın alışveriş partisine çıktığı bir Türkiye’de yaşadığımız gerçeğini de unutmayalım.
Çünkü Türkiye artık on yılda bir askeri darbe, beş yılda bir ekonomik kriz yaşayan, sokaklarında sürekli bombalar patlayan bir ülkeden de ibaret değil.
Türkiye içinde tahmin ettiğimizden çok Türkiye var.
Yazının devamı...

Türk’ün Türk, Kürt’ün Kürt’le imtihanı

18 Eylül 2010
Ya bu sorunu çözeceğiz ya da çözüleceğiz.
‘Bölüneceğiz’ demiyorum, çünkü ben Kürt Sorunu’nun her türlü baskı ve şiddete rağmen Türkiye’yi böleceğine inanmıyorum.
30 yıldır akan kana, önceki gün Hakkari’de patlayan mayınlara rağmen, yaşanan bir çözülme.
Neden mi?
Gelin referandumdan bir gün önce Diyarbakır’a gidelim...
* * *
Raif Türk.
 Türkiye’nin altıncı büyük mermer ihracatçısı, Dimer Mermer’in sahibi.
11 Eylül akşamı Diyarbakır’a bağlı Hani ilçesinde bulunan maden ocağının basıldığını haber alır.
Büyük bir endişeyle yola çıkar.
Ulaştığında 300 kişinin çalıştığı mermer ocağı alevler içerisindedir.
İş makineleri ve bina komple ateş altında, duvarlarda boykot yazıları...
Ne iş makineleri umurundadır ne de yanan mermer ocağı, çalışanlarına bir şey olmasın diye kendi hayatını bile tehlikeye atar.
Allah’tan yaralananlar dışında can kaybı olmaz.
* * *
Yangın söndürülür ama yıllardır Kürt bir işadamı olarak bölgede kalmak için direnen Raif Türk ’ün içine ‘boykot’ yangını düşer.
Çünkü referandum öncesi ‘evet’ oyu vereceğini açıkladığı için çalışanlarının canını tehlikeye attığını fark eder.
Hemen o dakika Bingöl’deki maden ocağının da kapatılması talimatını verir.
Çünkü bir grup PKK’lı akşam saatlerinde maden ocağını basıp önce işçilere boykot propagandası yapmış, arkasından da içerde işçilerle birlikte tüm tesisi ateşe vermiştir.
Ertesi gün referandum olduğu için olay günlerce kamuoyundan gizlenir. /images/100/0x0/55eb5d0ff018fbb8f8bc4eec
Ta ki önceki gün Radikal ’den Dinçer Gökçe Raif Türk’e ulaşıp konuyu haberleştirene kadar.
* * *
Tek başına Güneydoğu’da yaşayan Kürt bir işadamının çaresizlik hikâyesi değil bu.
O da var ama Raif Türk ’ün başına gelenler çözümle çözümsüzlük arasında Türkiye’nin nasıl bir çözülmeye yaşadığını gösteriyor.
Raif Türk 12 Eylül askeri darbesinden sonra sürgün de yaşamış, baskı ve işkence de.
Ama yılmamış. 
Dönmüş memleketine her türlü baskıya rağmen 1000’e yakın çalışanı olan iki fabrika beş mermer ocağı kurmuş.
Boykot ve çift bayrak tartışmaları arasında Kürtler arasında çözülme yaratan şu açıklamayı yapmış:
 “Çift bayraklı bir ülkede yaşamak istemiyorum. Eşitlik olduktan sonra tek bayrak hepimize yeter. Halkın ayrılmak gibi bir talebi yok, ikinci bayrak da istemiyor kimse. Diyarbakır’da ağırlıklı olarak oylar ‘Evet’ çıkar. Çünkü boykotun yararına inanmıyor vatandaş.’’
* * *
Fakat bence esas önemli açıklama dün Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir ’den geldi.
Buyurun okuyun Kürt sorunu neden çözümle-çözülme arasında siz karar verin.
‘‘Saldırıyı ‘kabul edilemez’ buluyorum. Benim duygu dünyamda yaratmış olduğu şudur. Ha Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi şantiyesindeki makinelerimiz yakılmış, ha bir iş adamımızın mermer ocağı basılmış, iş makineleri yakılmış. Her fırsatta ‘Diyarbakır güvenli bir kenttir gelin yatırım yapın’ diyoruz. Şimdi ben ne diyeceğim? Nedeni ne olursa olsun kabul edilemez. Hele hele bu iş adamımızın fikrinden kaynaklıysa, bu daha da kabul edilemez. 40 yıldır insanlarımız özgürce düşüncelerini ifade etsin diye mücadele ettik, bedel ödedik. Açıkça söylüyorum en çok da örgütün kendisi bedel ödedi. Şimdi kalkıp bir insanı fikrinden dolayı cezalandırmak, kendimizle çelişmektir. Taban tabana zıt hale gelmektir.”
* * *
İster samimiyet testinden geçirin isterseniz timsah gözyaşları deyin.
Hiç fark etmez çünkü artık bir karar arifesindeyiz. 
Türk-Kürt birlikte...
Ya bu sorunu çözeceğiz ya da kendi içimizde çözüleceğiz.
Türkiye bölünmeyecek, Türk Türk’le çözülecek Kürt Kürt’le...
Yazının devamı...

