"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ulan hepimiz buradayız be

3 Ekim 2012’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Darbeleri Araştırma Komisyonu’nda tanık olarak dinlendim.

Konuşmam şu cümlelerle başladı:
“22 Mart 1990 ile 2 Ocak 2010 günleri arasında geçen 20 yıl süresince Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yaptım.
Bu süre içinde verilen haberler, atılan manşetler hakkında sormak istediğiniz her şeye cevap vermeye hazırım.”


* * *


Bu sözleri, kapalı kapılar ardında değil, tanıklığımı dinleyen onlarca gazetecinin önünde söyledim.
O güne kadar davet ettiği herkesi basına kapalı dinleyen komisyon, nedense bizim tanıklığımıza sıra geldiği sabah kapılarını basına açmıştı.
O sabah anladım ki, dertleri darbeler falan değil, sadece 28 Şubat dönemiydi.
“Olsun” dedim...
Kimseden saklayacak bir sözüm yoktu...


* * *


Görev kapsamı, Türkiye’deki bütün darbeleri incelemek olan komisyon, nedense 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül dönemlerinin hiçbir gazetecisini tanıklığa davet etmemişti.
“Olsun” dedim...
Tek başıma da olsam, kimseye veremeyeceğim hesabım yoktu...
Ya kendi vicdanıma karşı veremeyeceğim hesap... Hesaplar...
Onun sorumluluğundan da kaçmadım...
Onun faturasını da kendime kestim...


* * *


Eğer, bir kurumun en tepedeki yöneticisiyseniz...
Eğer o mevkinin size verdiği yetkileri kullanmışsanız...
Suç olmasa, sadece vicdani sorumlulukları varsa bile, onları kendi omuzlarınızda taşımanız, hesabını vermeye hazır olmanız, o sorumlulukları başkalarının üstüne yıkmak gibi bir küçüklüğe tevessül etmemeniz gerekir.
O gün sırtımdaki 20 yılın sorumluluğunu kimsenin üstüne yıkmadım...
Hürriyet içinde “Paralel bir yapılanma var” gibi bahanelere sığınmadım.
Komisyonun üyeleri hayatta...
Ses kayıtları ve zabıtları hâlâ Meclis’in arşivlerinde...
Ve ben öldükten sonra da orada kalmaya devam edecek...

Hançerem en az seninki kadar gergin olacak ve haykıracak

ŞİMDİ 12 yıldır iktidar koltuğunda oturanlara, o iktidarı, Cumhuriyet tarihinin en kudretli liderleri, başbakanları, bakanları olarak hiçbir sınır tanımadan kullananlara bakıyorum...
12 yıldır aldığı oyu, bu toplumu bir korku imparatorluğu haline getirecek kadar pervasızca kullananların söylediklerini dinliyorum...
Ve hayret ediyorum...
Bize inanılmaz bir acziyet masalı anlatıyorlar...
Bir çaresizlik miti yaratmaya, bir safiyet efsanesi uydurmayla çalışıyorlar...


* * *


İnsanlar 12 yıldır korkutulmuş, sindirilmiş...
Uydurulmuş, hatta uydurulmaya, delil aramaya bile lüzum görülmemiş iddialarla hapislerde çürütülmüş...
Kalaşnikof haline getirilmiş bir maliye ile insanların alınlarının teriyle kazandığı paralar, şirketler gasp edilmiş...
Telefonları 12 yıl boyunca, insafsızca ve tamamen keyfi biçimde dinlenmiş...
Özel, genel bütün hayatları altüst edilmiş, kahredilmiş, aile ocakları çökertilmiş, istikballeri karartılmış, itibarları ayaklar altına alınmış...
Şimdi bu 12 yılın en muktedir kadrosu karşımıza geçip bize diyor ki:
“Ben değil o...”


* * *


Peki sen kimsin be arkadaş...
Bu 12 yıl boyunca neydin, neredeydin ve ne yapıyordun...
O muktedir aklın, o “ak vicdanın”, yılan sadece senin boğazına sarıldığı, akrep sadece seni soktuğunda mı başına geldi...


* * *


Sen ki, yıllar önce bir avuç sanatçının bir magazin gecesinde, bir başka sanatçıya yaptığı çirkin muameleyi, yıllarca unutup da işine geldiğinde hatırlıyor...
İşine geldiği an, parmağını o insanların gözüne sokup hedef göstererek “Hepiniz oradaydınız ulan” diye azarlama hakkını kendinde görüyorsan...
O zaman son 12 yılın mağdurları da bir olup parmaklarını, aynı yollarda yürümüş, aynı yağmurlarda ıslanmış, aynı zulümlere ortak olmuş sizlere uzatıp...
Ne demeleri, analarının ak sütü kadar hakkı olurdu...


* * *


Ben demeyeceğim...
Çünkü artık öncü, artçı intikam dalgalarından yorulmuş, bitap düşmüş...
Bir türlü bitmek bilmeyen kan davalarından paramparça olmuş...
İnsafsız bir ‘Vendetta’nın prangalı mahkûmu haline getirilmiş...
Tek millet olma vasfını kaybetmiş bir toplumun, vatandaşlık numarasını hâlâ gururla taşımaya çalışan bir ferdi olarak “Hepiniz oradaydınız” diye başlayan o intikamcı belagat yerine, başka bir duyguya sığınacağım.


* * *


Şöyle diyeceğim:
Hepimiz yeterince mağdur olduk...
Hepimiz fazlasıyla bedel ödedik...
Öyleyse hepimiz birlikte vazgeçelim...


* * *


Hançerem en az seninki kadar gergin olacak ama o hançere şunu haykıracak:
Bir kerecik bile olsa...
Hepimiz iyi bir yerde olalım...
Vicdanın, adaletin, huzurun, kardeşliğin, demokrasinin olduğu başka bir yerde...


* * *


Ve göğsümüzü gere gere, hep bir ağızdan haykıralım...
Helal olsun ulan...
Hepimiz buradayız be...

X