"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

O plaket hâlâ MİT’in duvarında asılıysa

O plaketi gözlerimle gördüm ve o gün yazdım.

Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Şenkal Atasagun 1999 yılında bizi teşkilatın Marmara Köşkü’ndeki binasında bir brifinge davet etmişti.

Konu o yılın 15 Şubat günü yakalanan Abdullah Öcalan’dı...

*

Devletin istihbarat örgütü o gün bizlere, “Öcalan’ın idam edilmesinin yaratacağı çok tehlikeli ihtimalleri anlatmıştı”.

O plaket hâlâ MİT’in duvarında asılıysa

Yani devlet resmen bizden, halka, Öcalan’ın idam edilmemesi gerektiğini anlatmamızı istiyordu.

İşte plaketi o gün gördüm.

*

Köşkün girişinde sol tarafta bir oda vardı. Müsteşarın kullandığı bu odanın duvarında çok ilginç bir plaket asılıydı.

Bu,  Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanması sırasında yapılan işbirliğinin anısına, CIA tarafından gönderilmiş bir plaketti.

*

O gün şunu da öğrenmiştim.
Bunun bir benzeri de MİT tarafından CIA’ya verilmişti.

Plaket hâlâ o odada asılı mıdır bilmiyorum. Ama çok iyi bildiğim bir şey var.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde böyle şeyler kaybolmaz.

Orada değilse bile arşivde bir yerdedir.

*

Önceki akşam Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara Büyükelçiliği’nin açıklaması geldiğinde çevremdeki herkeste büyük bir şaşkınlık oldu.

Bense hiç şaşırmadım.

Sadece o plaketi hatırladım ve dedim ki “Arkadaşlar Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinde en büyük rolü CIA’nın oynadığını unuttunuz galiba...”

*

Dün gazetelerde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın PKK’lı 3 terörist başına ödül konması haberine çok mesafeli yaklaşan açıklamasını okuyunca aklıma bir fikir geldi.

Acaba Cumhurbaşkanı Erdoğan Paris’te görüşmeye giderken yanına bu plaketi alsa ve ABD Başkanı Trump’a bu plaketi gösterse ve dese ki:

“Sayın Başkan, siz ta Kenya’da bu kanlı çetenin başını alıp bize verdiniz. Şimdi Irak hâlâ sizin kontrolünüzde. Ödül koymak yerine, paketleyip bize verseniz, sonra da duvarlarımıza karşılıklı olarak böyle 3 plaket assak...”

Sizce nasıl olurdu...

*

Bence çok iyi olurdu...

FATİH HOCAM ‘SUYUN ÖTE YANI’ NE ANLAMA GELİYOR

O plaket hâlâ MİT’in duvarında asılıysa

FATİH Terim dün sabaha karşı Schalke maçı sonrasında yaptığı basın toplantısında Fenerbahçe’yi kast ederken şu kavramı kullandı:

“Suyun öte yanına gelince...”

Eminim bununla “Boğazın öteki tarafı” demek istedi ama hepimiz biliyoruz ki bu kavram Türkiye’de Balkanlar’dan gelen göçmenler için kullanılır.

Fatih Hoca bu cümlenin hemen arkasından “Anadolu kulüplerine” destek çıkan sözler de söyleyince ister istemez insanın aklına şu soru geliyor:

Acaba Anadolu kulüplerini yanına alıp Fenerbahçe’yi yalnızlaştırmak mı istiyor?

Böyle olmadığına inanmak istiyorum.

Ayrıca unutmamak gerekir ki, Galatasaray gibi büyük bir camianın içinde de “suyun öteki tarafından gelmiş” epey insan var.

AHMET KURAL İFADESİNDE 11 KERE SILA HANIM DİYORSA

O plaket hâlâ MİT’in duvarında asılıysa

BUKET Aydın’la Kanal D Ana Haber, Ahmet Kural’ın ifadesini yayınladı.

İfadenin basına yansıyan bölümünde Ahmet Kural’ın kullandığı bazı kelimeler dikkatimi çekti.

Tam 11 ayrı yerde “Sıla Hanım” diyor.

Bu tür hitap şeklini Orhan Gencebay gibi muhafazakâr sanatçıların ağzından duyarız ama genç kuşak sanatçıların pek kullandığı bir ifade değildir.

Yine ifadesinde “İnançlarıma saygılı davranmıyordu” diyor. Onun ardından da başka bir ilişkiden söz ediyor.

Bütün bunların alt alta yazdığımda şu sonuç çıkıyor.

O plaket hâlâ MİT’in duvarında asılıysa

Kural’ın avukatları kendilerine “muhafazakâr” kesimde bir savunma hattı kurmak istiyor.

Bence bu stratejiden etkili sonuç almak mümkün değil.

Çünkü daha dünden itibaren iktidara yakın iki yazar bu savunma surlarını delen iki yazı yazdı.

Haber Türk’te Nagehan Alçı, Star gazetesinde Ersoy Dede, bunların hiçbirinin bir kadına şiddet uygulamak için gerekçe ve bahane olamayacağını açıkça yazdılar.

FETÖ’NÜN İLK ŞEHİDİ KİMDİR

VAN Yüzüncü Yıl Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı’nın ağabeyi dün haykırıyordu:

“Kardeşim FETÖ’nün ilk şehit ettiği kişidir...”

Çok haklı...

FETÖ örgütünün 15 Temmuz darbesinin ilk adımının savcı Ferhat Sarıkaya eliyle uygulanan iki iddianame ile atıldığı artık kesinlikle ortaya çıktı.

O günleri hatırlayın.

Hakkındaki yolsuzluk iftirasını içine sindiremeyen Enver Arpalı cezaevinde intihar etti.

Kalp hastası olan rektör Yücel Aşkın cezaevinden alınıp hastaneye yatırıldığında bu savcı penceresine demir parmaklık ördürdü.

Daha sonraki yıllarda ikinci ve üçüncü dalgası gelen FETÖ darbesinde Yarbay Ali Tatar intihar etti. Örgütün kasası iftirası atılan Kuddusi Okkır cezaevinde resmen ölüme terk edildi.

Acılı ağabey haklıdır...

Bu insanlar 15 Temmuz darbesinin ilk şehitleridir.

BEYAZ SARAY’A GİDEN BİR SANATÇI ORADA NE ÇALAR

ÖNCEKİ akşam Netflix’te Amerikalı şarkıcı Johnny Cash’le ilgili çok güzel bir belgesel izledim. Johnny Cash Vietnam Savaşı sırasında Nixon politikalarını destekleyen bir şarkıcı. Amerikan bayrağından, savaşan askerlerden söz eden biri.

Nixon tarafından Beyaz Saray’da şarkı söylemeye davet edilir. Kabul eder ama Nixon’un istediği şarkıyı söylemez.

Onun yerine savaşları sorgulayan bir şarkı söyler.

Ne var ki bu davetten 2 hafta sonra Nixon savaşı Kamboçya’da yayma kararı alınca aldatıldığı hissine kapılır ve Bob Dylan’ın esfsaneleşmiş isyan şarkısı olan “Blowin’ in the Wind”i söyler.

Çok güzel bir belgeseldi.

Sanatçılar şu veya bu siyasi eğilimi destekleyebilir.

Ama bu çerçeve içinde de insani bir duruş mümkündür.

 

X