"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Rahmi Koç ve Sedat Ergin ayakkabısı tarih mi oluyor

Bu listeye eski sefirlerden Volkan Vural da dâhil.

Yani Church’s, Edwards Green, John Lobb gibi İngiliz Oxford geleneğinin Türkiye öncülerine kötü, hatta çok kötü haberim var. Zıpır erkek, ayakkabı kültürünü alt üst ediyor. Klasik ayakkabı batıyor. Spor ayakkabı geliyor. Kösele taban gidiyor, kauçuk lastik taban geliyor. Dimdik duran kalıplı ayakkabı gidiyor, eldiven gibi ayağın şeklini alan esnek ayakkabı geliyor. Üstelik çorap da gittiği için bu ayakkabı ile birlikte giyenler de demode oluyor. Ayakkabıda Rahmi Koç tarzı kayboluyor ama üst kısımda durum farklı. Rahmi Bey renkli pantolon ve ceketleri, şapka ve fularlarıyla yeni Peacock dünyasında star olabilir.

Rahmi Koç ve Sedat Ergin ayakkabısı tarih mi oluyor

KLASİK ERKEĞİN FAÇASINI ADIMSAYAR MI BOZUYOR
Şurası da kesin. Klasik erkek denen şey var ya, işte o şey fena halde zemin kaybediyor. Zıpır erkek, klasik erkeği mitolojideki gibi en zayıf yeri olan topuğundan değil ama hemen altındaki ayakkabıdan vurup öldürüyor. Kullandığı silah ise ok değil, bileğindeki adımsayarlar ve dijital saatler. Spora ve sağlıklarına düşkünler. Osman hoca köşesinden her gün en az 10 bin adım atacaksın talimatı veriyor. O zaman ne oluyor, işyerine tabanvay gidiyorsunuz. Veya cool takılıp bisikletle gidiyorsunuz. Eh bunu kösele tabanlı Church’le yapacak haliniz yok ya... O zaman gelsin Nike’lar, Adidas’lar, Under Armor’lar, New Balance’lar, Skechers’lar. Yok ‘luxury’ merakınız varsa Prada, Dior, Louis Vuitton’lar. Yani onlar bile ihanet etti Rahmi Bey’e, Sedat Ergin ve Volkan Vural’a. Ama onlara ve bu arada bana da iyi haber. Yaşla artan ayak ve diz ağrılarına karşı ayakkabıcılar dize daha az yük bindiren modelleri çalışıyorlar.

JEAN PANTOLONUN HALİ: ALLEGRO MA NON TROPPO
Fuarda bizi en çok şaşırtan şeylerden biri, jean üreten markaların azlığıydı. Fuara katılan 1240 markadan sadece beş on tanesi jean üreten şirketti. Peki 100 yıllık hegemonyadan sonra jean pantolon ölüyor mu? Hayır. Jean ne ölüyor ne de can çekişiyor. Ama durumu, İtalyan müzik terminolojisi ile “Allegro ma non troppo”, yani “hızlı ama o kadar değil” ritminde...

Rahmi Koç ve Sedat Ergin ayakkabısı tarih mi oluyor

RİFAT ABABAY’A MÜJDE PALYAÇO TARZI KARELİ PANTOLON SAHNE ALIYOR
Pantolonda jean’in boşalttığı reyonları, çok iddialı kesim, renk ve dokuda koton, yazlık yün veya gabardin kumaş pantolon alıyor. Bu arada kareli “palyaço” tarzı pantolonlar sahneye giriyor. Tabii pantolon paçalarının çok kısaldığı dikkate alınırsa; kısa, dar ve kareli pantolon giyebilmek için biraz ilerdeki Piazza Signorina’daki Davut heykeli gibi bir vücuda sahip olmak gerekir diye düşünebilirsiniz. Hiç öyle düşünmeyin. Günümüz insanı cüretkâr ve cesur. Modanın da Vasco da Gama’ları, Macellan’ları var.