Bölündük ey halkım unutma bizi!

17 Eylül 2010

Valla Türkiye’yi bilmiyorum ama hem yakın çevremde hem de ailemde ‘evet’ diyenler olduğu gibi ‘hayır’ ve ‘boykot’ diyenler de oldu.

Ama ne ailem ne de yakın çevrem bölündü.

Doğrudur, epey hararetli tartışmalar yaşandı.

Kimi zaman suçlamalar havada uçuştu.

Yazının devamı...

Postal demokrasisinden basketbol demokrasisine

14 Eylül 2010

Ama aynı günün akşamı, referandumda yüzde 58 ‘evet’ çıkmasına rağmen, ‘asker demokrasisi’ yerini ‘basketbol demokrasisine’ bıraktı.

Yeni muhalefet basketbol sahasında boy gösterdi.

Artık Türk demokrasisinin önündeki engel, ne askerin postalıyla ikide bir siyaseti ezmesi ne de kast sistemiyle işlediği öne sürülen yüksek yargı cübbesi.

Postal kışlada, cübbe mahkeme salonlarında artık siyasette yeni muhalefetin simgesi; ‘basketbol ayakkabısı’.

Yazının devamı...

Referandum sonucunda nasıl hissedeceğim

12 Eylül 2010

Önünüzde iki yol var...
İster ‘evet’ deyin, ister ‘hayır’, isterseniz ‘boykot’ fark etmez...
Çünkü oyladığınız aslında anayasa paketi değil, ümit ve korkularınız.
Mesele ‘yargı’ değil ‘önyargılarınız.’
Oyunuzun rengi ne olursa olsun asıl önemli olan yarına nasıl uyanacağınız...
* * *
Kiminiz umutsuz; korku dolu...

Yazının devamı...

‘Doğru erkeği bulunca evlenin bulana kadar ha bire evlenin’

