"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Yuh artık, işyerinde 40’ında bir insana ‘yaşlı’ denir mi

OSMAN Hoca ve ben iki yıldan bu yana ısrarla yeni orta yaşın artık 60 olduğunu iddia ediyoruz.

Ama geçen cumartesi gününden itibaren, hiç beklemediğimiz bir yerden acayip bir gol yedik.

Olay New York Times gazetesinde cumartesi günü yayınlanan bir yazı ile başladı.

*

Konu şu...

Özellikle Silikon Vadisi’ndeki işyerlerinde artık 40’lı yaşlarına gelen insanlara “yaşlı” muamelesi yapılmaya başlamış.

İşyerlerinde bu tür insanlar için artık, “elder” yani yaşlı anlamına gelen “daha büyük” sıfatı kullanılıyormuş.

Bütün bunların neticesinde, işyerlerindeki cinsiyet ayrımcılığının yanında şimdi bir de “yaş ayrımcılığı” sorunu baş göstermiş.

Kırk üstü insanlar yeni iş başvurularında eşitsiz muamele görüyorlarmış.

Daha da kötüsü bu Silikon kültürü öteki sektörlerdeki işyerlerine de yayılmaya başlamış.

*

Peki çözüm?

İşyeri yaşlılığına karşı hazırlık kursları... Bir örneğini öteki yazıda anlatayım.

Yuh artık, işyerinde 40’ında bir insana ‘yaşlı’ denir mi

HARVARD’DA MBA’DEN SONRA DAĞDA BİR ‘MEA’

ERKEN emeklilikten önce, erken yaşlılık sorununun ortaya çıkması, insanlarda “otuzlu yaşlarından itibaren” emeklilik planları yapma psikolojisi doğurmuş.

Tabii ki 40 yaşındaysanız ve çalıştığınız yer 25 yaşında insanlarla doluysa kendinizi böyle hissetmeniz normal.

Bu psikolojiye giren insanlar için şimdi MEA (Modern Elder Academy-Modern Yaşlılar Akademisi) adı altında rehabilitasyon kampları açılmaya başlamış.

Kitaplığında “Ölüm bize hayat hakkında neler öğretir” ve “Yaşlanmanın bize getirdiği beklenmedik zevkler” gibi kitaplar okutuluyormuş.

*

Öyle anlıyorum ki “elder” adı verilen 40 ve 50 yaş grubunun çalışma hayatı açısından ne durumda olduğunu anlatmak yine bana ve Osman Hoca’ya kaldı...

*

40’lı, 50’li arkadaşlar...

Merak etmeyin. 60 üstü sorununa çare bulduk, sizinkine de bulacağız.

Köşelerimizde açacağımız akademiye devam ederseniz, MEA diplomanızı çok daha kolay alırsınız.

SEN ONA OMURGASIZ DERSEN SANA DA KABURGASIZ DERLER

SEVGİLİ Özdemir Erdoğan...

Şarkılarını büyük keyifle dinlediğim sanatçı...

Maalesef görüyorum ki yaşlandıkça nobranlaşıyor...

Nobranlaştıkça kötüleşiyorsun.

*

Siz de Tony Bennett gibi yapın... Gençlerle ilginizi kesmeyin...

O nasıl Amy Winehouse’la, Lady Gaga ile düet yaptıysa, siz de bir kere Aleyna Tilki ile deneyin dedim ya... Oooo, onunla yapmam dediğiniz gibi...

Aleyna ile bir şarkı söyleyen Selda Bağcan’a da omurgasız deyiverdiniz.

Olmadı hocam...

Tamam Aleyna Tilki’yle yapmayı kendine yediremiyorsun...

Belki de yanında ezilirim diye çekiniyorsun...

İyi de Selda Bağcan’a niye bu hakaret...

*

Hocam ne yapacağım biliyor musun...

Selda Bağcan 20 Nisan günü Sıla’yla da düet yapacak... İkisini de şimdiden alkışlayacağım...

Avuçlarım patlayıncaya kadar alkışlayacağım...

Onların genç iyiliği, delikanlı güzelliği, sizin bu yaşlanmış kötülüğünüzün son notasını ruhumdan temizleyinceye kadar alkışlayacağım.

O KİTAP BUGÜN YAZILSA SON CÜMLESİ NE OLURDU

BEYAZ Balina Yayınları Türk klasiklerini yayınlamaya devam ediyor.

Son olarak Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre”sini yayınladılar. Çocukluğumda edebiyat öğretmeninin zoruyla okuduğum kitabı şimdi kendi arzumla okudum.

Vatan şairi Namık Kemal’in kitabı bütün kahramanlarının hep birlikte haykırdığı şu cümlelerle bitiyor:

“Yaşasın vatan... Yaşasın Osmanlılar...”

Ama o Osmanlı daha sonra onu sürgüne gönderdi.

Büyük vatan şairi o kitabı bugün yazsaydı...

Eminim şöyle biterdi:

“Yaşasın vatan... Yaşasın Cumhuriyet...”

MANUŞ BABA HARİKA BİR ŞARKI İLE GELDİ

Yuh artık, işyerinde 40’ında bir insana ‘yaşlı’ denir mi

BU haftanın yeni şarkısı Manuş Baba’nın “Hasret Kapısı”...

Bana göre bugüne kadarki en güzel Manuş Baba şarkısı...

1970’lerdeki, 80’lerdeki ilk elektro klavyelerin retro sound’u, biraz Yeni Türkü geleneği ve hançeresi, arkadan hafiften, usul usul bir Cem Karaca ve tabii ki Manuş Baba... Bizatihi, tek başına kendisi...

Sözler desen, İkinci Yeni’nin biraz altında, modern arabeskin biraz üstünde... Abi tam benlik yani...

“Derdimden bin beter olmuşum bu gece

Hasret kapısında oturmuşum tek başıma”

“Perişandır halim soran kimse olmaz

Elimde bir kadeh bu gece bana gün doğmaz...”

Hasretle ve hararetle tavsiye ederim...

Hele hele, mazide kalmış şeylerin ufak tefek kırıntıları bile, zaman zaman gelip hâlâ oranızı buranızı kurcalıyorsa...

Vallahi çok iyi geliyor... Yani diyeceğim, biz bu şarkının nimetini epey yeriz arkadaş...

 

X