Fuarda kısa bacakları ve ihmal edilmiş, spor yüzü görmemiş sallapati bedenlerle bu pantolonları giyen çok insan gördüm. Biliyor musunuz seviyorum bu cüreti. İyi ki varlar ve bana insan olduğumuzu hatırlatıyorlar. Neticede ruhsuz birer heykel değiliz, mükemmel de değiliz. İnsanız yahu...

İLK ARA SONUÇ: MEDYADA MURAT YETKİN TARZI BİTİYOR, RİFAT ABABAY TARZI YÜKSELİYOR
Türkiye’deki en büyük palyaço uzmanı Posta gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Rifat Ababay’dır. Müthiş bir palyaço aksesuarı koleksiyonu vardır. Ayrıca yıllardır büyük kareli rengârenk pantolon giymeye cüret eden az sayıda Türk’ten biridir. Yani medyada Murat Yetkin, Sedat Ergin, Ahmet Hakan tarzı gerilerken ufukta Rifat Ababay güneşi yükseliyor.

2’NCİ ARA SONUÇ: BEYAZ DONUN SIĞINABİLECEĞİ SON GETTO BEYAZ PANTOLON
Fuarın hiç kuşkusuz krallarından biri beyaz pantolondu. Beyaz pantolon roket gibi yükseliyor. Üstelik her şeyin altına ve her mevsim giyiliyor. Yani kışın bile koyu lacivert veya siyah kaban ceketin altına beyaz pantolon giyeceksin. Tabii diyeceksiniz ki biraz önce üç beyazdan kaç dedin, şimdi beyaz pantolonun altına siyah külot mu giyeceksin?

Buna da çözüm var. Pantolonun kumaşı içini göstermeyecek kadar kalın ise, tabii ki mor külot bile giyebilirsiniz. Ama içi görünüyorsa iki seçenek var. Ya kendinize güvenip külot giymeyeceksiniz... Ya da komik duruma düşmeyi göze alıp beyaz...

KADINLAR GÖZÜNÜZ AYDIN ARTIK ERKEK SOYUNURKEN ÇORAP GÖRMEYECEKSİNİZ
Şurası kesin. Çorap dediğimiz şey, en azından yaz mevsiminde öldü. Gerek fuarda, gerek fuara gelip de gece La Boucherie’si sayılan Colle Bereto‘ya ve biraz ilerisindeki akşamüzeri Lucca’sı sayılan Gilli’ye takılan erkeklerin yüzde 80’inde çorap yoktu. Anlayacağınız fuar çevresinde çorap giyene biraz kıro muamelesi yapılıyor. Fuarda resmi kısımda gördüğümüz manzara ise şuydu: Çorabın devlerinden sayılan Falke yaşayabilmek için “Transformers” formülü arıyor, yan ürünlere yayılıyordu.

Rahmi Koç ve Sedat Ergin ayakkabısı tarih mi oluyor

‘MEDENİYET YULARI’ TARİHE Mİ KARIŞIYOR
Kravatı küçümseyen popülist ve muhafazakâr bazı Türkler ona “medeniyet yuları” adını takmıştı. Kravat 1635 yılında savaşa giren Hırvat askerlerinin boynuna taktıkları mendille başladı. Kravat kelimesi de, Hırvatların adı olan “Croat”tan geldi. 1990’larda bazı modacılar artık kravatın sonunun geldiğini ilan etmişti.

Dünyada günde 650 milyon erkeğin kravat taktığı tahmin ediliyordu. Kravat 1990’larda ölmedi. Ama bu yıl Pitti Uomo fuarında gördüğümüz tablo kravat açısından hüzün vericiydi. Üç beş kravat reyonu vardı ve onlar da köşelere sıkışmıştı. Sonuç: Medeniyet yuları henüz ölmedi ama yakında yaşam destek ünitesine bağlanabilir. Yani kendimiz de o fişi çekmeye karar verebiliriz.