11 Eylül 2010
Sizce oylanan anayasa dişi mi erkek mi?
Yapılan tartışmalarda kullanılan maço dile bakınca kesinlikle erkek görünüyor.
Hem de içerisinde kadınlara karşı pozitif ayrımcılığı destekleyen önemli bir madde olmasına rağmen.
Galiba hukuk bilimi hem teoride hem de pratikte erkek!
Hem de adalet terazisini gözü kapalı elinde tutan Adalet Tanrıça’sına rağmen erkek.
* * *
Referans’tan Bahadır Özgür Referandumu ‘en ünlülere’ sormuş.
Ünlü deyince hemen aklınıza bugünün şöhretleri gelmesin.
Han Yun’dan Zsa Zsa Gabor’a, Stalin’den Ziya Paşa’ya, Polyanna’dan Necip Fazıl’a hayli ilginç portreler.
Sorular kurgu, cevaplar gerçek.
Mesela Çinli filozof Han Yun’a ‘yeni anaysa toplumun ihtiyaçlarına cevap veriyor mu’ sorusu sorulmuş.
‘Biri bir dağı gösterip de ‘bu bir dağ mı?’ diye sorarsa ona ‘evet’ dense, bu doğru olur. Fakat dağda bitkiler, hayvanlar, kuşlar var. Dağ deyince tüm bunlar içindedir. Ama dağda bulunan bir tek bitki işaret edilip ‘bu bir dağ mı?’ diye sorulsa ‘evet’ cevabı yetersiz olur...’
Tam ‘yetmez ama evet’ diyenlerin duymak istediği cinsten...
* * *
Peki ya referanduma kuşkuyla bakanlar?
Onların imdadına Stalin yetişmiş:
‘Seçim sonuçlarını oylarını verenler değil, oyları sayanlar kararlaştırır.’
Şaşıracaksınız belki ama Stalin bu açıklamayı seçimlere dair batıda eleştiriler artınca yapmış.
Hiç değilse açık sözlü...
* * *
Referanduma ilişkin bir başka açık sözlü cevap Amerikalı aktris Zsa Zsa Gabor’dan...
‘Bir kadın doğru erkeği bulunca hemen evlenmelidir. Bulana kadar da ha bire evlenmelidir...’
Ne dersiniz çok sayıda evlilik yapmasıyla ünlü Gabor çok sayıda anayasa değişikliği yapmasıyla ünlü Türk siyasetine tercüman olmamış mı?
Baksanıza ‘evet’ diyenler bile ‘doğru anayasayı’ bulduğunu iddia etmiyor.
* * *
Referandumda son viraja girildi.
Kim ne derse desin yarın herkes kendi vicdanının sesini dinleyerek oyunu verecek.
İster Polyanna gibi ‘sandıktan bez bebek çıkmasını bekliyordum, koltuk değneği çıktı. Ama olsun. Babam bununla da mutlu olmayı öğretti bana’ deyin...
İsterseniz Marx gibi ‘düzen partisi anayasa tadilatıyla ilgili bu kararıyla hükmetmeyi de hizmet etmeyi de, yaşamayı da ölmeyi de, cumhuriyete katlanmayı da onu kaldırıp atmayı da bilmediğini kanıtladı...’
Allah aşkına artık rahatlayın...
Referandum yolunda tavsiyem Osmanlı’nın ilk anayasasını yazan Ziya Paşa ve hepimize 12 Eylül kadar 13 Eylül’ü de hatırlatan Necip Fazıl’a kulak verin.
Bu referandumun kazananını merak ediyorsanız Ziya Paşa’yı dinleyin...
Eyvah bu baziçede bizler yine yandık /Zira ki ziyan ortada bilmem ne kazandık.
(Eyvah bu oyunda yine biz yandık / Zira zararımız ortada bilmem ne kazandık)
İşte Necip Fazıl’a göre kazancımız...
‘Eğilip bakarsınız aynaya
Siz çoktan gitmişsiniz
Yerinizde sözcükler
Böyle zamanlarda sözcükler
Bütün bir hayatın yerine ikame eder...
Yazının devamı...

