"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

O kayıtlar kaç kişinin elinde

GEÇEN gün “Tahşiye” soruşturmasında tanık olarak ifade vermek üzere Çağlayan Adliyesi’nden savcının odasına girdiğimde bir şey dikkatimi çekti.

Masanın üzeri, raflar, yerler mavi klasörlerle doluydu.
Bütün bunlar Selam Tevhid soruşturması ile ilgili dosyalarmış.

***

18 klasör dinleme tapesi varmış.
Binlerce kişi dinlenmiş ve davayla ilgisi olan olmayan her şey tapeler halinde tutulmuş.
Benim için şaşırtıcı değildi...
Hayatım her 5 ayda bir mağdur olarak dinleme soruşturmalarına ifadeye gitmekle geçtiği için şaşırmadım.
Ancak bu defa çok şaşırtıcı bir şey öğrendim.

***

“Paralelci” dedikleri eski ekip giderken bazı programları silmiş.
Bu da normal.
Ama vahim olan şu.
Sildikleri program yüzünden bu telefon tapelerini kaç kişinin kopyaladığını çıkaramıyorlarmış. Bu bilgi doğruysa, şu an sayısını bilmediğimiz bazı insanlar, ellerinde Türkiye’nin gündemini değiştirecek bazı ses kayıtlarına sahip.
Bunların ne zaman ve kimin için tedavüle sokulacağı meçhul.
Anlayacağınız bu ülkede herkes bir gün meçhul bir istikametten gelebilecek her tür saldırıya karşı korumasız durumda.
Tabii aynı dosyalar savcıların elinde de duruyor ve içinde bulunan soruşturmalarla ilgisi olmayan mahrem konuşmalar da hâlâ saklanıyor.
Peki bu savcılar onları neden imha etmiyor...
Onun da mantıklı cevabı var.
Çünkü şu an için onlar birer suç delili...
Karanlık dinleme faaliyetlerinden herkes nasibini alıyor.
Ne yazık ki buna karşı hâlâ ortak bir tavır ve mücadele biçimi geliştiremiyoruz.
Bakalım önümüzdeki nehirlerden daha kaçımızın itibarsızlaştırılmış şahsiyetleri geçecek...


Arkadaş sen onu değil o adam seni kullanıyor

ADAMIN biri iktidar yanlısı televizyonda canlı yayında konuşuyor.
Yıllardır Avrupa’da, demokrasinin merkezinde oturuyor.
Babası, Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük yazarlardan, aydınlardan biri...
Büyük bir Cumhuriyet aydını...

***

Gel gör ki, ne babanın ahlakından, dürüstlüğünden, ne Avrupa’nın medeniyetinden, demokrasisinden, ne de bir Müslüman’ın vicdanından zerre kadar nasibini almış... Adam durmadan sallıyor...
Güya, Almanya Cumhurbaşkanı Weizsacker, Aydın Doğan’ı çağırmış, “At şu adamını işten, yoksa gazeteni kapatırız burada” demiş.
O “Şak” demiş, Aydın Bey de “Tak” diye yerine getirmiş.

***

Ben olsam takmam, güler geçerim.
Aydın Bey, adamı insan yerine koyup cevap vermek istiyor.
“Neresini düzelteceksiniz bu pespayeliğin Aydın Bey” diye itiraz ediyorum.
BİR: Şu cümleyi mi...
“Almanya Cumhurbaşkanı Weizsacker, Hürriyet gazetesinin sahibi Aydın Doğan’ı çağırmış”.
Weizsacker
Almanya Cumhurbaşkanı’yken, Aydın Doğan Hürriyet Almanya’nın sahibi değil.
İKİ: Şu cümleyi mi...
“Aydın Doğan Almanya Cumhurbaşkanı ile görüştü.”
Aydın Doğan bir Almanya Cumhurbaşkanı ile görüştü ama görüştüğü kişi Weizsaecker değil Rau’ydu...
ÜÇ: Şu cümleyi mi...
“Almanya Cumhurbaşkanı, Aydın Doğan’dan yöneticisini işten atmasını istedi...”
Yahu o görüşmede ben de vardım.
Ama adamın dediği şey tek kelime bile açılmadı. İki cümlelik iftirada 4 yalan... Şimdi neresini düzelteceksiniz bu iftiranın.
Bir adam düşünün ki, yıllardır Almanya’da yaşıyor...
Politika yapıyor.
Kapısını çalmadığı, kapısından kovulmadığı yer kalmamış.
Ya, Almanya Cumhurbaşkanı’nın kim olduğunu bilmeyecek kadar da cahil ve hafıza yoksunu...
Ya da onu bile tahrif edecek kadar gözü dönmüş.

***

Belli ki gözünü bir yerlere yamanma, yaranma ihtirası karartmış...
Belli ki bir yerlere mesaj verip, bu iftira nehri üzerinde kendine ikbal köprüleri inşa etmek istiyor.
Besbelli ki gözleri “Orada pişer bize de düşer” hayali ile kamaşmış...

***

Aydın Bey adam yerine koydu, cevap verdi...
Ben koymam...
Dilimin ucuna gelmiş iki-üç kelime varsa eğer, onu da bu iftiraları ekranlarına, gazetelerine taşıyanlara sarf etmeyi tercih ederim. Demek isterdim ki: Arkadaş bak sana bir şey söyleyeyim.
Bu adamdan sana hayır gelmez.
Bu ülke işte böyle adamların iftiraları, karanlık niyetleri, gizli-açık tanıklıklarıyla, imzalı-imzasız ihbarlarıyla tarihinin en büyük insanlık dramlarına sahne oldu.
Yarbay Ali Tatar’lar, cenazesini kaldıracak parası bile olmayan Kuddusi Okkır’lar, işte böyle menfaat ve ikbal taşeronları yüzünden bu dünyaya küstürüldüler.
Uymayın bunlara... Medet ummayın bunlardan...

***

Bil ki bugün bize bu kötülüğü yapan, bu iftirayı atan kötü niyet, dün başkalarına da atmıştı... Yarın sana da atacaktır...
Bugün sen onu bize karşı kullandığını sanıyorsun...
Yanlış...
Bugün o seni kullanıyor.
Yarın da başkalarını sana karşı kullanacak. Hiç şüphen olmasın...


O kayıtlar kaç kişinin elinde

En uzun gecede en günahkâr şehirden gelen gürültüler

21 Aralık’ı 22’ye bağlayan gece...
Yani en uzun, en karanlık gece...
O uzun geceye en uygun filmi dördüncü defa seyrediyorum.
Frank Miller’ın harika çizgi romanı Sin City (Günah Şehri) filminin birincisi. Yanımda küçük bir not defteri, en hastası olduğum karakter Marv’ın, sevgilisini öldüren tetikçiyi döverken söylediği sözü kaydediyorum:
MARV PRENSİBİ 1: “Tetikçileri çok severim. Çünkü onlara ne yaparsanız yapın kendinizi kötü hissetmezsiniz...”
Biraz sonra sıra filmin en kötü karakterine geliyor.
O, şehrin en güçlü, en muktedir kişisi. Senatör Roark...
İktidarının sırrını açıklıyor:
ROARK PRENSİBİ 1: “Güç silahtan gelmez. Güç, yalandan gelir. Yalan söylemekten gelir.”
En karanlık gecede, en günahkâr şehirden gelen iki ses...

X