KRAVATIN TRANSFORMER’LARI RENGÂRENK CEP MENDİLLERİ
Henüz fişi çekilmedi. Kravat can çekişiyor ve yaşayabilmek için, ‘Transformers’ filmindeki benzinli kamyonlar gibi şekil değiştirmeye uğraşıyor. Kravat üreticilerinin şimdilik buldukları yol, kravatı cep mendili haline getirmek. Cep mendilini ben de çok seviyorum o nedenle bu reyonları gezdim. İyi trasformer’lar gibi “Autobot” cep mendilleri var. Yumuşak renkler, çiçekli desenlerle her biri insan dostu “Optimus Prime” gibi. Tabii bir de “Deceptions” neslinden gelen “Megatron” gibi kötü cep mendilleri de var. Karanlık renkli, agresif. Ben ikisini de çok seviyorum.

CEKET DEDİĞİN RÖNESANS TABLOLARINA DÖNÜŞÜYOR
Burası Floransa. Rönesans’ın başkenti. Burada yapılan bir erkek giyim fuarında tabii ki Caravaggio’nun aykırılığı, Leonardo’nun çözülemeyen tebessümü, Michelangelo’nun beden teşhirciliği, Boticelli’nin renk cümbüşü ceketlere de yansıyacak.

Ceketler bir yandan renklenirken, bir yandan da çiçekleniyor. Astar giderek azalıyor. Buna karşılık kalan astarlar da birer Miro deseni haline geliyor. Astarlar üzerine sanatçıların çizdiği özgün desenler konuluyor.

Rahmi Koç ve Sedat Ergin ayakkabısı tarih mi oluyor

GERGEFLERİ SANDIKTAN ÇIKARIN NAKIŞ GELİYOR
Erkek ceketlerinde basma desenlerin yanında, bu yılki en büyük yenilik brode şekiller. Yani bildiğimiz nakış. Tabii makine ile yapılan nakışlar yanında “handmade” yani elle işlenmiş nakışlar var. Yani çeyiz sandıklarındaki gergefleri cilalamanın zamanı geldi.

‘SEX AND THE CİTY’DE’ NİYE ŞAPKA DEDİ ŞİMDİ ANLIYORUM
“Sex and the City” dizisinin bir bölümünde Jessica Parker erkek arkadaşının evine girerken, ev sahibi arkadaşı ayakkabılarını çıkarttırmıştı. Parker, adama şöyle demişti: “Stiletto’larımı çıkarınca kendimi küçülmüş gibi hissettim. Bilseydim şapkamı takardım.” Pitti Uomo’yu geçerken, aklıma bu cümle geldi. Çünkü erkek şapkası acayip yükselişte. Özellikle resmi fuarın dışındaki bütün “zıpır erkeklerin” istisnasız hepsinin başında fötr ve Panama şapka vardı. Yani erkek çorabı atarken, başına şapkayı geçiriyor, yakasına mendili takıyor. Merak ediyorum, bir kadının evine gitsem ayakkabımı mı yoksa şapkamı mı çıkartır? Şapkayı denedim ama ya çok büyük geldi ya da alenen yakışmadı. Buna karşılık İngiliz klasisizminin şapkadaki en büyük markası Stetson pavyonu cıvıl cıvıldı. Allah’tan Brad Pitt klasik kasketi taktı ve ben de kendime uygun şapkayı buldum.

Rahmi Koç ve Sedat Ergin ayakkabısı tarih mi oluyor

LALELİLİ TEKSTİLCİNİN SELANİKLİ DANDY MANKENİ
Fuardan sonra bütün modacıların gittiği Gilli kafede oturuyoruz.

Birden içeri çizgili takım elbise giymiş, ayağında dore ayakkabılar bulunan alenen punk saçlı biri giriyor.

Yanında daha kısa boylu, sakallı biri var. Sakallı kişi yerinden kalkıp bana doğru geliyor ve “Ertuğrul ağabey seni burada görmek ne güzel bir şey” diyor...

Lalelili bir tekstilciymiş. Bu fuara geliyormuş. Dandy tarzı elbiseler üretip bunu Amerika Birleşik Devletleri’nde özellikle Afrika kökenli Amerikalılara satıyormuş.

En büyük modeli de Selanikli bu Yunanmış... Fotoğrafımıza bakar mısınız... Türk girişimciliğinin yaratıcılığını ve kendine pazar arayışını...

Helal olsun dedim. O telaşla adını alamadığım için yazamıyorum.

X