Kimyası bozulan toplum ve anketler

10 Eylül 2010
En aklı başında insanlar bile akıl almaz açıklamalar yapıyor.
Başbakan Erdoğan ‘darbe anayasasına oy veren darbecidir’ diyerek referandumda ‘hayır’ diyecekleri darbeci ilan etti...
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu referandumda ‘evet’ diyeceğini açıklayan Sezen Aksu ve Orhan Pamuk gibi sanatçıların sanatçılığını, solcuların ise solculuğunu ‘tartışmaya’ açtı...
* * *
Durun bitmedi...
İç siyasetten uzak durmasıyla tanınan saygın Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu ‘hayır’ çıkarsa ‘bunu Avrupa’ya anlatamam’ diyerek ‘Avrupa sopasını’ gösterdi...
Hak-İş Başkanı Salim Uslu TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’i kurumsal anlamda taraf olmayacaklarını açıkladığı için ‘konsomatrislik’ yapmakla suçladı...
Fakat beni en çok üzen, önceki gün Radikal ve Referans gazetelerinin yazarı, yakın dostum Cengiz Çandar’ın 12 Eylül’de oy vereceğimiz makul değişiklikleri sıralayıp bunlara ‘evet’ dememek için ‘ya vicdansız ya ‘Tayyip’e takık’ bir halde ruh sağlığını yitirmiş ya da kafası fosilleşmeye başlamış bir bağnaz olmalıyım’ demesiydi.
Çandar kalibresinde bir yazara bu ifadeleri yakıştıramadığımı kendisine de söyledim.
‘Ben kendimi referans vererek yazdım hayır diyen herkesi suçluyor değilim’ dedi.
* * *
İster yazının şehveti deyin, isterse siyasi kutuplaşma...
Referandumun sonucu ister ‘evet’ olsun isterse ‘hayır.’
Kesin olan bir şey var, referandum gerçekten de toplumun kimyasını bozdu...
Öylesine bir bozulma ki bu medya, sanat, iş dünyası, siyaset fark etmiyor.
Hemen herkes ya patlamaya hazır bomba ya da öküzün altında buzağı arıyor...
* * *
Dün gün boyu telefonum susmadı...
Normalde tanımadığım numaraları açmam, bayram dolayısıyla hepsini cevaplamaya çalıştım.
Açıkçası pişman oldum.
Çünkü arayanların çoğu meslektaşlarımdı ve ağız birliği etmişçesine aynı soruyu soruyorlardı...
‘Dün Radikal’de Tarhan Erdem’in yazısı neden çıkarıldı?’ ‘Radikal için yaptığı anketin sonuçlarını yazmış ama sen Radikal’in Genel Yayın Yönetmeni olarak yazısını çıkarmışsın?’
* * *
Tam bir ‘deveye sormuşlar neren eğri? Nerem doğru ki?’ hikâyesi...
Neresini düzelteyim...
Bir kere ortada Radikal gazetesi için yapılmış bir anket yok.
Aynı zamanda Radikal gazetesi yazarı olan Tarhan Bey yönetimindeki Konda yıllardır ‘özel müşterileri’ için anketler yapar.
O müşteriler arasında Radikal gazetesi yok.
Dolayısıyla Radikal bir anket yaptırmış değil.
* * *
Mesele şu...
Tarhan Bey Radikal köşe yazarı olduğu için önceki gün en son yaptığı anketin sonuçlarını içeren bir yazı yolladı.
Doğan Grubu ilkesel olarak anket sonuçları yayımlamamak konusunda hassas...
Bu konuda her grubun ve gazetenin tavrı farklı.
Açıkçası ben toplum bu kadar kutuplaşmış ve referanduma bu kadar yaklaşılmışken ilkesel olarak anket sonucu yayımlamayı sakıncalı bulanlardanım.
Tarhan Bey Türkiye’nin en saygın araştırmacılarından biri ve Konda her ay düzenli anket yapıyor.
Eğer düzenli yayımlansa bu anketler en azından bir seyir verdiği için anlamlı olabilir.
Fakat Radikal ne geçen ay yayımladı Konda’nın sonuçlarını ne de bu ay.
* * *
Ayrıca Konda dışında anket yapanlar da var.
Kimi ‘evet’le ‘hayır’ı başa baş gösteriyor, kimi ‘evet’ler önde diyor.
Ama Radikal referandum sürecinde ‘ilkesel’ olarak hiç birine yer vermedi.
Dolayısıyla Tarhan Bey’in yazısı içeriğinden dolayı çıkarılmadı, bu referandumda Radikal ‘ilkesel’ olarak anket yayımlamadığı için gazeteye konmadı.
Kimyasını bozmamak için direnenlere duyurulur...
Bu arada ağız tadıyla bayram coşkusu yaşayamasak da bayramınız kutlu olsun...
Yazının devamı...